Toynbee Üstüne – Cemal Süreya

GünübirliklerToynbee Üstüne

Bir süre önce Melih Cevdet Anday’ın Cumhuriyet gazetesinde “Sosyalist Bir Dünya” başlıklı bir yazısı çıktı. Arnold Toynbee’nin Türkçede yeni yayımlanan Tarih Bilinci adlı yapıtından söz ediyor. Toynbee’nin insanlık tarihini bütünüyle kavramaya çalıştığı bu kitabı bütün okurlara salık veriyor; sonra da Toynbee’nin görüşünü ve yöntemini destek alarak, günümüzde oluşan tarih bilincinin artık sosyalist bir dünya bilinci olduğunu söylüyor.

Aynı gazetede daha sonra Konur Ertop’un da “Toynbee ve Tarih Bilinci” başlıklı bir yazısı yayımlandı. Konur Ertop’a göre Toynbee ayrı toplumların, ayrı uygarlıkların birbirine benzer gelişim yolları çizdiklerini ortaya çıkarır. Toynbee’nin gözünde toplumlar, fiziksel organizmalar gibi büyürler, güçlenirler, verimleşirler; ancak, olgunlaşma sırasında örgütsel bir katılığa da giderler. Bu katılık, herhangi bir meydan okumayla karşılaşıncaya dek sürer.

Bir yerde şöyle diyor Konur Ertop: “Onun, uygarlıkların ortaya çıkışlarını, devamlarını ve yok oluşlarını seçkinler’e bağlaması yapıtının en çok eleştiriye uğrayan yanıdır.”

Tarih Bilinci adıyla yayımlanan yapıt, Toynbee’nin 1914-1933 yılları arasında hazırladığı A Study of History’nin Somervel tarafından kısaltılmışıdır. Bir tarih felsefesi yapıtı. Yazar, Batı uygarlığının köklerini Helenlerde buluyor; Batı toplumunun Helenlerle ilişkisi bir baba-oğul ilişkisidir.

Toynbee, elbet, büyük bir araştırmacı. Görmezden gelinemeyecek bir düşünür olduğunu karşıtları bile kabul ediyorlar. Ancak Melih Cevdet’in anladığı anlamda bir tarih bilinci taşımadığı, hatta tam ters yönde düşündüğü de bir gerçek. Bu bakımdan Melih Cevdet Anday’ın “Sosyalist Bir Dünya” başlıklı o yazısında Toynbee’yi tanık göstermesi, bir yerde onun yargılarına dayanması biraz yadırgatıcı geldi bana.

Bir kere, Toynbee’ye göre bir işçi sınıfı yoktur; proletarya, dış koşulların bir sonucu olmaktan çok, bir ruh halidir; proleterin gerçek niteliği ne yoksulluğunda, ne de ufak adam olarak doğmasındadır; onun asıl niteliğini nasipsiz olmasının hıncında ve bilincinde aramalıdır. Toynbee bu görüşünde daha da ileri gider, Marksizmi Yahudi apokalipsinin kılık değiştirmişi olarak görür; uygarlıkların insan dışı rastlantılarla belirlendiğini ileri sürer; insanı bir bakıma gelecekten koparır; onun anlamsızlığını söyler. İnsanın geleceği belirsizdir ona göre. 29 uygarlık sayar: Bunların yaşama süreleri değişiktir; gelişmelerinde göksel iradenin, bir de bazı bireysel iradelerin rolü vardır. Uygarlıkların ilerlemelerini insanın zaferi olarak görmez Toynbee: Yalnızca Tanrının kayrasına bağlı spiritüel bir ilerlemenin söz konusu olabileceği kanısındadır.

Yine ona göre ekonomik nedenler ancak ikinci derecede rol oynamaktadır; tarih, göksel bir iradeye bağlıdır.

Şu sözler de Toynbee’nin: “Uygarlık kesintisiz yaşasaydı, bizi üstün-insanın eşiğine götürürdü.”

Bence Melih Cevdet o yazısında Toynbee’yi ters değerlendiriyor. Melih Cevdet güvenilir bir yazar. Yazılarında mantık bağını kolay kolay yitirmeyen, adım atarken hep bildiği noktaları seçme titizliğini elden bırakmayan, düşünce sorunlarında da, sanat sorunlarında da ayağını yere sağlam basan bir yazar. Böylesine büyük bir çelişkiye düştüğünü ilk kez burda görüyorum.

Konur Ertop’un ise ünlü tarihçiyi eksik değerlendirdiği söylenebilir.

Toynbee’de silik bir ilerleme fikri yok değildir; bu yanıyla da sözgelimi Spengler’den, Monnerot’dan ayrılır. Ama tarih içinde insana büyük rol tanımayan bir düşünürdür. Bu niteliği göz önünde bulundurulmadan onun tam değerlendirilmiş ya da anılmış olmayacağı kanısındayım…

Cemal Süreya

Günübirlikler : Toplu Yazılar 2
Yapı Kredi

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Frida Kahlo’nun Eşi Ressam Diego Rivera’nın 27 Tablosu

Frida Kahlo’nun kocası Meksikalı ressam Diego Rivera’nın tabloları:

Kapat