Bir Mikro Siyasal Alan İncelemesi- ?Denizli’de Politik Haritalar ve Eğilimler*? – Mehmet Emin Kurnaz

Laodikya yayınevi tarafından geçtiğimiz ay basılan ?Denizli?de Politik Haritalar ve Eğilimler? başlıklı çalışmasına dair Güney Çeğin ile bir röportaj gerçekleştirdik. Halikarnas Kitapevi?nde bir araya geldiğimiz Güney Hoca, içilen çayların ve hoş sohbetin ardından bizlere, geçtiğimiz ay raflarda yerini alan çalışmasını anlattı. Siyasetin arka planını teşkil eden sosyolojik yapılara dair bir mikro alan çalışması olan bu inceleme, gerek çalışma yöntemindeki titizlik gerekse ortaya çıkardığı ilginç bulgular açısından önemli bir çalışma.

Hocam, önce biraz kitabı tanıyalım, bize çalışmanız hakkında neler söylersiniz, sizi bu çalışmayı yapmaya iten sebepler nelerdir?

Çeğin: Bu çalışmamız aslında bir doktora çalışması. 2008?den 2012?ye kadar geçen bir süreç içinde yazıldı. İlk bir yıl kuramsal çatıyı kurmaya çalıştık, 2010 yılındaysa sahaya indim, saha araştırması takriben 3 ay sürdü. 78 mahallede 132 kişiyle görüştüm, mülakat yaptığım insanlarla görüşürken yaş, cinsiyet, öğrenim durumları ve sınıfsal konumları gibi niceliksel göstergeler üzerinden bir temsil matrisi hazırladım. Denizli?de 2000 ile 2010 yılları arasında iki genel, iki yerel seçimin istatistikî sonuçlarından hareketle, seçmenlerin taraftarı oldukları partilerin oy oranlarına göre kaç kişiyle görüşeceğimizi belirledik.

Mehmet Emin Kurnaz ve Güney Çeğin

Bana göre çalışmanın ayırt edici iki vasfı var. Birincisi; TUİK?ten elde edilen seçim sonuçları aracılığıyla partilerin mahalle bazlı oy oranları ve Denizli?deki mevcut yerel siyasetin görünümü. İnşa ettiğimiz haritalara göre partilerin başarılı-başarısız olduğu mahalleler görülebilir. Tam bu noktada önemli bir sonuç var: Siyasi olarak mahallelerde partilerin performans açısından bir süreklilik gösterdiğine şahit olduk. Yani 2002?de örneğin x partisi bir mahallede öndeyse daha sonraki seçimlerde de aynı partinin (bazen isim değiştirseler dahi) yine önde olduğunu görüyoruz. Yani bazı mahallelerde siyasi partiler bir süreklilik motifi üzerinden var oluyorlar. Ciddi kopuşlara veya altüstoluşlara hiç rastlamadım. Denizli siyaseti yapısal bir sürekliliği sürekli barındırıyor.

Çalışmanın ikinci ayırt edici vasfı şudur; siyasi partilerin taraftarlarıyla derinlemesine yaptığımız görüşmelerde insanların kendi parti ve ideolojileri hakkında ne kadar kavrayışlı olup olmadıklarını ölçtük. Yani partileri gibi düşünüyorlar mı veya partilerinden hangi noktalarda farklı düşünceleri var? Çok kabaca söylersek, hiçbir şey sandığımız gibi değil! Bir sosyolog olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Örneğin bir MHP?li kadın, Kürt meselesi konusunda devletin halkları böldüğünü söyledi. İlginç başka bir sonuç, BDP taraftarlarının Denizli siyasetini demokratik olarak tanımlamasıydı. Ama bunu Bursa?da yapsak belki de farklı bir sonuçla karşılaşacaktık. Dolayısıyla, yerellerin dinamikleri tamamıyla kendine mahsus.

Çalışmanın bize söylediği şey bir başka şey de şudur; elbette Türkiye?nin makro siyasi yapısından mikro alana bir takım etkiler var; ancak mikro alanında kendine mahsus bir takım özgüllükleri var. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye?nin genel siyasi yapısının Denizli?de ne gibi iz düşümleri meydana getirdiğini ortaya çıkararak, Denizli?nin siyasal genetiğini ortaya koymak.

Peki, kitabınızdan hareketle söylüyorum, bu çalışmalarda ilginç bulgular söz konusu, mesela bir dönem Genç Parti?nin özellikle yaşam standardının düşük olduğu mahallelerde oy oranın yükselmesi söz konusu. Fakat bu hızlı yükseliş yine sonraki döneme dair hızlı bir gerileme içine girmiş. Muhtemelen Genç Parti seçmeninin büyük çoğunluğu AKP?ye geçti o dönem. Buradan bakarsak seçmen kitlesinin sürekliliğini ya da seyrini nasıl değerlendirebiliriz?

Çeğin: Seçmenin davranışını en önemli etkileyen faktörlerden biri o insanlara yeni bir şeyler sunup sunmamanız. Yani yeni bir kavramla, yeni bir söylem düzeniyle yola çıkarsanız insanlar orada toplanabiliyor. Mesela Genç Parti?nin nereden oy aldığına bakarsanız, merkez sağın ya da radikal sağın olduğu bölgelerden oy aldığını görüyoruz. Dolayısıyla o dönem Genç Parti?nin öne sürdüğü ?popülist milliyetçi? argümanlar oradaki seçmeni tavlamış. Fakat Genç Parti?nin dağılmasından sonra tekrar aslına rücu eden bir seçmen kitlesiyle karşılaşıyorsunuz. Bunu da belirleyen iki etmen vardır bana göre; birincisi aile içerisinde sosyalleşme süreçleri, diğeri de eğer kişi kendisi tecessüs sahibi ise okuyarak zihnen dönüşebilir. Fakat bu ne yazık ki Türkiye?de bu oran yüzde 1 ya da 2?dir. Dolayısıyla seçmenin yatkınlığını belirleyen politik bilinçlenmeden ziyade; ekonomi, din ve milliyetçilik gibi kavramlar olduğunu görebiliyoruz. Şunu dip not olarak belirtmem gerekir; ?parti tüzüğünü okudun mu?? şeklinde sorduğum soruya 138 kişiden bir ya da iki kişi olumlu cevap verdi. Buradan şu sonuç çıkıyor; insanların partileriyle kurduğu ilişki tamamen tali. Yani samimiyetten çok pragmatik niyetler insanı partisiyle hemhal kılıyor.

Yine çalışmanızdan hareketle şunu sormak istiyorum; bütün siyasi yapı, merkez sağ ve merkez sol olarak, AKP ve CHP arasında belirlenmeye başlanmış durumda. Buna göre AKP?nin Demokrat Parti?den Adalet Partisi?ne, ANAP?tan bugüne gelen ve bugün de irili ufaklı sağ partileri içine alan bir yapısı söz konusu. Keza CHP?nin de özelikle seçim dönemi DSP, İP gibi yapıları bünyesinde topladığını görüyoruz. Bundan sonraki süreci nasıl görüyorsunuz, bu merkezleşen mevcut yapıların dışına çıkılabilir mi?

Çeğin: 2000?2010 yılı arasında radikal diyebileceğimiz eğilimlerden seçmenin uzaklaştığını gördük. Ben bunu iki şeye yoruyorum. Bir tanesi 12 Eylül ve onun artçı etkileri. İnsanlar hala herhangi bir politik eyleme tahammül edemeyecek kadar siyasetten uzaklar. Bu 12 Eylül?ün travmatik bir mirasıdır. Mülakat yaptığımız dört ana partiye bakarsak, bunların hiç biri siyasal şiddeti, yani şiddetin kurucu bir edim olduğunu onaylamıyorlar mesela. Onlara göre siyaset hukuk sınırları içinde, 4 yılda bir yapılan seçimlere indirgenmiş durumda. Burada bana göre Türkiye siyasetinin temel bir krizi yatıyor. Temsiliyet mekanizmalarıyla ilgili bir problem var. Benim mülakat yaptığım dönemlerde pek olmasa da bugün Türkiye?de Kürt meselesi, Ermeni meselesi, Alevilik meselesi, din meseleleri konuşulmaya başlandı. Konuşunca da aslında temsiliyetlerle ilgili memnuniyetsizlikler de ortaya çıktı. Dolayısıyla bana göre merkezi dediğimiz siyasi yönelim yakın dönemde krize girebilir. Toplumda yavaş yavaş belirginleşen radikalleşme eğilimleri peydah olabilir. Bu da şundan kaynaklanıyor; merkeziyetçilik ister istemez rahatsızlık yaratacaktır. Her siyasi partinin çevresinde yavaş yavaş problemler ortaya çıkıyor ve çıkacaktır. Merkez siyasi yapılar da yavaş yavaş aşınacak kanımca.

Kitaptan ortaya çıkan ilginç bulgulardan biri olarak mecliste temsil edilen dört siyasi partinin seçmen kitlesinin profili hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Çeğin: Seçmenlerin kendi kendilerini değerlendirmeleri üzerinden analiz edecek olursak öncelikle, partileriyle çok derin ilişkiler kurduklarını düşünmüyorum. Çünkü tüzüklerini bile okumuyorlar. Partilerinin stratejilerine bir katılımları söz konusu değil. Bu noktada sadece temsiliyet krizi yok, katılım krizi de var aslında. Katılım krizi sadece partilerin koyacakları kıstaslar ya da kotalar da değil, kişilerin kendi kifayetsizliğiyle de alakalı bir durum. Yani Türkiye?de siyaset yalnızca bireyin kendisine içkin düzeyde değil. Çok kolektif biçimde işliyor. Buna göre bir kişi mesela bir dini referansa bağlıysa her şartta o partiye yöneliyor. İlginç bir durum da şudur; orta yaş insanların siyasete merkezi düzeyde yaklaştığını fakat genç ve yaşlı nüfusun daha radikal düşündüğünü tespit ettik.

Yaklaşan seçimlerin öncesi siyasetin de arka planının sosyolojik yapılar olduğunu düşündüğümüzde çalışmanızın Denizli?de siyasi aktörler açısından önemi nedir?

Çeğin: Her siyasi parti taraftarı ya da üyesi ya da profesyonel kadrolar kitaptaki veriler sayesinde hangi mahallelerde güçlü hangilerinde zayıf olduklarını rahatlıkla görebilirler. Bu birincisi nesnel bir düzeyle alakalı bir mesele. İkinci düzeyse öznel düzey; insanlar neleri dert etmişler, neleri talep etmişler, neleri temel sorun olarak görüyorlar ya da kendisiyle partisi arasındaki ilişkide temel gerilim hattı neler? Örneğin Kürt açılımının AKP tabanını büyük oranda rahatsız ettiğini gördük. Tabanla tavan arasında bir gerilim söz konusu. Bu gerilimin arka planını kitaptaki söylemleri okuyarak insanlar anlayabilirler. Ya da partilerinin başarısız performanslarının nedenini de anlayabilirler. Dolayısıyla öznel ve nesnel düzeyde söylemsel ve istatistikî veriler, her partilinin elinden geçmesi gereken veriler. Özellikle kitabın üçüncü ve dördüncü bölümleri, her düzeyden insanın okuyup anlayabileceği biçimde yazıldı. Herkesin sıkılmadan keyifle okuyabileceğini düşünüyorum.

Sonuç olarak yaptığınız incelemenin seçmen kitlesi üzerinden bakarsak sizde uyanan profili nedir?

Çeğin: AKP?li seçmenin oldukça çoğulcu bir yapıya sahip olduğunu gördüm. Çünkü bir koalisyon partisi. Çok farklı profillerden insanları gördüm, dolayısıyla ?çok yönlü ideolojik özne? olarak tanımladım. CHP?ye gelirsek, görüştüğüm kişilerin hemen hepsinde pasif bir siyaset anlayışı gördüm. Partilerinden memnun değiller, siyasetlerinin yukarıdan aşağıya olduğunu itiraf ediyorlar. En temel olarak da tabanla bağ kuramamaktan şikâyetçi oldular. MHP?li seçmene gelince, devlet aygıtlarıyla olan ilişkileri eski nitelikte olmadığından travmatik bir halde olduklarını söylediler ve bir nihilizm, bir sinikleşme içinde olduklarını gördüm. Son olarak BDP?ye gelirsek orada da enteresan bir aktivizm söz konusu. En gencinden en yaşlısına, sınıfsal konumları fark etmeksizin BDP?lilerin en çok kitap okuyan, tüzükle en fazla uğraşan ve siyasi dil açısından en fazla kelime haznesine sahip grup olduğunu gördüm. Bu mukayeseler herkese bir şey söylemekte bence.

Son soru olarak, çalışmanız mikro siyasi incelemenin yanı sıra kitabın ikinci bölümünde görüldüğü üzere makro siyasi yapıyı Osmanlı?nın son döneminden bugüne uzanan bir hat üzerinden inceliyor. Ve burada alternatif bir tarih okumasını görüyoruz. Buna dair ne söylersiniz?

Çeğin: Ben bu çalışmayı yaparken -açık söyleyeyim- kendime hiçbir sansür uygulamamaya çalıştım. Bir mikro düzeyi anlamak istiyorsak, onun makro yapısal düzeyine de bakmamız gerekiyor. Çünkü bu yapılar arasında karşılıklı işleyen mekanizmalar var. Bu noktada sadece Denizli?nin değil, Türkiye?nin de tarihine odaklanmamız gerekiyor. Bourdieu?nün dediği gibi ?Bilinçdışı, tarihtir?. Bu tarih okumasının da alternatif bir tarih okuması olduğunu söylemek isterim. Bu birilerini belki rahatsız edebilir ama bilim zaten rahatsız etmek için vardır.

(*)Güney Çeğin PAÜ Sosyoloji Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi

Röportaj: Mehmet Emin Kurnaz- BirGün

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Makaleler, Sosyoloji, Yazarlarımızın son çalışmaları
Anamdan inciler – Yusuf Değirmenci

Ne güzel sevecen olmak, bir şeyleri özlemek gibi... İnsan, güzel insan nelere kadir derler; onu var eden en yakınındakilere bakış...

Kapat