22. Ankara Uluslar Arası Film Festivali’nden Birkaç Not – Müslüm Kabadayı

17-27 Mart 2011 tarihlerinde Ankara?da Büyülü Fener, Barı Sineması, Goethe Enstitüsü ve Çağdaş Sanatlar Merkezi?nde gerçekleşen film gösterimleri, atölye çalışmaları ve söyleşilerden katılabildiklerimle ilgili izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.
Bu türden festivallerin sinema, belgesel sinema üzerine kafa yoranlar bakımından önemli katkıları olduğu ortada; ayrıca merak ettikleri filmleri daha uygun koşullarda izleme olanağı bulanlar açısından yararlı. Ancak ?Özgürlük? ya da üç bölümlük ?Paris Komünü? gibi filmlerin bir kez gösterilmesi nedeniyle yer bulamayanlar bakımından da burukluk yarattığını söylemeliyim.
Doğrusu nitelikli filmlere ilgi yoğundu; örneğin ?Özgürlük?ü ayakta, aralarda izleyenler bile vardı. Ailesini kaybeden bir çocuğun Çingene bir ailenin peşinden giderek yaşadıkları, tarihsel gerçeklere ve belgelere dayanarak beyaz perdeye aktarılmıştı. Güneşin çocukları ve müziğin çalışkanları olarak tanıdığımız Çingenelerin ?mülkiyet?in bir ?hırsızlık? olgusu gerçeğiyle yüzleşmemizi sağlayan yaşam tarzları, delilerini de sonuna kadar savunmaları, özgürlüklerine düşkünlükleri, onların bu niteliklerini kavrayan bir Fransız kasabasının belediye başkanı ve veteriner hekimiyle orada çalışan bir öğretmenin ?dayanışma bilinci? sinematografik açıdan güzel verilmişti. İzleyici de yarattığı duyarlık derindi. Aynı derinliği, Kazak-Rus ortak yapımı ?Şaman? filminde bulmak mümkün değildi. ?Şaman? tiplemesinin ritüel zenginliği, mistik bir söyleme de kayarak verilmişti. Sovyetler sonrası ortaya çıkan mafya, yeni sermayenin nasıl güçlendiğini göstermesi bakımından, özellikle de yıktığı dayanışma ve toprağa bağlılık ilişkilerinin öne çıkarılması nedeniyle önemli bir konuyu işleyen bu filmde, Batı sinemasının tekniklerine başvurulması niteliğin düşmesine yol açmıştı.
Batı Sineması?nda gösterilen İran filmlerinden ?Kanlı Altın? ise, gerek bu ülkedeki sınıf çatışmasını içten yaşayanların, gerekse oradaki yobazların baskısını içten sorgulayanların dışavurumları bakımından ilginçti.
Festival sırasında Goethe Enstitüsü?nde Egemen Berensel ve Nurşen Bakır?ın yürüttükleri Buluntu Film Atölyesi çalışmasına katılanlar, sinema estetiği, felsefesi üzerine sorgulamalar yaparken aynı zamanda bir film yaratma konusunda uygulama yapma olanağı da buldular. Aynı mekanda gerçekleşen ?Direnişler- Arap Video Sanatı? gösterimleri, bir Fransız kuruluşu olan Lowave tarafından düzenlenmişti. ?Videoart? olarak bilinen bu çalışmaların, üzerinde yönetmen ya da senaristçe istenildiği gibi teknik oyunlar gerçekleştirilebilen bir özellik taşıması nedeniyle, sanat açısından ciddi tartışmalara da yol açtığı biliniyor. Dijital fotoğrafçılıkta olduğu üzere ?sanat? boyutu da tartışılıyor tabii. Bunlar bir yana başlıkta yer alan ?direniş?in çağrıştırdığı derinlik ve zenginlikte videolar olmadığını, izleyenler hemen fark ettiklerinden, değerlendirme bölümünde ?Neden böyle bir başlık kondu?? sorusu gündemi belirledi. İlgili kuruluşun temsilcisi de, ?Bu videoları, Doğu ve Batı?dan gözler nasıl Arap dünyasını değerlendiriyor? Bunu saptamak, durumu yansıtmak amacıyla seçtik.? diye yanıtladı. Oysa, ?Beyrut?tan Sevgiyle?de olduğu gibi, oradaki direniş gerçeğiyle pek ilgisi olmayan, hatta manipüle edildiği anlaşılan uyuşturucu kullanıcıları üzerinden bunun verilmesi, izleyenlerden sert eleştiri aldı.
Doğrusu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika?da son aylarda gündemi belirleyen halk hareketlerinin niteliği ve özellikle Libya?ya emperyalistlerin Fransa ve ardından Nato üzerinden saldırısı dikkate alındığında, böyle videoartların seçilmiş olmasını, pek hayra yormak mümkün olmuyor.
Festivallerde seçici olmak ve tematik bir yol izlemek de mümkün. Bu anlamda tanıtım kataloglarının da çok iyi hazırlanması gerekiyor.

Müslüm Kabadayı

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Previous Story

Kilimanjaro’nun Karları – Ernest Hemingway

Next Story

Firmin / Hümanist Entel Serseri – Sam Savage

Latest from Makaleler

Van Gogh’un kitap tutkusu

Geçtiğimiz haftalarda Paris’in izlenimci koleksiyonuyla ünlü Musée d’Orsay, Antonin Artaud’un Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği kitabından yola çıkarak yazar ile ressamı, Artaud ile Van

George Orwell’a ilham veren kitap: Biz

George Orwell‘ın 1984’ünü neden sevdiyseniz, Yevgeni Zamyatin‘in Biz‘ini sevmeniz için en az 1984 kadar nedeniniz var. Üstelik Biz, 1984’ten çok daha önce, 1920 yılında
Go toTop