Ulrike Meinhof / Üzgün Olmaktansa Öfkeli Olmayı Yeğlerim – Alois Prinz

ulrike_meinhofAlois Prinz Ulrike Meinhof’ta, 1970’li yıllarda Federal Almanya Cumhuriyeti’ne savaş ilan etmiş, birden fazla cinayetle suçlanmış, Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun kurucularından Ulrike Marie Meinhof’un fırtınalı hayatını anlatıyor. Oldenburg’da doğan Meinhof, 60’ların başında sosyalist bir Alman dergisinin editörlüğünü yapan orta sınıf bir Alman hayatı yaşıyordu. Fakat kısa süre sonra radikalleşmeye başlayan Meinhof, 1970’lerde Andreas Baader’le birlikte RAF’ı kurup yeraltına inecek ve bu süreç kendisini, 1976 yılındaki şüpheli ölümüne götürecekti. Prinz, Meinhof’un bu çalkantılı ve trajik hikâyesini tarafsızlığını ve soğukkanlılılığını koruyarak anlatmaya çalışıyor.

Tanıtım Yazısı
Ulrike Meinhof entelektüel sola saldırıyordu. Ona göre entelektüel sol, neyin önemli olduğunu teorik olarak kavramıştı, ama söylediklerini hayata geçiremezdi, çünkü “hala yitirecek çok şeyi var”dı ve hala burjuva varoluşunun sunduğu ayrıcalıklara bağlıydı. Baader’in kurtarılmasıyla gerekli pratik adım atılmıştı, bundan sonra toplumdaki proleter grupları desteklemek için bir “Kızıl Ordu” inşa edilecekti. Meinhof’a göre böyle bir silahlı yardım olmaksızın, ezilenler, devlet erkiyle çatışmada daima kısa çöpü çekeceklerdi ve asla herhangi bir şey değişmeyecekti.
1998 yılında RAF kendini feshettiğini açıkladı. Yazıda şöyle deniyordu: “Tarihimizin yanındayız. RAF, kapitalist ilişkileri yıkmaya katkı sağlamak için, bu toplumun eğilimine karşı duran küçük bir azınlığın devrimci girişimiydi. Bu projenin sonlanması, bu yolu izleyerek başarılı olamadığımızı gösteriyor. Fakat bu, başkaldırının gerekli ve meşru olmadığını göstermez. RAF, dünyanın her tarafında egemenliğe karşı ve kurtuluş için savaşanların yanında durma kararımızdı. Bizim açımızdan bu karar doğruydu.”
Yazının sonunda “silahlı mücadeleye her şeylerini verme kararlılığını göstermiş ve bu mücadelede hayatlarını yitirmiş” bütün yoldaşlar anılmıştır. Bu listede Ulrike Meinhof’un da adı vardır.

?Dünyayı , bu acımasız ayrımı izleyerek algılayan biri için , artık normal , masum , doğal olan hiçbir şey yoktur her küçük ayrıntı ?yanlış hayat?a dayandırıldığından , kuşkuludur kişi , hoşuna giden , beğendiği şeyler konusunda , iki kat dikkatli olmak ve daha fazla kuşkulanmak zorundadır Adorno , sakatlanmış yaşamdan yansımalar?ında şunları yazar : ?artık zararsız olan hiçbir şey yoktur çiçeklerin üzerine düşen şiddet gölgesi görülmediği anda , bahar dalı bile yalana dönüşür ; ?ne kadar hoş? gibi masum bir ünlem bile mide bulandıracak kadar nahoş bir varoluşun mazereti olur artık güzellik ve avuntu yoktur ? korkunç olanı gören , ona dayanabilen ve olumsuzluğun avuntusuz bilinci içinde yine de daha iyi bir dünya olasılığına bağlı kalan bakıştan başka?
Ulrike Meinhof

?Ulrike Meinhof?un da bu melankoliyi iyi tanıdığına ilişkin işaretler var Ulrike?nin , sık sık bir saniyeden diğerine şiddetli bir depresyonun içine düştüğünü anımsayan Ruth Waltz , bir defasında Ulrike?nin eve geldiğini , mevsimlerden ilkbahar olduğu için güneşin odayı iyice aydınlattığını , masanın üzerinde içinde laleler olan bir vazo durduğunu , bu görüntü karşısında ?çok melankolikleşen? Ulrike?nin şöyle dediğini anlatmıştır : ?ne kadar güzel ne kadar aydınlık insan neden hep böyle yaşayamıyor?
Alois Prinz

RAF: Bedeni öldü ama ruhu asla! – Selami İnce
(03 Ekim 2010 tarihli Birgün Gazetesi)

Almanya?da yıllarca hapis yatıp çıkmış, yaşları 60?ını geçmiş Kızıl Ordu Fraksiyonu eski militanları aktif devrimciliği bırakmış olsalar da, devlete hiçbir konuda bilgi vermemeyi sürdürüyor. 33 yıl sonra yeniden yargılanmaya başlanan Verena Becker ilk duruşmada sadece adını söyledi.

Almanya?da, 33 yıl önce öldürülen Başsavcı Siegfried Buback davası tekrar başladı. Daha önce bu olaydan defalarca sorgulanan, yargılanan, tutuklanan, başka bir olaydan 12 yıl hapis yatıp çıkan eski Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF-Rote Armee Fraktion) militanı Verena Becker yeniden yargılanıyor.

Döneminde RAF?ın önemli militanlarından olan Verena Becker, bu sefer Buback?ın öldürüldüğü eyleme katılmaktan ve belki de öldüren kurşunu sıkmaktan değil, eylemi planlayan ekipte olmaktan ceza alabilir. Savcının ve mahkemenin kanıtı ise, RAF?ın basına gönderdiği, olayın sorumluluğunu üstlendiği mektup. Polis, 33 yıldır saklanan mektupta, son teknoloji ile yapılan incelemede Becker?in DNA örneği bulunduğunu iddia ediyor.

DURUŞMADA TEK KELİME ETMEDİ
İlk duruşma 30 Eylül 2010?da yani geçen Perşembe günü, daha önce RAF?ın kurucu liderlerinden Andreas Baader, Ulrike Meinhof, Gudrun Ensslin, Jan-Carl Raspe ve Irmgard Moeller?in de yargılandığı, ömür boyu hapis cezası aldığı, Moeller dışında hepsinin öldüğü Stuttgart Stammheim?da başladı. Becker, geniş güneş gözlükleri, açık kahverengi boyunlu kazak ve bej bir deri ceketle geldi salona. Bugün 58 yaşında olan Verene Becker?in saç stili ise, 35 yıl önce ?aranıyor afişleri?ndeki fotoğrafına benziyordu. Becker, beklendiği gibi kimlik tespiti sırasında sadece adını söyledi ve başka tek kelime etmedi.

Almanya?nın en üst savcısı olan Siegfried Buback’ın öldürülmesini, örgütün liderlerinden Andreas Baader hapisten çağrı yaparak bizzat istemiş, kısa süre sonra da savcı öldürülmüş, bu olay RAF?ın büyük yankı uyandıran eylemlerinden biri olmuştu. Buback, 7 Nisan 1977?de otomobiliyle Karlsruhe’deki makamına gitmekteyken trafik ışıklarında durduğunda, yanındaki koruma ve bir memurla birlikte, yaklaşan bir motosikletin arkasındaki kişi tarafından vurularak öldürülmüştü. Mahkemede iddianameyi okuyan savcı, 1976?da Yemen?de eylem planlanırken, Becker?in de aktif olarak planlamaya katıldığını iddia edince, Becker?in avukatı, müvekkilinin ne olayla ne de bahsedilen kişiyle ilgili konuşmayacağını tekrarladı.

Olaydan daha önce ceza alan oldu ama hiç kimsenin konuyla ilgili ?evet? ya da ?hayır? dahil hiçbir ifadesi yok. Olay yerinde başka kişilerin olup olmadığı, kişilerin cinsiyeti, yani Verena Becker?in de orda olup olmadığı o gün bugündür hem basının hem de yargının konusu. En önemlisi de öldürülen Buback?ın oğlu Michael Buback, Becker?in de olay yerinde olduğundan, hatta motosikletin arkasından ateş edenin o olduğundan emin. Oğul Michael, en az 20 kişinin, babasını vuranın bir kadın olduğunu gördüğünü belirtiyor. Ancak, motosikletteki her iki kişinin de kasklı oluşu bu tezi zayıflatıyor.

?FAŞİST DOMUZ SİSTEM?
O dönemde RAF?ın eylemlerinden bunalan Alman yargısı, çıkartılan olağanüstü hal yasalarıyla kimi yakaladıysa bu olayı da sormuş ve birilerine ömür boyu hapis cezası vererek davayı bitirmişti. RAF lider kadrosundan yakalanan Knut Folkerts, Christian Klar, Brigitte Mohnhaupt ve Günter Sonnenberg bu olaydan sorgulanmış, ifade vermezlerse başlarına gelecekler anlatılmış ama hiçbiri bu konuda, başka diğer konularda olduğu gibi, ifade vermemişti. Hepsi de ömür boyu hapis cezası aldı.

Olaydan bir ay sonra başka bir yerde, başka bir çatışmada yakalanan Verene Becker de olayla ilgili ifade vermemiş, sessizliğini korumuştu. Becker, şimdi yargılandığı salonda, diğer 6 RAF cinayetine karıştığı gerekçesiyle ömür boyu hapse mahkûm edilmiş; Becker?in karardan sonra masaya çıkarak mahkeme başkanına söylediği ?faşist domuz? sözü tarihe geçmişti. Zaten RAF, yıkmaya çalıştığı sistemi ?domuz sistem? diye tanımlıyordu. Becker, hapisteyken de Buback olayından çeşitli biçimlerde sorgulandı. 1989?da, dönemin Cumhurbaşkanı Richard von Weizsaecker tarafından affedilerek serbest bırakıldığına, Becker?in bu konuda gizli servise ifade verdiği dedikodusu çıktı ancak daha sonra hiçbir bilgi vermediği anlaşıldı. Becker, 2009 Ağustos ayında tekrar tutuklandı ama delil yetersizliğinden serbest kaldı. Olayla ilgili bazı kişiler ceza almış olsa da, kesin kanıtlanmış hiçbir şey yok.

Becker tutuksuz yargılanıyor. Davanın yılbaşına kadar sürmesi bekleniyor. İlk duruşmada konuşmayan Becker?in hâlâ eski arkadaşları RAF?lılarla birlikte hareket ettiğine inanılıyor.

İHTİYAR HEYETİ TOPLANMIŞ GİBİ
Zaten sanki bu yargılamayla Alman polisinin ve savcılarının hapisten çıkmış eski RAF?lılardan ?kim ne tutum alıyor? bunu anlamaya çalışıyor gibi bir hali var. Basına yansıyan bilgilere göre, polis Becker?i, bu davayı bahane ederek birkaç yıl izlemiş. Hemen hepsi 60?ını geçmiş, eski militanların önemli bir kısmı gözlerden uzak, kendi halinde anonim yaşamayı seçmiş durumda. Medya karşısına çıkmayan, çoğu başka isimle yaşayan, anılarını yazmakla uğraşan, öğretmenlik, muhasebecilik, sekreterlik gibi işlerle geçinen bu kesimin siyasi bir faaliyette bulunmasa bile sisteme hiç de teslim olmadığı gözleniyor.

Yayınlanan anılarda geleceğe dair siyasal bir proje olmasa da hepsinde bir sistem eleştirisi bulunuyor. Örneğin, önceki yıl hapisten çıkan Christian Klar, ?Şimdi kapitalizme karşı mücadele etmenin tam zamanı? demişti. Yine 2 Haziran Örgütü lideri ve sonraki RAF militanı Inge Viet, büyük bir samimiyetle hayatını anlattığı ?Asla Korkusuz Değildim? adlı anı kitabında, hiçbir biçimde sosyalizmi kötülemiyor, hatta Doğu Almanya?yı bile canla başla savunuyor.

İddianamede de Verene Becker?in RAF?ın aleyhine konuşmama kararına harfiyen uyduğu belirtiliyor. Hakkında dava açılmasının kesinleşmesinden sonra Becker?in eski arkadaşları Rolf Heißler ve Brigitte Mohnhaupt ile buluştuğu iddianameye yansımış. Mohnhaupt, davada emri veren, örgütü yöneten olarak geçiyor. Kurucu liderler Andreas Baader, Gudrun Ensslin ve Ulrike Meinhof??un yakalanmasından sonra örgütü toplayan, RAF?ı yeniden dirilten Brigitte Mohnhaupt ile ilgili bu olayda devlet çelişkili bilgiye sahip. Devletin bazı dökümanlarında olay tarihinde Mohnhaupt bir grup arkadaşıyla birlikte Yemen?de askeri kampta görünürken, bazı kayıtlarda ise, Hollanda?dan örgütü yönetiyordu. Ancak, iddianamede liderin Mohnhaupt olduğu ve eylem sonrasında Hollanda?da kendisine telefonla bilgi verildiği belirtiliyor. Yine Becker?in bu davadan yargılanan ve cezasını çekip çıkan Stefan Wisniewski?ye, kendisini zora sokacak hiçbir ifade vermeyeceğini söylediği belirtiliyor.

BEDENİN YETMEZ RUHUNU DA VER
Bütün bu ayrıntılar, şunun için önemli: Bir dönem Almanya?nın hatta bütün Avrupa?nın altına üstüne getiren bir avuç insandan geriye kalmış bir avuçtan da az yaşlı insan hâlâ Alman polisinin kontrolü altında. Devlet, bu kişilerin cezalarını çekmiş olmalarıyla yetinmek istemiyor. Herkesin ne biliyorsa anlatmasını, bütün ayrıntıların gün yüzüne çıkmasını ve cezasını yatıp çıkmış bütün ihtiyarların nedamet getirmesini, özür dilemesini de bekliyor. İhtiyarlar ise hiç oralı olmuyor.

Belki de RAF?ın kuruluş ve işleyiş biçiminden kaynaklanıyor bu konuşmama geleneği. Örneğin, Buback?ı kimin vurduğu konusunda basında tekrar tartışmalar başladığı, isimlerin öne çıktığı bu günlerde, die Welt gazetesine demeç veren eski RAF?lılardan Silke Maier-Witt, ?Bütün bunlar saçma, herkes önüne geleni söylüyor. RAF?ta hiçbir zaman kimin ne yaptığı uluorta konuşulmadı. Bütün eylemler, ?yapıldı, halledildi, her şey yolunda? gibi pasif tanımlarla konuşuldu. Yapan değil, iş konuşuldu? dedi. Evet, zaten, savcılığa göre, RAF?ın o dönemki lideri Brigitte Mohnhaupt?a da eylem telefonla, ?Amcanın durumu çok iyi, her şey yolunda? diye iletilmişti.

DEVLET OLAYA YAKLAŞAMADI BİLE
Bundan yaklaşık 6 ay önce sol günlük gazete Die Jungewelt?te yayınlanan, RAF?ın kendini feshettiği 12 yıl sonraki ilk RAF mektubunda, RAF?lıların bu zamana kadar pek tartışılmayan bir ortak ruhlarının olduğunu anlıyoruz. RAF, örgüt içinde ?kişisel başarı? tanımadığı gibi, ?kişisel suç? da tanımlamıyor. RAF?ın mektubunda, devletin tek tek insanları paralize ederek üzerlerine şu ya da bu suçu yıkmaya çalıştığı belirtiliyor ve ?RAF?ın örgüt olduğu, bunun için örgüt tarafından işlenmiş kişisel suçun olamayacağı? belirtiliyor. Aslında kendileriyle hâlâ övündüklerini ise şu satırlardan anlıyoruz:

?Yüksek donanımlı devlet aygıtı, yıllardır düzenlediği seri operasyonlara rağmen, hareketimizle ilgili gerçek bilgi edinmek bir yana, benzer bir resme bile yaklaşamadı??

?Tarih olduk ama tarihimizi sahipleniyoruz??
RAF, 20 Nisan 1998’de haber ajanslarına sekiz sayfalık bir mektup gönderdi. Broşür şeklindeki mektup şöyle başlıyordu:
?Yaklaşık 28 yıl önce 14 Mayıs 1970’te bir kurtuluş hareketi olarak başlayan RAF projesini sona erdiriyoruz. Bir şehir gerillası hareketi olan RAF artık tarih olmuştur…?
Cezaevinden gönderildiği ve bütün RAF?lıları bağladığı tahmin edilen yazıda RAF?ın amacı ve gelinen nokta konusunda şunlar söyleniyordu: ?Tarihimizin yanındayız. RAF, kapitalist ilişkileri yıkmaya katkı sağlamak için, bu toplumun eğilimine karşı duran küçük bir azınlığın devrimci girişimiydi. Bu projenin sonlanması, bu yolu izleyerek başarılı olamadığımızı gösteriyor. Fakat bu, başkaldırının gerekli ve meşru olmadığını göstermez. RAF, dünyanın her tarafında egemenliğe karşı ve kurtuluş için savaşanların yanında durma kararımızdı. Bizim açımızdan bu karar doğruydu.?

Yazının sonunda ?silahlı mücadeleye her şeylerini verme kararlılığını göstermiş ve bu mücadelede hayatlarını yitirmiş bütün yoldaşları saygıyla anıyoruz ve bundan sonra aynı yolu izleyeceklere başarılar dileriz?? denilmişti.

RAF, detaylarıyla gerekçelendirip kendini açıkça feshetse de devlet hep, ?acaba yine bir şeyler çeviriyorlar mı? diye düşünmekten ve hareket etmekten geri durmadı. Zaten Almanya?da hâlâ yakalanmamış, aranan RAF?lılar olduğu gibi, hâlâ çözülememiş eylemler de var.

Öte yandan yaşayan eski ve yeni RAF?lıların, üstünden 40 yıl geçse de, hiçbir biçimde eylemler hakkında konuşmama, poliste ya da mahkemede ifade vermeme, hiçbir yoldaşı satmama gibi kararlara titizlikle uyduğu da RAF?lıların duruşmalarındaki mahkeme kayıtlarında, ifadelerinin toplandığı polis kaynaklarında ve medyada yer alıyor. Hatta kendini feshettikten 12 yıl sonra, yaklaşık 6 ay önce RAF imzalı bir mektup ilk kez basına gitti ve orada da farklı yollara gitmiş eski RAF?lıların birbirlerine karşı konuşturulmaya çalışıldığı ama kimsenin hain olmayacağı belirtiliyordu. Bu mektuptan Verena Becker yargılamasının kastedildiğini söyleyenler oldu. Çünkü mektubun şu cümleleri dikkat çekiciydi:
?Hiçbir konuda ifade vermeyeceğiz. Biz devletin ajanı değiliz, o zaman da değildik, şimdi de değiliz. Bu ait olduğumuz tarafın şerefiyle ilgili bir şey??

Türkiye?de bir zamanlar devrime soyunmuş, hasbelkader devrimcilerle birlikte olmuş anlı şanlı birçok ismin, devrimciler yenilince, devlet iktidarını arkasına alarak hemen aynı şevkle karşı tarafa geçip, devrimcilerin üstünde tepinmeye başladığına bakılırsa, bu kesimi RAF?la kıyaslamak pek mümkün görünmüyor. RAF?lıların hem ?yenildik ama tarihimize sahip çıkıyoruz ? bildirisini hem de ?yoldaşları satmama? tavrını insani gelişmişlik düzeyi dışında başka bir şeyle açıklamak mümkün mü?

RAF?lılar, dünyada birçok yerde sol medya ve sol partiler tarafından bile ?küçük burjuva maceracıları? olarak değerlendirildi. Fesih bildirisinde ?kapitalist ilişkileri yıkmaya katkı sağlamak için, bu toplumun eğilimine karşı duran küçük bir azınlığın devrimci girişimiydi? diye örgütlerinden alçakgönüllülükle bahseden bu insanlara, başta bizimkiler olmak üzere, onları eleştiren herkesin bir özür borcu olduğu şimdilerde daha iyi anlaşılıyor.

Korkak liberaller, eğlencede yanımızda
RAF, teorisyeni ve kurucusu ünlü kadın gazeteci Ulrike Meinhof?tan bu yana hep kadınların domine ettiği bir örgüt oldu. Gudrun Ensslin, Brigitte Mohnhaupt, Irene Goergens, Ingrid Schubert, Brigitte Asdonk, Monika Berberich, Irmgard Möller, Susanne Albrecht, Birgit Hogefeld, Eva Haule, Verena Becker gibi isimler yıllarca Almanya?da hem solun hem de sağın çok iyi bildikleri isimlerdi. Yıllarca arandılar, çatıştılar, yakalandılar, çatışmada ya da hapiste öldüler?
Bu kadınlardan ikisine daha yakından bakalım:

Ulrike Meinhof
Ulrike Meinhof?un düzene karşı tepkisini netleştirdiği ilk yazısı 1968?de başyazar olduğu Konkret dergisinde, Almanya 68 öğrenci lideri Rudi Dutschke?nin vurulması üzerine yayınlandı:
?Protesto, bu bana uymuyor, buna karşıyım demektir. Bana uymayan bir şeyin ortadan kalkması için uğraşıyorsam bu direniştir. Bu zamana kadar istemediklerimizi sokaklarda söyledik ama Rudi Dutschke?nin saldırıya uğramasını engelleyemedik. Çünkü gelenek ve göreneklerin tutsağı halindeydik. Şimdi şiddet ve direnişi düşünmek zorundayız? Bize yönelik bu silahlı saldırı gerçekleştiğinde, korkak liberalleri yanımıza çekmek mümkün olmadı. Eğlence sona erdi. Sokak eğlencesi zamanı geçti artık??

Meinhof, 14 Mayıs 1970?de kundaklama eyleminden tutuklu bulunan Andreas Baader?in hapisten kaçırılmasında rol oynadı. Meinhof?un Baader?in kaçırılması eyleminde, sadece yardım etmesi planlanmıştı. Oysa Ulrike, Baader?in ardından camdan atladı ve illegal yaşama adım atmış oldu. Camdan atlayış, Hamburg?taki villadan da, Berlin?deki gazeteci yaşamından da kopuş oldu. 1970?de yayınlanan ?Rote Armee Fraktion kurulmalı? yazısı RAF?ın tanınmış ilk dokümanıydı ve Meinhof?un yazdığı tahmin ediliyor.

Ulrike Meinhof daha sonra RAF?ın ana teorik dokümanı ve manifestosu niteliğindeki ?Silahlı Mücadele-Bewaffneten Kampf? yazılarını yazdı. Baader örgütün gövdesi, Meinhof da beyniydi. Meinhof 15 Haziran 1972?de yakalandı. Hep tecrit hücresinde tutuldu. 9 Mayıs 1976?da özel korunaklı hapishane hücresinde ölü bulunduğunda birkaç kez ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanıyordu. Daha sonra dava arkadaşları da hücrelerinde ölü bulundu. Uluslararası bir araştırma komisyonu ölüm nedenlerini araştırdı. Araştırma sonucu Meinhof?un intihar ettiği tezi oldukça kuşkulu bulundu.

7 Nisan 1977?de, RAF?lı Mario Krebs yazdığı Meinhof biyografisinde olayı kendi içinde RAF?ın da soruşturduğunu belirtiyor ve ?İntihar ettiği de kanıtlanamadı, etmediği de?? diyordu.

Meinhof, 15 Mayıs 1976?da Berlin?de toprağa verildi. Öğrencilik zamanlarından arkadaşı olan papaz Helmut Gollwitzer cenaze konuşmasını yaptı. Ulrike?nin arada sırada bilinmeyen birileri tarafından mezar taşı kırılıyor. Yine bilinmeyen birileri mezar taşını yeniliyor.

Brigitte Mohnhaupt
Brigitte Mohnhaupt 2007?de tam 24 yıl hapis yattıktan sonra serbest kaldı. Ne poliste, ne mahkemede ne de hapiste hiç konuşmayan Mohnhaupt da gazetecilik eğitimi almıştı. RAF?taki faaliyetleri yüzünden 5 kere ömür boyu hapis cezası aldı, hâlâ konuşmuyor.

Mohnhaupt, RAF?ın en aktif olduğu 1976-1982 yıllarında lider pozisyonundaydı. Marksist-Leninist ideolojiye kesin bağlılık, antiemperyalizm ve kadın hakları konusunda tavizsiz bir tutum içindeydi. Büyük bankacılar, büyük işverenler, NATO komutanları, savcılar ve polis şefleri hedefiydi. 1982?de RAF?ın 2. dönem teorik yazıları sayılabilecek, ?Mayıs Yazıları? diye adlandırılan dokümanları yayınladı. RAF?ın Ulrike Meinhof tarafından belirlenmiş, Almanya?da ?şehir gerillası? taktiğine Mohnhaupt, bütün Avrupa?daki sol gruplarla ?antiemperyalist cephe? kurmayı ekledi.

Mohnhaupt, hapisten çıktıktan sonra, kendisini bekleyen yüzlerce gazeteci ve televizyoncuya sadece ?beni rahat bırakın? dedi ve ortadan kayboldu. Bugün 61 yaşında olan Mohnhaupt, aşağı yukarı 20 yılını verdiği örgüt hakkında da aleyhinde de hiçbir şey söylemiyor.

Kitabın Künyesi
Ulrike Meinhof / Üzgün Olmaktansa Öfkeli Olmayı Yeğlerim
Orjinal isim: Ulrike Meinhof
Yazar: Alois Prinz
Yayına Hazırlayan : Özgür Deniz
Kapak : Bülent Arslan
Çeviri : Süheyla Kaya
Versus Kitap Yayınları / Sınırdakiler Dizisi
İstanbul, 2008, 1. Basım
264 sayfa

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro