Umberto Eco: Ölüm cezası üzerine diyalog

Umberto EcoECO: Seni endişeli görüyorum, ey Renzo Tramiglino. Kanun ve düzenin sağladığı huzura kendini bırakmış onca sakin mevcudiyetini sıkıntıya gark eden mesele nedir? Yoksa “feminist” adıyla maruf yeni heveslerin tahrik ettiği zevcen Lucia, çocuk doğurmama hakkını kullanarak, seni evlilik yatağının zevklerinden mahrum mu bırakıyor? Ya da Lucia’nın validesi Agnese Hanımefendi evlatlarının yanağına fazlaca hararetli buseler tazyik ederek, çocukların şuuraltını su yüzüne çıkarıyor da, aşırı kırılgan, mother orierıted olmalarına mı yol açıyor? Ya da Doktor Azzecca- garbugli sana partiler arası mücadelede “paralel doğruların birleşmesi” keyfiyetinden bahis etmekle, umuma müteallik siyasi hususlara nüfuz etme kabiliyetini mi köreltiyor? Ya da Don Rodrigo vergi sisteminde yaptığı değişiklikle seni, paraları bankada istif eden Adı Gerekmez’den daha çok vergi ödemek zorunda mı bırakıyor?

RENZO: Beni huzursuz eden, ey asil konuğum, Griso’ dur. Bu zat şimdi de alçaklık hususunda kendisini hiç de aratmayacak şahıslardan müteşekkil çeteler tesis etmiş ve namussuz kayıkçıların müdafaası altında, gencecik kızları kaçırıyor; maksadı, mebzul fidyeler koparmak; fidyeyi cebe atar atmaz da bu kız çocuklarını hunharca öldürüyor. Bununla da kalmayıp, namuslu insanlar dişlerinden tırnaklarından artırdıklarını bir kenara koyar iken, o bir ipek çorap ardında sakladığı yüzüyle bu tasarrufların bulunduğu yerlere dalıyor, her şeyi gasp ve talan ediyor ve de yeni rehineler almak suretiyle şehirlerimizi teröre gark eyliyor; filhakika, bugün, aklıselim hudutlarını mütecaviz cürümlere sahne olan şehirlerimizde, bir yandan şehir halkı Griso karşısında korkudan titrer, bîiktidar emniyet kuvvetleri bu cürüm dalgasını frenleyemez iken, bir yandan da teessür içindeki iyi ve namuslu insanlar sonumuzun nereye varacağını soruyorlar kendilerine. Bana gelince, o kadar müsamahakâr ve muhabbetkâr bir insan olan ben, bu toprakların yetiştirdiği en müstesna şahsiyetlerden birinin, hukuk âlimi Beccaria’nın -ki ölüm cezasına kanunlarında yer veren bir devletin cinayet aleyhtarı bir öğretiyi asla savunamayacağını mükemmelen ortaya koymuştu- tezlerini müdafaa eden ben, tedirginlik hissediyor ve kendime soruyorum: Acaba müdafaasız vatandaşı korumak ve ona kötülük etmek isteyenleri uyarmak için, böyle iğrenç suçlara karşı ölüm cezasını yeniden uygulamaya koymak gerekmez mi?

ECO: Seni anlıyorum, Renzo. Bu son derece insani bir his: Gencecik kızları sevgili ana babalarından koparıp alan bu mezalim karşısında, intikam alma ve hakkını sonuna kadar müdafaa etme fikri kendiliğinden doğar. Ben de bir babayım ve sık sık soruyorum kendime, çocuğumu öldüren meçhul caniyi, emniyet kuvvetlerinden evvel ele geçirme fırsatını bulsam, ne yapardım diye.

RENZO: Söyle! Ne yapardın?

ECO: En başta onu öldürmek gelirdi içimden. Ama uzun bir işkencenin, had safhadaki acımı çok daha iyi dindireceğini düşünerek, bu dürtümü frenlerdim. Onu emin bir yere götürür ve işe adamın hayalarını burmakla başlardım. Bilahare tırnaklara geçer, tırnaklarının arasına bambu yongaları sokardım, rivayete göre zalim şark milletleri bu yöntemi tatbik ediyormuş. Bunu müteakiben kulaklarını koparır, kafasına elektrik yüklü tellerle işkence yapardım. Ve nihayet bu dehşet ve kan banyosundan sonra, acımın, yatışmadıysa da, vahşete doymuş olduğunu düşünürdüm. Sonra zihnimin geçmiş günlerdeki huzur ve muvazenesine asla kavuşamayacağını bilerek, kendimi kadere terk ederdim.

RENZO: Bak, işte sen de…

ECO: Evet, ama vakit kaybetmeden kolluk kuvvetlerine teslim olurdum, beni zincire vurup benzeri biçimde cezalandırsınlar diye; çünkü bu durumda ben de yapılmaması gereken bir şeyi yapmış, bir insanın hayatına son vermekle bir suç işlemiştim. Gerçi suçumu hafifletici nedenler yok değildi. Çocuğu hunharca öldürülmüş ve çektiği acıyla neredeyse delirmenin eşiğine gelmiş bir babaydım; dolayısıyla cezamın kısmen bağışlanmasını dileyecektim. Ama devletten kendisini benim yerime koymasını asla isteyemezdim, çünkü devletin gerçekleştirmeyi arzuladığı hırsları yoktur, devlet yalnızca adam öldürmenin her durumda kötü bir şey olduğunu vurgulamakla yükümlüdür. Bu yüzden de, adam öldürmenin kötü bir şey olduğunu öğretmek için adam öldüremez devlet.

RENZO: Bu tartışmalara aşinayım. Ölüm cezasının tekrar yürürlüğe koyulmasını, zorbalığın hüküm sürdüğü günleri yeniden tesis edebilmek amacıyla, şiddete dayalı düzenin çığırtkanlığını yapan birtakım müphem şahıslar talep etmişlerdir. Lâkin birkaç gün önce memleketin en mühim gazetelerinden birinde ciddi bir feylesofun uzun ve serinkanlı bir makalesini okudum, üstat meseleyle ilgili muhtelif bakış açılarını bihakkın gözden geçirdikten sonra, hani istemiyormuş da ağzından kaçırmış edasıyla şunu soruyor kendisine: Böyle ağır cürümler karşısında, vatandaşların huzur ve müdafaası için, devlet yetkisini kullanarak, daha yüksek cezalar verilmesi hakkını yeniden tesis edemez mi? Gerçekten de, ölüm cezası en azından caydırıcı bir değeri haizdir, daha doğrusu öteki art niyetli insanlarda korku uyandırır, oysa eğlenceli ıslahların ve kolay firarların yatağı günümüz hapishaneleri hiç kimseyi cinayet işlemekten alıkoyacak güçte değil artık.

ECO: İnsanları ölüm cezasına ikna etmeye yönelik bu tarz muhakemeleri daha önce de işittim. Ama belki sen hepimize, hatta ölüm cezasının yeniden yürürlüğe koyulmasını isteyen mütefekkirlere de hocalık etmiş olan bir başka feylesofu tanımıyorsun. Kant namıyla maruf bu zat, insanların araç olarak değil, her zaman amaç olarak kullanılmaları gerektiğini belirtmişti…

RENZO: Çok asil bir düşünce.

ECO: Kesinlikle öyle. Ben Veli’yi ikaz etmek için Ali’yi öldürürsem, Veli’yi ikaz etmek için Ali’yi araç olarak kullanmış olmaz mıyım, velev ki maksadım tüm öteki insanları Veli’nin muhtemel arzularına karşı müdafaa etmek olsun. Ve Veli’ye mesaj vermek için Ali’yi kullanmak caiz ise, Adolf’a sabun üretmek için Samuel’i kullanmak neden caiz olmasın?

RENZO: Mamafih arada bir fark var. Ali bir suç işlemiştir ve intikam maksadıyla değil, fakat eşitlikçi adalet anlayışı açısından, suçuyla orantılı bir cezaya çarptırılması hakka uygundur. Samuel masumdur. Oysa Ali suçludur.

ECO: O halde sen Ali’nin Veli’ye ders vermek maksadıyla öldürülmesi gerektiğini değil de, basit bir dille ifade edersek, başkalarına cefa çektirdiği için Ali’ye de cefa çektirilmesi gerektiğini düşünüyorsun.

RENZO: Her ikisi birden. Benim Ali’yi araç olarak kullanma yetkim var, çünkü artık kendi adına bir amaç olarak mütalaa edilme hakkını kaybetmiş bulunan Ali’nin ölümü, başka ölümlerin önüne geçilmesine ve başkalarına cefa çektiren kişinin, kendisinin de cefaya maruz kalacağını herkesin bilmesine yarayacaktır. Devlet adalet terazisini büyük bir ciddiyetle kullanmak ve bu yolla yurttaşlarının can güvenliğini teminat altına almak durumundadır. Ve eğer can güvenliğini teminat altına almak için mücerret, katı ve yüce kısas yasası faydalı ittihaz ediliyorsa, varsın gelsin, başımızın üstünde yeri var, çünkü bu yasa kadim hikmetin tohumlarını içerir. Devletin kısası intikam değil, geometridir.

ECO: Kadim hikmeti küçümsemiyorum. Şimdi söyle bana ey Renzo: Mademki sen kanun hakkında son derece ciddi ve de fevkalbeşer bir vukufu haizsin ve mademki devlet eliyle gerçekleştirilen öldürme eylemini cinayet değil, adaletin hakça dağıtılması olarak mütalaa ediyorsun, devlet kura veyahut rotasyon usulüyle seni, bir caninin hayatına son vermek üzere seçseydi, bu vazifeyi kabul eder miydin?

RENZO: Kabul etmezdim diyemem. Ve ruhum da huzur içinde olurdu. Ölüm cezasının lüzumlu olduğunu iddia eden her şahıs, cemiyet kendisinden talep ettiği anda, bu vazifeyi ifaya hazır olmalıdır.

ECO: İmdi söyle bana, cinayet dışında bir o kadar iğrenç ve dehşet verici suçlar yok mu? Oğlunu öldürmek yerine, insafsızca ırzına geçen ve çocuğunun hayatı boyunca bir daha düzelemeyecek bir ruh hastası olmasına yol açan kişinin yaptığına ne ad verirdin?

RENZO: Cinayete eş, belki de daha ağır bir suç bu.

ECO: Devletin kısas prensibi yürürlükte olduğu sürece, kanunun gereklerine bağlı kalarak, bu kişiye hem de aynı insafsızlıkla livata uygulamak gerekmez mi?

RENZO: Şimdi sen hadiseyi bu şekilde ortaya koyduğunda, elbette gerekir diye düşünüyorum.

ECO: Eğer devlet kura veyahut rotasyon usulüyle seni seçmiş ve bu şahsa zorbaca livata uygulama vazifesini sana vermiş olsa, böyle bir vazifeyi yerine getirir miydin?

RENZO: Daha neler! Beni seks manyağı sandın galiba?

ECO: Yoksa sen bir cinayet manyağı mısın?

RENZO: Aklımı karıştırma şimdi. Ben sözünü ettiğin bu son eylemin bende sıkıntıya ve tiksintiye yol açacağını söylüyorum.

ECO: Halbuki öteki cezayı icra etmek hoşuna gider, sende sadistçe bir zevk uyandırırdı, öyle mi?

RENZO: Söylemediğim bir şeyi söyletme bana. Ölüm cezasını infaz etmek herhangi bir zarara uğratmıyor beni, oysa tiksindirici bir eylemi yerine getirmek beni rahatsız edecek ve acı çekmeme yol açacaktır. Bir mücrimi cezalandırmak için, kendime zarar vermemi bekleyemez devlet benden.

ECO: Başka bir deyişle, araç olarak kullanılmak istemediğini söylüyorsun bana.

RENZO: Hâşâ istemem!

ECO: Mamafih yaşayan bir insanı öldürmek suretiyle, onu başkalarına ders vermede bir araç olarak kullanabileceğini söylüyorsun.

RENZO: Evet, ama söz konusu şahıs cinayet işlemekle öteki insanlardan daha az insan olduğunu ortaya koymuştur. Sence de öyle değil mi?

ECO: Hayır. Beni rahatsız eden olgu da bu zaten: Cinayet işlemiş bir kişiyi öteki insanlardan daha az insan olarak görmeye hazır bazı kimseler, bir yandan da kürtaja karşı çıkıyor ve ekliyorlar: Cenin halindeki bir insan da herkes kadar insandır. Tezat içinde değil mi bu kimseler?

RENZO: Bu söylediklerinden sonra büsbütün karıştı aklım. Peki meşru müdafaaya ne diyeceksin?

ECO: Burada biri karşısındakini kendi aracı durumuna indirgemeye çalışan, öteki ise bu zorbalığı ortadan kaldırmak zorunda olan iki şahıs söz konusudur. Mümkünse, mağdur durumdaki kişi, ölüme meydan vermeden sonuca ulaşmalıdır, ama başka çare yoksa şiddete şiddetle karşılık verecektir. Ve bu durumda, masumun hakkı suçlunun hakkından üstün tutulmalıdır. Ama devlet suçluyu idam ettiğinde, onu suç işlemekten alıkoymak gibi bir amaçla yapmış değildir bunu; tekrar ediyorum, idam ettiği kişiyi salt bir araç olarak kullanmıştır. Ve bir kez bir insan ötekilerden daha az insan olduğu gerekçesiyle araç olarak kullanıldığında, devletin varlığını borçlu olduğu toplum sözleşmesinin temeli çöker. Kürtaj sorununun temelinde ise bir insanın öldürülmesinin caiz olup olmadığı sorusu yatmaz; sorun daha ziyade, ceninin bir insanla eşdeğer görülüp görülemeyeceğini ve rahmin derinliklerindeki henüz, biçim kazanmamış bu varlığın, şimdiden toplum sözleşmesinin yasalarına mı bağlı olduğunu, yoksa onu taşıyan annenin mülkiyetinde mi bulunduğunu saptamaktır. Ama toplum sözleşmesinin içinde yerini almış bulunan bir cani, her yönüyle, her şeyiyle insandır. Bu kişinin bir başkasından daha az insan olduğunu öne sürersen, yarın da ölüm cezasını savunma küstahlığında bulunanların daha az insan olduklarını öne sürebilecek ve başkalarını böyle sağlıksız düşüncelerden korumak için onların ölümünü önerebileceksin demektir.

RENZO: Peki ne yapmalıyım sence?

ECO: Kendine şunu sor Renzo: Oturduğu yerden kayıkçı mafyasını idare eden, altın sikke kaçakçılığına göz yuman ve Griso’yu cinayet işleyerek para sızdırmaya teşvik eden kişi Don Rodrigo olmasın sakın?

RENZO: Diyelim ki öyle, peki buradan çıkarmam gereken sonuç ne?

ECO: Böylece şunu anlamış oluyorsun. İdam sehpasındaki Griso, çocuklarının hayatı için bir güvence oluşturmaz, çünkü onun idam edilmesi Don Rodrigo üzerinde hiçbir caydırıcı etki yaratmayacaktır.

RENZO: Böyle bir etkiyi sağlayacak olan nedir?

ECO: Zorbanın öldürülmesi. Ama bu başka bir tartışmanın konusu.
(1975)

UMBERTO ECO GÜNLÜK YAŞAMDAN SANATA
DENEME
İtalyanca aslından çeviren
Kemal Atakay
Can Yayınları

Yorum yapın

Daha fazla Denemeler
Montaigne: Bilmediğini Söyleyebilme

BİLMEDİĞİNİ SÖYLEYEBİLME Dünyadaki birçok kötülükler, daha cüretle söyleyelim, dünyanın bütün kötülükleri, bizi bilgisizliğimizi açığa vurmaktan kaçınmaya, reddemediğimiz şeyi kabul etmeye...

Kapat