‘Üç Fidan’ına Kavuşan Bir ‘Çınar’: Halit Çelenk – Müslüm Kabadayı

(Bu metin Halit Çelenk?in ölümü üzerine 2011?de yayımlanmıştı. ?Devrim Adançlarımız?dan ?Üç Fidan?ı ve hepimizin ?Çınar?ını 6 Mayıs 2012?de Karşıyaka Mezarlığı?nda her yaştan binlerce insanın vefalı ve devrimci tavrına saygı olarak yeniden yayımlıyoruz.)
Canlıda geçirgenlik, özellikle de insanda kalıtım ve katılım diyalektiğinin bir ürünü olarak miras geçirgenliği önemli bir gelişim unsurudur. ?Miras geçirgenliği?nde yetişilen yuva etkili olduğu gibi politik okulun büyük payı vardır. Halit Çelenk, bunu iki açıdan da gerçekleştiren çınarlarımızdandır.
5 Mayıs 2011?de bizlere veda eden ama 6 Mayıs?ta 39 yıl önce büyük hukuk mücadelesi verdiği ama katillerin elinden kurtaramadığı ?üç fidanı?na kavuşan Halit Çelenk, 1922 Antakya doğumlu. Babası Mustafa Bey, annesi Sıdıka Hanım. Antakya?nın Fransızlar tarafından işgaline karşı babası ve amcası Selim Çelenk, kurtuluş mücadelesi verirler. Bunu Yenigün gazetesini çıkartarak taçlandırırlar. Kendisi de ilk gençlik döneminde bu mücadelenin içinde yetişir, böylece haklı ve haksız savaşın ne olduğunu o yıllarda idrak eder. Babası, onun da ticaretle uğraşmasını istediği halde, toplumdaki adaletsizlikler başta olmak üzere halkların karşılaştıkları zulümlere karşı hukuk mücadelesi vermek istediğinden İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi?ne gider. İstanbul?da tanıştığı Şekibe Hanım?la evliliğe ve ömür boyu birlikte yaşama dönüşen arkadaşlığı burada başlar.

Doğrusu Halit ağabeyi, kentteşliğimiz nedeniyle de 1970?li yıllardan beri takip ederdim, yazılarını okur, tv?lerde ve bazı toplantılarda yaptığı konuşmaları dinlerdim. Onunla ilk kez yüz yüze görüşmemiz ise, 5 yıl önce Ankara?da İlhan İlhan Kitabevi?nde olmuştu. İstanbul?dan gelen kentteşimiz Arif Okay?la birlikte hem yeni çıkan kitaplarını almış hem de eşi Şekibe Hanım?la birlikte fotoğraf çektirmiştik. Arif Okay, benden daha çok yoğunlaştığı Hatay?la, özellikle babası şair Süleyman Okay?ın ilişkileriyle ilgili kaynaklara ulaşmak umuduyla kendisine bir şeyler sormuştu ama beklediği yanıtları alamamıştı, çünkü Halit ağabeyle kuşak farkları vardı toplumcu şair Süleyman Okay?ın.

Bu görüşmeden 2 yıl sonra da yayıncı-yazar Ragıp Zarakolu?yla evlerinde ziyaret ettik Halit Ağabeyi. Kendisi, o günlerde bir düşme sonunda vücudunda kırıklarla yatakta olduğundan ?geçmiş olsun? ziyaretimizi incelikle kabul etmişti. Buluşmuşken Ragıp Bey?le merak ettiklerimizi de sormadan edemedik. O, büyük bir zevkle o günleri yeniden yaşıyormuşçasına sorularımızı yanıtlıyordu; Ragıp Bey not tutarken, ben de kamera ve fotoğraf çekimi yapıyordum. Tuttuğu notları bir yerde yayımladı mı Ragıp Bey bilemiyorum ama Belge Yayınları?nı birlikte yürüttüğü eşi Ayşe Hanım?ın, aynı zamanda Veysi Sarısözen?in ailesi anne-babaları Antakya?da bir süre öğretmenlik yaptıkları için, onlarla ilgili bilgiler de edinmek için söyleşmişti.

Halit ve Şekibe Çelenk?lerle yaptığımız bu görüşmeden benim aklımda kalan notları kısaca özetlemek istiyorum. Halit Ağabey; Antakya?daki öğrenimine, şimdiki Arkeoloji Müzesi?nin yerinde bulunan Mekteb-i Sultani?de başladığını, 1930?larda yeni Antakya Lisesi binasındaysa ortaokula gittiğini, 1938-39?da liseden mezun olduğunu belirtti. Lisede derslerine giren birkaç öğretmenin adını saydı. Bunlardan Edebiyat derslerine gelen Memduh Selim Bey?in Kürt Teali Cemiyeti üyesi olarak sürgüne gönderilenler arasında bulunduğunu, konuşmasının çok düzgün, giyiminin de şık olduğunu söyledi. O zamanlar şimdiki Kompozisyon dersi karşılığında İnşaa dersi verildiğini, bir yazısında ?zannedersem? sözcüğünü kullandığı için Memduh Selim Bey tarafından uyarıldığını, ?zannederim?in doğru olduğunu ondan öğrendiğini açıkladı. Bu öğretmenin bir karakter olarak anlatıldığı ?Yitik Bir Aşkın Gölgesi?nde adlı romanı Mehmet Uzun kaleme aldı.
Felsefe derslerine Mesut İlmi Fani girermiş. Onun da çok kültürlü bir insan olduğunu altını çizdi. Kardeşi Ali İlmi Fani?nin ise Edebiyat dersi öğretmeni olduğunu belirtti. Öğretmeni Mesut İlmi Fani?yle 1946?da stajyer avukat olarak birlikte çalıştığını açıkladı. Çok kibar ve kültürlü olan bu insandan çok şey öğrendiğinin altını çizdi. Onun yanında stajyerlik yapmasına vesile olan olayı da şöyle anlattı: ?Antakya?ya döndüğümde o zamanın en iyi avukatlarından Sırrı Hocaoğlu?nun yanında bulunmak istedim. Kendisine gittiğimde gayet memnun oldu ama stajyerlik konusunda rahatsızlığını şöyle açıkladı: ?Ben siyasal olarak mimli bir insanım. Bu ?mim?i ortadan kaldırmak için tehlike derecemi şimdi A?dan C?ye indirmiş durumdayım. Şimdi sen yanımda çalışırsan, bu adamlar yine hakkımızda kötü şeyler düşünmeye başlarlar.? Bunu hiç unutmuyorum. Benim çocukluk ve gençliğimde zaten Sırrı Bey için ?komünist? derlerdi.?

Halit Ağabey bu yoğun konuşma temposu içinde yorulunca, Şekibe Hanım devreye girdi bir ara. İstanbul?da Hukuk öğrencisiyken, baba parasına muhtaç olmadıklarını göstermek için gemi nakliye işleri yapan bir şirketin muhasebe servisinde çalışmaya karar vermişler. Şirketin sahibi Refii Bey, çok disiplinli ve anti-komünist bir adammış. İkinci Paylaşım Savaşı yılları olduğu için memlekette kıtlık da varmış. Kendileri Selanik göçmeni olan Şekibe Hanım?ın ailesi İstanbul?a yerleşenlerdenmiş. Lise yıllarındayken Marksizmle tanışmış ve Fransızca kitaplardan üniversite yıllarında Marksizmi öğrenmeye çalışırmış. Halit Bey?le aynı sınıfta olup sevgili haline geldikten sonra bu uğraşıları daha da artmış. O şirkette çalışırken, Vasfi Yükselsoy ve kızkardeşi Muzaffer Hanım da orada çalışıyorlarmış. Okumaya, sanat meraklı bu insanlara Halit Bey?le kitaplar vermeye başlamışlar. Vasfi Bey, çok güzel karakalem resim yaparmış. Bir gün, Karl Marks?ın o bilinen sakallı fotoğrafını getirmiş Şekibe Hanım, Vasfi Bey?den onu büyük tablo halinde çizmesini istemiş. Severek yapacağını söyleyip işe koyulduğunda patron Refii Bey gelmiş muhasebe servisine ve Vasfi Bey?e, ?Sen kimin resmini yapıyorsun bakalım?? diye çıkışmış. O da ?Şekibe Hanım?ın dedesinin.? deyivermiş. ?İyi iyi o zaman, dedelerin kıymetini bilmek lazım.? demiş patron. Şekibe Hanım, ?Eğer o resmin Marks?a ait olduğunu bilseydi, bizi işten attığı yetmiyormuş gibi polise ihbar ederdi. İyi ki cahil bir patronumuz varmış.? diye yorum yaptı.
Şekibe Hanım konuşurken Vasfi ve Muzaffer kardeşlerin soyadlarını hatırlamakta zorlandı, Halit Bey devreye girerek ?Yükseksoy? dedi. Muzaffer Hanım, boynuz kulağı geçer misali hızla ilerlemiş ve TKP?ye katılmış daha sonra.

1960?lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi üyeleri olarak siyasal mücadeleye devam eden Çelenk?ler, zor koşullarda birbirlerini hiç bırakmadıkları gibi dostlarının ve demokratik kitle örgütlerinin hukuki sorunlarında da hep onların yanında olmuşlar. Deniz?ler için verdikleri kararlı hukuk mücadelesi yanında TÖS, DİSK, TÖB-DER vd. örgütlerin davalarında ortaya koyduğu savunmayla uluslar arası hukuka katkı anlamı taşıyan bir değer yaratmıştır Halit Çelenk.

6 Mayıs?ta binlerce yol arkadaşı olarak O?nu, bir ?çınar? yüceliğinde ?üç fidan?ının yanına uğurlarken, insanlığın vicdanında ölümsüzleştiğini biliyoruz.

‘Üç Fidan’ına Kavuşan Bir ‘Çınar’: Halit Çelenk – Müslüm Kabadayı” üzerine bir yorum

  1. Halit Çelenk ve onun gibi hukukçuların varlığı salt savundukları kişilere değil; yurttaş olarak bizlere de her zaman güç ve güven vermiştir. O büyük “Çınar” ile yanyana gelmek, kısa süreliğine de olsa aynı havayı teneffüs etmek, aydınlığı ile aydınlanmak ne kadar güzel! Ne mutlu o şansı yakalayanlara, öyle bir anı yaşayanlara! Ne mutlu Müslüm Kabadayı’ya… Halit Çelenk’i biraz daha yakından tanımış olmanın sevinciyle, O’nu bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Ertan Şahin?in ?Girift?i – Duran Aydın

N?olacak canım; herhangi bir sanat dalına ilgi duymasak da pekâlâ yaşayabilirdik; öyle değil mi? Şu dağı dolanıp gelen rüzgâr, ta...

Kapat