William Golding’in Sineklerin Tanrısı – Ece Çakır

sineklerin_tanrısıYüzlerce yıl boyunca Hıristiyan kilisesi, insanın doğumuyla günahkâr bir varlık olarak hayat bulduğunu söylemiştir. Tanrının emirlerine karşı gelip bilgelik ağacının meyvesini yiyerek insanoğlu kendini lekelemiş, kaderini sonsuza dek değiştirmiştir. Peki, bu görüşten hareketle insan gerçekten “lekeli”, kusurlu bir varlık mıdır? Herkesin içinde iyilik olduğu kadar, kötülük de var mıdır? Bu iyilik ve kötülük doğuştan mı gelir, yoksa sonradan mı kazanılır? En temiz, en saf saydığımız varlıklar olan çocukların doğasında bile, kötülükten veya vahşilikten kan dökme arzusu gibi dürtülerden bahsedilebilir mi? 1954 yılında, İngiliz yazar William Golding tarafından yazılan Sineklerin Tanrısı, tam da bu soruları sordurur okuyucuya.

Kitabı daha iyi anlayabilmek ve analiz edebilmek için yazarı biraz tanımak kaçınılmazdır. İngiliz edebiyatının önemli isimlerinden biri olan William Golding, 1911 yılında doğdu. Oxford Üniversitesinde bir süre edebiyat eğitimi aldıktan sonra, uzun bir süre öğretmenlik yaptı. İkinci Dünya Savaşı?nda deniz eri olarak pek çok cephede savaştı, savaşın kan, vahşet ve acı dolu yüzüne yakından tanık oldu. Savaşın bitiminden sonra, 1954 yılında en ünlü eseri Sineklerin Tanrısı nice zorluklara rağmen basıldı. Golding bu safhada pek çok zorlukla karşılaştı çünkü neredeyse tüm yayınevleri bu kitabı basmayı reddetmişti. Kitap son derece iç karartıcı, moral bozucu ve korkunç bulunmuştu. Ne var ki, aynı kitap 1983 yılında Golding?in Nobel Edebiyat Ödülü kazanmasını sağlayıp adını edebiyat tarihine kazıyan yapıtı oldu.

Sineklerin Tanrısı; bir atom savaşı sırasında, güvenli bir bölgeye götürülen kalabalık bir çocuk grubunun içinde olduğu uçağın düşürülmesi ile başlar. Uçak Pasifik?te küçük bir adaya düşer, pilot ve görevliler hayatlarını kaybeder. Issız bir mercan adasında, yaşları 6 ile 12 arasında olan çocuklar, başlarında birer koruyucu olmaksızın yalnız kalmışlardır. Kitap, bu çocukların kurtulma ve hayatta kalma serüvenlerini anlatır. Ne var ki, konu olarak çok benzediği Robert Ballantyne?ın Mercan Adası adlı romanından farklı olarak, çocuklar, ait oldukları İngiliz medeniyetinin küçük bir modelini oluşturamazlar. İlk başta demokrasi denemeleri ve kurallar, baskılardan uzak ve örnek bir düzen kurma isteği vardır; fakat çocuklar uygar insanın dahi kaçamadığı ilkel dürtülere yenik düşerler, adaya adım adım kaos hakim olur. Sineklerin Tanrısı ilk bakışta bir grup çocuğun ıssız bir adada hayatta kalma mücadelesini; temelde ise insanın doğasını çeşitli çatışmalar ve olaylar aracılığıyla anlatmayı amaçlayan bir kitaptır.

Kitap son derece alegorik, sembollerle dolu olduğundan dikkatli incelenmesi gerekmektedir. Olaylar bir uçağın küçük bir adaya düşmesinin sonucudur. Ada, dış dünyadan izole olmanın bir sembolüdür; çoğu ütopyada ortak olan bu mekân seçimi, karakterleri dış dünyanın olumlu ve olumsuz tüm etkilerinden uzaklaştırarak iç dünyalarına bir yolculuk yapmalarını sağlar. Sadece mekân seçimiyle bile Golding, kitabında bir çeşit ütopyayı anlatacağının işaretini verir okuyucuya. Ayrıca, pilot ve benzer ?büyüklerin? tamamı kaza sırasında ölmüştür. Bu da izolasyonun güçlenmesini, çocuklar için rehber ve koruyucu olacak figürlerin ortadan kalkmasını sağlar. Bildikleri her yerden ve her şeyden uzakta, başlarında bir otorite olmaksızın tek başlarına kalmıştır çocuklar. Bundan sonra yapacakları her şeyden tamamen kendilerinin sorumlu olduğunu gizlice vurgular yazar.

Kitapta dört ana karakter vardır ve olaylar bu dört çocuktan ikisinin tanışması ile başlar. Bunlar Ralph ve Domuzcuk?tur. Ralph on iki yaşlarında, yaşına göre gelişmiş, sarışın ve çok güzel bir çocuktur. Babası Deniz Kuvvetlerinde binbaşı olduğu için, babasının onları bulacağı ve kurtulacağı umudu içindedir. Adada geçirecekleri zamanın son derece eğlenceli, tıpkı okudukları hikâyelerdeki gibi olacağına inanır. Çok zeki değildir, fakat güçlü ve güzel oluşu diğer çocukların gözünde onu ideal bir lider haline getirir. Domuzcuk ise, gerçek adını bilmediğimiz, daha aşağı bir sınıftan gelen, şişman ve gözlüklü bir çocuktur. Nefes darlığı problemi vardır. Fakat tüm bedensel kusurlarına ve takma adına rağmen, adadaki en zeki çocuktur Domuzcuk. Mantık ve sağduyunun sesidir, çocukları uyarır ve doğru yolu göstermeye çalışır. Ralph gibi hayaller kurmaz adadaki durumlarıyla ilgili; o gerçekçidir, eğer bir ateş yakılmazsa asla bulunamayacaklarını da o düşünür, birlikte hareket edilmesini de, yoksa ölene dek adada sıkışıp kalacaklardır. Ralph?in sudan çıkardığı kocaman bir deniz kabuğu, Domuzcuk?un önerisiyle önce bir boru olur ve diğer çocukları toplar; daha sonra da demokrasinin ve düşünce özgürlüğünün sembolü olur. Deniz kabuğunu elinde tutan kişi toplantıda söz sahibi olacaktır.

Yapılan ilk toplantı sonucunda Ralph oy birliğiyle şef seçilir. Buna itiraz eden tek kişi, yine ana karakterlerden biri olan Jack?tir. Jack zayıf, çelimsiz, kızıl saçlı bir çocuktur. Tıpkı Ralph gibi Jack de doğuştan lider özelliklerine sahip bir çocuktur, fakat Ralph?te iyilik ağır basarken Jack kötülük ve zorbalığa eğilimlidir. Jack güce düşkün, zorbalık meraklısı, sorumsuz bir çocuktur. İnsanları aşağılar, korkutur, hatta ayrımcılık yapar. İlk ismi yerine soyadı ile çağrılmak ister çünkü bu onun için bir güç göstergesidir. Kilise korosunun başı olmasına rağmen erdem ve insanlık gibi değerlerden nasibini alamamıştır. Kitapta adının geçtiği ilk andan itibaren onun küçük bir tiran olduğu bellidir; toplantıya kilise korosundaki çocukları yöneterek gelir Jack. Çocuklar o sıcakta kara şapkalar ve yerlere dek uzanan kara pelerinler giymiş, gümüş haçlar takmıştır, başlarındaki Jack düzenli yürüyüşü koruduğu gibi bitkin düşmüş çocukların oturmalarına dahi izin vermez. 2.Dünya Savaşı?nın William Golding üzerindeki etkisi bu sahnede çok net görülür; koro çocukları kostüm ve davranışlarıyla tıpkı bir Nazi ordusudur, Jack ise küçük bir Hitler. Zaman ilerledikçe Jack?in Hitler benzerliği artar; o da çelimsiz çocukların yaşamasını gereksiz görür, nedensizce zorbalık yapar, hatta liderliğini ilan ettiğinde, her konuşmasından sonra iki çocuğun mızraklarını havaya kaldırıp ??Şef söyleyeceğini söyledi?? demesini şart koşar. Hitler döneminde de bilindiği gibi, konuşmalardan sonra ??Heil Hitler?? demek zorunluydu.

Jack ile Ralph önceleri bir dostluk kurar. İktidar çekişmesine düşmeden önce birbirlerinin lider kişiliklerinden etkilenirler, özellikle Ralph Jack?in etkileyiciliğine kapılır. Hatta Jack?in etkisiyle Ralph de Domuzcuk?a önem vermez, onu küçümser. Bu dostluklarında Aristoteles hatırlanabilir. Nikomakhos?a Etik kitabının dostluğu anlattığı bölümünde ?Üç çeşit dostluk vardır; çıkara dayalı dostluk, hazza dayalı dostluk ve iyiye, erdeme dayalı dostluk? der Aristoteles. Ralph ile Jack arasındaki dostluk da haz ve çıkar dostluğu arasında gider gelir. Bir yandan birbirlerini takdir eder, birbirlerinden etkilenirlerken; aralarında ortak çıkarlara dayanan bir dostluk vardır aslında. Bu ortak çıkar kişisel çıkarlara dönüştüğünde, aralarındaki dostluk tamamen sona erer, tersine, rekabetleri düşmanlığı körükler.

İlk toplantıdan itibaren bir takım önemli kararlar alınır adada. Domuzcuk barınaklar yapmayı ve ateş yakmayı önerir. Ateş yakma önerisine balıklama atlayan çocuklar o heyecanla sorumsuzca davranır ve adada dev bir yangın başlatırlar. Hiçbirinin tahmin etmediği şekilde, yüzü yaralı küçük bir çocuk da yanarak can verir. İyi niyetlerle başlayan kurtulma çalışmaları kötü sonuçlar vermeye başlamış, eğlence yerini vahşete bırakmaya başlamıştır bile. Bu olaydan bahsetmez çocuklar bir daha. Küçükler tüm güçleriyle kendilerini oyuna verirken, barınakların yapılmasında çaba harcayanlar sadece Ralph ve diğer ana karakter Simon?dır. Simon ne küçük ne de büyüklere dâhil bir çocuktur aslında. Yaşına göre son derece olgun, bilge ve sessizdir, iyilikseverdir. Ufak tefek ve hastadır, ara sıra halüsinasyonlar görür. Bir bakıma bir aziz, bazı eleştirmenlere göre de Hz. İsa?nın bir yansımasıdır Simon, tamamen iyi ve doğru tek karakterdir. Sezgileriyle geleceği görebilir, Ralph?in evine döneceğini de, canavarın ne olduğunu da önceden beri bilmektedir. Domuzcuk bedensel güç gerektiren işlerden uzak tutar kendini, güneş saati gibi icatlar yapmakla uğraşır, bu yüzden büyük tepki toplasa da.

Olaylar ilerledikçe, çocukların masumiyetinin nasıl kaybolduğu net bir şekilde görülebilir. Yangında bir çocuğun ölmesi ile adaya düşen gölge, Jack ve av tutkusu sayesinde genişler ve sonunda bütün adayı denetimi altına almaya başlar. Jack kendini savunmak için çocuklara et yedirebilme arzusundan bahseder en başta. Ona bakılırsa, önemli olan şey tüm çocukların beslenmesidir. Fakat kendine bile itiraf edemediği gerçek amacı, tehlikeli oyunlar oynayıp savaşmak ve kan dökmektir. İnsanın temel dürtü ve arzuları arasında kan dökmenin olduğundan bahseder psikologlar; ve küçük bir çocuğun bile medeniyetin etkilerinden uzak kalınca kan dökmek istemesi bu fikri güçlendirir. Yine de tüm bu arzuya rağmen, ilk denemesinde avını öldüremez Jack. Bir canlının hayatını almak onu bile tereddüde düşürür. Ama zamanla av bir saplantı halini alır Jack?te, onu hırslandırır ve yönetir. Avda yardımcı olması bahanesiyle yüzünü toprakla boyar. Bu savaş boyası tüm yüzünü kaplayan beyaz (temizliğin simgesi) ve kırmızı (kan ve lekenin simgesi) bir maskedir. Maskesinin ardına gizlenen Jack kendini özgür kılar; artık medeniyet ve insanlığın, hatta kendi vicdanının etkilerinden uzakta vahşice davranmakta serbest hisseder, kötülük yaparken de suçluluk hissetmez. Olması gereken kişiyi bastırmış, ilkel bir vahşiye dönüşmüştür. Jack ve avcı ekibinin ilk avlarını öldürmesi ve adadaki ateşin sönmesi aynı zamana rastlar. Tam o anda da, dumanı görse onları kurtarabilecek bir gemi geçer gider adanın yakınından. Böylece Golding, insan doğasındaki karanlığın umudun sembolü olan ateşe nasıl üstün geldiğini ve çocukların kendi kurtuluş şanslarını yok ettiğini harika bir şekilde anlatır. Tüm bunlara rağmen Jack, ateşin sönmesinden dolayı suçlu hissetmez kendini. O yabani bir sevinç içindedir, ilk kez bir canlının kanını dökmüş ve parçalamış, ilk kez ayinsel bir gösterinin başrolünde oynamıştır. İçindeki vahşi canavarı biraz susturmuş, kendini ispat etmiştir artık. Kabilenin en güçlüsü, en otoriteri, şefliği hak eden kişi olarak görür kendini. Ama hala ona kızan Ralph?e saldıramaz, onun akıl ve mantık hocası olan Domuzcuk?a saldırır, gözlüğünün tek camının kırılmasına ve çocuğun yarı kör hale gelmesine neden olur. Tipik bir zorba gibi aydınlık düşünce ve rehberlikten nefret eden Jack, ileride akıl ve sağduyunun kişileşmiş hali olan Domuzcuk?u tamamen kör eder.

Tam bu sıralarda, çocuklar arasında bir korku baş gösterir. Küçük çocuklar ?yılan gibi bir canavar?dan söz etmeye başlar, kâbuslar görürler. Büyük çocuklar, hatta Ralph ve Jack bile gizli gizli korkarlar bundan, ne de olsa hala birer çocukturlar. Ralph tüm gücüyle canavarın olmadığına inanmak ister, hep akla göre hareket eden ve canavar gibi şeylere inanmayan Domuzcuk da onu destekler. Korkusuz olduğunu iddia eden Jack ise gizli bir korkunun pençesindedir, kendisi domuzları avlarken bir canavarın da kendisini avladığını hisseder. Bir gece, dağın doruğuna ölü bir paraşütçü düşer, paraşütün ipleri takıldığı için rüzgârla şişer ve söner sürekli. Küçük çocuklar bunun korktukları canavar olduğuna emin olur. Kendi içinde de bir canavar gizleyen Jack, bu canavarın varlığına inanır ve silahlarını kuşanıp onu öldürmeye gider. Onunla giden şef Ralph de canavarın varlığını inkâr edemez artık, delicesine kaçar dağın yamacından, bir daha da hiçbir çocuk gitmez dağa, ateşin kumsalda yakılması önerilse de uygulanamaz ve umut ateşi tamamen söner. Sadece Domuzcuk ve Simon reddeder dağdaki canavarı. İkisi de, canavardan değil insanlardan korkulması gerektiğini savunur ısrarla.

Canavarın çoğunluk tarafından kabul edilmesiyle Ralph ve Jack arasındaki düşmanlık iyice su yüzüne çıkar. Jack artık ikinci planda kalmak istememektedir, Ralph?i korkaklıkla suçlar, kendisinin ve avcılarının herkesi koruyabileceğini söyler. Toplantıda gerekli sayıda oy alamamasına rağmen kaybetmez Jack, topluluktan ayrılır ve adanın diğer ucundaki Kaya Kale denilen kayalığa yerleşir. Ayrılırken de et yemek isteyen, avcı olmak isteyen herkesi oraya davet eder. Büyük çocukların tümü ve küçüklerin bir kısmı, Jack?in yüzü boyalı avcılarından oluşan kabilesine katılır, demokratik düzen altüst olur. Domuzcuk ve Simon, Ralph?i terk etmezler, en umutsuz anında bile destek olarak şefliği sürdürmesini sağlarlar. Ralph önceleri küçümsediği Domuzcuk?un gerçek değerini görmeye başlar, onun zekâsını takdir eder ve şefliği ancak onun hocalığında yapabileceğini anlar. Bir gece Jack ve avcıları baskın yapıp Domuzcuk?un gözlüğünü çaldığında da onun adına liderliği üstlenir.

Jack ve avcıları her domuz avladıklarında, adadaki canavara bir kurban sunmaya karar verirler. Bu sayede canavarı memnun etmeyi ve saldırmasını engellemeyi planlarlar, tıpkı ilkel kabilelerin eskiden beri yaptığı gibi. Avladıkları bir domuzun başını bir sopaya geçirir ve ormana yerleştirirler. Adada yürüyüş yapan Simon, bu başla karşılaşır. Domuzun başı kan ve sinek içindedir, öyle ki, sineklerin yoğunluğundan kafatası dahi gözükmez. Kitaba adını veren Sineklerin Tanrısı budur işte. İnsanların doğasındaki kötülük ve vahşeti, hastalığı simgeler bu tanrı, adayı ve tüm çocukları en korkunç biçimde baskı ve korkuyla yönetir. Bir halüsinasyon sırasında Simon ile konuşur bu tanrı, çünkü sadece Simon onun varlığına inanmaz ve asıl gerçeği; canavarın çocukların içinde olduğu ve bu yüzden asla yok edilemeyeceği gerçeğini görebilir. Sineklerin Tanrısı tehdit eder Simon?ı, adada herkesin çok eğleneceğini ve yanlış bir hareket yaparsa hepsinin Simon?ı yok edeceğini söyler. Geçirdiği sara krizinden sonra Simon dağın tepesine tırmanır, herkesin canavar dediği şeyin aslında ölü paraşütçü olduğunu anlar ve diğer çocukları uyarmaya gider. O sıralarda ayrılmış olan iki grup birleşmiş, bir şenlik yapmaktadır. Korkunç bir fırtınanın kopması Jack?in çılgın bir dansa başlamasına yol açar, tüm çocuklar zorla bu dansa katılır ve dans bir ayine dönüşür. Bir yandan nasıl domuz avladıklarını hatırlayan çocuklar sanki büyülenmiştir. Ormandan çıkan ve gerçekleri anlatmaya çalışan Simon halkanın ortasına düşer. Korkudan deliren ve kan dökme isteğine yenik düşen büyülenmiş çocuklar, Simon?ı canavar sanıp elleri, ağızları ve mızraklarıyla paramparça ederler. Ancak iş işten geçtikten, ceset dalgalar tarafından götürüldükten sonra herkes ne yaptığının farkına varacaktır. Simon?ın vahşice öldürülüşü, romanın en korkunç ve en umutsuz anıdır.

İlerleyen günlerde çocuklar bu ayinden ve yaptıkları işten asla bahsetmezler. Bahsetmez ve hatırlamazlarsa böyle bir vahşetin yaşanmamış olacağına inanmak isterler. Bir şekilde kendilerini haklı, suçsuz çıkarmaya çalışır, ama etkisinden asla kurtulamazlar. Artık adada iyi veya doğru diye bir şey kalmamıştır. Jack ve adamları Domuzcuk?un gözlüğünü çalarlar, bu bardağı taşıran son nokta olur. Hakkını aramaya giden Ralph ve kabilesi dikkate alınmaz, adadaki demokrasi ve özgürlük adına kalan son şey olan, kutsal, dokunulmaz deniz kabuğu Jack ve kabilesi tarafından binlerce parçaya ayrılır. Hemen ardından ise, adada mantığın ve aklın sesi olan Domuzcuk, romanda yüzde yüz kötü olan tek kişi, Roger tarafından öldürülür. Gitgide öldürmek, hayatın sıradan bir öğesine dönüşür Jack ve adamları için. Kaçan Ralph için korkunç bir sürek avı başlatılır, tüm ada ateşe verilir. Ve tam Ralph için her şeyin bittiği anda dumanı gören bir askeri gemi adaya çıkar, çocukları adadan ve Ralph?i korkunç bir ölümden kurtarırlar.

Tümüyle yalıtılmış, medeniyetin etkisinin olmadığı bir yerde yetişkinlerin vahşice davranmasını kimse inkâr etmez. Fakat birer melek, en saf ve en temiz varlıklar olarak görülen çocukların böyle davranmaları romanın yayınlandığı zamandan günümüze dek insanları dehşete düşürmüştür. İnsan doğasındaki karanlığın bastırılmadığında ne gibi felaketlere yol açacağını anlatan bu kitap, bir ilktir bu açıdan. Kadın, erkek, çocuk fark etmeksizin tüm insanların içinde hem iyilik, hem de kötülük vardır Golding?e göre. Dil, din, ırk veya sınıf bunu değiştiremez. En üstün görülen milletin fertleri bile, medeniyeti bir yana bıraktıklarında değme vahşilere taş çıkarabilir. Ve kurallar, yasaklar ancak belli bir yere kadar bunu engelleyebilir. Kitapta Roger ilk zamanlarda, başında onu cezalandıracak biri olmamasına rağmen kötülük yapamamakta, kurallara uymaktadır; fakat en sonunda tüm kuralların boyunduruğundan kendini kurtardığında, Domuzcuk?un üstüne dev bir taş yuvarlayan ve onu öldüren de kendisidir.

Romanın en ilginç yanı da, mutlu sonla, bir kurtuluşla biter gibi görünmesine rağmen aslında kurtuluşun söz konusu olmamasıdır. Her ne kadar çocuklar adadan kurtulsalar da, savaş ve kıyımın hüküm sürdüğü topraklara geri döneceklerdir. Dış dünyada da, tıpkı adadaki gibi savaş devam etmektedir. Çocuklar evlerine sağ salim geri dönse de, yine bir kaos ortamında yaşamak zorunda kalacaklardır. Hepsinden öte, adada yaşadıklarını bütün hayatları boyunca unutamayacakları, bir daha asla eskisi gibi olamayacakları daimi bir travma olarak kalacaktır. Masumiyet ve saflık kaybolmuştur artık onlarda. En yoğun bir rehabilitasyon bile belki işe yaramayacaktır. Jack?in avlanmasıyla başlayan ?bilgi ağacının meyvesini yeme? süreci, her birinin lekelenmesi ve bir açıdan lanetlenmesine yol açmıştır.

Yine de Sineklerin Tanrısı tamamen kara bir roman değildir. Her zaman, küçük de olsa bir umut ışığı vardır ve olacaktır. En korkunç anda bile doğru yolu göstermeye çalışacak bir Simon, akıl verecek bir Domuzcuk, zorbalıklara boyun eğmeyen bir Ralph olacaktır. Önemli olan, yardım öneren ellere deniz kabuğunu uzatabilmek ve dinleyebilmektir. Yakılan ateşe bir odun daha atabilmektir. Sineklerin Tanrısı en hiddetli haliyle tehdit etse de, onun gerçek yüzünü görüp kazanma yolların aramak vazgeçilmez olmalıdır.

Ece Çakır

Kitabın Künyesi
Sineklerin Tanrısı
Orjinal isim: Lord of the Flies
Sir William Gerald Golding
İş Bankası Kültür Yayınları / Modern Klasikler
Yayına Hazırlayan : Mürşit Balabanlılar
Çeviri : Mina Urgan
İstanbul, 2011, 19. Basım
261 sayfa

William Golding’in Sineklerin Tanrısı – Ece Çakır” üzerine 4 yorum

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Makaleler
Kohlberg’in Ahlaki Gelişim Evreleri İle Olgular Üzerinde Çalışma ve Ahlaki Eğitim – Banu Beyaz

Kapat