Raskolnikov: Neden yasa koyucular kan dökünce suçlu olmuyor da ben suçlu oluyorum?

Sessizin Payı“Kopuş stratejisi” Fransız ceza avukatı Jacques Verges’in yargılayanların adaletini sorguladığı savunma stratejisine verdiği addı. Savunma bir başka meşruiyet adına adalet makamını suçluyor, yalnızca adalet makamını değil, onun temsil ettiği bütün bir toplumsal dü­zeni karşısına alıyordu. Sanığın suçunu inkar ettiği ya da bu suçu hangi olağanüstü koşullarda işlediğini öne çıkarıp mahkemeyle diyaloğa girdiği “uyum davaları”nın tersine, adalet sisteminin siyasal eleştirisine dayalı sert bir itiraz içeriyordu kopuş davaları. Verges bu stratejiyi ilk kez 1957’de, Fransız devletine karşı bağımsızlık savaşı veren Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) militanlarının davasında uygulamıştı. Davanın parçası olmayı reddediyor, yargıçlardan af beklemek ya da onlarla uzlaşmak yerine kamuoyunu harekete ge­çirmeye çalışıyordu.

Büyük kopuş davaları beklenebileceği gibi siyasi davalardır. Ama Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı bazen adi suçun da bir kopuş noktasına dayanabileceğini gösterir. Aslında Raskolnikov’un yargı­ lanması romanda önemli bir yer tutmaz. Raskolnikov olayları bulandırmadan, en küçük ayrıntıyı bile atlamadan ifadesini verir. Üstelik başlangıçta bir “uyum davası”nı andırıyordur dava. Neden cinayet işlediği sorulduğunda, içinde bulunduğu olağanüstü kötü koşullardan, tabutu andıran berbat odasından, sefalet ve çaresizliğinden söz eder Raskolnikov. Ağzına iki gün boyunca hiçbir şey koymamış, yoksulluk onu koyu bir nefrete sürüklemiştir. Alyona İvanova’nın evinde bulmayı umduğu para mesleğine başlarken kendisine gereken maddi desteği sağlayacak, kız kardeşini parası için sevmediği bir adamla evlenmekten kurtarabilecektir.

Yine de Suç ve Ceza okuru, davayı bir “kopuş davası”na dönüş­ türecek temel sorunun Raskolnikov’un bilincinde çoktan soruldu­ğunun farkındadır: Neden Napoleon cana kıyınca suçlu olmuyor da ben suçlu oluyorum? Neden yasa koyucular kan dökünce yargılanmıyor da ben yargılanıyorum? Neden toplumsal-dinsel yasaları koyanlar, atalarından devraldıkları yasaları ihlal etmelerine rağmen baş tacı ediliyor da ben hapsi boyluyorum? Tamam, kan döktüm; bunda günlerdir çektiğim açlığın payı var, ama esas neden o değil. Kendime bir yasa koyucu kadar güçlü olduğumu göstermek istedim. Sıradan insanın yasayı ihlal etme hakkı yoktur, ama yasa koyucu yasayı pekal3. ihlal edebilir. İnsanların kutsal saydığı şeyi kim yıkmaya cüret ederse yasa koyucu o olur. Napoleon kimseye yararı olmayan yaşlı bir kadını öldürmesi gerekseydi bir an bile tereddüt etmezdi.

İşte ben bir yasa koyucu kadar katı, bir yasa koyucu kadar kayıtsız olabileceğimi kendime göstermek için, ancak öyle olursam başkalarının efendisi olacağımı düşündüğüm için kan döktüm. “Bütün insanların döktüğü kanı, hep dökülmüş olan kanı, dünyada okyanuslar kadar, şampanya gibi akan kanı döktüm ve o kanı dökenler Capitol’de taçlandırılıp insanlığın kurtarıcısı ilan edildiler.” Onlar kurtarıcı ilan ediliyorsa ben niye yargılanıyorum? “Kuşkusuz suç işledim, yasayı ihlal ettim. Tamam, beni idam edin, bu iş burada bitsin. Ama madem öyle, insanlık kurtarıcılarını da idam edin.” Eğer yasa dediğiniz buysa, diyordur Raskolnikov, evet ben suçluyum; ama bir zahmet siz de sorun kendinize: Neden yasa koyucular kan dökünce suçlu olmuyor da ben suçlu oluyorum? “Niçin bir kenti kuşatıp halkını topa tutmak daha saygın bir biçim sayılıyor, işte bunu bir türlü anlayamıyorum.”

Suç ve Ceza’dan dört yıl sonra Savaş ve Barış’ta bu kez Tolstoy sorar: “Milyonlarca insanın yüce idealler uğruna düpedüz cinayet işlediği bir dünyada kim adaletten söz edebilir?” On dokuzuncu yüzyıl başında Avrupa’da savaş adı altında o kadar çok cinayet iş­lendi ki, diyordur Tolstoy, dünyanın bütün mahkemeleri çağlar boyunca çalışsalar bunca suçu bir araya toplayamazlar. Romanda Piyer Bezuhov şöyle sorar: “On altıncı Louis’yi suçlu saydıkları için
idam ettiler, bir yıl sonra gene bir şeyler ileri sürerek bu kez onu idam edenleri öldürdüler. O halde kötü olan nedir, iyi olan ne?” Romanda Çar Aleksandr’la Napoleon el sıkışınca soruyu bu kez Rostov sorar: “O halde o koparılmış eller, koparılmış ayaklar, öldürülen insanlar ne işe yaramıştır?”

Nurdan Gürbilek

YUKARIDAKİ BÖLÜM KİTAPTAN ALINMIŞTIR. DAHA FAZLA OKUMAK İÇİN KESİNLİKLE KİTABI OKUMANIZI ÖNERİYORUZ.

Kitabın Künyesi
Nurdan Gürbilek
Sessizin Payı
Yayınevi : Metis Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 152
Baskı Yılı: 2015

Kavramlara edebiyatın içinden bakan denemelerden oluşuyor Sessizin Payı. “Adalet”i Dostoyevski’nin, “vicdan”ı Tolstoy’un, “merhamet”i Orhan Kemal’in, “utanç”ı J. M. Coetzee’nin, son yılların vazgeçilmez “kutuplaşma”sını Peyami Safa’nın penceresinden okuyan denemeler. Edebiyat yapıtlarıyla “dışarısı” arasında sert geçişlerle ilerleyen, kitap sayfalarıyla şehrin sokakları, duruşma salonları, tarihin yıkıntıları arasında gidip gelen yazılar.

İki sorunun cevabını arıyor Gürbilek. Birincisi: Sessizin – henüz konuşmayanın, konuşma imkânı olmayanın, artık konuşamayacak olanın- el konulmuş payını geri alabilir mi yazı? İkincisi: Yazarlar konuşamayanlar adına da konuştuklarına inanmak ister. Ama yazının da bir sessizi vardır. Sessizin payına bu kez kendisi el koymadan var olabilir mi yazı?
(Tanıtım Bülteninden)

İçindekiler
Giriş: Manzara ve Patikalar 11
Suç ve Ceza Raskolnikov, Klaus Barbie, Kenan Evren 19
Yanlış Hayat Tolstoy’un Vicdanı 45
Yoksulluk Lekesi Orhan Kemal’in Çocukları 61
Fatih-Harbiye, Son Durak – Büyük Yarılma 83
Orpheus Çıkmazı Yazı Neyi Kurtarır? 107

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro