Şiddet ve Şöhret Yarışı

Şöhret yarışı her yere yayılmış olduğuna göre, Copeland’ın bombalama güdüsünün bir parçasını ün kazanma yönünde bir girişim olarak çözümlemek uygun olabilir. Kazanılmış şöhretin normal modeli, kamunun beğenisi ile tanınma ve aidiyet bağlarının ayinleştirilmesini içerir. Eğer “önemli kişi olma” arzusu “normal” yollarla gerçekleştirilmezse, kimi bireyler kötü şöhret yoluyla ünlü olmak için şiddet kullanma yönünde zorlayıcı bir eğilime sahip olacaklardır. Şiddet kullanmak, bireyin, sıradışı niteliklerini tanımadığı gerekçesiyle toplumdan intikam alma eylemi olarak yorumlanabilir.

Unutulmamalıdır ki demokratik kültür bizi, herkesin önemli ve herkesin özel olduğunu düşünmeye teşvik eder. Hayatın gidişatı içinde bu beklentiler karşılanmadığında, birey güçlü hayal kırıklığı, reddedilme ve geçersiz kılınma duyguları yaşayabilir. Bu duygular topluma ya da toplumun “sernavi” bir temsilcisine, yani bir şöhrete aktarılabilir. Bu nedenle, “anlamsız, dikkat çekici suç” denen şeyin ve pusuculuğun nedenleri araştırılırken şöhret yarışı belki de bir etken olabilir. Söylemeye gerek yok ki terörizm, adam öldürme ve seri cinayet olayları, şöhret yarışında kamunun beğenisini kazanamamaktan duyulan düş kırıklığının yansıması olarak yorumlanamaz. Her bir örnekte, bu gibi eylemlerin ardındaki nedenlerin ampirik olarak araştırılması gerekir. Bu araştırma, şiddet içeren davranışların, değişmez surette, aile, cinsellik, politika, iş yaşamı ve toplumsal yaşamın öteki ilgili kurumlarını içine alan psikolojik
etkenlerin birbirleriyle karmaşık bir etkileşiminin sonucu olduğunu gösterir. Benim buradaki savım, şöhret yarışının, şiddet içeren kimi davranış biçimlerine yol açan bir etken olması nedeniyle toplumsal yaşamdaki bir kurum olarak kabul edilmesi gerektiğidir. Copeland’ın bombalama eylemleri yalnızca bir beğeni arayışı olarak kabul
edilemez, çünkü bu olaylar onun hem kamu hem de basın tarafından bir şeytana dönüştürülmesine yol açmıştır. Öte yandan, Copeland’ın gazetelerde yayımlanmış anlatımları ışığında, davranışlarını bir tanınma arayışı olarak, özel ve sıradışı olarak kabul edilmek için bir strateji olarak yorumlamak akla yatkın olur. Modern toplumun dinamiği, hepimizin şöhret yarışına bir ölçüde katıldığı anlamına gelir. Şöhret statüsüyle ilişkilendirdiğimiz kamusal beğeninin ve kamu tarafından tanınmanın, ancak bir azınlığın elde edebilece­ği özellikler olduğu zaten bellidir. Çoğunluğun ise reddedilme ve geçersiz kılınma duygularının sıkıntısı çekiyorsa bile, bu duyguları toplumsal düzene tehdit oluşturmayan bir tarzda içselleştirdiği de bellidir. Bu bölümde incelemek istediğim önerme, kimi bireylerin reddedilme ve geçersiz kılınma duygularını toplumsal tanınmanın ve aidiyetin temsilcileri sayılan şöhretlere aklardıkları ya da bu duyguları dışsallaştırarak, özel niteliklerini fark edemediği için genel olarak topluma yansıttıklarıdır.
Freud, yaratıcı sanatçıları güdüleyen başlıca etkenin ün, zenginlik ve cinsel doyum elde etme arzusu olduğunu iddia ediyordu. Genel olarak söylersek, şöhretler sıradan insanlardan daha zengindirler, çekici eşlerle cinsel ilişki kurmak için daha çok fırsata sahiptirler, yasaların müdahalesinden kaçıp kurtulmak bakımından daha fazla güce sahiptirler ve en önemlisi toplum içinde daha kolay hareket ederler. Elbette bu, kamunun algılayışıdır ve şöhret statüsüne bu kadar gıpta edilmesinde ve onunla ilgili hayaller kurulmasındaki tek sebeptir. Şöhret olma arzusu, bir ölçüde, toplumsal uzlaşımın çürütülmesidir. Denebilir ki ihlal, şöhrete özgüdür, çünkü şöhret olmak uzlaşımsal, sıradan hayatın dışında yaşamak demektir.

Bütün muhasebecilerin söylediği gibi, acı yoksa kazanç da yoktur. Şöhretler, zenginliklerinin, politik ayrıcalıklarının ve cinsel olanaklarının ortasında, kuşkusuz, şöhret statüsünün getirdiği ağır sorumluluğu da düşünürler. Paparazzi tarafından izlenmek, imza avcıları tarafından sıkboğaz edilmek ve yabancılar tarafından hakarete uğramak, şöhretlerin ünleriyle ilişkili sık sık yineledikleri uzun yakınmaların başında gelir. Şöhretler aleminde eşler arası gerginlik, boşanma ve ailede geçimsizlik olayları ortalamadan daha yüksektir.
Aynı durum akıl hastalığı ve ölüm oranlarında da görülür. Yükselme, Georg Simmel’in bireyin “radyoaktivitesi” dediği şeyi açık­ça güçlendirir ve bunun yararları kadar kişisel bedelleri de vardır.
Ancak şöhret yarışında kazananlada kaybedenlerin oranına ve kazananların elde ettiği çok büyük maddi kazançlarla statüye bakıldığında, şöhret statüsünün nedenleri ve niçinleri belki de Britney Spears’i ya da Will Smith’i1 geceleri uykusuz bırakmaz. Ama onların hayatlanyla, çevrelerindeki zenginlikle, tadını çıkardıkları otomatik popülerlikle, önlerinde açılan kapılarla ilgili fanteziler, bir kısım hayranlannın uykularını kaçırır. Şöhrete duyulan açlık, geri kalanımızı sınırlayan sorumluluklardan ve kurallardan usanmışlığı yansıtır.

Kuşkusuz şöhret modern yaşamın büyük ölçüde arzulanan bir özelliğidir, ancak kazanılmış şöhret yoluyla bunu elde etme olanakları kısıtlıdır. Şöhretlerin kendilerinin şöhret statüsünün tanıdığı ihlal olanaklarını nasıl kullandıkları hakkında yorum yapmak konumuzla ilgisiz olmasa da, bunu şimdilik erteleyebiliriz. Öncelikli sorun, sıradan, gündelik kültürde şöhret statüsüne ulaşma arzusuyla ihlal arasındaki ilişkiyi incelemektir.

Şöhret
Chris Rojek
İngilizceden çevirenler: Semra Kunı Akbaş – Kürşad Kızıltuğ
Ayrıntı Yayınları

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla İnceleme, Medya
Savaş ve Barış Adlı Kitap İçin Birkaç Söz (1868) – Lev Tolstoy

Kapat