Orhan Kemal, “Burdan çıkarken önce beni çiğne, öyle git.” Nazım Hikmet

Kitaplarında yer almayan başka bir anıyı da anlatmak isterim:
Babam, hapishane dışına çalışmaya çıktığı bir gün ne olmuşsa olmuş bir olaya kafası bozulmuş. Bu ruh haliyle çalıştığı mıntıkada ne kadar meyhane varsa hepsine girmiş, körkütük sarhoş oluncaya kadar içmiş. Bu içme faslı akşama kadar sürmüş. Artık ayakta duracak halde değil. Arkadaşları iş dönüşünde karga tulumba sırtta taşıyarak 52. koğuşa getirip yatağına yatırmışlar. Nâzım Hikmet bu durumu görünce başlamış babama kızmaya.

devamını okumak için tıklayınız

“Bu satırları buz gibi odamda yazıyorum. Ne odun ne kömür alacak param var.” Orhan Kemal

(1960’lı Yıllar) Bu yıllarda da parasızlığı had safhadadır. Mali durumu için “Fecinin de fecii!” demektedir. Ne sinema ne de gazetelerde roman üzerine iş vardır. Bu sırada bir arkadaşının akıl vermesiyle vadeli olarak iki adet buzdolabı alır. Bunları yarı fiyatına peşin satarak dört aylık ev kirasını ve diğer borçlarını öder. Bu buzdolaplarını çok iyi hatırlıyorum. Çünkü evimizde sadece tel dolap vardı. Eve gelen iki buzdolabı gözlerimi almıştı. Neden gelmişti? Biraz sonra apar topar niye gitmişti, bilmiyordum. Yıllar sonra nedenini öğrendiğimde içim burkulmuştu. Kendisi şunları söyler:

devamını okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet ‘in Tavşan Hikayesi

Zaman zaman zararsız mahkûmlar hapisten jandarma eşliğinde çıkarılarak devletin inşaat, yol, temizlik gibi işlerinde çalıştırılır. Babam da, Nâzım Hikmet de bu şekilde dışarı çıkar, hem çalışır hem de hapishane ortamından uzaklaşmış olurlardı. Böyle günlerden bir gün babam küçük bir çocuğun elinde tavşan yavrusu tuttuğunu görmüş. Çocuk satmak istiyor fakat diğer mahkûmlar sadece oynuyor, alıcı olmuyorlar. Babam elli kuruşa tavşanı satın alır. Hapishaneye getirir. Nâzım Hikmet’in yanına kadar sokulur. Hayvanı fark eden Nâzım Hikmet onu elinden kapar. Yavruyu koynuna sokar, öper, sorular sorarak koğuş koğuş dolaşmaya başlar.

devamını okumak için tıklayınız

Orhan Kemal ‘e “Siz nesir adamısınız! Hikâye yaz, roman yaz!” Nazım Hikmet

Nâzım Hikmet ona kendi şiirlerini okur, yorum yapmasını ister. Böylece bir süre şiir sohbeti ederler. Sonunda, “Sizde, sanat için iyi kumaş var, kesin. Demin şiirlerinize karşı fazla haşin davranmıştım. Beni hoş görün, sanat konularında hiç şakam yoktur. Size bir teklifte bulunmak istiyorum. Sizinle yakından ilgilenmek istiyorum. Yani kültürünüzle. Evvela Fransızca, sonra diğer kültür konuları üzerinde düzenli dersler yapacağız. Tahammülünüz var mı?”

devamını okumak için tıklayınız

Orhan Kemal ‘in şiir yazmayı bırakmasında Nazım Hikmet ‘in belirleyici rolü

Hayatın tesadüfü müdür, bir sanatçının yıldızının parladığı ânın gelmesi midir, kader dediğimiz alınyazısının yazıldığı gün müdür bilinmez, tarihler 5 Aralık 1940 Perşembe gününü gösterdiğinde Nâzım Hikmet Çankırı Cezaevi’nden, sağlık nedeniyle Bursa Cezaevi’ne nakledilmiştir.

devamını okumak için tıklayınız

Orhan Kemal’in bazı fotoğrafları ve anıları ilk defa okurla buluşuyor.

Siyah beyaz Orhan Kemal’e yakışıyor
Orhan Kemal’in bazı fotoğraflarını ilk defa bu kitapta görüyoruz. Sadece bazı fotoğrafları değil, Işık Öğütçü bazı anıları da ilk defa okur ile buluşturuyor.

Orhan Kemal’in oğlu Araştırmacı-yazar Işık Öğütçü’nün Orhan Kemal: Sessizlerin Sesi elime geçince, Orhan Kemal ile ilgili aslında bildiğim bir gerçeği ilk defa “fark edercesine” düşündüm. Türk edebiyatının büyük ustasının renkli hiçbir fotoğrafı yok. Bu, belki çok şaşırtıcı, sıradışı bir durum değil; Orhan Kemal’in yaşadığı dönemde renkli fotoğraf tekniği yaygınlaşmamıştı. Beni düşündüren şey, siyah beyaz renklerin fotoğraftaki Orhan Kemal’e çok yakışıyor olması. Toplumsal savaşımlar ve devrimler adına hayatın çok daha keskin virajlardan geçtiği, sınıflar mücadelesinin siyah ve beyaz renkleri kadar belirgin olduğu bir çağın devrimci bir sınıf yazarıdır, Orhan Kemal.

devamını okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Orhan Kemal’le tanışması

Sabahattin Ali Orhan Kemal’i Nâzım Hikmet’in mektuplarıyla tanımıştır. Nâzım Hikmet 6 Mart 1943 tarihli mektubunda, “Burada, Bursa Cezaevi’nde Raşit Kemali adında bir delikanlı var. Suçu benimki gibi. Altı ay sonra da cezası bitirip çıkıyor. Çok istidatlı ve şimdiden cidden güzel, nevi şahsına münhasır şiirleri ve hikâyeleri var. Altı ay sonra dışarı çıkınca siz ağabeylerinin yardımını bekler? demektedir. Aynı yılın sonunda yazdığı mektuptan Sabahattin Ali’nin Orhan Kemal’le

devamını okumak için tıklayınız

Orhan Kemal’in gözünde Nâzım Hikmet

(…)”Hapishanede çehrelerini sık sık görmeye mecbur olduğumuz bir topluluk var, kravatlı, bey ıskartası, muhasip, kasadar “hakaret olsun diye veznedar demiyorum- kâtip, tahsildar, maliye memuru, ne bileyim ben, bu çeşit “Küçük burjuva”lar. Bunların karakterleri malum: Hem kel, hem fodul. Bütün hareketlerinden, sözlerinden kendini beğenmişlikleri akar. Mesela Nâzım Hikmet’e bunlardan birisi der ki:

devamını okumak için tıklayınız