Marquez ve Bir Zamanlar Doğu Avrupa – Hatice Balcı

Latin Amerika Boom’unun parlak ışıkları arasında, adı ön plana çıkan yazarlardan biri Gabriel Garcia Marquez’di. 1927 Kolombiya doğumlu yazarın çocukluğunu geçirdiği kasabada her renkten insan vardı.

Tülay Ferah’ın romanı Sol Yanım Kömür Karası – Hatice Balcı

’Richard Strauss’un Alp Senfonisi’ndeki gündoğumunun güçsüzlüğü, sadece yavan sekanslarının değil görkeminin de sonucudur. Çünkü hiçbir gündoğumu dağlarda bile, kibirli, şişkin, buyurucu değildir; zayıf ve ürkektir hepsi, yine de gerçekleşebilecek bir umut gibi. Ve zaten baş döndürücü olan da bu en güçlü ışığın bu kadar çekingen olmasıdır.’’*

Kesişen Haritalar – Hatice Balcı

ucucu-kulCharles Chaplin’in o ünlü filmlerinden New York’ta Bir Kral’ı izleyenler bilirler. Fimde şaşkın kralımız estetik ameliyattan çıkmıştır, yeni görüntüsünü incelemeye koyulur. Kısa bir duraksamadan sonra korkuyla irkilir. Yüzünde kendinden hiçbir iz bulamamıştır. Yana yakıla geçmişte kalan görüntüsünü arayıp durur.

Tarih ile sınırların ötesine geçebilme olanağı – Hatice Balcı

Dünyaya Neden Batı HükmediyorFernand Braudel, Akdeniz kitabının giriş bölümünde, tarihin ne işe yaradığına dair düşüncelerine yer verir ve bize kendi zihninden geçenleri açıklar: ‘’…Tarih, çevremizi saran ve bizi işgal eden bugünün sorunları -hatta kaygı ve sıkıntıları- adına geçmiş zamanların sürekli sorgulanmasından başka bir şey değildir…’’(1) Ünlü Winston Churchill ise sözü buradan alıp daha ileriye taşımak ister gibidir. Ian Morris’in alıntıladığı üzere Churchill ‘’ …geriye dönünce ne kadar uzağa bakabiliyorsanız ileriye bakınca da muhtemelen o kadar uzağı görürsünüz …’’(2) der.

Hatice Balcı

Yazarın Yazıları

Lambadaki Cin – Hatice Balcı

Arnold Hauser
Arnold Hauser

Çoğu zaman üç-dört romanı peş peşe okuduktan sonra, belli bir zaman aralığı belirler, listemde yer verdiğim diğer kitaplara geçerim. Bunlar daha çok tarih, edebiyat-inceleme, sosyoloji-antropoloji çalışmaları olur. Yıllar önce Arnold Hauser’in ‘’Sanatın Toplumsal Tarihi’’nde, Tolstoy ve Dostoyevski’nin eserlerine dair incelikli değerlendirmelerini zevkle ve bir yandan da şaşalayarak okumuştum. Bu bereketli kaynağa ulaşma şansım olmasaydı, hem Tolstoy’a hem de Dostoyevski’ye yönelmekte zorluk çekeceğimi düşünüyorum da, Hauser’e minnet duymadan edemiyorum.

Yeraltı Adamı* – Hatice Balcı

dostoyevskiSizin hiç gözünüze kıymık battığı oldu mu? Adorna’ya göre bazen göze batan kıymık en iyi büyüteçmiş. Ben onun yalancısıyım. Ya da şöyle sorayım: Gördükleriniz, duyduklarınız karşısında ‘’ bu kadarı da olmaz!’’ deyip dehşete kapıldığınızda ne yaparsınız? Ben öyle anlarda bundan birkaç yıl önce tanıştığım Dostoyevski’nin ‘’yeraltı adamı’’nı düşünüyorum. Zira gözüme kıymığı batıran muhterem zat oluyorlar kendileri.

Milan Kundera’ya Bakış* – Hatice Balcı

1968 Prag Baharı, Çek kökenli yazar Milan Kundera’nın sürgünlüğünü hazırlayan koşulları beraberinde getirmiştir. Yazar, Sovyetlerin – o günkü adıyla – Çekoslavakya’yı işgali ile birlikte sadece işinden uzaklaştırılmakla kalmaz, vasıfsız çalışana dönüşür, ne iş bulursa onu yapar. Ancak hayatını sürdürebilmesi için ona yardımcı olan arkadaşlarının bile tehlike içinde yaşadıklarını anlaması, yazarın ülkeyi terk etme sürecini hızlandırmış, 1929 doğumlu Kundera 1975 yılında, kırk altı yaşında Fransa’ya yerleşmiştir.

Lady Macbeth’in Kâbusu – Hatice Balcı

Yıllar önce Macbeth’i* ilk defa elime alıp okumaya giriştiğimde, onlarca repliğin her biri evrendeki kara delikleri hatırlatmıştı bana, öylesine yoğun… Sanki sözcükler bütün hünerlerini, özene bezene hazırladıkları hediyelerini Shakespeare’e sunuyorlar, sayfalar kapandığında ise hepsi bir arada ve aniden görünmeyen yuvalarına çekiliyorlardı. Shakespeare, yüzyılların ötesinden dünyamıza dalıyor, bizi anlıyor ve hiç farkına varmadan değiştiriveriyordu.

Yabancı* – Hatice Balcı

Kitap, tam ortadan ikiye ayrılmış. Tıpkı sulu bir karpuzun yarılması gibi. Birinci bölümde kahramanımız Meursault, çok yakında gerçekleşecek trajedinin arifesinde, yaşamından önemli kesitler sunuyor bizlere. Her şeyi onun ağzından dinliyoruz. Kitabı okuyup bitirdiğimizde ise bu ilk bölümün onun dünyasının önemli sırlarını ele verdiğini ve tam da bu nedenle okura sunulmuş bir tür ödül olduğunu fark ediyoruz. Zira bu bölümde, Meursault’un, işlediği cinayet üzerine tutuklanmasından sonra yargıçlara, savunma avukatına ya da savcıya anlatabileceği fakat anlatmadığı, anlatamadığı bütün detaylar gizli. Kısacası kahramanımız ifadesini olduğu gibi okura sunuyor.

Utanç üzerine* – Hatice Balcı

‘’Kişilik bozulmalarının ve sapmalarının içinde tek bir tanesi yoktur ki başlangıcında bir aşağılanış bulunmasın.’’ Andre Gide

‘’Durgun sulardan zehir bekle ancak’’ Blake

Son iki gündür ‘’Utanç’’ın içinden geçerek Coetzee’yi düşünüyorum. Bizi içine aldığı labirentini, ıssız patika yollarını, David’in nota kağıtlarını… Byron’un İtalya günlerine ilişkin opera yazmak istiyor David ve ironik bir biçimde, Byron’un değişken ruha sahip ve aynı zamanda seyahatlerle geçen ömrünün aksine durağan, usul usul akan bir hızı var David’in yaşamının. Üstelik üniversitede kendi uzmanlık alanı dışında hem romantik edebiyat alanında dersler veren hem de müzikle – opera besteleyebilecek kadar algı zenginliğine sahip- yakından ilgili biri David.