Tag Archives: Anton Çehov

Bozkır – Anton Çehov

Çehov, Rusya’daki toplumsal yapının radikal biçimde değişmesi gerektiğine inanıyor; kahramanlarını, hayatı ve yaşananları olduğu gibi göstermek gerektiğini düşünüyordu. “Martı” oyuncularına şöyle demişti: “Her şey basit olmalıdır… Tümüyle basit… Teatral olmamaktır esas olan…”
(Tanıtım Bülteninden)

Altıncı Koğuş (Seçme Hikayeler) – Anton Çehov

Kısa öykü türünün büyük ustası Çehov, çürümekte olan Rus toplumunu sade bir dille ve izlenimci bir tarzda resmetmiş; taşra hayatını, hayatta başarısız olmuş tipleri betimlemekte, atmosfer yaratmakta üstünlük göstermiştir. 6. Koğuş, Cırcır Böceği ve Sürgünde adlı seçkin öykülerindeki tiplemeler, Çehov’un kaprisli, günü gününe uymaz insan galerisinde yer alır. Bu, tipik Rus “lüzumsuz insan” karakterinin bir varyasyonudur. Bu öykülerde, Çehov’un kahramanlıktan uzak kahramanları, melankoli içinde yaşar; 1880-1890 Rusya’sının sıkıcı, gerici ortamında, tekdüze bir yaşam sürerler. Yazar öncelikli olarak sıradanlık ve bireyleri birbirinden uzaklaştıran can sıkıntısıyla uğraşır, varoluşun sınırlılığını ele alır, insanın hırslarının

Öylesine Bir Öykü – Anton Çehov

Everest Yayınları, edebiyat dünyasının tartışmasız en büyük isimlerinden biri olan Anton Çehov’un tüm yapıtlarını yayımlamaya devam ediyor. Mehmet Özgül’ün Rusça asıllarından yaptığı özenli çevirileriyle kronolojik olarak yayımlanan Çehov kitaplığının beşinci cildi Öylesine Bir Öykü, 1888-1891 yılları arasında yazılmış 15 öyküyü kapsıyor. Yazarın olgunluk çağının meyveleri sayılabilecek öykülerin yer aldığı bu kitap, dünya klasikleri arasındaki en önemli eserlerden biri.

Felek benim gibi tanınmış bir bilimadamını ölüme mahkûm ettiği için, belki altı ay sonra bu salonda

Kırlarda Bir Gün [Bütün Öyküleri 4 (1887)] – Anton Çehov

Mehmet Özgül’ün yaptığı düzeltiler uygulanarak, çevirmenle işbirliği içinde titizlikle yayına hazırlanan Çehov kitaplığı, diğer baskılardan farkını ortaya koyuyor.

Everest Yayınları dünya öykü ve tiyatro edebiyatının tartışmasız en büyük isimlerinden biri olan Anton Çehov’un tüm yapıtlarını yayımlamaya devam ediyor. Mehmet Özgül’ün Rusça asıllarından yaptığı özenli çevirileriyle kronolojik olarak yayımlanan Çehov kitaplığının dördüncü cildi Kırlarda Bir Gün, 1887 yılında yazılmış 37 öyküyü kapsıyor.

Kabuğuna Sinmiş Adam adlı öykü, Anton Çehov

Geç kalan avcılar, Muhtar Prokofıy’in Mironositskiy Köyünün ucundaki samanlığında gecelemeye hazırlanıyorlardı. İki kişiydiler: Veteriner İvan İvanıç ile lise öğretmeni Burkin. İvan İvanıç’in ‘Çişma Himalayskiy’ diye kendisine hiç de yaraşmayan iki isimden oluşan pek acayip bir soyadı vardı. Bu yüzden çevrede herkes yalnız küçük adıyla çağırırdı onu. Kent dışındaki harada kalırdı. Temiz hava almak için arasıra böyle ava çıktığı olurdu. Öğretmen Burkin, yaz aylarını Kont P.’lerden geçirirdi. Buralarda tanımayan yoktu onu.
İkisinin de uykusu yoktu. Uzun boylu, zayıf, sivri bıyıklı bir ihtiyar olan İvan İvanıç, kapının dışında oturmuş piposunu tüttürüyor, ay yüzünü aydınlatıyordu. İçeride, samanların üzerinde uzanan Burkin ise karanlıkta kaldığı için gözükmüyordu.

Martı – Anton Çehov

Bir grup insan tiyatroya yeni bir biçim getirme hayalleri kuran genç yazar Treplev’in tiyatro oyununu izlemek üzere bir çiftlik evinde toplanır. Oyun çiftlik evinin parkına kurulan bir sahnede oynanacaktır. Seyircilerin arasında Treplev’in kendini beğenmiş aktris annesi İrina Nikolayevna Arkadina ve onun sevgilisi ünlü yazar Boris Alekseyeviç Trigorin de vardır. Bu iki insanın varlığı hem Treplev’in büyük umutlar bağladığı oyunun yarıda kesilmesine hem de orada bulunan diğer herkesin hayatının geri dönülmez şekilde değişmesine neden olacaktır.

(?) Bir martıyım ben. Yo, hayır, hayır… Hatırlıyor musunuz, bir martı vurmuştunuz? Rastlantı sonucu bir adam geliyor,

Yeni Bulunmuş Hikâyeler – Anton Çehov

Anton Çehov’un gençlik döneminde yazdığı 38 hikayeyi bir araya getiren Yeni Bulunmuş Hikayeler’de, Çehov aşığı 38 yazar ve çevirmenin başka bir dilin köprüsünden Çehov’a varma çabalarının edebiyat ortamımızda ilgiyle karşılanacağını umuyoruz. Çehov’u zamanında üne kavuşturan bu hikayelerde, bir büyük yazarın gelişim çizgisini izliyoruz. Seçkide yer alan bazı hikayeler, ‘evet, bu Çehov!’ dedirtecek nitelikte; bazıları ise ilerde Çehov olacak muzip bir genç yazarı tanıtıyor. Bu kitaptaki 38 hikayeye bir hikayeyi de bu derlemeyi oluşturan Amerikalı Yazar ve çevirmen Peter Constantine ekliyor: 1880’lerde Rusya’nın çeşitli dergilerinde yayımlanan bu hikaye ve kısa anlatıların büyük bir bölümünü New York Halk Kütüphanesi’nde dergi karıştırırken raslantıyla bulmuş; bir düşünün o heyecanı! Rusya başka bir Rusya: Çehov henüz Çehov değil. Başka bir çağ, başka bir zaman.

Memurun Ölümü ? Bütün Öyküleri 1 (1880-1884) ? Anton Çehov

Everest Yayınları dünya öykü ve tiyatro edebiyatının tartışmasız en büyük isimlerinden biri olan Anton Çehov?un tüm yapıtlarını yayımlıyor. Mehmet Özgül?ün Rusça asıllarından yaptığı özenli çevirileriyle kronolojik olarak yayımlanacak olan Çehov kitaplığının ilk cildi Memurun Ölümü, 1880-1884 yılları arasında yazılmış 62 öyküyü kapsıyor.

?Acılardan, ezinçten başka bir şey çarpıyor mu gözünüze? Hırsızlık, soygunculuk, yağmacılık, dolandırıcılık, her türlü kötülük sarmış dünyamızı! Herkes umutsuzluktan kendini içkiye vermiş! Zorbalık diz boyu! Gücü gücü yetene!.. Sonuçta bir sürü gözü yaşlı, acı çeken insan! İşte burada bizler onlar için ağlıyor (konuşmacının gözleri yaşarmıştı) ve kadehimizi…?

Sayfiyede – Anton Çehov

Dünyanın en büyük oyun yazarlarından Anton Çehov, özellikle oyunlarındaki karakterlerin kişiliklerini çizerken, duygu ve düşünce yapılarını yansıtırken gösterdiği ustalıkla tanınır. Çehov’un bu üstün yeteneği, insanların kişiliklerini birkaç cümleyle aynı güçte ifade edebildiği öykülerinde de görülür. Sayfiyede, yazarın bu tarzını örnekleyen öykülerden oluşuyor. Kitapta yer alan otuz beş öykü, yalnızca otuz beş olayı ve yüze yakın karakteri aktarmakla kalmıyor.
Dünyanın neresinde ve hangi çağda olursa olsun, insanın değişmez yanlarını, ortak paydalarını hiç eskimeyecek bir anlatım ve yaklaşımla bizlere sunuyor. Öykülerde geçen olayları ve o olayların kahramanlarını okurken,

Anton Çehov?un 150. Doğum Yılı – Semiha Şentürk

Öyküleri ve oyunlarıyla modern edebiyatta yeni bir sayfa açmış, James Joyce?dan Virgina Woolf?a, Katherine Mansfield?ten Raymond Carver?a pek çok yazarı etkilemiş bir yazarın, Anton Çehov?un 150. doğum yılı vesileyle, Çehov?un hikayesini kağıda dökelim istedik.

Anton Pavloviç Çehov, 17 Ocak 1860?ta Taganrog?da doğar. Azak denizi kıyısındaki Taganrog, 1860?lı yılların başında Yunan tüccarların sık sık uğradığı bir liman şehridir. Çehov?un öykülerine ve oyunlarına sık sık mekan olan her taşra kasabası gibi hayatın tekdüze akıp gittiği, insanların çoğunun birbirini tanıdığı bu küçük yerde, o yıllarda kapısı üzerinde ?Çay, şeker, kahve ve başkaca sömürge ürünleri? yazan bir bakkal bulunur. Henüz küçücük bir çocuk olan

Albüm adlı öykü, Anton Çehov

Amirallik bayrak direği gibi zayıf, ince yapılı memur Kraterov, ileriye doğru yürüdü, Jmıhov?a dönerek:
– Ekselans, dedi! Uzun yıllardır süregelen amirliğinizden, babaca öğütlerinizden tüm kalbimizle duygulanarak?
Zakusin;
– On yıldan fazla bir zaman içinde, diye fısıldadı.
– On yıldan fazla bir zaman içinde zatı devletlerinin maiyetlerinde hizmet etmek şerefine ermiş olan bizler? bizim için büyük bir kıymeti olan bu? şey? gün, zatı devletlerine karşı duyduğumuz derin saygı ve şükranlarımızın bir nişanesi olmak üzere? fotoğraflarımızı havi işbu albümü takdim eder ve daha nice, nice yıllar, ölünceye dek bizleri terk etmemeniz için olağanüstü hayatınızın devamını cenabı haktan dileriz?
Zakusin:
– Hakikat ve terakki yolunda babaca öğütlerinizden mülhem olarak? diye ilave etti, o anda alnında beliren terleri sildi.
Anlaşılan bir şeyler söylemek için kıvranıyordu, sanırım bugün için

Nişanlı Kız adlı öykü, Anton Çehov

Gecenin 10’u olmuştu. Parlak bir mehtap vardı dışarıda. Büyükanne Marfa Nikolayevna’nm, rahmetli kocasının ruhuna okuttuğu dua yeni bitmişti. Biraz hava almak için bahçeye çıkan Nadya, salonda yemek hazırlıklarının yapıldığını, allı pullu ipek giysisiyle büyükannenin ortalıkta koşuştuğunu görüyordu. Kilisenin en kıdemli papazı Peder Andrey ise, Nadya’nın annesi Nina İvanovna’yla birşeyler konuşuyordu. İyice aydınlatılmış salonda, camların ardında daha bir genç görüyordu annesini şimdi Nadya. Hemen yanlarında Peder Andrey5 in, oğlu Andrey dikiliyor, dikkatle onları dinliyordu.
Bahçe sessiz, serindi. Kara gölgeler yerde hareketsiz yatıyorlar, yalnızca uzaklarda, pek uzaklarda, belki de kentin öte yanında kurbağaların bağırtılan işitiliyordu. Mayıs, kişinin içine bir sıcaklık salan mayıs hissediliyordu her yanda! Kişi daha bir rahat soluyor; buralardan pek uzaklarda, gökkubbe altında bir yerde, ağaçların üzerinde, kentin dışındaki kırlarda, ormanlarda günahkâr basit insanların anlayamayacağı esrarlı, hoş, neşeli ve kutsal ilkbahar yaşantısının doğmakta olduğunu düşünmek geliyordu içinden. Neredeyse ağlayacaktı Nadya.
Daha yirmi üç yaşındaydı. On altı yaşından bu yana hep evlenmeyi,

Tütünün Zararları – Bir Konuşma adlı oyun, Anton Çehov

Anton Çehov’un bir monolog olan ?Tütünün Zararları? adlı oyununda, hafif sıkıntılı fakat aynı zamanda komik bir ruh hali içerisinde olan Iwan Iwanowitch Nuchin isimli adam, tütünün zararları hakkında bir konuşma gerçekleştirecektir. Çünkü eşi, bu konuda konuşma yapması için ona emir vermiştir. Bay Nuchin, şahsen tütün tüketmektedir ve konuşma esnasında, konuşmanın ana fikrinden bolca sapmaktadır. Seyircilere konuşması boyunca konudan konuya atlayarak, trajikomik bir şekilde hayatından, ilişkilerinden bahsediyor.

“Konuşmacı, favorili, fakat bıyıksızdır. Eski bir elbise giymiştir. Kasılarak girer. Eğilerek selam verir. Yeleğini düzeltir.
Sayın bayanlar… Hadi usûle uyalım ve baylar! Herhangi bir konu üzerinde konuşmam için karıma başvurulmuş, niçin konuşmayayım? Madem ki konuşmam gerek, o halde konuşayım; bence hepsi bir, hepsi bir, hepsi bir! Yalnız size şunu söyleyeyim ki, profesörlüğüm olmadığı gibi, ilmi bir unvanım da yok. Böyle olmakla beraber, otuz yıldan beri durmadan ilmi konularla uğraşmaktayım. Bazen bayağı kafa patlatıp, ilmi yazılar yazarım… daha doğrusu pek ilmi değil de,

Dağ Yolunda adlı oyun, Anton Çehov

Anton Çehov’un 1885 yılında yazdığı bir dram çalışması olan Dağ Yolunda adlı oyun, *”aşkın bireysel ve toplumsal doğası üzerine müthiş dersler içermesi açısından Çehov dehasının bir göstergesidir.
Olay, Rusya?nın güneyinde, dağ yolunda bir handa, daha doğrusu bu hanın meyhaneden farksız büyük odasında geçer. Han ucuz bir fiyata Kudüs?e gitmek için, yürüyerek Odessa?ya ulaşmaya çalışan hacılar, sığırtmaçlar, yolcularla doludur. Dışarıda fırtına vardır.
Konu açısından iki karakter önemlidir. Bunlardan biri Bortsov?dur. Başlangıçta meyhaneciden içki dilenen biri olarak karşımıza çıkar. Beş parası yoktur. Üzerinde yazlık bir palto ile delik deşik bir şapka vardır ve paltonun altında çırılçıplaktır. İçki için hancıya yalvarır: ?İçimin içi istiyor içkiyi? Hastalığım istiyor içkiyi? Hastalığım için istiyorum?? İçki karşılığında paltosunu teklif eder; yolculara yalvarır. Ama tüm bu dilenmelerinin her birinin sonrasında gururu rahatsız eder onu: ?Tanrım, nasıl da zavallılaştım, nasıl da alçaldım!.. Kalsın. Hiçbir şey istemiyorum.? Ama, ardından dilenmeler yeniden başlar? Diğer karakter ise Merik?tir. Daha doğrusu

Başkalarının Derdi öyküsü, Anton Çehov

Hukuk fakültesini yeni bitiren Kovalev”le genç karısı arabaya binip yola düzüldüklerinde daha sabahın altısı bile olmamıştı. Köye gidiyorlardı. Ömürlerinde hiç erken kalkmamışlardı ve şimdi durgun bir yaz sabahının güzelliği, ancak masallarda karşılaşılabilecek olağanüstü hoş bir şeymiş gibi geliyordu onlara. Yeşillerle bezenmiş, elmas çiğ tanecikleriyle kaplı toprağın göze hoş gelen, mutlu bir görünümü vardı. Güneş ışınları, parlak gölgeler yaparak ormanın koyuluğunda uzanıyor, pırıl pırıl nehirde titreşiyorlardı. Olağanüstü mavi ve berrak havada öyle bir tazelik vardı ki, sanki doğa, banyodan çıkmış da daha bir genç ve sağlıklı olmuştu.
Sonraları kendilerinin de söyledikleri gibi, bu sabah Kovalev’lerin halaylarının, hatta belki de hayatlarının, en mutlu sabahı olmuştu. Hiç susmadan gevezelik ediyor, şarkı söylüyor, nedensiz yere kahkahalar atıyorlardı. Sonunda çocukluğu öylesine ileri götürdüler ki, arabacıdan bile utandılar. Mutluluk yalnız o anda ‘değil, gelecek yaşantılarında da gülümsüyordu onlara: evlenmeye karar verdikleri günden beri hayâl ettikleri çiftliği, küçücük şirin çiftliklerini görmeye