Yevgeni Onegin – Ataol Behramoğlu

puşkinBu yazıyı oluşturmak için, zaten elimin altında bir yerlerde duran “Yevgeni Onegin”in sayfalarını karıştırırken, içimde yine Puşkin hakkında bir şeyler söyleyebilecek olmanın sevincini duydum.
Puşkin’le her karşılaşışım, bir zamanlar konuştuğumuz belki çocuk­ça ama saf ve yürekten sözlere bağlılığını yitirmemiş bir ilk gençlik arkadaşıyla uzunca aralardan sonra yeniden karşılaşmalara benziyor…
Eskimek bilmiyor Puşkin… Herhangi bir kitabın sayfalarından aynı açık sözlülükle, aynı özlülükle, aynı duygululukla, aynı mizah duygusuyla ve aynı akıcılıkla konuşmaya başlayıveriyor…

Sonra dizeler ya da satırlar alıp götürüyor sizi. Bir an sonra bulunduğunuz çevreyi, yaşamakta olduğunuz zaman dilimini unutuyorsunuz. Artık Puşkin’in zamanım yaşamaktasınızdır… Bu ise herhangi bir yüzyıl değil, herhangi bir sınırlı zaman dilimi değil, saflıkla akan gözyaşlarının, bir anda patlayıveren kahkahaların, parıldayan bir zekânın, tokatlayan bir ironinin, çocuksu bir sevecenliğin, hayatın kıpır kıpırlığımın zamanıdır…

Halksal bir zaman, sonsuz bir zaman, ölümsüz bir
zaman, yaşayıp durduğumuz her günkü zaman, Puşkin’in zamanı…
Tamamlanıp yayımlandığ 1830’lardan bu yana 150 yıldan fazlazaman
geçmiş çok ünlü bir yapıt ve onun çok büyük yazan hakkında
yeni bir şeyler söylemeye yeltenmek gereksiz ve kendini beğenmişlik
olur. Bu nedenle benim bir tanıtma yazısının sınırlan içinde
yapabileceğim şey, “Yevgeni Onegin”in yazıldığı dönem, Puşkin’in
yaratıcılık yaşamındaki yeri, bu yapıtın edebiyat tarihi bakımından
önemi üstüne söylenenlerden kimilerini, daha önce benzerleri hiç
kuşkusuz başkalarınca da söylenmiş olan kendi izlenimlerimi de katarak
tekrarlamak olacaktır. Ve kuşkusuz, kendi sözcüklerimle…

Kestirmeden gidecek olursam, bu şiir-romanın baş kişilerinden
(ve yapıta adını veren) Yevgeni Onegin, gelmiş geçmiş dünya edebiyat
yapıtları kahramanlarının en çetrefil, en karmaşık, en çelişkili
olanlarından biridir. Hemen söyleyeyim ki, gerek Puşkin’in daha
önceki romantik dönem yapıtlarının kahramanlarından (belki bir tek
“Çingeneler”deki Aleko dışında), gerekse başkaca romantik dönem
yazarlarının yapıtlarındaki kahramanlardan farklı olarak, sevimsiz
biridir Onegin. “Romantik” okur onunla özdeşleşmez, özdeşleşemez…

Puşkin’in bu “iflâh olması mümkünsüz garibe”si, aynı zamanda
acınacak biridir de… Çünkü yeteneklidir, zevk sahibidir, zariftir,
genç kızların başını döndürecek özellikleri vardır ve içinde insanca
duyguların yükselmesi de ender bir durum değildir. Fakat
Onegin, kendisinin de tam olarak bilincinde olmadığı, denetleyemediği
çelişik duyguların tutsağı ve çoğu kez zavallı oyuncağıdır… Bu
noktada, “Yevgeni Onegin”in elimdeki baskılarından birinde önsö­
zü bulunan (ve 1970’li yıllarda şahsen de tanışma fırsatı bulduğum)
çağımızın önemli Rus şairlerinden P. Antakolski’nin Onegin tipinin
kaynaklarıyla ilgili değerlendirmelerini katılarak tekrarlayabilirim:
“…yüzeysel bir eğitim, düzensiz ve öykünmeci biçimde edinilmiş
bir Avrupa kültürü, aristokrat yaşam tarzının koşullanmışlıkları, manevi
ve toplumsal ilgilerden yoksunluk…” O dönem çarlık Rusyasındaki
mutlakiyetçi yönetimin ve aristokrat sınıfların, bu yargıları destekleyecek
bir analizine girmeye gerek görmüyorum.

Fakat sadece bunlar mı? Onegin tipinde, Onegin’in böyle biri
olmasında, insanın insan olmasıyla ilgili birtakım daha köklü, daha
sürekli, daha güç değişir nedenler de bulunuyor olamaz mı?
“Yevgeni Onegin”e yeniden göz atışlar bu soruları da sordurdu bana.
Onegin’in Peçorin’den (Lermontov, “Zamanımızın Kahramanı”),
Rudin’den (Turgenyev, “Rudin”), İvanov’dan (Çehov,
“İvanov”), kimi çağdaş yazarların kahramanlarına (örneğin Ehrenburg’un
“Paris Diişerken” indeki Lucien, ya da hatta Camus’nun
“Yabancı”sı…) kadar kuşaklar boyunca ve farklı ülkelerde, epeyce
benzer özelliklerle yaşamım sürdüregelmesi bu sorulara kanımca
haklılık kazandırmaktadır…

Onegin, şiir-romanın son bölümlerinde, Tatyana’mn, asla düş­
manca olmayan, ama ölüm kadar acı ve değiştirilemez ve ancak
Puşkin değerinde bir yazarın ürünü olabilecek etkililikte ve özlü-
lükteki sözleri karşısında yıldırımla vurulmuş, ya da taş kesilmişçesine
kalmakta ve Puşkin bu zavallı kahramanım öylece, acımasız
yazgısıyla baş başa bırakarak yapıtını noktalamaktadır.
Tatyana’nm yazgısı da Onegin’in yazgısından daha az acımasız
değildir. Sevmiş, ihanete uğramış, istemediği biriyle evlendirilmiş,
ve yazgısına uysalca boyun eğmiştir. Başka bir çıkış yolu yoktur
ve böyle bir çıkış yolunu (sonraki zamanların kimi kadın kahramanlarından
farklı olarak) aramamaktadır da…

Sizi seviyorum neden saklayayım
Ama başka biriyle evlendirildim
Ve ömrümce ona bağlı kalacağım…

“Seviyordum” değil, “seviyorum”… Şiir-romanın yine son bö­
lümlerindeki bu dizelerde bir kadının aşkı ya da iffetinden çok daha
derinde bir şeylerin gizli olduğunu düşünüyorum… Bu dizelerde
(“Yevgeni Onegin”in bütün bu son bölümlerinde) uçarılık dönemlerini
gerilerde bırakmış, mutluluğun, aşkın bitimliliğini ve hatta
imkânsızlığını sezinlemiş olgun bir kişiliğin (Puşkin’in kendisinin)
karamsar da denebilecek acılı ses tonunu işitiyorum…

“Yevgeni Onegin”in başkaca tipleri ve yapıtın biçimsel, kurgusal
özellikleri üstüne sonsuzca konuşulabilinir. Puşkin’in insanı
şaşırtan yalınlıktaki eşsiz dehası üzerine de… Bu doyumsuz tatlan
belli sınırlar içinde kalması gereken bir yazının okurlarıyla payla-
şabilmem yazık ki olanaksız… Fakat, bir opera dergisi için hazırlanan
bu yazıda, Puşkin-Çaykovski’nin ortak ürünüyle ilgili olarak,
Çehov’un kendi oyunlarının nasıl yorumlanması gerektiği konusunda
söylediklerini tekrarlamaya cüret edebilirim: “Her şey yalın
olmalıdır… Tümüyle yalın… Teatral olmamaktır esas olan…”

Ataol Behramoğlu
“İstanbul Devlet Opera ve Balesi” Dergisi. 1992-93 Sezonu

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro