Türk Edebiyatından Okunması Gereken Psikoloji Temalı 20 Roman

kırık_deniz_kabuklarıİnsan davranışlarını inceleyen bir bilim dalı olan psikoloji ile edebiyat arasında bir ilişki söz konusudur. Bu ilişkilerden sadece bir bölümü, modern romanların çoğunda gördüğümüz psikolojik temayı ve psikolojik roman türünü ortaya çıkarmaktadır.

1. Kırık Deniz Kabukları – Selim İleri
Çağdaş edebiyatımızın yaşarken klasik olmuş yazarlarından Selim İleri, Kırık Deniz Kabuklarında yaşanmışlıkların tortusundan kuruyor yapıtını. Sultan Reşad’ın Dolmabahçe Sarayı’ndan Atatürk’ün Çankaya’sına, büyük romancımız Halid Ziya Uşaklıgil ile birlikte yol alırken, bir yandan da Halid Ziya’nın hariciyeci oğlu Halil Vedad’ın genç yaştaki intiharını ancak kendisine yaraşabilecek bir incelik ve duyarlılıkla anlatıyor.
Kırık Deniz Kabukları, geçmişin kırılıp unutulmuş bir anısı…

2. Araba Sevdası – Recaizade Mahmut Ekrem
II. Abdülaziz Dönemi’nin ardından Osmanlı’da esen Batılılaşma rüzgârları günlük hayatta önemli değişimlere neden olmuştur. Bu değişimler, kimi alanlarda önemli ilerlemelere yol açarken kimi alanlarda da bir tür çarpıtmaya dönüşür.

Araba Sevdası’nda, Bihruz Bey’in Periveş Hanım’a duyduğu romantik aşkın perde arkasında Tanzimat’la birlikte gelen değişimlerin toplum üzerindeki çarpık yansımaları büyük bir ustalıkla verilir. Fransızcaya ve Fransız stili bir yaşama büyük hayranlık duyan Bihruz Bey, Batılılaşmadan yanlış yönde etkilenmenin tipik bir örneği olarak sunulmaktadır.

4. Aşkın Tekil Hali – Can Yılmaz
Hissettiklerimi anlamlandıramıyordum. Heyecanlı mıydım, endişeli mi, yoksa sadece meraklı mı? Cinsiyetlerin özünü birbirinde kaybetmiş bir haldi. Kendine özgü, ama yine de her birinden bir parça taşıyordu. Güzelliğinin tanrının bir armağanı olduğu gün gibi ortadaydı, ama yanlış zamanda ve yanlış şekilde verilmiş cömert bir armağan.

Ve bir gece bütün yalnızlıklarımızla birlikte el ele tutuşarak geçiyorduk şehrin en ihtişamlı insan köprüsünden…

Saatimizi mutluluğa kurmuştuk oysa ama pil hiç dayanmıyordu. İki kara parçası arasında bir boğaz vardı ve bizim köprülerimiz çoktan yıkılmıştı…

3. Tutunamayanlar – Oğuz Atay
Tutunamayanlar, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Berna Moran, Oğuz Atay’ın bu ilk romanını “hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı” olarak niteler. Moran’a göre “Oğuz Atay’ın mizah gücü ve duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar’ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, eserdeki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır.” Küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alan Atay, “saldırısı tutunanların anlamayacağı, rededeceği türden bir romanla yapar.”

5. Eylül – Mehmet Rauf
Servet-i Fünun döneminin en önemli romancılarından biri olan Mehmet Rauf’un Eylül’ü psikolojik roman türünün yazınımızdaki ilk örneğidir. Umutsuz bir aşkı psikolojik boyutuyla anlatan bu başyapıtın, Kemal Bek tarafından günümüz Türkçe’sine uyarlanmış basımını sunuyoruz sizlere. Uyarlama S.I. Sedes’in 1946’da yaptığı, Hilmi Kitabevi’nce yayımlanan kaleminden çıkmış biçimiyle yeni harflerle basımı yoktur. Bir Servet-i Fünun dönemi yapıtının günün diline uyarlanmasına, yapıtın dil özelliklerinin kaybolacağı düşüncesiyle karşı olanlar da vardır; ancak, çağdaşı bütün yazarlar gibi Mehmet Rauf da dönemin Arapça, Farsça ve Türkçe öğelerden oluşan yazı dili Osmanlıca’yla yazmış, onun ve çağdaşlarının en çabuk eskiyen yanları da bu olmuştur. Daha önceki basımlarda yalnızca kullanımdan düşmüş bazı sözcükler değiştirilmişti. Ancak bu basımlar dili hızla değişen günümüz gençliğince anlaşılmaktan çok uzaktır. Uyarlama yapılırken günlük konuşma dili temel alınmış, henüz kullanım yaygınlığı kazanmamış yeni sözcüklerden kaçınılmış, yazarın cümle yapısına hemen hiç dokunulmamıştır. Kitabın başına Kemal Bek tarafından yazılan ‘Mehmet Rauf ve Eylül’ başlıklı bir inceleme eklenmiştir; bu incelemede kısaca Türk romanının başlangıcı, Tanzimat ve Servet-i Fünun dönemlerinde roman türünün gelişimi, ayrıntılı olarak da Mehmet Rauf’un yaşam öyküsü, yazarlığı, yazınsal kişiliği, Eylül romanının konusu, kişileri, dil ve anlatımı ile Mehmet Rauf’un yapıtlarının listesi yer almaktadır. İncelemenin sonunda ayrıntılı bir Mehmet Rauf kaynakçası da verilmiştir.

6. Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.

7. İnsan Olmak – Engin Geçtan
İlk kez yayımlandığı 1983’ten günümüze defalarca baskı yapmış ve okurla kurduğu yapıcı ilişkiyi kanıtlamış olan bu kitabında Engin Geçtan insan olmanın ikilemini şöyle anlatır: “Çağdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar.”

8. Bir Acı Hikaye – Halid Ziya Uşaklıgil
…Bu eseri 1970’lerin sonunda okumuştum. Derin acısını yıllarca unutamadım. 1942’de yayımlanmış Bir Acı Hikâye’ye bunca duyarsız kalınışa elbette şaşırdım. Başka bir ülkede kaleme getirilmiş olsaydı, bu eserle yer yerinden oynardı.

“Tiran’da intihar eden oğlu Vedat’a ilişkin anılar” diyor Necatigil. Bu kısa ama özlü ibare Bir Acı Hikâye’nin yazılış sebebini açıklıyor.

…Halid Ziya bazan rüyalardan medet umuyordu: Kasırgalı bir akşamda Halil Vedad çekip gidiyor. Nereye? Cana kıyışa, kendi canına kıyışa…

…Yayımlanışından bu yana yetmiş yıl geçmiş; Bir Acı Hikâye eşsizliğini koruyor.

Daha önce ‘roman’ için ölümler yazmış Halid Ziya, bu kez, gerçek hayattaki yıkımı kaleme getiriyor. Getiriyor diyorum, çünkü her okuyan Bir Acı Hikâye’deki matemi şimdide, bugünde hissedecek. Yarın yine acı duyulacak bu eserden. Evet, yarın yine…

9. Yalnızız – Peyami Safa
Peyami’nin kendisine has bir roman tekniği kullanarak cemiyet hakkındaki orijinal tasavvurlarını bir ütopya yazarı vasıtasıyla aksettirdiği romanıdır. Geride kalan yarım asırda kendisine en çok atıf yapılan edebî ütopya haline gelen “Simeranya” bu eserde ortaya konmuştur. Bir evin içerisinde yaşayan fakat yaşayışları arasında alaka kurulamayan fertler üzerinden toplumun bölünmüşlüğünün resmi… Ruhunu arayan bir duyarlılığın hikâyesi…

10. Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan
“Ne ölü, ne sağ” bir yaşamın kahramanı Zebercet. Gözünü ilk açtığı ve yaşadığı Anayurt Oteli’yle aynı kaderi paylaşıyor: Birbirine benzeyen geçici ilişkilerle geçen günler, yalnız ve tek başına sürüklenen bir hayat.

Gecikmeli Ankara treniyle gelen -adını bile bilmediğimiz- kadın otelde bir gece kalır ve Zebercet’in de, Anayurt Oteli’nin de sessiz akıp giden günlerinin içeriği değişir.

Küçük ayrıntıların tekdüze şaşmazlığında nerdeyse takıntılarla sürüklenen bir yaşamın öfkesi de, çaresizliği de büyük oluyor.

11. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu – Peyami Safa
Yalnız ve hasta bir çocuğun çocukça aşkını ve ızdırabını; mesut olmak isteyen bir genç kızın temiz sevgisini; inanmak arzusu bütün benliğini saran bir insanın kuruntularını ve çıplak hastane duvarlarında yankılanan sessiz hıçkırıkları anlatır. Peyami’nin kendi geçmişinden izler taşıyan bu romanda mutluluğu ve felaketi aynı etkileyicilikle anlatma gücüne hayran kalacaksınız.

12. Handan – Halide Edip Adıvar
Halide Edib Adıvar, kendisine asıl ününü kazandıran yapıtlarından biri olan Handan’da evlilik ve aşk ilişkilerini konu alır. İngiliz terbiyesiyle yetişmiş Handan, 11. Abdülhamid rejimine karşı mücadele eden Nâzım’ı reddederek Hüsnü Paşa ile evlenir, ama mutlu olmaz. Mutsuzluğu onu bir beyin kanamasına ve bilinç kaybına götürür.

13. Huzur – Ahmet Hamdi Tanpınar
Tanpınar, kültürümüzü bir “iç âlem medeniyeti”nin tezahürü olarak görür. Bu medeniyeti, belirli bir ahlâkı taşıyan “mânevi vazifelerine inanmış, muayyen bir ruh nizamından geçmiş, nefislerini terbiye etmiş” insanlar meydana getirmiştir. Huzur’un kahramanlarından Mümtaz, roman boyunca kendisini “huzur”a kavuşturacak bir “iç nizam”ı aramaktadır. Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirler iç içe verilir. Ancak bütün bunların üzerinde romana hâkim olan Mümtaz’la Nuran’ın aşklarıdır. İstanbul, bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, âdeta bir roman kahramanı gibi ele alınır. Huzur için, belli bir dünya görüşüne, bir hayat nizamına kavuşamamış Cumhuriyet aydınlarının “huzursuzlukları”nı dile getiriyor denebilir.

14. İnsan ve Şeytan – Samiha Ayverdi
Osmanlı İmparatorluğu´nun son devrinde geçen ve ibretli bir aile faciasını anlatan bu romanda iyi ile kötünün, madde ile mânânın çatışması son derece çarpıcı ve güzel bir ifade ile verilmektedir.

15. Aylak Adam – Yusuf Atılgan

Her şeye “karşı” duran, “karşı” çıkan, “karşı” olan bir adam… Aylak Adam… Bir adı bile yok. “C.” diyor Yusuf Atılgan kısaca.

İnsan her şeye bunca “karşı”yken kendine de “karşı” olmadan nasıl sürdürülebilir bir “karşı” yaşamı?

C., sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor. Hem farklıyı, hem doğru olanı arıyor. Çabasının boşuna olduğunun da farkında üstelik.

Zor bir karakter, zor bir yaşam, yalın bir roman.

16. Oyuncu – Erhan Bener
Daha gözlerini açmadan, “Bugün hava yağmurlu olacak!” diye geçti aklından Nihal’in. Romatizma ağrıları şaşmaz bir gösterge. Sıkı sıkı kapatılan perdelerden hafif bir ışık sızıyordu içeriye. Cüneyt haklı, doktorlar işin içinden çıkamadılar mı, kireçlenme diye tutturuyorlar. Doktor Rıdvan, röntgen filmlerini incelerken, “Şaşılacak şey,” demişti. “Dışarıdan bakınca kırk yaşından fazla göstermiyorsunuz, ama kemikleriniz altmış yaşındaki bir insanınki gibi..”

17. Kardeşimin Hikayesi – Zülfü Livaneli
Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Modern bir Binbir Gece Masalı’nın kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir.

Kardeşimin Hikâyesi aşkın mutlulukta ulaşılacak son nokta olduğuna inananları bir kez daha düşünmeye davet eden, aşka, aşkın karmaşıklığına ve tehlikelerine dair nefes kesen bir roman. Her sayfada yeni bir gerçekliği keşfedecek, kuşku ile kesinliğin sınırlarında dolaşacaksınız.
Mantıksız gibi geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum. Karadeniz’in lacivert dalgalarıyla baş başa kalmış olan bu ıssız köyde geçen her gün birbirinin aynısı olduğu için burada insanların heyecanla konuşacağı olaylara pek sık rastlanmazdı. O günün de ötekiler gibi sessizce akıp gitmesi gerekirdi ama galiba başka şeyler olacaktı. O mahmur sabah saatlerinde bir cinayet haberi alacağımı bilmiyordum elbette ama bir haber gelecekti. Daha yataktan çıkmamıştım, gözlerim kapalıydı, arkalarında fosforlu çizgiler bırakarak yıldırım hızıyla hareket eden mor tavşanları izliyordum.

18. Doğum – Fikri Tezbaşar

Dünyanın sizsiz nasıl bir hal alacağını hiç düşündünüz mü? Yoksa siz de çok izlenen bir filmin hiç görünmeyen figüranlarından mısınız benim gibi? Bıraksam kendimi şuradan boşluğa, acaba birisi fark eder mi yere düşüşümü? Yoksa üzerime basıp geçerler mi, devam mı ederler gündelik yaşamlarına? Çok mu acımasızca olur, doğduğumda yanımda olan annemin ölürken de yanımda olmasını istemek? Bir insan kaç defa doğar? Ben iki defa doğdum. Beni ikinci defa doğuran aynı anda hayatımı da sonlandırıyor. İnsanın yeniden doğmak için üçüncü bir şansı olur mu acaba? Denemeye değer mi?

19. Cinnetim Cennetimdir – Bülent Akyürek
Yayınlandığı yıllarda underground romanın Türkiye`deki öncüsü olan Cinnetim Cennetimdir şizofrenik bir arka planla kurgulanmış ve biçim kurgu dil özellikleriyle yeni romanın temsilcisi olmuştu. Daha çok İçinizdeki Öküze Oha Deyin Yılgın Türkler ve Güzel Susma Sanatı kitaplarından tanıdığımız Bülent Akyürek`in daha önce birçok kez baskısı yapılmış bu romanını yeniden basmanın gururunu yaşıyoruz. Cinnetim Cennetimdir platonik aşk üzerine yazılmış en iyi romanlardan biridir.

20. Kara Kitap – Orhan Pamuk
Galip, çocukluk aşkı, arkadaşı, amcasının kızı, sevgilisi ve kayıp karısı Rüya’yı karlı bir kış günü İstanbul’da aramaya başlar. Çocukluğundan beri yazılarını hayranlıkla okuduğu yakın akrabası gazeteci Celâl’in köşe yazıları, bu arayışta ona işaretler yollayacak ve eşlik edecektir. Okuyucu, bir yanda her bacası, her sokağı, her insanı başka bir esrarlı âlemin işaretine dönüşen İstanbul’da Galip’in araştırmalarını ve karşılaştığı kişileri izlerken, bir yandan da bu araştırmaları değişik işaretler ve tuhaf hikâyelerle tamamlayan Celâl’in köşe yazılarıyla karşılaşır. Eski cellatların hikâyelerinden Boğaz’ın sularının çekileceği felaket günlerine, kılık değiştiren paşalardan kültür tarihimizde kalmış esrarlı cinayetlere, karlı gecenin aşk hikâyelerinden yüzlerimizin üzerindeki anlamın sırlarına, İstanbul’un ücra ve karanlık köşelerinden gülünç ve tuhaf kişilerine, yakın tarihimizden günlük hayatımızın unutulmuş ve şaşırtıcı ayrıntılarına kadar uzanan bu araştırma Galip’i hem kayıp karısına, hem de hayatımızın içine gömüldüğü kayıp esrara doğru çekecektir.

Kaynak: casper, onedio.com

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla Listeler, Psikoloji
Dünya Edebiyatında Öncü 22 İlk Edebi Eser

1. Dünya edebiyatındaki ilk hikayeci ve eseri : Giovanni Boccaccio / Decameron 2. Komedi türünün ilk büyük ustası : Aristofanas...

Kapat