Kapitalizmde Çıkar, Arzu ve Harekete Geçirme

kapitalizm-arzu-ve-kolelikESİR ALMAK, bedenleri başkasının hizmetinde hareket ettirmeyi varsayar. Dolayısıyla harekete geçirme esir almanın kurucu endişesidir. Zira nihayetinde, insanların aslen kendilerine ait olmayan bir arzuyu gerçekleştirmek uğruna eyleme geçmeyi “kabul etmeleri” gayet tuhaf bir durumdur. “Başkaları hesabına harekete geçme”yi bu denli büyük ölçekte yaratabilmek için gereken muazzam toplumsal emeği gözlerden gizleyebilecek tek şey, alışkanlığın gücü, yani içinde yaşadığımız ve her yerde mevcut olan patronluk ilişkilerinin gücüdür.

devamını okumak için tıklayınız

Gönüllü Kölelik Diye Bir Şey Yoktur

kapitalizm-arzu-ve-kolelik“PARA” DENEN arzu nesnesine olan bağımlılık, ücretli hizmetin zemini, bütün iş sözleşmelerinin artdüşüncesi, hem işverenin hem de çalışanın farkında olduğu tehdidin temelidir. Kapitalist yapılar işverenleri yegâne para tedarikçisi durumuna getirmiştir. Ücretli emekçilerin bedenlerini “hizmete” koşma işi, conatus-arzu’nun para denen nesneye sabitlenmesinden alır gücünü.

devamını okumak için tıklayınız

Kapitalist toplum, bencil dünyalardan oluşan anarşik bir galaksidir.

YabancılaşmaBİR DEĞER İLİŞKİSİ OLARAK SINIF
I
Yabancılaşma sadece iktisadi bir olgu değildir. Belirttiğimiz gibi, üretim araçlarında ortaya çıkan işçinin dört farklı yabancılaşması, yaşamının bütün alanlarında yansımasını bulur. Marx “din, aile, devlet, hukuk, ahlak, bilim ve sanat”ın her birinin, özel mülkiyet yasasının düzenlediği “özgün üretim tarzları” olduklarını söyler.576

devamını okumak için tıklayınız

Kapitalizmde Sanat Türlerinde Eşitsiz Gelişme

estetik ve sanatKAPİTALİZM DÖNEMİNDE SANAT TÜRLERİNİN EŞİTSiZ GELİŞMESİ
Kapitalizmin zaferiyle doruk noktasına ulaşacak şekilde, burjuvaca ilişkilerin, feodal toplumun anabağrında ortaya çıkıp oluşması, sanat türleri arasındaki ilinti ve karşılıklı etkileşmelerde de değişimlere yol açmıştır. Daha Rönesans’ta, bu sürecin hangi doğrultuda gelişeceği belli olmakla birlikte, ancak onu izleyen il{i üç yüzyıl içinde bu süreç tam olarak ortaya çıkmıştır.

devamını okumak için tıklayınız

“Akıl akıldışı olur” Hegel

akıldışıKapitalist sınıfın akılcı (rasyonel) bir dünya görüşünü savunduğu dönem, bulanık bir anı oldu. Kapitalizmin ihtiyarlığa özgü çürüme çağında, eski süreçler tersine döner. Hegel’in sözlerindeki gibi, “akıl akıldışı olur.” Sanayileşmiş ülkelerde “resmi” dinin ayakta öldüğü doğrudur. Kiliseler bomboştur ve giderek daha çok kriz içine girmektedirler. Bunun yerine, mistisizmin ve her türden hurafenin palazlanması eşliğinde, garip dinsel tarikatların sahiden bir “Mısır vebası” gibi yayılışını görüyoruz. Korkunç kökten dincilik salgını -Hıristiyan, Yahudi, İslam, Hindu- toplumun açmazının canlı bir göstergesidir. Yeni yüzyıl bize el sallayıp davet ettikçe, Karanlık Çağlara doğru en korkutucu geri savrulmalara tanık oluyoruz.

devamını okumak için tıklayınız

Perspektifi ve paradigmayı değiştirme zamanı – Fikret Başkaya

fikret_başkayaİnsanlığın yüz yüze geldiği sorunların kaynağında, Karl Polanyi’ nin “Büyük Dönüşüm” (1) dediği yatıyor. Başka türlü söylersek, Marx’ın tahlilini yaptığı ve ipliğini pazara çıkardığı kapitalist üretim tarzı yatıyor. Şimdilerde burjuva uygarlığı insanlığı ve uygarlığı yeni bir eşiğe taşımış bulunuyor. Ortaya çıkan bu durum artık sürdürülebilir değil. Tüm emareler ve göstergeler tam bir sürdürülemezlik tablosunun ortaya çıktığına işaret ediyor.

devamını okumak için tıklayınız

Reklamlar ve çocuklar; 1950’ler

Reklamlarıyla en çok çocuk tüketicileri hedef alan kapitalizm, çocukları reklam malzemesi olarak kullanmaktan da geri durmadı. Bu foto galeride çocuklar için son derece zararlı olan kolalı içecekler, sigara ve bira gibi ürünlerin reklamlarında çocukların nasıl kullanıldığını derledik. 1950’lerdeyiz…

devamını okumak için tıklayınız

Kapitalizm, Arzu ve Kölelik (Marx ve Spinoza’nın İşbirliği) – Frederic Lordon

İktisatçı Frédéric Lordon, kapitalizm eleştirisinin en canalıcı sorusunu tekrar soruyor: Ücretli emekçiler, her şeye rağmen, neden kapitalizme boyun eğiyorlar, neden başkalarının “efendi-arzusuna” tabi oluyorlar? Klasik “tahakküm” ve “rıza” yanıtlarını tatmin edici bulmayan yazar, açıklama olarak, Marksist siyasal iktisat ile Spinozacı “duygu antropolojisini” birleştirerek oluşturduğu etki gücü yüksek alaşımı öneriyor. Marx ve Spinoza’yı neden etkileşime soktuğunu ise şu çarpıcı sözlerle açıklıyor:

devamını okumak için tıklayınız

Kapitalist Toplumda Sanatçının İşi – Karl Marx

BİR
Üretken emek burada kapitalist üretim bakımından ta­nımlanıyor, ve Adam Smith burada konunun en canalıcı nok­tasına dokunuyor. Onun en büyük bilimsel artamlarından biri budur (Malthus’un doğru olarak gözlediği gibi, üretken olan ve olmayan emek arasındaki bu ince fark, bütün burju­va ekonomi politiğinin temeli olarak kalır): Adam Smith, üretken emeği sermaye ile doğrudan doğruya değişilen emek olarak tanımlar; yani, üretken emeği, emek üretim koşulları­nı, ve genel olarak değeri, para ya da meta olarak, önce ser­mayeye (bilimsel anlamda, emeği ücretli emeğe) dönüştüren değişim (exchange) ile tanımlar.

devamını okumak için tıklayınız

Kapitalizm (Günümüz Üretim İlişkilerini Anlamak İçin Çizgibilim) – Dan Cryan, Piero, Sharron Shatil

Tarih, felsefe ve politika alanında şimdiye dek ortaya konulan en büyük, en başarılı ama en tartışmalı düşüncelerden biri.

Kapitalizm artık yeryüzüne hükmediyor; yasalardan, savaşlar ve hükümetlerden insanlararası ilişkilere dek her şeyi etkiliyor. Bu kitap kapitalizmin acımasız yükselişinin, yenilenme ve girişimin yanı sıra kavga ve mücadele düzlemindeki evriminin hikâyesini anlatıyor.

devamını okumak için tıklayınız

Kapitalizm ve Psikoloji – Okan Yolcu

İnsanın tarihsel sürecine baktığımız zaman doğayla uyumlu, yaşadığı toplumun önceliğini kendi önceliğinden üstün tutan (ilkel komünist toplum) sosyal, huzurlu bir varlık görürüz. Ama Yaklaşık olarak 3 milyon yıllık insanlık tarihinin son 6000 yılında bir değişiklik olmuş ? biz ? yerine ? ben ? ön plana çıkmıştır. Bu durum ? psikolojik ? bir dövüşün sonunda birinin diğerini saha dışı etmesi değildir. Bunu yaratan toplumsal yapının değişmesi yani özel mülkiyetin ortaya çıkması, sınıfların orta çıkması yaratmıştır.

devamını okumak için tıklayınız

Üretken Emeğin Kalkış Noktasına Göre Başka Başka Görünüşü ve Varoluşu – Suat Kamil Aksoy

Sermaye ilkesi ile üretimin, kendisini önceleyen ?artı-değer? üretimlerine göre, emeği daha üretken kılmakta, kuşkusuz önemli üstünlükleri var. Biz şu an ilgimizi çekmediği için sermaye ilkesinin üstünlüklerini henüz ele almıyoruz. Ayrıca değer ve artı-değerin kendisini üretimin içinde değil de ancak dolaylı olarak gösterebildiği köleci, feodal, komünal üretimlerin özgünlükleriyle de ilgilenmiyoruz. Sermaye ilkesinin üretkenliği geliştirme konusunda bazı genetik kusurlarının olduğunu daha önce saptamıştık. Bu kusur onun geçiciliğini de bize haber veriyordu. Şimdi üretken emek nedir sorusunun cevabını arayacağız.

devamını okumak için tıklayınız

Soğuk Savaş Denkleminin İçinde Aklını Kaybeden Bilim ? Suat Kamil Aksoy

Soğuk savaşı insanlık tarihinin özel bir dönemi olarak kavrayabileceğimiz gibi sınıf savaşımının bir dolayımı olarak da görebiliriz. Yaşadığımız toplumun birbirine karşıt çıkarlarla tanımlı iki sınıfı arasındaki çatışma nesnel bir olgudur. Biz bu açıdan soğuk savaş kavramını geniş bir anlamda kullanacağız ve 1848 devrimlerini öncelediğini kabul edeceğiz. Burjuvazi ve proletarya arasındaki çatışma da öyle hayali bir şey değildir. Genel inanışın aksine bu antagonist çatışkının katastrofik bir prognoza işaret etmediğini düşünmekteyiz. Dünyanın güneş etrafındaki dönüşü de kütle çekimi ve eylemsizliği arasında oluşan çatışmanın özel bir çözümüdür.

devamını okumak için tıklayınız

Değer Yasasını Tartışmak, Eleştiriler, Yanıtlar – Suat Kamil Aksoy

Bu yazı değer yasası ve meta üretimi konularındaki iddialarımıza eleştirel tutum takınan herkese bir cevap içerecek şekilde mektup olarak kurgulandı. Eleştirileriyle konuyu tartışanlar uygun buldukları durumda burada kendi isim ve fikirleriyle yer alacaklardır. Bu hakkı kullanmayı kendilerine bırakarak mektubumuza başlıyoruz.

Değer Yasasını Tartışmak, Eleştiriler, Yanıtlar
Merhaba, yaptığınız değerlendirmede benim ifadelerime ilişkin bazı yanlış anlamalar var. Böyle olmasında benim rolümün ne olduğunu kestiremiyorum. Ama bunları düzeltmek karmaşık bir iş değil. Değerlendirmenizin içinde

devamını okumak için tıklayınız

Kapitalizm Hakkında Size Söylenmeyen 23 Şey – Ha-Joon Chang

Kapitalizm Hakkında Size Söylenmeyen 23 Şey’de Ha-Joon Chang dünya ekonomisinin işleyişine ilişkin mitleri büyük bir ustalıkla yıkıyor. Çamaşır makinesinin dünyayı internetten daha çok değiştirdiğini, aslında sanayi sonrası çağda yaşamakta olmadığımızı, zenginleri daha da zenginleştirmenin yoksulları daha da yoksullaştırdığını ve aslında serbest piyasa diye bir şey olmadığını ikna edici ve çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Serbest piyasa ideolojisini son derece esprili bir üslupla eleştiren Chang, yanıtlarını eğlenerek okuyacağınız oldukça ilginç sorular ortaya atıyor:

-Son derece kaliteli kıtalararası balistik füzeler ve nükleer denizaltılar imal edebilen bir ülke nasıl oluyor da doğru dürüst çalışan bir televizyon üretemiyor?

devamını okumak için tıklayınız

Sermaye İmparatorluğu – Ellen Meiksins Wood

“…Bir zamanlar sömürgeci emperyal güçlerin, ekonomik sömürüleri de hayli şeffaftı. Güney Amerika’daki İspanyolları veya Kongo’daki Belçikalıları gözlemleyen biri, kölenin servetinin efendiye akratılma yollarını anlamakta güçlük çekmezdi. Tıpkı feodal lordların emek hizmetlerine ve kiralarına el koydukları köylüler arasındaki ilişkide belirsiz birşey olmadığı gibi. Modern kapitalizmde sermaye ve emek arasındaki ilişkiyi anlamak çok daha zordur. Zenginliğin zayıf uluslardan güçlü uluslara doğru aktığı bugünkü transferin varlığının tespit edilmesi önceki sömürgeci imparatorluklar dönemine göre imkansızdır. Acı verecek kadar açık olan; böyle bir transferin gerçekliğinin, emek ve sermaye arasındaki ilişki kadar belirsiz olmasıdır. Burada tipik bir eski dönem zorlama ilişkisi yoktur. Zorlama görünürde ekonomiktir, doğrudan efendiler tarafından değil, pazar denilen mekanizma tarafından

devamını okumak için tıklayınız