Venedik Taciri, William Shakespeare

1596-7 yılları arasında yazıldığı tahmin edilen Venedik Taciri (The Merchant of Venice), William Shakespeare’nin tanınmış bir oyunudur. Venedik Taciri içinde barındırdığı etnik, dini, sosyal ve toplumsal cinsiyet rolleri karşıtlıkları ile William Shakespeare’in en çok tartışılan oyunlarından biri olmuştur. Hukuk kurallarıyla dünyaya ün salmış olan Venedik on altıncı yüzyılın en özgürlükçü ve güçlü şehir devletlerinden biri olmasının yanında tarihte kurulan ilk gettoya sahip olmasıyla da ünlüdür. O zamanlar Venedik’te azınlık olarak sayılan Yahudiler kanun yoluyla gettoya kapatılmışlardı; mülk edinmeleri veya herhangi bir meslek grubuna dahil olmaları engellenmişti. Bilinçli olarak toplumsal yaşamdan soyutlanan Yahudi azınlık da kendi içine çekilmiş ve tefeciliğe, faizle borç para alıp vermeye başlamıştı. Çoğunluk olan Hıristiyan Venedik toplumuna göre ise faizle iş yapmak Hıristiyan öğretisine göre haram kabul ediliyordu. Bu öğretiye karşı çıkanlar ise dinsizlerdi ve onların toplumunda yerleri yoktu.

William Shakespeare’in Venedik Taciri’ni yazdığı dönemde Yahudiler İngiltere’de bir azınlık olarak kabul edilmiyorlardı. Dinsel değerlere oldukça bağlı olan Hıristiyan İngiliz toplumunda Yahudilere karşı tarihsel bir düşmanlık vardı. Yahudilerin Hz. İsa’nın katilleri olduğunu savunan ortaçağ anlayışı hala güncelliğini koruyordu. 1290 senesinde İngiltere’den sürülen Yahudiler ancak 1649 senesinden sonra İngiltere’ye toplu olarak kabul edilmişlerdi. Bu tarihler arasında ülkede Yahudileri konu alan on beş oyun yazıldığı bilinmekle beraber en çok ilgi gören oyunlar Christopher Marlowe’un Malta Yahudisi ve William Shakespeare’in Venedik Taciri oyunları olmuştu.
Oyun, bir komedi olmakla birlikte ciddi bölümler de içerir. Bazı edebiyat tarihçilerine göre Venedik Taciri Shakespeare’in tragedyaya en çok yaklaşan oyunudur. Oyundaki kötü adam, Yahudi tefeci Shylock’tur. Bütün gemileri açık denizlerde dolaşan ve nakit sıkıntısında olan Antonio, Venedik’teki itibarını kullanarak, arkadaşı Bassanio’yu sevgilisi Portia’ya gönderebilmek için bir vakitler hakaretler yağdırdığı Yahudi tefeci Shylock’tan üç bin düka borç alır. Shylock ise Antonio’nun borcu ödeyememesi halinde, vücudunun neresinden isterse ordan, bir pound (yaklaşık 450 gr) eti keseceğini senedin sonuna şart olarak ekletir. Zamanla, Antonio’nun gemilerinin teker teker battıkları haberleri ulaşmaya başlar. Soylu tüccar borcunu ödeyemez ve Shylock kızının kaçmasının da gerginliğiyle Hristiyanlara olan nefretini Antonio’ya kusar. Venedik’te “Hakkımı isterim, senette ne yazıyorsa onu isterim!” diye bağırmaya, yeminler savurmaya başlar. Duruşma sırasında Shylock, dramatik yapının “sevilmeyen adam” rolünü zedeleyici sözler sarfeder fakat haklı olduğunu elbette ispatlayamaz. Shylock’un açgözlülükle bıçağını bilediği gerilimli bir duruşmadan sonra Antonio kendisini savunan genç bir avukatın zekâsı sayesinde kurtulur. Avukat ise, kılık değiştirerek mahkemeye katılan Bassanio’nun sevgilisi ve miras sahibi bir genç kız olan Portia’dır. Senette sadece et yazıldığını, kan yazılmadığını savunur. O halde Shylock, tek damla kan akıtmadan senete göre hakkı sayılan eti almalıdır. Eğer kan akarsa, bir Hristiyan’ın kanını akıttığı için Shylock’un tüm mal ve mülkü müsadere edilecektir, kanun böyledir. Sonuç olarak Shylock, senete dayanan hakkından vazgeçer. Fakat bu sefer de bir Hrıstiyanın canına dolaylı yoldan kasdetmekten mallarına el konur, hayatı ise Antonio’nun merhametine bırakılır. Antonio ise Shylock’u Hristiyan olması şartıyla bağışlar.

VENEDİK TACİRİ ÜZERİNE
Shakespeare?i tetkik edeler eserlerini başlıca dört devreye ayırırlar. Bu devrin dramatik olgunluk bakımından olduğu kadar lisan cihetinden de birtakım hususi vasıfları vardır. Hamlet?in sırrına eren, Macbeth?in zehrini tadan, Lear?in kahrını duyan dinleyiciler, Yanlışlıklar Komedisi?ni, Yaz Dönümü Gecesi Rüyası?nı, On İkinci Gece?yi görünce irkiliyor, aktörün, rejisörün Shakespeare?i anlıyamadığını, o büyük sanatkârı yaşatamadığını iddiaya kalkıyor. On İkinci Gece?nin bizde ilk temsilinde, yanımdaki locayı dolduran seyirciler, ?Shakespeare böyle mi oynanır? Bu ne saçma şey? Orta oyunu mu bu?? diye oynanan oyunu bir türlü beğenemiyor, yüksek felsefi sözlü Şair Shakespeare?in bu eserde bu kadar hafif olabileceğini bir türlü aklına sığdıramıyor, Olivia?da Lady Macbeth?in ihtirasını, Malvolio?da Polonius?un bunak felsefecisini, Sir Toby?da Kral Lear?in inadını bulamadıkları için kabahati aktöre, rejisöre, hattâ belki de mütercime yüklüyorlardı.

Buna benzer sözleri, Şarkın, hele bilhassa garbın kültüriyle bağdaşmış, tiyatro edebiyatiyle az çok temasa gelmiş münevverlerimizin birçoğundan duydum. Yunan klâsiklerinin kaidelerini bellemiş, Fransız üslûpçularının zaman mekân vahdetine bel bağlamış kimseler Shakespeare?in bütün ağlardan kurtulmuş kendi âleminde, kendi dünyasında, kendi hakliyle haşir neşir olan, şimdi felsefenin en yüksek şâhikalarına çıkan, şimdi cehaletin en âdi emeklemelerini önümüze döken, şimdi bir deliyi, şimdi bir katili, şimdi bir küstahı dile getiren, coğrafyanın sınırlarını keyfine göre bir kalemde değiştiren, tarihin dünyayı kasıp kavuran simalarına hükmeden Shakespeare?in sırrına eremezler.

Onun her sözünü, her hecesini inceliye inceliye kılı kırk yaran şanlı şöhretli âlimlerden acaba hangisi düşünüşünün içini kavrıyabilmiştir? O âlim değil ki göziyle tetkik edilsin, onun ruhunu, ancak sanatını duyabilen anlar. Cünlelerini eksik zannedip tamamlamak için ömür tüketenler o yanlışları kasden yaptığını niçin aklına getirmezler? Launcelot gibi her işittiğini öğrenip yerli yersiz sarf eden papağan hevesli bir soytarıdan retorik hocasının belâgatini istemeye en hakkımız var? Yanlış Shakespeare?in değil, Launcelot?un; eğer Launcelot?un sözlerinin seri bünü olsaydı, Shakespeare?den bu Shakespeare çıkmaz, o da adı sanı unutulan Elizabeth devri tiyatro muharrirlerinden herhangi birinden başka bir şey olamazdı. Her sözde, her satırda, her şahısta kendini gösteren bir tiyatro muharriri sanatkâr değildir, eserindeki bütün fikirler onun kendi fikirleri değildir. Ancak on dokuzuncu asrın sonunda kitaba geçen bu hakikat, üç yüz yıl kadar senedir dünyanın en büyük tiyatro muharriri olarak Shakespeare?i ayakta tutan kuvvetin ta kendisidir; sanatkâr kendi kendisini tekrar etmemelidir. O halde onun eserlerini, karakterlerini, sözlerini bir kalıpta görmediğimiz için şaşmamalıyız. Asıl o devirde bu sırrı nasıl erebildiğine hayret etmeliyiz. Yarattığı yüzlerce tipten hiçbirinin benzerini diğer eserinde bulmanın imkânı yoktur. Elbette güzel söz söylemesi icabedenin sözleri güzel, cahilin lâfları çirkindir, yanlıştır. Niçin hatip Antonius?un sözleri kitaba tesadüfen yanlış geçmiyor da cahil bir soytarının, İngilizcesi bozuk olan Shylock?un sözlerinde mürettip hatası oluyor? Bunlar tesadüf müdür? Kaldı ki tabilerin onun müsveddelerinde yanlış bir noktanın, çizilmiş bir kelimenin bulunmadığını söyledikleri tarihe geçmiş bir hâkikattir. Hattâ Klasik mektebin zavallı çömezi Ben Johnson, eserlerini ilk defa oynamak suretiyle kendisini ortaya çıkaran bu büyük tiyatro tanrısı hakkında söylenen bu sözler için ?Keşke birçoklarını çizseydi.? demek anlayışsızlığını ortaya vurmak gafletinde bulunuyor. Geçici modalara, klâsik nizamlara, hızip anlayışlarına bağlı kalmadığı için bir sanatkâra kıymet vermiyen kalem sahipleri, ?Yüce sahnesini daha kaç asır henüz doğmamış memleketlerde, daha bilinmeyen dillerde tekrar oynatacak(?)? olan Shakespeare?in sayesinde ancak onun adı zikredilirken yâd edilen isimlerini bize kadar yetiştirilebileceklerini acaba akıllarına getirirler miydi? Acaba ?Azıcık Lâtincesi ve daha az Yunancasından? dolayı Shakespeare ne kaybetti? Ben Johnson mükemmel Lâtincesi, üstün Yunancasiyle kafa tasının çukurunu dolduran toprakları boşaltabildi mi? Âlimler Shakespeare?i araştırmak arzusuna düşmeseydi onun bu sözlerini bizim öğrenmemize imkân olur muydu?

Shakespeare?in noktalama usullerine vâkıf olmadığını zannedenler gramer bilmediği için büyük harfleri yersiz kullandığını farz edenler, bazı matbaalarda harf eksikliğinden dolayı büyük harflerle küçük harflerin yersiz dizildiğini, nokta yerine soru işaretleri konduğunu, görenler bunları kendi anlayışlarına göre düzeltmeye kalkışmışlardı. Bazı nüshaların bugün bile kaçınamadığımız birtakım matbaa kusuriyle yanlış dizilmiş olması muhakkasa da, nispeten daha itinalı basılmış eserlerine basılınca gramere uymıyan bir noktalamanın mevcut olduğu göze çarpar. Jül Sezar?daki Antonius?un nutkunu Julius Caesar el kitabında buna misal olarak göstermiştim: Brutus ve Caesar kelimeleri aktörün bu şahıslara verdiği kıymete göre bunun başından sonuna kadar büyüyor, küçülüyor; insan bunu görünce âdeta Shakespeare?in bir okuma notası çizdiğine hükmediyor. Eserlerinin birçoğunda (:) işareti durulmıyacak bir nokta mânasında kullanılmıştır, âdeta birinci cümlenin son kelimesini söylerken hemen akla gelen ikinci bir cümleye başlamak heyecaniyle gösterilen aceleyi ifade etmek için (:) işareti kullanılmıştır. Sonra birbirini gayet çabuk takibeden küçük suale hemen geçilebilmek için sual işaretinden sonra küçük harf kullanması, bazı nidalardan sonra gene küçük harfe geçilmesi elbette tesadüf değildir. Bir suali takibeden müspet bir cümlenin sonuna nokta koymak icabederken sual işaretinin gelmesi, sual cümlesinin o cümleye tesir eden entonnasyonu içindir. Fransız mütercimlerinden görebildiklerim bu noktalamayı hemen hiç riayet etmemiş; belki yaptıkları dil bakımından doğrudur. Fakat aktöre yardım için her halde aslına benzemek daha faydalı olur.

Şimdi bu hakikatlar meydandan doğrusu böyle olacak diye ictihada kalkışmak Shakespeare?e yardım etmek olamaz; bütün tenkidleri, bütün fikirleri okumak elbette faydalıdır; hattâ lüzumludur, çünkü her şeyi öğrenmek hiç bilmemekten iyidir, fakat yalnız öğrendiklerinin izine hapsolmak dünyanın en korkunç hapishanesinde kalmaktadır.

Bütün bunlar gözümüzün önündeyken ona tercüme yoliyle yaklaşmak ancak onun her devrini o devrenin karakterine göre tercüme etmeye girişmekle kabil olur. Shakespeare yirmi altı yaşından otuz yaşına kadar nasıl bir inanışla, nasıl bir sanat sezişiyle yazı yazmıştı? İlk devrenin eserlerindeki başlıca vasıflar nedir? Otuz yaşından sonra ikinci devresinin eserlerindeki görüşü nedir? Lisanı, düşünceleri, kelime oyunları, nazmı, nesri, kafiyeleri, cinasları, imaları, muhtelif karakterlerin konuşma tarzları, vokabülerleri, araştırmaya değer, dilimizde karşılanması icabeden meselelerdir. İlk devirlerinde güzel cümleler, bol kafiyeler, tumturaklı mısralar eserlerin dramatik vasfını örten edebî süsler gibidir, âdeta edebiyat endişesi tiyatronun eteğini çekmektedir. Onun için bu ilk iki devrin eserlerini Jül Sezar lisaniyle tercüme etmek doğru olamaz. İkinci devrede kafiyeler azalmıştır, fakat yer yer tumturaklı, tek kafiyeli manzumeler eserlerin ötesine berisine serpilmiştir. Hele her sahnenin son üç dört beyti mutlaka kulağa çarpan kafiyelerle süslüdür, böyle kafiyeli kuvvetli mısralar bazı sahnelerin ortalarında da vardır. Mensur kısımlar uşakların cahil halkın sözleriyle samimi hasbihaller ihtiraslar ve hazırlıksızlığı gösteren konuşmalar mensurdur. Fakat bilhassa tiyatro bakımından lâfız sanatlariyle bol bol bezenmiş olan mühim parçalar kafiyesiz nazım şeklindedir. Bunlar ölçüleri hissettirmeden, kulakları çınlatmadan yükselişleri alçalışları esrarlı bir senfoni havası almak içindir. Shakespeare gümbürtülü tiyatroculuktan hoşlanmaz, noktalara virgüllere itina etmeden okuyan aktörle alay eder, inliye inliye goygoyculuk eden manzume inşatçılardan nefret eder. Onun için nazım bir musiki eserlerin ölçülerinden başka bir şey değildir: Nasıl bir orkestra şefi fülütünün nefes gibi hafif sesinden davulun gümbürtüsüne,kontrbasın en kalın telinden kemanın son pozisyonuna kadar forte?den piyano?ya ağır?dan süratli?ye geçe geçe altmış yetmiş sazın muhtelif vazifelerle bir ahenk halinde yarattığı senfoniyi bize dört dörtlük veya altı sekizlik usulün tempolarını duyurmadan tarttırıyorsa, tiyatro nazmının, hattâ şiir nazmının heceleri, ölçüleri de gizlenmeli, silinmeli, kelimelerin öz manâları, renkleri, coşkunlukları, rikkatleri ön plâna çıkmalıdır: bunları inşadeden, oynıyan aktör kelimelerin ifade ettiği girift hisleri duymalı, yaşamalı ki sözleri de Shakespeare?in karakteri gibi yepyeni, taptaze, hiç başka bir aktörü, başka bir rolü, başka bir kimseyi hatırlamıyan bir duyuş doğuşiyle ilk defa doğan bir heyecanla çıksın.

İşte bu maksatla Shakespeare?in kafiyesiz nazımla yazdığı en büyük kısmı kafiyesiz vezinle tercüme etmeyi ona yaklaşmak için en doğru yol bulduk; yalnız okullarımızda nazım kuyu çıkrığı takırtısiyle, yahut muayyen kararlı inlemelerle okunmasına, daha doğrusu terennüm edilmesine meydan verilmemeli; vezin tertiplere nizam vermek için yalnız yazanı alâkalandıran bir şeydir: Shakespeare?e yaklaşmak istiyen vezinleri, kafiyeleri, takıtdatmamalı, kelimelerin öz manâlarını yaşatmalıdır.

VENEDİK TACİRİ
William SHAKESPEARE
Çevirmen; Nurettin SEVİN, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1992, 4. Basım, Sf. 5-9

?Eğer adaletin katı denkliklerinde (göze göz, dişe diş) yaratıcı bir biçimde kısa devre yaratılabiliyorsa, bunun bazıları için son derece iyi olduğu iddia edilebilir. İktidara sahip olanlar zaman zaman kesin adalet olmaksızın idare edebilirler çünkü her şeyden önce oyunun kurallarını koyanlar onlardır.?

Film Uyarlamaları
Venedik Taciri (2004)-(The Merchant of Venice)

Yönetmen Michael Radford
Senaryo William Shakespeare, Michael Radford
Oyuncular Al Pacino, Joseph Fiennes, Zuleikha Robinson, Kris Marshall, Charlie Cox
Filmin Türü Drama, Komedi
Orijinal Adı The Merchant of Venice
Yapımcı Firma Spice Factory Ltd.
Yapım Yılı 2004
Yapım Ülkesi ABD/İtalya
Orijinal Dili İngilizce
Filmin Süresi 138 dakika
Resmi Sitesi www.themerchantofvenicemovie.c..
Dağıtıcı Firma Warner Bros
Vizyon Tarihi 12.05.2006

Türkçe’ye çeviriler
Venedik taciri. Çev. H. Y.(?Muharrir: İngiliz meşahir erbab kaleminden Şekispir. Mütercimi H. Y.?). İstanbul: Matbaa Abuziyâ ? Der Galata, 1301.
Venedik taciri. Çev. Halide Edip Adıvar Temaşa 8-11, 13 Eylül 1334/1918.
Venedik taciri. Çev. Mehmet Şükrü. İstanbul, 1930.
Venedik taciri. Çev. Nureddin Sevin. Ankara,1938. (İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları,1992.)
Hamlet ve Venedikli Tüccar. Çev. Şehbal Erdeniz ve Orhan Veli Kanık. İstanbul: Doğan Kardeş Yayınları, 1949.
Venedik Taciri. Çev. Adnan Yaltı. İstanbul: Zuhal Yayınevi, 1968.
Venedik Taciri. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1992.
Toplu Oyunları 1:Kısasa Kısas, Onikinci Gece, Venedik Taciri. Çev. Zeynep Avcı. İstanbul:Mitos-Boyut Yayınları, 1996.

Yorum yapın