Tülay Ferah’ın romanı Sol Yanım Kömür Karası – Hatice Balcı

’Richard Strauss’un Alp Senfonisi’ndeki gündoğumunun güçsüzlüğü, sadece yavan sekanslarının değil görkeminin de sonucudur. Çünkü hiçbir gündoğumu dağlarda bile, kibirli, şişkin, buyurucu değildir; zayıf ve ürkektir hepsi, yine de gerçekleşebilecek bir umut gibi. Ve zaten baş döndürücü olan da bu en güçlü ışığın bu kadar çekingen olmasıdır.’’*

Tülay Ferah’ın romanı Sol Yanım Kömür Karası 1990 Kasım-1991 Şubat dönemlerini kapsayan ve yakın tarihimizin büyük toplumsal olayları arasında yer alan Zonguldak kömür işçilerinin direnişini anlatıyor. Grevin çetin koşulları bir yana, gündelik yaşamda sürüp giden ayakta kalma mücadelesi okuduğumuz. Roman boyunca, gerçeğin şiddetle iç içe geçmiş manzaralarını gösteriyor bize yazar: Maden işletmesinin, en temel evrensel ilkeyi, yaşam hakkını hiçe sayması. İş cinayetlerinin olağanlaşması. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi için çırpınan mühendisin raporlarının dikkate alınmaması. Sendikaların, o güne kadar işçilerin sorunlarıyla ilgilenmemesi. İşçilerin karar alma süreçlerinde varlık gösterememeleri. Erkeğin kadını dövmesi, kadınların çaresizliği. Polisin eylemdeki işçilere saldırması.

Ayrımcılık, susuz kalmış toprakta açılan yarıklar kadar derin. İnsanların kolay kolay kurtulamadığı fakirliğin tesellisini Allah’a sığınmada bulmaları. İktidarların sahip oldukları olanaklarla her şeyi yapabileceklerini düşünmeleri. Böyle böyle otoritenin, çalışanların birleşik gücünü parçalamaya yeltenmesi ve onları tek tek yalnızlaştırmayı hedeflemesi.

Romanın ilk bölümlerinde enstrümanlar eşzamanlı çalışamıyor. Yazarın, kişisel düşüncelerini dizginleyemediği anlarda, bir toplum gönüllüsünün veya bir gazetecinin izlenimlerini okuyormuş duygusuna kapılıyoruz. Kaybedilen bu ilmeklere rağmen doku kendini onarmış yine de: Anlatının ritmi iyi, roman kişilerinin anlatı içindeki bağlantıları da yerinde. Başlıca karakterlerin, büyük yürüyüşe hazırlandığı sırada hikâyenin temposu özgüvenle ilerliyor ve kendi dinamiğine okuyucuyu da dahil edebiliyor.

Ev sahibelerinin dertlerini onlar anlattıkça anlayabilen fakat konuşmalara katılamayan mahçup misafirlere benzesek de, işçi ailelerinin evlerine konuk oluyoruz. Romanın belli başlı karakterleriyle aramızdaki bu mesafe anlatı ilerledikçe biraz daha kısalıyor. Kişisel yaşamlara dair belleklerde biriken anıları yakalıyoruz konukluğumuz boyunca. Romana hayat veren karakterler arasındaki akıcı bağlar, bizi onların oluşturduğu topluluğa dahil edebiliyor. Özellikle de yürüyüşe katılan üç kuşaktan kadınların acıları, umutları, hayalleri hakkında çok şey öğreniyoruz…

Hükümetin gündemi ocakları aşamalı olarak kapatmak. Çalışanlar ise madenlerine sahip çıkıyorlar. İşlerini yaparken emeklerine saygı duyulsun istiyorlar; insanca yaşama koşullarına kavuşmak istiyorlar. Öyle başlıyor bu büyük yürüyüş. Yola çıktıktan iki gün sonra evlerine dönmeye mecbur bırakılsalar da, bu kararlı piyadelerin, durmaksızın yürümenin getirdiği bedensel acılara rağmen hem kendileri hem de yaşadıkları dünya başkalaşıyor. Yazar bu olağanüstü deneyimi, belli ölçüde, Zeynep ile Ayşe’nin kararlarında açığa vurarak tanımlıyor. Romanın sonuna geldiğimizde, dayanışmanın su yüzüne çıkardığı bilgeliği yeniden hatırlıyoruz. Ve belki de daha iyi bir dünyada yaşayabilmemizin, bu bilgeliği hep yanımızda taşıyarak mümkün olabileceğini.

Tülay Ferah’ın kitabı, ülkemizdeki emekçi hareketinin dünü ve bugünü hakkında kafa yormaya götürecek sizi, okuyun derim.

Hatice Balcı

Sol Yanım Kömür Karası, Tülay Ferah , Eksik Parça, 2016, 1.basım, 256 sayfa

*Minima Moralia, Adorno, Theodor W., Metis, 4.basım, Mayıs 2005, İkinci Hasat, syf.114

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro