Bir karşılaşma: Montaigne ve Zweig

Edebiyat ve düşünce tarihinde kimi karşılaşmalar vardır, çok güçlü bir patlamadan farksızdır. Bu patlamanın sonucunda ortaya iki dev düşünce evreninden kaynaklanma, yepyeni ve çok şiddetli düşünce fırtınaları çıkar.

devamını okumak için tıklayınız

Trajedinin Başyapıtı: Marcel Proust – Bedriye Korkankorkmaz

Marcel ProustMarcel Proust’un hayatını sanat yapıtına dönüştürme azim ve kararlılığı yazara kendimi yakın hissetmemi sağlıyor. Yoksa ilgilendiği ve kabul görmek için girmediği kılık kalmayan sosyete dünyası ile yakından uzaktan bir ilişkim olmadığı gibi merakım da yok o dünyanın yaşam biçimine dair. Yazına olan sevgimizle kucaklaştık onunla. Onun kendisini yaşadıklarından ikinci kez doğurduğuna tanık oldum. Mücadele gücüne hayran kaldım.

devamını okumak için tıklayınız

Tarih, bizlere yalnızca vatansever vatandaşlar, geleceğin askerleri, iradeden yoksun toplum bireyleri olalım diye kaşık kaşık yedirilmişti

yarının_tarihi… bizler, özellikle Avrupa’da yaşayanlar, tarihi nasıl öğrendik? Açıkça söylemem gerekir ki, bunu ben çoktan unutmuştum. Ama yakınlarda bir taşınma sırasında, Avusturya’da gitmiş olduğum liseden kalma tarih kitabım elime geçti; bu arada, eski okul kitaplarımızı bir yana fırlatıp atmakla haksızlık ettiğimizi de belirtmeliyim, çünkü zamanımızın tasarımlarının ve bakış açılarının ne büyük bir hızla değiştiğini bize yıllar sonra en açık seçik gösterebilecek kaynaklar bu kitaplardır. Evet, o eski kitabın yeniden elime geçmesiyle, kuşağımızı yönlendirmiş olan tarihin nasıl bir tarih olduğunu görebilme fırsatı da doğmuştu. Okumaya başladığımda, gerçekten dehşete düştüm.

devamını okumak için tıklayınız

‘Övgü, soluk almanın kuralını bozar’ – Elias Canetti

saatin_gizli_yüreğiSaatin Gizli Yüreği, her ne kadar deneme başlığıyla bize sunulmuş olsa da, bir yönüyle aforizma, bir yönüyle günlük, bir yönüyle deneme çokça da notlar toplamıdır. Türleri, bile isteye ama herhangi bir türün sınırına sıkışmadan işletmiştir. Henüz kitap çapına ulaşmamış ham düşünce kökleri, edebiyata dönüşmemiş çiziktirmeler, okura kendisine açılma imkânı sunar. Büyük yazarları böylesi parçalardan bulmanın ayrı bir zevki var. Ayrıca, otobiyografik izler de taşırlar. Yıl yıl ayrılmış notlar. Konu, isimlendirme, başlık yok. Gittikçe konu konu açıldığı kadar döne dolana başa, ana konulara, temalara eğilmek gibi bir görüntüsü de var. Ülkemizin en yetkin çevirmenlerinden Ahmet Cemal’in imzası ise başka bir değer. Okumaya eğilmek, kitaba sarılmak, güvenle okumak ve yazarın bıraktığı izlerden daha geniş ve daha uzun izleklere yol almak bakımından, fırsat.

devamını okumak için tıklayınız

Ben yalnızca barışçı değil, bir barış savaşçısıyım – Albert Einstein

Albert EinsteinKatı ekonomi öğretilerinin ya da geleneklerinin kölesi olacak yerde dünyanın zenginliklerini hakça dağıtabilseydik, herkese yetecek kadar para, iş ve yiyecek olacaktı şu yeryüzünde. Ama özellikle bir şeye, düşünce ve çabalarımızın yapıcı çalışmalardan saptırılıp yeni bir savaşın hazırlığı uğruna kötüye kullanılmasına asla izin vermemeliyiz. Ben de o büyük Amerikalı’nın, Benjamin Franklin’in söylediğine katılıyorum. İyi bir savaş ve kötü bir barış, hiçbir zaman olmamıştır. “Ben yalnızca barışçı değil, bir barış savaşçısıyım.”

devamını okumak için tıklayınız

Deliliğin tarihi olarak roman: Elias Canetti – Körleşme

Gerçekliğe ulaşma ve bu yolda kullanılan bilimin, araç olmaktan çıkıp, amaç haline gelmesini temel konu edinen ‘Körleşme’, İkinci Dünya Savaşı ve sonrası gördüğümüz, bilimin ‘yok edici gücü’ de olabileceğini gösteren bir anıt-romandır. Elias Canetti’nin 1931’de yayımlanan eseri, yaklaşmakta olan Nazizmin alarm zili gibidir. Çeşitli yönlerden ve birçok disiplin açısından derin incelemelere konu olabilecek bir eser olan ‘Körleşme’de, Sinoloji Profesörü Peter Kien üzerinden incelediğimiz bilgi ve hakikate ulaşma arzusu yolunda, bizlere farklı uçlarda bulunan kişisel temsil özellikleri yüksek karakterler eşlik eder.

devamını okumak için tıklayınız

Oğuz Atay bir gün Ahmet Cemal’i arar ve…

“Eğer Oğuz Atay diye bir yazar olmasaydı ve çevirmen Ahmet Cemal günlerden bir gün onunla tanışmasaydı, Körleşme diye bir roman dilimize belki de çok daha geç bir tarihte ve bir başkası tarafından çevrilecekti.” İşte Körleşme’nin keşfinin hikâyesi…

devamını okumak için tıklayınız

“Dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.” Stefan Zweig

(…)
ve Hitler Viyana’ya girmezden bir gün önce, SS’ler tarafından tutuklandım.
(…)
Bir otelde kendine ait bir oda -aslında kulağa çok insanca geliyor, öyle değil mi? Ama inanın ki, bizim gibi ‘seçkinleri’ yirmişerli gruplar halinde buz gibi barakalara tıkacakları yerde epey iyi ısıtılmış, tek kişilik otel odalarına yerleştirmekle, bizler için yalnızca insani olmakla ilintisiz, fakat çok daha ustaca bir yöntem geliştirmiş oldular.

devamını okumak için tıklayınız

Erasmus ve Deliliğe Övgü ‘ye dair – Ahmet Cemal

Günümüzde, Rönesansla birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının yaratıcılarından ve en büyük temsilcilerinden biri olarak bilinen Rot-terdamlı Erasmus, 1465 yılında Hollanda’nın Rotterdam kentinde doğdu. Bugünkü ortaöğrenimi karşılayan bir öğrenim döneminin ardından Augustin tarikatına girerek rahip oldu. Ancak hiçbir zaman geleneksel anlamda bir rahip olarak etkinlik gösteremedi; kendim daha çok bilime adamak istediği gerekçesiyle, dini makamlardan “cüppe giymeme” iznini aldı. Paris Üniversitesi’ne devam etti. 1499’da ingiltere’ye gittiğinde, John Colet, Thomas Morus (More) gibi aydınlarla tanıştı ve bu dostluklarla ufku daha da genişledi.

devamını okumak için tıklayınız

?İnsan, artık gölgesi yoksa, üstünden nasıl atlar?? Ahmet Cemal

Tuhaf bir soru.

Bana ait değil. Zamanımızın en önemli filozoflarından Jean Baudrillard?ın ?Cool Anılar? kitabının başından bir alıntı.

Baudrillard, gelmiş geçmiş en başına buyruk ya da bağımsız düşünebilen filozoflardan. Şimdi bu satırları okuyanlar arasından belki şöyle soranlar çıkabilir : ?İyi de, filozof ise eğer, zaten doğal olarak bağımsız düşünmesi gerekmiyor mu? Bağımsız düşünebilmek, filozofun olmazsa olmaz niteliklerinden biri değil mi??

devamını okumak için tıklayınız

Külrengi yalnızlıklar içinde bir aydın: Ahmet Cemal – Öznur Özkaya

Benim için sırf Canetti?yi ve Bachman?ı çevirdiği için bir eli, Benjamin?i ve Kafka?yı çevirdiği için de diğer eli defalarca öpülesi bir insan olan Ahmet Cemal, gerçek bir edebiyatçı ve öğretmen olarak öğrencilerine yaptığı bir konuşmada ?İnsan hayatında bazı değerler ön planda olmalıdır. İnsan, bunları fazlasıyla gözetmeli, fakat bunların içinde para olmamalı. Eğer ki sizler ileride sanatla iştigal edip bu işten büyük paralar kazanmayı hedefliyorsanız şimdiden bu yoldan sapın. Sanata benzemeyen ama sanat zannedilen abukluklara bulaşırsanız size elbet kimse kızmaz, kızamaz. Yeter ki o yaptığınızın sanat olmadığını ve girdiğiniz yoldan dönemeyeceğinizi bilin ve bunu insanlara açıklayın.? sözleriyle hayata ve sanata bakış açısını dile getirmiştir.

devamını okumak için tıklayınız

Saatin Gizli Yüreği (1973-1985) – Elias Canetti

Elias Canetti, İnsanın Taşrası ve Saatin Gizli Yüreği adlarıyla 2 cilt olarak yayımladığımız notlar için şöyle diyor: “Notlar, insanın içinden geldiği gibi kaleme alınan, birbiriyle çelişen yazılardır. Kimi zaman dayanılmaz bir gerilimden, ama çoğu kez de aşırı bir hafife almaktan kaynaklanan esintileri içerir… İnsan çok yönü, binlerce yönü bulunan bir varlıktır – en büyük şansı ve mutluluk kaynağı da budur. Kendini amacının kölesi gibi hissettiği anlarda,

devamını okumak için tıklayınız

This site is protected by WP-CopyRightPro