Yaşar Kemal’e verilen Legion d’Honneur nişanını Jean Paul Sartre neden reddetti?

Fransa, Türkiye’nin dünya çapındaki yazarı Yaşar Kemal’e daha önce verdiği üst düzey Legion d’Honneur nişanının derecesini yükseltti.1983 yılında Legion d’Honneur nişanı komutan derecesine değer görülen Yaşar Kemal, bu kez nişanın bir üst seviyesi olan ve çok az sayıda kişiye verilen Grand Officier (Büyük Subay) derecesiyle onurlandırıldı.
Törende konuşma yapan Yaşar Kemal, bugünün kendisi için büyük bir onur olduğu kadar büyük bir sevinç olduğunu da söyledi.
Yaşar Kemal, “Légion d’Honneur şövalyesi Orgeneral Jean-Louis Georgelin için yeni bir dost daha kazandım. Yaşar Kemal’i benden iyi biliyor. Benim unuttuğum şeyleri bana anlattı. Güce ihtiyacım yok. Benim edebiyatımı seven insanlar bunu halka gösteriyor. Bu bana mutluluk veriyor” dedi.

Légion d’Honneur Şövalyesi Orgeneral Jean-Louis Georgelin ise, törende yaptığı konuşmasında, Yaşar Kemal’in hayatının sonsuz bir özgürlük ve adalet mücadelesi içinde geçtiğini kayderek, “Bu nişanla yalnızca önemli bir Türk şahsiyete değil, aynı zamanda Fransız kültürünün ve ülkelerimiz arasındaki dostluğun yorulmaz bir öncüsünü de yücelttiğimi biliyorum” dedi.

Fransız yazar ve düşünür Jean Paul Sartre ise, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Ödülü’nü reddetmişti. Sartre, kimsenin kendisine “onur” veremeyeceğine inanmaktadır:
“Legion d’honneur ya da Nobel armağanı olsun, sözkonusu onuru veren insanlar böyle bir onuru verme niteliğine sahip değillerdir. Kant?a yahut Descartes?a, Goethe?ye şu anlama gelen bir armağan verme hakkını kim sahiptir anlayamam: şimdi siz bir sınıflandırmaya girmiş bulunmaktasınız; edebiyatı sınıflandırılmış bir gerçek haline dönüştürmüş bulunuyoruz, böylece siz bu edebiyatta falan derecede bir yere aitsiniz. Ben işte bunu yapma olanağını yadsıyorum, dahası sonuçta her onuru yadsıyorum.?
Sartre’ın, Nobel?den önce, Legion D?honneur?ü reddetmesinin nedenini açıklarken, kimseyi gücendirmeyi düşünmediği bellidir:

?Legion d?honneur bana, yetersizliğe doğru uzanan ve aynı diziden olan bir ödül gibi görünür; falan mühendisin Legion d?honneur?e layık olmadığı ileri sürülecektir. Oysa aslında her ikisi de sahip oldukları değer gözününe alınarak değil, yaptıkları bir işten ötürü yahut şeflerinin önerisi üzerine ya da bunun gibi durumlar nedeniyle o değere layık görülmüşlerdir. Yani onların kendi gerçeklerine yanıt olacak hiçbir şey yoktur ortada. O gerçek, ölçülebilir bir şey değildir. ?(Veda Töreni ve Jean Paul Sartre?la Söyleşiler, 1974, Simone de Beauvoir, Varlık Yayınları)

“Niçin Reddettim” – Jean Paul Sartre

Hadisenin bir skandal niteliği almasından üzgünüm; bir ödül verilmiş, ben reddediyorum. sebep, hazırlıktan vaktinde haberdar edilmeyişimdir. 15 Ekim tarihli figaro litteraire’de İsveç muhabirlerinin yazdıklarını okuyup , İsveç akademisinin beni seçmek eğiliminde olduğunu, ama henüz kararlarının kesinleşmediğini öğrenince, sandım ki akademiye bir mektup yazarak durumu düzeltebilir ve bu meselenin söz konusu edilmesini önleyebilirim, mektubu ertesi gün gönderdim.
Doğrusu, Nobel ödülü’nün seçilenin fikri alınmadan verilmediğini bilmiyor ve vaktinde harekete geçtiğimi sanıyordum. ama bir seçim yapan akademinin, sözünden dönemeyeceğini şimdi anlıyorum.
Ödülü reddediş sebeplerim İsveç akademisiyle ya da nobel ödülüyle doğrudan doğruya ilgili değildir. bunu, akademiye yazdığım mektupta da belirttim. orada iki çeşit sebep üzerinde durdum; şahsi olanlar ve objektif sebepler.
Şahsi sebeplerim şunlar: red, o an içimden gelmiş bir karar, bir davranış değildi, ben resmi payelere her zaman dirsek çevirdim. harpten sonra 1945’te, legion d’honneur verilmek istendiği zaman da, hükümette pek çok dostum bulunduğu halde reddettim. gene bazı dostlarımın beni yeterli görmelerine rağmen, college de france’a girmeyi de kabul etmedim.
bu tutumun temelinde benim, yazarın görevine dair anlayışım var. siyaset, topluluk, ya da edebiyat meselelerinde bir tutumu benimseyen yazar, bence ancak kendi imkanlarını, yani kalemini ve kağıdını kullanmalıdır. kabul edeceği her paye, okuyucularını bir etki karşısında bırakır ki, işte ben bunu istemiyorum. imzamı “Jean Paul Sartre” olarak atmakla, “Jean Paul Sartre 1964 nobeli” diye atmak aynı şey değildir, diyorum.
Bu çeşit bir ödül kabul eden yazar, aynı zamanda, onu bu şerefe layık gören kurumu veya müesseseyi de bir yük altına sokmuş olmaktadır: Venezüella çetecilerine karşı duyduğum yakınlık, şimdi sadece beni bağlar, oysa nobel ödüle kazanmış Jean Paul Sartre Venezüella?daki ayaklanmayı desteklediği zaman, kendisiyle birlikte, bir müessese olarak Nobel?i de peşinden süreklemiş olur.
demek ki yazar, şimdi benim için söz konusu olduğu gibi, en şerefli bir şekil altında bile müesseseleştirilmeyi reddetmek durumundadır.
Bu hüküm ve tutum sadece kendimle ilgilidir, yoksa daha önce mükafatlandırılmış olanlara karşı en küçük bir tenkit taşımaz. kaldı ki onlardan, tanışma mutluluğuna erdiğim pek çoğu hakkında derin takdir ve hayranlık duyguları beslemekteyim.
objektif sebeplerimi de şöyle sıralayabilirim:
Kültür alanında bugün yapılabilecek tek şey, doğu ve batı kültürlerinin birarada ve barış içinde yaşamaları için mücadele etmektir. hemen sarmaş dolaş olsunlar demek istemiyorum, bu iki kültür arasındaki karşılaşmanın zorunlu olarak bir anlaşmazlık şekline bürüneceğini bilmiyor değilim, ama bu karşılaşma işe müesseseleri karıştırmaksızın, insanlar arasında, kültürler arasında olmalıdır, diyorum.
Bu iki kültürün çatışmasını ben, kendi varlığımda olanca derinliğiyle duydum, duyuyorum: ben, bu çelişmelerden yapılmışım. gönlüm inkar edilmez şekilde sosyalizmden, yaygın deyimiyle doğu bloğundan yanadır.; ama ben bir burjuva ailede doğmuş, burjuva kültürüyle beslenmişim. bu durumun, iki kültürü bağdaştırmak isteyenlerin tümüyle işbirliği etmemi kolaylaştırıyor. böyle de olsa, ben daha iyinin, yani sosyalizmin kazanmasından yanayım.
varlıklarına bir diyeceğim olmasa da, yüksek kültür divanlarınca dağıtılan payelerden hiçbirini, yalnız batı’dan değil doğu’dan da gelse kabul edemeyişim bu yüzdendir. gönlüm bütün olarak sosyalizmden yanadır, dedim; ama bu demek değildir ki, biri çıksa da bana, böyle bir şey söz konusu değil, ama mesela, Lenin mükafatını vermek istese onu kabul ederdim. hayır, onu da kabul etmezdim, edemezdim.
Biliyorum, nobel’in ilk niteliği batı blokuna has bir edebiyat ödülü olmak değildir, ama ne yönde uygulanmışsa o olmuştu, ve İsveç akademisi üyelerinin kararına bağlı olmayan hadiselerle de pekala karşılaşılabilir.
Nitekim nobel günümüzde batı bloğu yazarlarına ya da doğu’da başkaldıranlara verilen bir ödül olarak görünmektedir. mesela, Güney Amerika şairlerinin en büyüklerinden biri olan Neruda ödüle değer bulunmamıştır. herkesten fazla layık olduğu halde Luis Aragon ciddi olarak hiç düşünülmemiştir. ödülün Şolokof’tan önce Pasternak’a verilmesi ve Sovyetlerden seçilmiş tek eserin memleketinde yasaklanmış ve ancak basılabilmiş bir kitap olması da esef edilecek bir durumdur. halbuki karşı yönde bir davranış pekala dengeyi sağlayabilirdir. Cezayir savaşı günlerinde, “121’ler beyannamesi”ni imzaladığımız sırada verilseydi, nobel’i sevinçle kabul ederdim, zira o zaman bu mükafat sadece bana değil, uğrunda savaştığımız hürriyete de şeref kazandıracaktı. ama bu olmadı ve ben, savaş bittikten sonra ödüle layık görüldüm.
İsveç akademisinin gerekçesinde hürriyetten söz ediliyor: çeşitli yorumlara açık bir kelimedir bu… batı’da oldukça genel bir anlamı vardır; bana gelince, ben, bir çift daha pabucu olmak ve doyasıya yiyecek bulmak haklarında ve imkanlarında gerçekleşen, daha elle tutulur bir hürriyet anlayışına sahibim. ödülü geri çevirmeyi, kabul etmekten daha az tehlikeli buluyorum. kabul etmekle, “bağımsızlıktan taviz verme” diyebileceğim bir sonucu da benimsemiş olurdum. figaro litteraire’in yazısında okuduğuma göre “tartışmaya gelir politik geçmişim üzerinde durulmayacak”mış. bu yazı akademinin görüşürünü aksettirmez, biliyorum; ama bazı sağcı çevrelerde ödülü kabulümün nasıl yorumlanacağını göstermektedir. geçmişte arkadaşlarımla bazı yanılmalarımız olduğunu kabul ederim, ama bu “tartışmaya gelir politik geçmiş” benim için her zaman muteberdir.
Bununla nobel’in bir “burjuva” ödülü olduğunu söylemek istemiyorum, ama pek iyi bildiğim çevrelerin kaçınılmaz burjuva yorumları işte bu yönde olacaktır, diyorum.
Bitirmeden, para meselesine de değinmek isterim: seçimine çok büyük bir para ödülü de eklemekle akademi, seçtiğinin omuzlarını çökertecek bir yük daha ilave etmiş olmaktadır; bu, hadisenin beni ayrıca rahatsız eden yanı oldu. şimdi, ya ödülü kabul ederek aldığınız parayla önemli saydığımız kurumları veya hareketleri destekleyeceksiniz: kendi hesabıma hep, Londra?daki apartheid’ı düşündüm.
Ya da genel prensipleriniz adına mükafatı reddederek, desteğe ihtiyacı olan bir hareketi bundan yoksun edeceksiniz. ne var ki bence bu, kalp bir meseledir. 250.000 kuronu geri çeviriyorum, çünkü doğu’da olsun, batı’da olsun müesseseleştirilmek istemiyorum. kaldı ki sizden, 250.000 kuronu sırf şahsi düşünceleriniz için değil de, ancak arkadaşlarınızın da katıldığı ortak prensipler adına reddetmeniz de istenemez.
Seçilişim kadar ödülü geri çevirmek zorunda kalışımın da bana acı gelişi bundandır.
bu açıklamayı İsveç halkına sevgilerimi ileterek bitirmek isterim.

Jean Paul Sartre

Légion d’honneur Hakkında Bilgi
(Vikipedi, özgür ansiklopedi)
Légion d’honneur, Napoléon Bonaparte?ın Birinci Konsül iken 19 Mayıs 1802 tarihinde imzaladığı bir kanun ile oluşturulmuş Fransız nişanıdır.
1804 yılın mayısında Fransa İmparatoru olan Napoléon Bonaparte, Haziran ayından itibaren kişileri bu nişanla ödüllendirmeye başlamıştır. Bu nişan bugüne dek Fransa?daki tüm yönetim rejimlerinde takılmaya devam edilmiştir. Légion d?Honneur, Fransız madalyaları arasında en tanınmış olanıdır.
Grand-Croix (“Büyük Haç”), Grand-Officier (“Büyük-Subay”), Commandeur (“Kumandan”), Officier (“Subay”), Chevalier (“Şövalye”) olmak üzere beş sınıfa ayrılmaktadır.

Yaşar Kemal’e verilen Legion d’Honneur nişanını Jean Paul Sartre neden reddetti?” üzerine bir yorum

  1. Aynı davranışı Yaşar Kemel Usta’nın da yapması umulurdu.
    Yazarımız, günü kurtarmak için tarihe insani bir not düşmeyi, Batı’nın ikiyüzlü tutumunu bir kez daha belirleme fırsatını kaçırmıştır.

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro