Yusuf Atılgan’ın oğlu Mehmet Atılgan babasını nasıl hatırlıyor?

Babanızı kaybettiğinizde henüz 10 yaşındaydınız. Sizde kalan anısı nasıl Yusuf Atılgan’ın? Nasıl hatırlıyorsunuz babanızı?

Sonuçta çocuktum elbette. Herhangi bir eserini de okumuş değildim o zaman. Gerçi “Ekmek Elden Süt Memeden”i okumuştum ama o kadar. Gündelik hayatında nasıl biriydi diye sorarsanız, bana karşı çok sevgi dolu, şefkatli, ilgili bir babaydı. Annem kadar, hatta dönem dönem annemden daha fazla benimle ilgilendiğini hatırlıyorum. İkisinin ayrı ayrı çalıştığı dönemler vardı. Karacan ve Can Yayınları’nda benim dört yaşıma kadar olan dönemde mesaili çalışıyordu. Bu yüzden çocukluğumun hatırlayabildiğim döneminin oldukça uzun bir zamanını babamla geçirdim diyebilirim. Belediye otobüsüne binip alakalı alakasız yerlere giderdik. Ya da gittiği yerlere beni de alır götürürdü. Çalıştığı dönemlerde beni Karacan Yayınları’na götürdüğünü, orada esnaf lokantalarında yemek yediğimiz zamanları da hatırlıyorum. Küçük Çamlıca’yı çok severdi. Orada, tepede bir melengeç ağacı vardı. Ona “koca melengeç” derdi, altında oturup çay içerdik. Vapura binmeyi çok severdi. Bütün vapurların ismini, nerede yapıldığını falan bilirdi mesela. Özellikle daha eski vapurlar, İnkılap gibi, Sarayburnu gibi… Bu isimlere dikkatimi çeker, “bak bu İskoçya’da yapılan vapurlardan o yüzden bizim burada Haliç’te yapılanlara oranla daha derindir” derdi. Beni daha o yaşta şehirde gezdirerek bende bir kent bilinci oluşturmaya çalışıyor gibiydi. Şehrin dokusu, kültür mirasıyla ilgili ufak tefek şeylere dikkatimi çekmeye çalışırdı.

Moda’da oturuyorduk. Moda gezilerimiz olurdu, o zamanlar bugün kafelerin olduğu yerde bir sürü dondurmacı var. Onlardan Ali Usta hâlâ duruyor, biraz da tekelleşmiş bir hâlde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Markettense küçük esnaftan alışveriş yapmayı önemserdi babam, bu yüzden hep o zamanki dondurmacılardan en küçüğüne gittiğimizi hatırlıyorum. Efendiler isminde bir dondurmacıydı. Hatta sonradan balkaymak oldu ama biz yine de hep oradan yerdik dondurmamızı.

Sokak isimleri ve onların hikâyeleri eşliğinde sabah yürüyüşleri yapardık. Aylak Adam’da da vardır hatta, sokak isimleri ve onun arkasındaki hikâyelere çok meraklıydı. Kalamış’ta bir arkadaşına ziyarete inerdik arada. Ona giderken bütün sokakları sayardık. Moda’dan Kalamış’a gitmiştik, 22 tane sokak adı saymıştı o gün. Miskin lafını çok severdi örneğin. Tembel yerine miskin derdi. Bir gün iş dönüşü anneme “Serpil bir sokak ismi gördüm Miskin Adam diye” dedi. Annem de güldü, komikmiş diye konuştular. Ertesi gün geldi. İşe giderken bakmış ki tabela silinmiş, “meğer ‘Misk-i Amber’miş sokağın adı dediğini, buna çok güldüklerini hatırlıyorum. Bu sokağın, o zaman da çok kötü kokan kurbağalı derenin olduğu yerde olması da oldukça ironik aslında.

Söyleşiyi yapanın notu:
Mehmet Atılgan, Yusuf Atılgan’ın Serpil Gence ile olan evliliğinden olan tek çocuğu. Yusuf Atılgan, oğlu henüz 10 yaşındayken hayata veda etmiş olsa da bu kısa zamanda, belki de geç baba olmanın verdiği bir heyecanla, oğluna çok düşkün olduğunu, onunla çok ilgilendiğini hem çeşitli mektuplarından hem de anılarından biliyoruz. Bu yakınlığın izinden yola çıkarak yazar Yusuf Atılgan’ı hem oğlu hem okuru olarak Mehmet Atılgan’dan dinledik.

Seçil İpek
01 Haziran 2017 http://t24.com.tr

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı
Büyüleyici Bir Kadın: Lou Salome

Kapat