Arshile Gorky – Kara Melek – Nouritza Matossian

Van’dan Amerika’ya uzanan bir yaşamın tanıklığı ve Ermeni bir ressamın sanatçı olarak ortaya çıkışındaki fırtınalı hayat hikâyesi tarihi arka planıyla okuyucuya sunuluyor. Yazar Nouritza Matossian, yirmi yılı aşkın araştırmalarına dayanan kitabında, doğumundan intiharla sonuçlanan ölümüne dek Gorkyyi ve sanatını bütün yönleriyle mercek altına yatırıyor. Van Gölü kıyısında geçen çocukluğu, savaş ve sürgün yılları, giderek parçalanan bir aile, Erivan, Tiflis, İstanbul ve nihayet Amerika’ya göç ile başlayan ressamlık mücadelesi, fırtınalı ilişkileri Asıl adı Manug Adoyanı yüreğine gömüp Arshile Gorky adına sarılarak Yenidünyaya tutunma mücadelesi.
Horkom, Van Gölü’nün kıyısında küçük bir köydü. Çocuklar ellerinde tatlılarla dışarı fırlayıp hbaeri köye yaydılar. Akrabaları da nazar değmesin diye “tu tut tu” diyerek bebeği övüp anneyi kutladılar. “Benim küçük karam!” diye fısıldadı Şuşan. Kocası Setrak Adoyan, bir doksan boyunda, sağlam yapılı bir adamdı. Alçak kapıdan eğilerek içeri girdi. Oğlunu merasimlerle, dualarla kucağına verdiler.

“Beş yaşındaydım. Konuşmaya o yıl başlamıştım. Annemle kiliseye gidiyoruz. Oradayız. Bir resmin karşısında durmuşum. cehennemden sahnelerin resmedildiği bir tablo. Resimde melekler vardı. Beyaz melekler ve siyah melekler. Bütün siyah melekler Hades’e gitmekteydi. Kendime baktım. Ben de siyahtım. Demek ki cennete gidemeyecektim. Bir çocuğun yüreği böyle şeyleri kaldıramaz. İşte o anda dünyaya siyah bir meleğin de iyi olabileceğini, iyi olması gerektiğini ve ruhundaki iyiliği dünyaya, hem beyaz hem de siyah dünyaya sunması gerektiğini ispatlamaya karar verdim.”
(Arka Kapak Yazısı)

Arshile Gorky: Türkiye’de Yok Sayılan Ressam – Semra Pelek
(Kaynak: Agos gazetesi kitap eki Kitap Kirk’in Kasım 2011 sayısı ve 03 Aralık 2011 http://bianet.org)
Arshile Gorky’nin hayatı Van’dan başlıyor, 1915 soykırımı, Van direnişi, Ermenistan Cumhuriyeti, büyük kıtlık ve nihayet ABD’ye uzanıyor. Dünyanın tanıdığı, Türkiye’nin yok saydığı ressamın biyografisini Aras yayımladı.

Nouritza Matossian, Arshile Gorky Kara Melek kitabının önsözünde Gorky için ”Şüphe yok ki doğduğu ve on üç yaşına kadar yaşadığı ülkenin varisleri olan çağdaş Türkler de ondan tümüyle bihaberdir” der.
Bu, abartılmış bir saptama değildir. Gerçekten de onun gibi sanat tarihinde çok önemli yeri olan ressamlara, soyut dışavurumcu (abstract expressionism) akımının önde gelen çağdaşlarına kıyasla Gorky’nin hayatı ve sanatına dair Türkçe yazılmış çok fazla kaynak bulunmaz.
Sanat tarihi yazılarında Gorky, “Türkiye’den Amerika Birleşik Devletleri’ne [ABD] göç etmiş bir ressam”dır. Bu bilgi eksik değil, tamamen yanlıştır ve ‘göç’ içinde ‘gönüllülük’ imasını barındırdığından soykırım gerçeğinin üstü – kasten olmasa bile – örtülmektedir.
Arshile Gorky’yi merak edip google’da Türkçe içerikle bir arama yapmaya kalkışırsanız karşınıza ‘hüzünlü bir hikâye’ çıkacaktır. Bu ‘hikâyelerde’ de 1915 soykırımı en fazla “Büyük Felaket diye anılan olaylar” diye geçer.
Burada bir yanlışlık yok, eksiklik vardır. Gorky’nin ‘göz ardı edilişi’nin nedenini tam da burada, bu eksik bırakılmış bilgide aramak gerekir.
Matossian bu göz ardı edilişin, Türklerin 20. yüzyılın başlarında, tarihlerindeki en karanlık dönemlerinden biri hakkında hiçbir şey “bilmemelerinden” kaynaklandığını söyler ama bu göz ardı ediliş sadece ‘bilmeme’nin değil, tersine, bilip inkâr etmenin bir sonucudur.
Aras Yayıncılık’ın bu ay yayımladığı Nouritza Matossian’ın Arshile Gorky Kara Melek kitabı, Türkiye’de yok sayılan ressamı tanımak için önemli bir fırsat.
Kitap sadece Arshile Gorky’nin sanatına odaklanan bir biyografi değil, aynı zamanda bir tarih kitabı. Matossian kitaba Arshil Gorky’nin 1900’lerin başında doğduğu Van’dan başlıyor, sonra 1915 soykırımını, Van direnişini, 1918’de Ermenistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunu, yaşanan büyük kıtlığı, 1920 başlarında ABD’ye kaçan Ermenilerin hayatını, Büyük Bunalım yıllarını ve İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda soykırımdan kaçan sanatçıların sığındığı ABD’de şekillenen yeni sanatı anlatıyor.

Baba, anne ve Van

1902’de (kız kardeşi Vartuş, 22 Nisan 1904 tarihini verir) Van Gölü’nün kıyısında Horkom köyünde doğan Arshile Gorky’nın vaftiz adı Manug Vosdanig Adoyan’dır.
Manug büyükbabasının, Vosdanig ismi ise annesi Şuşan’ın köyünün, bugünkü Gevaş’ın adıdır.
Manug Vosdanig Adoyan adını, 19 yaşında (1921’de Boston’daki Güzel Sanatlar ve Tasarım Okulu’na kaydolurken) Arshile Gorky olarak değiştirir.
Manug, Gorky soyadını hayranı olduğu Rus yazar Maksim Gorki’den almıştır, Arshile ismi ise saklamak zorunda kaldığı Ermeniliğine bir göndermedir; Arshile, Arşag, Ardzruni, Ardziv gibi ‘ar’ harfleriyle başlar.
Bir insan neden ismini değiştirir? Bu soruyu cevaplamak için Arshile Gorky’nın hikâyesini bilmek, daha doğrusu Türkiye tarihinin en karanlık dönemine bakmak gerekir.
Manug, isminden çok önce babası Setrak’ı kaybeder. Çiftçi olan babası Setrak Adoyan, 1908’de, Osmanlı’nın Ermenilerden aldığı ağır vergiler nedeniyle o dönem pek çok Ermeni erkeğin yaptığı gibi çalışmak için ABD’ye ‘göç’ etmiş, bir daha Van’a dönememiştir.
Manug’un ikinci ismi Vosdanig ise 1915 soykırımında yakıp yıkılan, talan edilen Van’ın enkazı altında kalır.
Manug’un Vosdanigli annesi Şuşan, Ermeni tehciri ve katliamında Van direnişi sayesinde kurtulur ama Rus ordusu Van’dan çekilince bütün Ermeniler gibi çocuklarıyla Anadolu’yu terk etmek zorunda bırakılır.
Şuşan, Van’dan bugün Ermenistan sınırları içinde kalan Eçmiyazin’e 200 kilometrelik zorunlu yürüyüşten birkaç yıl sonra, Türk – Rus savaşı ve Türkiye’nin sınırlarını kapatması nedeniyle Ermenistan’da yaşanan büyük kıtlıkta açlıktan ölen 200 bin kişiden biridir; toplu bir mezara isimsiz gömülür.
Gorky’nin resimlerinde, geri planda, kapı aralıklarında kaybolan, resimlerden çıkıp giden belli belirsiz bir erkek figürü kullanması, onları terk ettiğini düşündüğü babasına duyduğu öfkeye yorumlanır.
Diğer taraftan annesine duyduğu özlemi, 1926’da yapmaya başladığı ‘Sanatçı ve Annesi’ (The Artist and His Mother) adlı tablosunda resmetmiştir.
Gorky, soykırımdan önce ABD’deki babasına yollamak için annesiyle çektirdiği fotoğrafı resmettiği tabloda annesinin ellerini çizmemiştir.
Sanat tarihçileri bunu farklı şekillerde yorumlar: Gorky ya annesinin ellerinin sıcaklığını istediği gibi resminde verememiştir veya resimde bütünlüğü sağlayamadığı için elleri çizmemiştir.
Gorky’nin resimlerinde bir daha görmediği Van’ın renkleri, bahçeleri, Akhtamar’ın freskleri (Sanatçı ve Annesi tablosu kilisedeki Meryem Ana fresklerine benzetilir), khaçkarların (haç motifli oyma taşlar) şekilleri de vardır.

Sahte bir geçmişle yaşadı

Soykırımdan sonra Yerevan’a, 1920’de ise ABD’ye kaçan Manug, Rus yönetimi altındaki Ermenistan’da olduğu gibi ABD’de de işaret parmağıyla gösterilen “Şu Ermeniler”dendir.
Aynı bugün orta sınıf şımarıklığıyla yemeğini yemeyen çocuklara Afrikalı çocukları örnek gösteren anneler gibi, 20’lerin başında ABD’li anneler yemeğini yemeyen çocuklarını “Aç Ermenilere döneceksin” diye korkutmaktadır.
Boston’da ilk özel resim derslerini aldığı öğretmeni ise Manug’a, bir Ermeni’nin ABD’de ressam olamayacağını söyler.
Almanlar ve Ruslar ressamlığa layık görülür, Ermenilerin ise ait olduğu yer izbe fabrikalar, kömür ocaklarıdır. Manug, akademiye Arshile Gorky ismiyle kaydolur, herkes onu Rusya’dan kaçmış bir Gürcü, yazar Maksim Gorki’nin uzak akrabası olarak tanır.
Gorky, Modern Sanatlar Müzesi’ne verdiği özgeçmişinde Nizhni Novgorod’da doğduğunu, üç ay Rus ressam Wassily Kandinsky’nin yanında çalıştığını yazar.
Sanat çevresine sahte bir geçmişle girer ve böyle kabul edilir.
Gorky, 1915 soykırımından kurtulmuştur; bir kılıç artığıdır ama onun hikâyesini sadece soykırım üzerinden ele almak, kişisel hikâyesini dramatize etmek, sanatına haksızlık olur.
Cézanne, Picasso ve Miro’dan etkilenen ve ilk çalışmalarında bu üç ressamın etkisi görülen Gorky, 1940’ların ortalarında New York’ta ortaya çıkan Soyut Dışavurumculuk akımının önemli isimlerinden biriydi.

Diasporaların şekillendirdiği sanat

Soyut Dışavurumculuk ilk Amerikan sanat akımı olarak kabul edilir ve sanat merkezinin Paris’ten New York’a kaymasında etkili olmuştur.
New York’un eski Avrupa’dan sonra dünyanın yeni sanat merkezi olması 2. Dünya Savaşı yıllarına rastlar. Almanya’da ve Fransa’da Nazilerin soykırımından kaçan yazarlar, şairler, ressamlar, aydınlar New York’ta toplanır.
Josef Albers, Hans Hofmann, Andre Breton, Max Ernst, Roberto Matta, Fernand Leger, Piet Mondrian 1940’larda New York’a kaçan isimlerdendir; bu isimler, ABD’de sürrealist ve kübist fikir ve sanatının yayılmasında ve gelişmesinde etkili olur.
Denilebilir ki Soyut Dışavurumculuk diasporaların şekillendirdiği bir sanat akımıdır.
Gorky de bu çevrenin içindedir. Arshile Gorky Kara Melek kitabında kullanılan, Breton onuruna verilen yemekte çekilen bir fotoğrafta başta Andre Breton oturmaktadır.
Diğer konuklar arasında New York’a kaçan ilk sürrealistlerden Yunanlı şair Nicolas Calas, Naziler tarafından tutuklanan ve sonra hapishaneden kaçarak ABD’ye sığınan gerçeküstücü ressamlardan Max Ernst, sürrealist mimar Frederick Kiesler, ?illili sürrealist ressam Roberto Matta, 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından olan, İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika’da pop sanatı ve kavramsal sanatın temellerini atan Marcel Duchamp oturmaktadır.
Yahudi soykırımı zamanında ABD’ye sığınan sanatçılardan önce buraya kaçan Gorky, Avrupa ve Amerika sanatı arasında bir köprü olur.
Gorky, yakın arkadaşı Andre Breton’un fikirlerinden etkilenir ama Breton’un da dediği gibi, o, 1940’ların başından itibaren kendi tarzını geliştirmiştir. ‘Soçi’deki Bahçe’ (Garden in Sochi) resmi, kişisel tarzının örneklerindendir.
Resimlerinde kullandığı teknik kadar, şiirsel bütünlük, lirik soyutlama öne çıkar. Gorky boya işleme, ifade, incelik ve resimlerindeki derinliği ile çağdaşlarından ayrılmaktadır.
Gorky’nin sanatı Amerika’da modernizmin başını çekmiş ve onu yirminci yüzyılın en önemli sanat akımına dönüştürmüştür; eserlerinin arka planda ise kayıp ve acıyı yaşamış bir kılıç artığı tarafından dönüştürülen ve tekrar kurulan zengin bir Ermeni kültürü yatar.
Gorky’nin çağdaşları ve aynı zamanda rakipleri Matta, Jackson Pollock, Willem de Kooning, Rothko, Franz Kline, Clyfford, Barnett Newman, Philip Guston’dur. Willem de Kooning, Gorky’nin sanatından etkilenen isimlerdendir.
Gorky,40’lı yaşlarından sonra ağır hastalıklar geçirir, karısı Agnes Magruder onu en yakın arkadaşıyla aldatır, son olarak trafik kazasında boynu kırılır, yatağa bağımlı hale gelir.
Bütün bu trajediler nedeniyle yaşadığı büyük çöküşle Gorky, 22 Temmuz 1948’de “Hoşça kalın sevdiklerim” yazdığı bir mektup bırakarak intihar eder.
Manug Vosdanig Adoyan ya da Arshile Gorky, William Feaver’ın Şubat 2010’da The Guardian’da yazdığı gibi “Amerika’nın en büyük ressamlarından”dır.
Yaşarken eserleri Modern Sanatlar Müzesi tarafından satın alınmış ve sergilenmiştir. Gorky, sanatıyla sadece çağdaşlarına değil, sonraki nesillere de ilham vermiş, taklit edilmiştir. Resimleri dünyanın en önemli müzelerinde sergilenmektedir. (SP/YY)

Sanat tarihine geçen resimler

Arshile Gorky’nin en önemli resimleri arasında şunlar bulunur:
* Sanatçı ve Annesi (The Artist and His Mother), yaklaşık 1926-1942, Washington Ulusal Sanatlar Galerisi. [Yandaki fotoğraf]
* Soçi’deki Bahçe (Garden in Sochi), 1941, New York Modern Sanatlar Müzesi.
* Şelale (Waterfall), 1943, Londra Tate Galerisi.
* Ciğer Horozun ?biğidir (The Liver is the Cock’s Comb), 1944, New York Albight – Knox Galerisi.
* Gönül Çelenin Güncesi (Diary of a Seducer), 1945, New York Modern Sanatlar Müzesi.
* Kömürleşen SevgiIi I (Charred Beloved I), 1946, Los Angeles David Geffen Koleksiyonu.
* Saban ve Türkü (The Plough and the Song), 1947, Ohio Allen Memorial Sanat Müzesi.
* Istırap (Agony), 1947, New York Modern Sanatlar Müzesi.
Not: Semra Pelek’in yazısı Agos gazetesi kitap eki Kitap Kirk’in Kasım 2011 sayısında yayınlandı.

Kitabın Künyesi
Arshile Gorky -Kara Melek
Nouritza Matossian
Çeviri : Menekşe Arık, Tankut Aykut
Aras Yayıncılık / Biyografi Dizisi
Yayın Tarihi: Kasım 2011
666 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Biyografi Kitapları, Ermeni Edebiyatı, Sanat
Son Arapgirli / Varsen Oruncakcıel: The Last Remaining Arapgirtsi – Söyleşi: Mayda Saris

1914 doğumlu Varsen Oruncakcıel ?Ben son Arapgirliyim? diye söze başladığında bizi sağlam hafızasıyla şaşırtırken, bizzat tanık olduğu yaşanmışlıkların yanı sıra,...

Kapat