Zerdüştlük nedir?

ZerdüştKimdir bu Zerdüştler? Dahası Zerdüşti Dini ile İslam dini arasında benzerlikler var mıdır? Ve en önemlisi Zerdüşti Dini aşağılanmayı hak edecek bir öğreti ve değere sahip midir? Gelin şimdi bu soruların ışığında Zerdüşti Tarihine doğru kısa bir yolculuk yapalım.

Lakin bu yolculuğa çıkmadan şunu ifade edelim ki; Zerdüşti Dini’nin tarihi, öğretileri ve iddiaları bir yazının sınırlarının çok ötesinde önemli bir külliyata sahiptir. Biz bu yazıda anılan dini genel hatları ile anlatmaya ve tanıtmaya çalışacağız.

Başlayalım o halde…

Zerdüşti Dini’nin ortaya çıkışı ile ilgili tarihi kaynaklar farklı dönemleri işaret etse de, ağırlıklı görüş bu dinin M.Ö 1000’yıllara kadar uzandığıdır. Daha doğrusu dinin Peygamberi olduğu öne sürülen Zerdüşt’ün bu yıllarda yaşadığı belirtilmektedir. Bu anlamda Zerdüşti Dini’nin tek tanrılı dinlerin en eskilerinden olduğu bilinen bir gerçektir.

Bu noktada İslam Dini ile Zerdüşt Dini arasında oldukça çarpıcı benzerlikler bulunduğunu da ifade etmiş olalım. Öyle ki Zerdüşti Dininde de -farklı tanrılar olsa da- inancın tepesinde Ahura Mazda yani Tanrı bulunmaktadır. Yine anılan dinin de “Avesta” olarak bilinen bir kutsal kitabı bulunmaktadır. 12000 deri üzerine yazıldığı öne sürülen Avesta’nın bugüne kadar gelen sureti ise 1000 fasla ayrılmakta ve 21 defterden oluşmaktadır. İslam dini ile Zerdüştlüğün benzerlikleri bunlarla da sınırlı değildir. Zira anılan dinin de Zerdüşt adı verilen bir peygamberi vardır. Her ne kadar Zerdüşt’ün varlığı konusunda farklı görüşler mevcut olsa da, anılan Peygamberin yaşayan bir kişilik olarak tarihte var olduğu konusunda ciddi biçimde görüş birliğine varılmıştır. İran ya da Azerbaycan’da doğduğu ileri sürülen ve çocukluğu ile ilk gençlik dönemi hakkında bilgi sahibi olmadığımız Zerdüşt’e peygamberliğin 30 yaşında geldiği belirtilmektedir.

Zerdüşt’ün peygamberlik döneminde gelişen olaylar ile İslam Peygamberi’nin yaşadıkları da oldukça paralellik arz etmektedir. Öyle ki Zerdüşt’de bir nehir kenarında diğer dinlerde Cebrail’e tekabül eden “Vohumenah” adlı melek tarafından vahiy almış ve sonrasında diğer meleklerle de görüşmüştür. İşin daha da çarpıcı olan kısmı Zerdüşt’te İslam Peygamberi gibi Tanrı’nın huzuruna –Miraca- çıkmış ve akabinde dinini yaymak için konuşmalarına ağırlık vermiştir.

ZERDÜŞTLÜĞÜN ÖĞRETİLERİ NELER

Zerdüşti Dini ile İslam Dini arasındaki benzerliklere ölüm sonrası hayata dair dile getirilen iddialarda da rastlıyoruz. O kadar ki, Zerdüşti Dini’nde de cennet, cehennem, kahır azabı ve hatta İslamiyet’te sırat köprüsü adı verilen bir köprü bile bulunmaktadır. Zerdüştlere göre iyiler yani “Ahura Mazda’nın tarafında mücadele edenler öbür dünyaya zahmet çekmeden ulaşacaklar, kötüler ise ‘dugların evlerinde’ haset ve hasretle yaşamak zorunda kalacaklardır.” Yine bu inancın öğretilerine göre kişinin ruhu, öbür dünyaya geçmeden önce cehennemin üzerinde bulunan “cinvat” köprüsünden geçmelidir. Buna göre iyi ruh için köprü genişleyen yol gibi, kötü ruh için ise incele incele bir ustura keskinliğine dönüşen bir alet gibidir. Kötüler cinvat köprüsünden Duzeh denilen cehenneme düşerken, iyiler Bihişt denilen cennete düşerler. Son olarak Zerdüşti Dini’nde de beş vakit namazın ve kıblenin yer aldığını; güneş olmadığı zamanlarda ateşin kıble olarak kullandığını da belirtmiş olalım.

Gelelim Zerdüşti Dini’nin öğretilerine ve Zerdüştlerin temel inanç kurallarına.

Zerdüştilik ahlaki vazifeleri üç kelimede özetler. Hamata-iyi düşünülsün, Hakhata-İyi söylensin, Hvarşta-İyi yapılsın-. Bu üç prensip Zerdüştiler arasındaki itibarını bugüne kadar kaybetmemiştir. Zerdüşti Dini’nin Peygamberi Zerdüşt’e göre insan yaşamı, kader ve yazgısı oranında işlediği fiil ve amellerle de gerçekleşir. Ve İnsanın dünyadaki vazifesi şeytan kuvvetleri olarak ifade edilen kötülüğe karşı iyiliği seçmesi ve iyilerin yanında yer almasıdır. Zerdüşt bu noktada iyiliği de muğlâk bir kategori olarak tanımlamamakta, insanın uzak durması gereken eylemleri de açıklamkatadır. Ona göre insan mutlak biçimde gerçeğe bağlı kalmalı, yalandan ve yalana zorlayan borçtan uzak durmalıdır. Yine Zerdüşt’e göre kişi namuslu olmalı, iyiliksever biçimde yaşamalı ve evliliğine sadakatle bağlanmalıdır. Öldürme ve hırsızlığı en büyük günahlardan sayan Zerdüşt, hayvanlara iyi muameleyi de dini görevlerin en büyükleri arasında saymaktadır.

Zerdüşt’ün toplumsal görüşleri ise çağının çok ilerisindedir. Zira Zerdüşt, söz konusu görüşlerini sınıfsal bir bakışla ele almış ve bu perspektifte formüle etmiştir. “Sosyal Sınıf” kavramını ilk defa dile getiren isimlerden olan Zerdüşt, toplumu genel olarak dört kategori içerisinde değerlendirmiştir. Bunlar sırası ile;

a) Aristokrat Zümre ve savaşçılar sınıfı

b) Rahipler

c) Halk sınıfı yani hayvancı, ziraatçı ve zanaatkârlar

d) Göçebelerdir.

Zerdüşt bu sınıflandırma içerisinde halk sınıfının yanında yer alınması gerektiğini belirtmiştir. Çünkü O’na göre imtiyazlı sınıflar olarak öne çıkan Aristokrasi ve rahipler halk sınıfını sömürmektedir. Bundan dolayı Zerdüşt, halk sınıfının yanında yer aldığını bildirmiştir. Diğer taraftan Zerdüşt, göçebe sınıfına da karşıdır. Çünkü bu sınıfta hayvanları talan ederek, halk sınıfına eziyet etmektedir. Benzer biçimde imtiyazlı sınıflar da ömürlerini uzatabilmek için kitle halinde hayvan katliamları gerçekleştirmektedir. Zerdüşt pek tabi olarak bu duruma da karşı çıkmaktadır.

ZERDÜŞT ŞİDDETE KARŞI

Zerdüşt ayrıca her koşulda şiddete karşı olduğunu beyan etmiştir. Her ne kadar kendisi toplumsal yaşamda “gücün” önemine vurgu yapsa da, güç için dahi olsa şiddete başvurmayı kabul etmemiştir. Zerdüşti Dini’nin Peygamberine göre insanlar yerleşik bir cemiyet içerisinde iyi beslenerek yaşamalı ve bu cemiyette her ailenin barınabileceği bir konut olmalıdır. Zerdüşt ayrıca Ahura Mazda’nın –Tanrı’nın- yarattıklarını çoğaltmak için soylu ve dini bütün bir kadınla evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı ve bu çocukları da aynı inanç içerisinde büyütmeyi şart koşmuştur.

641 Yılında İran’a İslamiyetin girişi ile birlikte izleri büyük oranda ortadan kalkan Zerdüşti Dini, bugün Hindistan başta olmak üzere kimi bölgelerde varlığını sürdürmektedir. Hindistan’da Zerdüşti inancının varlığını sürdüren kitlelere Parsiler, inanç sistemlerine de Parsilik denmektedir ki, bu inanca mensup olanların sayısının 100 Bin civarında olduğu bilinmektedir. Zerdüşti Dininin ayrıca tek tanrılı dinler olmak üzere pek çok dini etkilediği de ileri sürülmektedir. Paul-Masson Oursel, Zerdüştiğin Jainizm ve Budizme olan etkilerini şöyle ifade etmiştir: “Dinin kökeninde çok insani bir öncecilik, kurtuluş ve yenileşme yanlısı olmak; aynı ışık ve temizlik kaygısı; kanlı kurbanlara karşı ürpertili nefret tüm canlılara karşı aynı saygı vardır. Böylece de Jainist ve Budist gruplaşmaları ‘İran’da Zerdüşt tarafından girişilen, iyileştirmelerin az çok etkisi altında olup bitmişe benzemektedirler.”

Yazıya başlarken ifade etmiş olduğumuz sorulara ne oranda yanıt verdik bilmiyoruz ama bildiğimiz Zerdüştilik hiçte aşağılanacak bir inanç değildir. Aksine, sorunlu olan durum, içinde bulunduğu yüzyıla göre oldukça önemli görüşlere imza atan bu inancın tahkir edilmesidir. Örneğin ünlü Fransız tarihçisi ve arkeologu olan George Dumezil (1898-1986), Zerdüşt’ü, “dinler tarihinin tanıklık etmiş olduğu büyük bir dinsel-toplumsal reformist olarak nitelemektedir.” Yine “P. J. De Menasce, “Zerdüşt’ü düşünce, söz ve davranış konusunda, iyiliksever, iyilik destekçisi ve kötülük düşmanı olarak görür. Onu çaresizler, yoksullar ve haksızlığa uğramışların koruyucusu olarak niteler.” Diğer taraftan inanç ya da inançsızlığın hedef gösterilmesi durumunda benzer bir durumun mensup olduğunuz din/inanç içinde yapılabileceği ihtimali gözden kaçırılmamalıdır. Tabi bir de dillere pelesenk olmuş olan “din ve inanç özgürlüğü” düsturunun da bu söylemlerle tuzla buz olacağını hatırlatmış olalım.

Aydın Tonga
Odatv.com, 30.05.2016

Yorum yapın