Rıfat Ilgaz’ın Nazım Hikmet’in şiiriyle tanışması

Rıfat Ilgaz– Nâzım Hikmetle ya da onun şiiriyle ne zaman, nerede, nasıl tanıştınız?

– Nâzım Hikmet’in 835 Satır’ı 1929’larda gelmişti Kastamonu’ya. Gayret Kitabevi’nden almış okumuştum, hem de sınıfta, şiire meraklı arkadaşlarımla… Kimseden kuşkulu bir uyarı duymamıştım. Birkaç yıl sonra da Nâzım’ın Kafatası adlı oyunu İstanbul’da oynanmıştı. Onun solcu olması, yapıtlarının hemen yasaklanmasını gerektirmiyordu. Gazi Enstitüsünde okurken yazı dersi için blok yapmam gerekince, aklıma Nâzım Hikmet’in Gece Gelen Telgrafı gelmişti. Önce kâğıdın üstüne serpme olarak telgraf tellerini fincanlarıyla birlikte çizmiştim… Sonra da tellerin arasına şu dizeleri ustaca yerleştirmiştim: “Gece Gelen Telgraf, dört heceden ibaretti/Vefat etti.”

Resim-iş öğretmeni İsmail Hakkı Uludağ, yazıyla resmin olumlu bir uyumu olarak göstermişti arkadaşlarıma. Şiirin altına şairin adının da oluşu yapıtımı gözden düşürmemişti. Yıllardan sonra öğretmenim okul müdürü Haşan Ali Yücel’le birlikle Maarif Bakanlığı’na taşınmıştı. Uludağ özel kalem müdürüydü. Sıkı yönetim, şairliğimden suçlayıp içeri attığı halde, bakanlık okula gidemediğim için beni istifa elmiş saymakla yetindi. Suçlamaya kalkışma­dı. Belki de Ankara’da Türkçülük-Turancılık yelleri esmeseydi kimse de suçlamaya kalkışmayacaktı. Öğretmenlikten atılsam bile verdikleri diploma çok işime yaramıştı. Basın yasasına göre sanat-edebiyat dergilerine sorumlu müdür olmak için yüksek okul diploması gerekiyordu. O yıllarda Yürüyüş dergisinin sorumlu müdürlüğünü ancak bu diploma sayesinde üstlenebilmiştim. Bu diploma olmasaydı Nâzım Hikmet’in Bursa Hapishanesi’nden el altından gönderdiği şiirleri, İbrahim Sabri adıyla nasıl yayınlayabilirdim? T.C. Hükümeti haysiyet kırıcı bir maddeden çok sevdiğim Türkçe-edebiyat öğretmenliğinden uzaklaştırmıştı beni, ama çıkardığı basın yasalarına göre beni onurlandırmış, benim basın şeref kartımı onaylamakta bir sakınca görmemişti…

– Peki, ya sonra?
– Nâzım’ın gözden düşürülmesi için şiirlerinin suçlanmasının yeterli olmayacağını düşünenler ona çok daha ağırlarını yükleyeceklerdi:
Orduyu kızıllaştırmak, Yavuz Zırhlı’sını Rus’lara kaçırmak gibi… En kısa zamanda uygulamaya geçildi, böylece de kitapları vitrinlerden kalkmış oldu. Uzun süre bu kitaplar, yeni kuşaklar durmadan suçlanırken suç karnesi olmaktan kurtulamadı. Biz toplumcu-gerçekçi şairler Nâzım gibi şiirler yazmamak için direniyorsak onun şiirimize getirdiği içerikten değil, biçimden, ses uyumundan, yapısallıktan ötürüdür. Yeni toplumcu kuşaklar Nâzım’ın etkisinden sıyrılıp yepyeni taptaze seslerle seslerle biçimlerle, hatta biçemlerle durmadan oluşmakta, gelişmektedir. Toplumcu-gerçekçi şiirin amacı yapay sesler, tempolar aramak değil, çağının, uygarlığın, geniş anlamda demokrasinin gereklerini yerine getirmek, ona insanca katkılarda bulunmaktır. Eğer şiirin bireyselliği söz konusuysa ileri topluma yakışır bireylerin şiirini yaratmaktır çağının sanatçısına yakışan. Birinci Yeniler, İkinci Yeniler, varsa üçüncüler, kendileri de evrenselleşmenin yolunu tutacaklardır ister istemez…

Asım Bezirci
Rıfat Ilgaz – Yaşamı, sanatı
Çınar Yayınları

Yorum yapın