Bizim Mektepli Gençlerin O Boğulan Nefesi: Yeni Nizamın Kurban Ettiği Evlatlar Üzerine Bir Kıssa

Aman efendim, şu dünyanın haline şaşıp kalmamak elde değil! Bizim o “fidan gibi” dediğimiz gençlerin suratlarında öyle bir hüzün, öyle bir bezginlik görüyorum ki, insanın içi yanıyor. Nerede o eski zamanların o “dünyayı fethederim” ateşi, nerede o gözlerindeki umutlu parıltı? Hepsi sönmüş, gitmiş!

Bu duruma ne ad verilir, literatürde bir adı varmış: “Gençlerin Boğulması” (Suffocation of the Young).

Yazan: Jungish

Azizim,

Burada, meğer, bizim o eski, o pek de masum “çocuğum okusun, adam olsun” hayalimizin nasıl bir kâbusa dönüştüğünün hikâyesiymiş. Biz, ne dedik bu evlatlara? “Oku oğlum, paşa olursun! O icazetnameyi (diplomayı) al, önünde bütün kapılar açılır!”

Bizim aklımız, o eski nizamda kaldı. Bakkal Şükrü Efendi, tarlasını sattı; Memur Rıza Bey, borç batağına girdi… Hepsi, evlatları o “bilim mektebi” denilen kervana katılsın, o parlak gelecek biletini alsın diye çırpındılar.

Peki, ne oldu dersiniz? Çocuklar, o koca koca kitapları yuttu, o sınavları geçti, o diplomaları aldı… Lakin o “gelecek gişesi” denilen yere geldiklerinde, bir de ne görsünler? Gişe kapanmış!

O Havasız Mahzen ve Üstüne Yağan Borç

Bu yazıdaki “boğulma” metaforu, tam da bu vaziyeti anlatıyor. Bu gençler, ne bir tembellikten, ne de bir akılsızlıktan ziyan oluyorlar. Onlar, bizzat bu nizamın kendisi tarafından boğuluyorlar!

  • Borç Bataklığı: Daha ilk maaşlarını almadan, o pahalı mekteplerin borçları, o öğrenci kredileri, onların boyunlarına birer ilmek gibi dolanmış. O geleceğe doğru yüzmeye çalışırken, ayaklarında o borç denilen demir pranga var.
  • Gündelik Amelelik: O mühendisler, o sosyologlar, o edebiyatçılar… Hepsi, o “müthiş” diplomalarıyla ne yapıyor? Kimisi motor üstünde yemek paketi taşıyor (“kurye”), kimisi asgari ücrete “gönüllü” gibi çalışıyor. Yani, bir “gelecek” değil, günü kurtarmaya çalışan bir “gündelik amelelik”ten başka bir şey vaat edilmemiş onlara.
  • Yuvasızlık: Yuva kurmak, bir ev sahibi olmak, bir nizam oturtmak… Hepsi, o kadar pahalı, o kadar ulaşılmaz ki, evlenmek, çoluk çocuğa karışmak, onlara bir lüks, bir fantezi gibi görünüyor.

Bu gençler, efendim, nefes alacak hava bulamıyorlar. Onlar, kapıları kilitlenmiş, hava sızmayan bir mahzende duruyorlar. O mahzenin duvarları da “iş güvencesizliği” ve “borç” ile örülmüş!

Bizim Kabahatimiz: Suçlu Gençler mi, Çürüyen Nizam mı?

İşin en acı yanı da şudur: Bizim o eski kafalılar, bu boğulan gençlere dönüp, “Aman ne tembel nesil! Hep o telefonlarla oynuyorlar!” diye laf atıp duruyorlar.

Oysa bu ecnebi âlimlerinin dediği gibi, suçlu bu gençler değil! Suçlu, onlara yalan söyleyen, onlara bir bilet satıp, sonra da gişeyi yüzlerine kapayan bu nizamın ta kendisidir.

Biz onlara kanat verdik, “Uçun!” dedik. Lakin sonra o uçacakları gökyüzünü, o borçlarla, o güvencesizlikle, o umutsuzlukla kirlettik, havasız bıraktık.

Velhasıl kelam, bu gençler, tembel veya ahmak oldukları için değil, bu nizamın kendi çürüklüğü ve verdiği sahte vaatler yüzünden ziyan oluyorlar. Bu, efendim, bir yavaş cinayettir! Koca bir neslin ruhunu, umudunu, nefesini kesen, pek yavaş, pek de acımasız bir cinayet!


Hashtag’ler:

#Gençlik #Kapitalizm #İşsizlik #Geleceksizlik #Prekarya #Borç #SistemEleştirisi #Boğulma #Gençİşsizliği