Tolstoy ‘savaş’ üzerine bakın neler yazmış

TolstoyÇarlık Rusya’sında her kışlada duvarda şu yazılıydı: “Üç kişi sana saldırdığında, birincisinin hançerle, ikincisinin tüfekle, üçüncüsünün ise süngüyle canını al… Süngün kırılmışsa dipçikle vur. Dipçik de kırılmışsa yumruklarınla vur. Yumrukların iş göremiyorsa dişlerini geçir.” (Lev Tolstoy, Savaş ve Askerlik Üzerine).

Bu bir talimattır ve aşağılık bir hareketi temsil eder: Bir insanın başka bir insanı ne pahasına olursa olsun öldürmesi talimatı…

Yazılı olarak kışlalarda ve karakollarda yukarıdakine benzer bir talimat asılı olmasa da, son kırk yıldır uygulama bu şekilde sürüp gidiyor. Türkiye, 1971 darbesi ile birlikte girdiği şiddet sarmalının son on yılda en üst düzeye çıktığına tanık oldu.

Son 350 yılın ancak bir aylık döneminin savaşsız geçtiği bir dünyada yaşıyoruz ve bir insanlık suçu olan savaşa karşı, sıkı bir anarşizm yanlısı olan Tolstoy’un tüm beyin gücüyle karşı olması ayrı bir anlam taşıyor.

Savaş karşıtlığı üzerine binlerce, hatta milyonlarca kitap ve makale yazılmış durumda, ama bunlar savaş değilken insanlık suçunu aşağı çekmeyi bir kenara bırakın, aksine savaşı artırmaktan başka işe yaramıyor.

NEDEN?

Savaş, herkesin de kolaylıkla kabul edebileceği gibi insanlığı iki yönden etkiliyor ve dünyayı yönetenler bu iki yönü de çok iyi biliyorlar:

Birincisi, artık mal satabileceği “orta gelirli” bir dünyanın kalabalıklığından kurtulmaya çalışan kapitalist sistemin bunu savaşlar aracılığıyla nüfusu seyreltmeye kalkarak çözümlemesi…

İkincisi de dünyanın en kârlı ticaret metası olan konvansiyonel silah satışlarının devamı için savaşların da devam etmesi… Bu yolla kazanılan trilyonlarca dolar, silah tüccarlarının iştahını her zaman kabarık tutmaya yetiyor. Sonuçta Stalinvari bir bakış gelişiyor: Silah tüccarları kısmi veya topyekün savaşta ölenleri “istatistiki” olarak görüyor, oysa ortada topyekün bir cinayet var.

Özel olarak askerlere birey olarak seslenen Tolstoy, kitabında askere, “Ne yapman gerekiyor” diye soruyor ve cevaplıyor: “En azından silahını indirir ve o anda kardeşlerine ateş açmayı reddedebilirsin. Ama yarın yine aynı şey olabilir. Bu nedenle de, istesen de istemesen de iyice düşünmen ve seni silahsız kardeşlerine ateş etmek zorunda bırakan ‘asker’ titrinin ne olduğunu kendine sorman gerekiyor… Sana, öldürmek zorunda olduğun, çünkü yemin ettiğin ve yaptıklarından senin değil, üstlerinin sorumlu olduğu söyleniyor.”

Aslında özetlersek Tolstoy için askerlerin üstlerinin emrini yerine getirmeden önce, bu isteğin Tanrı’nın buyruğuna uygun olup olmadığını da tartışması gerektiği. İnsan öldürmek kadar Tanrı iradesine karşıt olan bir şeyin olmadığını söylüyor Tolstoy ve “O halde” diyor; “sana birisini öldürmeni emrettiklerinde üstlerinin bu emirlerine itaat etmen gerekmez. Eğer itaat eder ve öldürürsen, bunun kendi çıkarın, yani seni cezalandırmamaları için yapıyorsun demektir. Örneğin, üstünün emriyle birini öldürürken, mallarını çalmak için bir tüccarı öldüren katille aynı konuma düşüyorsun.”

BAŞÇAVUŞ’A CEVAP

Aynı kitapta Tolstoy, kendisine soru soran bir başçavuşa verdiği cevapta, “Siz, askerlerin insanları belirli durumlarda ve savaşlarda öldürmeleri için eğitildiklerine, ancak eğiten kişiler için kutsal sayılan hadiste, böyle bir karara benzer bir şey olmadığı gibi, aksine, insanların her ne nedenle olursa olsun öldürülmelerinin hatta her nedenle olursa olsun incitilmelerinin, kendine yapılmasını istemediğin bir şeyin başkalarına yapılmasının yasaklanmasına hayret ediyorsunuz.”

“‘Bu bir aldatmaca mı? Eğer aldatmacaysa bu kimin için yapılmaktadır?’ diye soruyorsunuz.

Evet, bu, başkalarının terleriyle ve kanlarıyla yaşamaya alışmış, bu amaç için de İsa’nın öğretisini bozan ve çarpıtan insanların yararına bir aldatmacadır. İnsanların mutluluğu için verilen bu öğreti, şimdi bu çarpıtılmış haliyle, insanların tüm felaketlerinin kaynağı durumuna gelmiştir.”

Tolstoy’a göre yönetim ve yönetimi elinde tutan ve başkalarının emeğiyle yaşayanlar için, çalışanlar üzerinde egemenlik kurmak için bir araç gerekli. Bu araç da ordudur. Dış düşmanlara karşı savaşmak üzere savunma silahlanmasına girmek Tolstoy’a göre yalnızca ucuz bir bahanedir. Ordu yalnızca hükümetlerin kendi emekçi halkı üzerinde hakimiyet kurmaları için gereklidir.

Toprağın zenginlerin elinde olması nedeniyle halkın ezik, yoksul ve cahil bırakıldığını belirten Tolstoy, bu çarpıklığın sonunda korkunç felaketlerin ortaya çıktığını, bunu çıkaranın da bizzat zenginler olduğunu belirtir. Yani iç savaş da, sınır ötesi savaş da zenginlerin çıkarttığı ve halkı kışkırttığı bir yöntemle vücuda gelmektedir.

Tolstoy için temel soru, sağduyulu insanların, şimdiye kadar inanılan, şu anda da askerlik yapanların inandıkları böylesine açık bir yalana nasıl taraf olabildikleridir: “Askerlerin aldatılışının üstlerin emriyle insanları öldürmenin günah olmayacağının kendilerine telkin edilişinden kaynaklanması, bağımsız bir olgu değil, tüm bir aldatmaca sistemiyle bağlantılıdır ve bu sistem olmasa bu aldatmaca da mümkün olamaz.”

SAVAŞMAYIN, SATRANÇ OYNAYIN

Kitaptaki şu not da çok önemlidir ve birçok savaş karşıtı insan tarafından da dikkate alınmıştır: “Sivastopol kuşatması sırasında bir gün garnizon komutanı Saken’in yaverlerinin odasında oturururken antreye cesaretiyle ünlü, biraz tuhaf, aynı zamanda da o dönemde Avrupa’nın önde gelen satranç oyuncularından olan prens S.S. Urusov’un girdiğini anımsıyorum. Generalle bir işi olduğunu söyledi, yaver de onu generalin odasına götürdü. On dakika sonra Urusov önümüzden hoşnut kalmamış bir yüz ifadesiyle geçti. Onu geçiren yaver bulunduğumuz yere döndü ve gülerek, Urusov’un generale hangi konu için geldiğini anlattı. Urusov, Saken’e, sık sık el değiştiren ve yüzlerce insanın yaşamına mal olan 5. tabyanın önündeki siperlerde İngilizlerle bir parti satranç oynama çağrısı yapılmasını önermeye gelmişti.

Kuşkusuz siperlerde satranç oynamak, insanları öldürmekten çok daha iyi olurdu. Ancak Saken, siperde satranç oynamanın, ancak ortaya konan koşulların yerine getirileceği konusunda tarafların karşılıklı ve tam bir güven içinde olmaları durumunda gerçekleşeceğini çok iyi bildiği için, Urusov’un önerisini kabul etmemişti.”

Tolstoy gibi dünya edebiyatına damgasını vurmuş büyük bir yazarın savaşa bu denli karşı olmasının temelinde Sivastopol savaşına katılmış ve savaşı bizzat yaşamış olmasının büyük önemi ve etkisi var. İnsanların birbirlerini öldürmelerine asla anlam veremeyen yazar, bir “kutsal ittifakı” korumak adına insanların birbirlerini öldürmeyi göze almasına bir türlü anlam veremiyor. Elbette bunun için açıklamalar getiriyor kitabında, ama yine de insanların bunu anlayamamış olmasına, her şeye rağmen üstlerinin emirlerini dinleyerek birbirlerini öldürmeyi göze almalarına mantıklı bir açıklama getiremiyor.

Tolstoy, orduların küçültülmesi ve giderek de ortadan kaldırılmasını istiyor, ama bunun yönetimin iradesiyle değil tam tersi yönetime karşı gerçekleşebileceğini savunuyor.

Aradan yüz yıla yakın zaman geçmesine karşın, Tolstoy’un önerilerinin tam tersine insanlar daha fazla silahlanmaya ve daha sık savaşmaya başlamış olduklarına göre, büyük yazarın önerileri pek hesaba katılmamış denebilir. “Orduların küçültülmesi” der, büyük yazar, “sonra da ortadan kaldırılması, ancak kamuoyunun korkudan ya da çıkarları için özgürlüklerini satan ve asker adı taşıyan katillerin saflarına katılanları kınamasıyla mümkün olabilir; kamuoyu şimdi adları bilinmeyen, uğradıkları tüm baskı ve acılara karşın, özgürlüklerini başkalarının eline bırakarak cinayet silahı olmayı kabul etmedikleri için suçlanan kişileri ise insanlığın ilerici savaşçıları ve erdemli kişiler olarak ilan etmelidir. Ancak o zaman ordular önce küçülecek daha sonra da yok olacak, insanlığın yaşamında yeni bir dönem başlayacaktır.

Ve bu yakın zamanda olacaktır.

İşte Tolstoy’un en büyük temennisi buydu ve asla gerçekleşmedi. Yakın gelecekte de gerçekleşeceğe benzemiyor.

Mümtaz İdil

Odatv.com

Yorum yapın