Biz Kimdik, Şimdi Ne Olduk? Aynadaki O Pek Yabancı Yeni İnsan Sureti Üzerine Bir Kıssa
Yazan: Jungish
Azizim,
Bizim zamanımızda bir insan, neyse oydu. Hataları vardı, zaafları vardı, mahallesini, ailesini bilirdi. Sözünün arkasında dururdu. Lakin bu yeni nesle bir bakın! Hepsi birer “camekân süreti” olmuş!
Bu ecnebi âlimlerinin tahlili de tam bu noktadan vuruyor: Diyorlar ki, bu yeni nizam (kapitalizm ve teknoloji), bizim o “içimizdeki ben” dediğimiz şeyi almış, onu lime lime doğramış, sonra da onu kendi istediği gibi, pürüzsüz, cilalı, ama ruhsuz bir “ürün” haline getirmiş.
Birinci Perde: O Eski, O Çatlak “Ben”in Kaybı
Bizim o eski insanımız, hani o bizim çınar ağacı gibi, kökü toprağa bağlıydı. Belki eğri büğrüydü, belki kabukları çatlaklarla doluydu, ama temeli sağlamdı. O, hatalarından utanır, utancından da ders alırdı.
Lakin bu yeni insan… Bu, temeli olmayan, rüzgâr esse devrilecek, şıkır şıkır parlayan bir gökdelen maketi gibidir. O maketin içinde, o “gerçek” ruh nerede? O çatlaklar, o kusurlar nerede?
Yok efendim! O, kusur kabul etmiyor. Çünkü o, kendini öyle “beğenilerle”, o “telefon” denilen sihirli aynadaki yansımalarla inşa ediyor.
İkinci Perde: Herkese Farklı Bir Cübbe Giymek
Bu yeni insan tipinin en büyük maskaralığı şudur: O, tek bir kişi değil, bin farklı surettir!
- Patronun Karşısında: Pek bir çalışkan, pek bir fedakâr, her emre amade.
- Sosyal Medyada: Pek bir mutlu, pek bir seyyah, hayatı sürekli ziyafetten ibaret.
- Ailesinin Yanında: Pek bir masum, hala çocuk…
Bu, efendim, tek bir elbise değil, on farklı makam için on farklı cübbe diktirmek gibidir. Bu adam, kendi ruhunu öyle parçalara ayırmıştır ki, bir sabah kalktığında hangi maskeyi takacağını şaşırır hale gelmiştir. Bu “allak bullak” olma hali, o “biz kimdik?” sorusunun en acı cevabıdır. Çünkü o, artık bir “kimse” değildir; o, sadece bir “performans”tır.
Üçüncü Perde: Konforlu Köleliğin Huzuru
Bu Amerikalı âlimlerin tahlili tam da bu noktaya parlıyor: Bu yeni insan, o eski, zorlu “hürriyet”ten yorulmuştur. Çünkü hürriyet, insana “Kendin ol!” der, ki bu, en zor vazifedir.
Bu yeni nizam ise ona ne vaat ediyor? “Yorulma! Bize benzersen, şu moda olan kasketi takarsan, şu popüler zevkleri edinirsen, seni rahat bırakırız! Sana ‘beğeni’ veririz, seni kalabalığa dahil ederiz!”
Ve bu “yeni insan”, o pek zorlu “gerçek ben” olmaktan vazgeçip, o kalabalığın aradığı, o “pazarlanabilir” sahte kimliği seçiyor. O, hürriyetini, gönüllü olarak o camekânın köleliğine satmıştır. İçimizdeki o vahşi, o yaratıcı ruhu, o tek başına durma cüretini, o kalabalığın “alkışı” uğruna kurban etmiştir.
Velhasıl Kelam: Ruhun Tapusunu Sattıktan Sonra…
Diyeceğim o ki azizim, bu “yeni tip insan” denilen mahluk, dışarıdan ne kadar fiyakalı, ne kadar parlak görünürse görünsün, içi kof, ruhu çürüktür. Çünkü insanı insan yapan, o maskelerin altındaki o çatlaklar, o kusurlar, o “kimseye benzemezlik” halidir.
Bizler, teknoloji harikası, zarif, lakin ruhu alınmış cansız mankenlere dönüştük. Kendi ruhumuzun tapusunu, o sanal alkışlara, o üç kuruşluk beğeniye sattıktan sonra, dışarıdan ne kadar “yeni” görünürsek görünelim, ne kadar “mutlu” rolü yaparsak yapalım, nafile! Biz sadece, o koca pazarın alınıp satılmayı bekleyen, birer zavallı suretinden ibaretiz vesselam.
#YeniİnsanTipi #KimlikKrizi #DijitalKimlik #Yabancılaşma #SistemEleştirisi #HüseyinRahmiGürpınar #Sosyoloji #Psikoloji #SosyalMedya


