Şarkısı Unutulmayacak “Zirve” Romanlar – Berivan Kaya

İnci Aral’ın son romanı Şarkını Söylediğin Zaman’la ilgili kitabın arkasında, yayınevi tarafından yazılan sunuş yazısının son cümlesi ilginç. Cümle şöyle:
‘İnci Aral, Şarkını Söylediğin Zaman’la Türk romanını zirveye taşıyor. Okuyucunun aklından yıllarca çıkmayacak bir ezgi dinletiyor.’
Şarkını Söylediğin Zaman birbirine zaman geçişleri olan farklı hikâyeler üzerine kurgulanıyor. Günümüzde geçen ilk hikâye, roman kahramanları Ayşe ve Cihan?ın ilk görüşte aşkları üzerinden ilerliyor. Ortak bir dostlarının yemek davetinde tanışan Cihan ve Ayşe birbirlerinden aniden etkileniyor ve âşık oluyorlar.
Cihan üniversite eğitiminden sonra 1980 darbesinin hemen ardından yurtdışına çıkıyor; öğrenimine orada devam ediyor; akademisyenliği seçerek yurtdışına yerleşiyor. Yıllar sonra, ellili yaşlarda, tanınmış bir ekonomi profesörü olarak yurda dönüyor.
Ayşe ise eski bir televizyon programcısıdır; siyasi kadrolaşmalardan canı yanınca üniversiteye geçmiş, iletişim alanında tez hazırlamaktadır. Otuzunda, yalnız yaşayan, sevgilisinden henüz ayrılmış Ayşe, bu davette Cihan?dan o denli etkilenir ki karşılaşmalarının hemen ertesi günü ona cep telefonundan mesaj çekerek aşkını ilan eder. Cihan da bu aşka aynı heyecanla karşılık verir.
Romanda gerçeklik olgusu yazarın zihninden, bilincinden süzülerek, belli bir bakış açısıyla gelir önümüze. Anlatıda gerçekliğin durduğu yerin, şeklinin ne olduğu; nesnel ölçütleri kadar yazarın durup baktığı yer ve algı biçimi de önem kazanır.
Romanın başkahramanlarından Cihan, seksen öncesinin yükselen devrimci mücadele atmosferine tanıklık etmiş; örgütlü mücadelenin dışında kalmayı yeğlemiş fakat kendini sol düşünceye yakın hissetmiş biridir; seksen sonrası dönemde ise liberal sol fikirleri benimsemiştir. Cihan, yurtdışında bulunduğu ilk yıllarda birlikte olduğu, kendisinden hayli büyük olan İngiliz sevgilinin sol liberal fikirlerinden çok yararlandığını, bugünkü Cihan oluşunda onun payının yadsınamaz olduğunu düşünüyor. İnci Aral bu sol liberal düşünceye roman boyunca öylesine sadık kalıyor ki ilerleyen sayfalarda romanın izleğine oturttuğu aşk kavramını bu bakış açısından popülizme heba ediyor. Cihan ve Ayşe ilişkisi üzerinden ilk görüşte aşkın olabilirliliğini gösterirken aşkın hak etmeden sevilmek olduğu parlak fikrine ulaşıyor. Cihan kendisine aşk ilanı yapan Ayşe için şöyle düşünüyor:
?Şimdi bu genç kadın ona aşkını bildiriyor, yaşamın dar çemberi dışına çıkartmak, seçilmiş olduğu duygusuyla gönendirip parıldatmak ve bir aşığa dönüştürmek istiyordu. Peki ama bu onuru hak edecek ne yapmıştı ki? Hiç. Evet ama aşk, hak etmeden sevilmekti zaten. Hak edilmemiş bir armağandı.? Sf:65(Şarkını Söylediğin Zaman, Kırmızı Kedi yayınları)
Sevginin emek olduğunu; ancak karşılıklı harcanan emeğin sevgiye dair bir hak edişi sağladığını bizlere kavratmış olan Cengiz Aytmatov?un toplumcu romanlarından; emek vermeden, hak etmeden sevmenin-sevilmenin aşk olduğunu; güzellik, zekâ, kariyer gibi burjuva değer ölçütlerinin aşkları doğurduğunu savunan romanlara gerilemeye elbette ki şaşmamak gerek. Günümüzde tüm insani değerler hızlı bir tüketim nesnesiyken aşk hiç bunun dışında ve özgür kalabilir mi? İnsana, topluma dair tüm kavramların içini boşaltan liberal burjuva anlayıştan sol adına medet uman, sol liberal yaftasını üzerine uygun bulan bu tür romanlar insanın ve toplumun özünde yer bulabilecekler mi?
Bu romanda öne çıkan unsurlardan birisi de roman izleğinin belirli bir fikir eksenine oturmayışı, belli ölçüde dağınıklık yaşayarak eklektik bir yapıya dönüşmesidir.
Örneğin okuyucu romanın başında aralarında yirmi yıl yaş farkı olan Cihan ve Ayşe?nin aniden ortaya çıkan aşkına odaklanıp nasıl gelişeceğini merak ederken yazar kahramanların geçmişteki iş, aşk, aile gibi yaşam kesitlerine yüzeysel değinmekle yetinip bir manevra yaparak tamamen farklı anlatılara yöneliyor. Bu anlatılar, Cihan?ın gençlik yıllarında yaşadığı tek taraflı buruk aşkı ve Cihan?ın âşık olduğu Deniz?in yaşamının son yıllarını içeren anılardan oluşuyor
Romanın ana kahramanı Cihan gençlik döneminde Deniz?e âşık olmuş fakat karşılık bulamamıştır. Tek taraflı bu aşk Cihan?ın ruhunda büyük acılar ve kırıklıklar bırakmıştır. Aşkın yaşandığı zamanın toplumsal, siyasi arka fonunda 12 Eylül dönemi vardır. Yetmişli yılların sonudur; Deniz, radikal sol çizgideki örgütlü bir yapı içinde devrimci mücadele vermektedir. Cihan?ı; her şeyini paylaştığı, özel boyutta sevgi beslediği bir arkadaş olarak görmekle beraber ona karşı aşk, tutku beslememektedir. Bir süre sonra da üniversitede öne çıkan devrimci bir lidere âşık olur; geleneksel kadın rolüne karşı çıktığı halde evlenir ve üstüne üstlük bir de çocuk yapar.
Deniz ruhsal bunalım içinde yazdığı anılarında, devrimci mücadele yıllarının, 12 Eylül 1980 darbesi ve yenilgi döneminin yaşamı üzerindeki etkilerini; bu yelpaze üzerinde gelişen umutlarını, hayallerini, aşklarını, düş kırıklıklarını, pişmanlıklarını anlatır.
Kuşkusuz romanın gerekliliği ve başarısı okuyucuyu baştan sona bir fikre; gerçekliğe ulaştırmasındadır. Üslubun, dil zenginliğinin, anlatım yetkinliğinin, imgesel dengenin, estetik yapının; tüm bu biçim unsurlarının bir romanda olması gerekliliği yanında, bu biçimi örerken yeni bir gerçeğin; ilerlemeci bir çelişkinin; protestocu bir çatışkının; yaşama katkı sunan insana dönük bir düşüncenin var olması gerekliliği gerçekçi romanın var oluş nedenlerinden biridir ve en önemlisidir.
Şarkını Söylediğin Zaman romanı bu düşünsel öz ekseninde; yaşamın, toplumun, insanın gerçekliğinin yakalanmasında, ortaya konmasında yeni hiçbir şey söyleyemiyor; derinlikten uzak, yavan bir anlatıya düşüyor; yaşanan olguların suretini yansıtmaktan öteye gidemiyor.
Şimdi bir değerlendirelim. Bu roman ne anlatmaktadır?
Aralarında yirmi yıl yaş farkı olan Ayşe ve Cihan?ın ilk görüşte aşkını mı?
Cihan?ın gençlik yıllarında yaşadığı; karşılıksız, hüzünlü aşkını mı?
12 Eylül döneminin devrimci Deniz üzerinde yarattığı yıkımı mı?
Bu anlatılara ne yazık ki bütünsel olarak bakamıyoruz çünkü roman son derece eklektik kurgulanmıştır; eklektizm aradaki diyalektik bağıntıyı ve bütünsel fikir çıkarsamasını doğası gereği reddeder. Romandaki eklektizm sorunu; anlatılan konuların, zamanın ve mekânın farklılığında değil; bunların bir araya getirilişindeki iğretilik ve anlamsızlıktır; baştan sona geliştirilen, hissettirilen, açığa çıkartılan bir özün, fikrin olmayışındadır. Aslında romanın sonlarına doğru bu anlatılar arasında şöyle bir ilişki kurulmuştur; Aniden aşk ilişkisinin taraflarından Ayşe meğer Cihan?ın buruk gençlik aşkı olan Deniz?in kızıymış. Cihan Ayşe ile o dört yaşındayken tanışıyormuş, o da Ayşe?nin Cihan abisiymiş.
İşin aslını annesinin yazdığı anı defterini okuyarak öğrenen Ayşe bu aşkla ilgili bakın nasıl arabesk kokan, absürt bir düşünce ortaya koyuyor:
??Gözleri doldu. Daha o zamandan sevmişti onu. Bu aşk yeni değildi. Yıllar önce, henüz dört yaşındayken başlamıştı. Cihan?ı görür görmez, o gece daha o kapıdan girerken kendisine çeken, zamanı aşan bu unutulmuş, ama izi, gölgesi bellekte kalmış aşktı…? Sf:214
??Garip bir çekimle, bilmeden sevmişlerdi birbirlerini. Hep sözünü ettikleri o gizemli tanışıklık duygusunu aşka mal ederek…? Sf:215
Ve Ayşe hemen ardından Cihan?a yazdığı mektupta şöyle diyor:
?Karşılaşmamız rastlantıydı ama birbirimizi yeniden sevmiş olmamızı yazgıya değil, küçük bir kızın bitmemiş aşkına ve sevmeyi bilen şefkatli genç bir adamın sezgilerine bağlıyorum. Başkalarına, garip ya da sıradan bir hikayenin kahramanları olarak görünebiliriz ama bizimkisi asla ölü bir aşkın tıpkıbasımı olmayacak.? Sf:221
İnsanın; gençlik aşkının kızına yıllar sonra rastlantısal olarak âşık olması toplumda ilginç karşılanacak bir durumdur ancak roman yazmak için gereklilik oluşturacak bir unsur değildir; hatta tek başına bir sıradanlık da taşır. İnci Aral bunu bildiğinden olsa gerek yukarıdaki alıntıda kahramanının ağzından bu uyarıyı yapıyor ve diyor ki:
?Başkalarına, garip ya da sıradan bir hikâyenin kahramanları olarak görünebiliriz ama bizimkisi asla ölü bir aşkın tıpkıbasımı olmayacak.?
Ne yazık ki bu uyarı romanı kurtaramıyor çünkü romanda konular değil; irdelenen, sorgulanan gerçeklikler ve bunlarla bağlı olarak ortaya konan anlamlar önem kazanırlar; oysa yazar salt ilginçlikten yola çıktığı için Ayşe ve Cihan arasındaki rastlantı arabesk ve sıradan bir iletinin ötesine geçemiyor.
Bir romanın içeriğindeki başarı, toplumdaki ilginçliklerin kaleme alınmasından çok, sıradanlığın arkasındaki, sistemin üzerini örttüğü ?sıradışı veya ilginç? gerçekliğin yakalanıp açığa çıkartılması ve yazıya aktarılma becerisidir.
Aral?ın bütünsel düşünce yanı olmayan, ilginçlik ölçütüyle kurgulanmış romanında, Cihan ve Deniz?in tek taraflı aşk öyküsü ve Deniz?in 12 Eylül dönemini kapsayan acılı yaşam öyküsü havada kalıyor; hedef konuyla düşünsel düzeyde bütünleşemiyor; okuyucuya romanın bir bütün olarak iletisini algılatamıyor ve iki ayrı romanmış gibi düşündürtüyor.
Bu kitabın zirveye oturtulması Türk edebiyatı açısından gerçekten bir kara mizah örneği; oysaki zirve bir yana, bu romanla Aral, kendi romancılığının bile oldukça gerisine düşüyor.

Berivan Kaya
Not: Bu yazı Berfin Bahar Dergisi?nin Haziran sayısında yayınlanmıştır.

Kitabın Künyesi
Şarkını Söylediğin Zaman,
İnci Aral,
Kırmızı Kedi Yayınevi / Roman Dizisi
Kapak Tasarımı : Melis Rozental
Grafiker : Samet Zorer
Editör : İlknur Özdemir
İstanbul, 2011, 1. Basım
232 sayfa

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Bugünden Yarına : Şike – Osman Bulugil

Futbol dünyasında patlak veren şike iddiası her an yeni bilgilerle kafa karıştırmaya devam ediyor. Aynı zamanda süreci Fenerbahçe?nin küme düşüp/düşmeyeceği üzerinden...

Kapat