Yankı Yazgan’la Labirent’te – Elif Şahin Hamidi

yaşantıların psikolojisi ve biyolojisi“Labirent Yolculukları: Yaşantıların Psikolojisi ve Biyolojisi” isimli kitap, Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Yankı Yazgan’ın tam 25 yıl önce yayımlanan ilk göz ağrısı. Kitap, Yazgan’ın neyi, nasıl ve neden yaşadığımıza yönelik merakının, beyin/nörobiyoloji çerçevesinde ortaya konmuş ürünü. Çoğunluğu 1987’den itibaren yazılan ve “Cumhuriyet Bilim Teknik”te yayımlanan yazılardan oluşan bu kitap, o günden bu yana yaşanan bilimsel gelişmeler karşısında bugün okurlar için bir anlam ifade eder mi, diye düşünebilirsiniz.

Hemen yanıtlayalım; evet, çünkü Yazgan’ın da kitabın ikinci baskısı için yazdığı sunuşta belirttiği üzere, eskiden kalma bile olsa günümüz için de anlam taşıyan, hatta anlamı güçlenmiş çok konu var bu kitapta. Beyin bilimlerinde 80’li yıllardan bugüne kat edilen yolu görmek ya da beyin hakkında bugün hâlâ akıl sır erdirilemeyen pek çok konuya ilişkin yakın geçmişte neler söylendiğini duymak adına faydalı bir kaynak bu. Ayrıca Yazgan, yazıların sonlarına yeni görüşlerini içeren eklemeler yapmayı da ihmal etmemiş.

Altı bölümden oluşan kitabın ilk bölümündeki yazılar, neredeyse insanın tüm yaşamını belirleyen çocukluk yaşantılarını ele alıyor. Çocukluk dönemine inince Freud’dan bahsetmek de kaçınılmaz oluyor. İkinci bölümdeki yazılarda, Freud’un mirasından bugüne kalanlara ve bu mirasın üstüne eklenenlere yakından bakmaya çalışıyor yazar. Üçüncü bölümde, psikiyatrinin kendisine tıp içerisinde bir yer bulma sürecini anlatırken, dördüncü bölümde psikiyatrinin gözdesi olan ve her taşın altından çıkan serotoninden çokça bahsediyor ve zayıflama sevdasından intihar tartışmalarındaki kimyevi tartışmalara, genetiğin belirleyiciliğinden dâhilik ile delilik arasındaki ilişkiye kadar dikkat çeken birçok konuya uzanıyor. Beşinci bölümde, beyinde olup bitenlerin hayatımıza nasıl yansıdığını gösteriyor bize. Altıncı bölümde ise Yazgan’ın son dönemde kaleme aldığı yeni yazılar yer alıyor.

Nedendir bilinmez, dönem dönem bazı kelimeler çok “moda” oluyor. Salgın gibi her yere yayılıyor, herkese bulaşıyor ve dillere pelesenk oluyor. İşte son zamanların moda kelimelerden birisi de “aynen” sözcüğü. Yazgan da “Aynen Öyle…” başlıklı yazısında, son yıllarda önce ergenlerin dilinde görülüp sonra hızla çocuk ve yetişkinlere bulaşan “aynen” kelimesinin kullanımındaki artışı sorguluyor. Bu arada İngilizcede de bu kelimeye denk gelen kelimelerin kullanımında bir artış söz konusu. Konuya kafa yoran Yazgan şöyle diyor: “‘Aynen’in herkesin aynı fikirde olduğu, kimsenin kimseyle anlaşmazlık içinde olmadığı, ya da kimsenin kimseye ters düşmediği bir dünya fantezisinin ürünü olduğunu düşünmeye başladım. ‘Sana katılıyorum, seninle aynı görüşteyim, zaten sen ve ben birbirimizden farklı düşünebilir miyiz ki?’ gibi cümlelerle ifade edilebilecek bu eş-düşüncelilik halinin çatışmalardan bıkkınlık gelmiş, çelişkilerden haz etmez bir yeni kuşak fenomeni olduğunu söyleyebilir miyiz? Karşımızdakini olumlarken biz mi ona katılıyoruz, onu bize katılmaya davet mi ediyoruz?” Çoğunluğa/gruba uyma deneyinden de bahsedilen yazıda, çoğunluğun “aynenleyen” olduğu görülüyor. Yazgan: “‘Aynen’ acıyı savuşturan, söylemesi kolay, yük getirmeyen bir cümledir,” diyor. Bakalım daha ne kadar tedavülde kalacak bu sözcük…

Kimi yazarların, sanatçıların, bilim insanlarının hayat hikâyelerine bakıp da yaratıcılık ve ruhsal hastalık arasında bir ilişki var mı acaba diye düşünmeden edemiyor insan. Örneğin, Ernest Hemingway, Sylvia Plath, Virginia Woolf… Yaşamlarının kimi dönemlerinde ruhsal hastalıklarla boğuşan, hayatlarına kendi elleriyle son veren yaratıcı isimler… Ya da bazı tuhaf yanları olan Newton ve Einstein… Yaratıcılık biraz da “kaçıklık” mıdır acaba? Yazgan, “Dâhilerin Deli Yanları Var mı?” başlıklı yazıda bu konuya açıklık getiriyor. İyi eğitim görmüş, sivrilmiş ya da yaratıcı özellikler gösteren kişiler arasındaki ruhsal hastalık sıklığının, toplumun diğer kesiminden olan insanlara göre daha yüksek olduğunu gösteren çalışmalardan bahsediyor. Beri yandan çeşitli yaratıcı insan topluluklarında bir ruhsal hastalığın, hele genetik geçiş özellikleri gösteren bir rahatsızlığın oldukça yüksek sıklıkta görülmesi, yaratıcılığın bu hastalığın ürünü olduğunu göstermeye yetmez diyor. Yapılan bir diğer çalışma ise şairler arasında manik depresyonun çok sık olduğunu gösteriyor. Ayrıca şunu da söylemeden geçmeyelim; miyopluk, solaklık, alerjik hastalıklar da yaratıcılıkla “birlikte bulunan” hastalıklar arasında yer alıyor.

“Yuvada Sulh Yurtta Sulh” başlıklı yazı da hayli önemli bir konuya parmak basıyor yazar. Erken çocukluk dönemi ve barış ilişkisinin irdelendiği bu yazıda, ailede barış içinde büyümenin barışçı bireyler olmanın ön şartları olan empatik, saygılı ve hakça davranabilmeye olanak verdiğinin altı çiziliyor. Yazgan, savaşlarla çalkalanan dış dünyanın korkunçluğuna rağmen çocukların ev ortamında barışı duyumsayarak büyümesinin ne denli önemli olduğunu vurgularken Afganistan örneğini veriyor: “Afganistan’da yapılan çalışmalar gündelik şiddetin yoğun biçimde hayatın her noktasına sızdığı ortamlarda bile aile içinde barışçılığı destekleyen, aile üyelerinin birbiriyle iyi geçinmesi için gereken iletişim becerilerini veren ‘erken çocukluk’ programlarının yararını kanıtlıyor. Aileler ‘dış’ dünyadaki felaketlere göz yumarak değil, birbirinin değerini ve önemini hissederek yurttaki savaşın ev ortamındaki sulh ortamına bulaşmasına bir anlamda engel olabiliyorlar.”

Yankı Yazgan, en bilimsel, en psikiyatrik konuları bile oldukça sade, anlaşılır ve üstelik mizahi bir dille herkese ulaştırmayı ve sevdirmeyi başarıyor. Öyle ki hiç ilgisi ve bilgisi olmayan bir insan bile beyne, nörobiyolojiye merak sarabilir bu kitapla birlikte.

Elif Şahin Hamidi
elif.sahin@gmail.com
(Remzi Kitap Gazetesi, Sayı: 126 – Haziran 2016)

“Labirent Yolculukları: Yaşantıların Psikolojisi ve Biyolojisi”, Yankı Yazgan, 284 s., Remzi Kitabevi, 2016

Yorum yapın