Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi (Estetik – Modernizmin Tasfiyesi) – Ali Artun

1990?lardan başlayarak sanat dünyasını bir ?çağdaş sanat? humması sardı. Birbiri ardına faaliyete geçen çağdaş sanat müzeleri, çağdaş sanat galerileri, çağdaş sanat müzayedeleri vb. aracılığıyla dev bir küresel sanat piyasası inşa edildi. Küresel metropoller arası yarışta hamle yapmaya çabalayan İstanbul da bu piyasanın merkezlerinden biri haline geldi.

Çağdaş sanatın alabildiğine örgütlü olduğu ortadadır, ama onun ne olduğu henüz bir bilmecedir. Sanatın, sanat tarihi, eleştiri ve estetik gibi evrensel kaynakları, ?çağdaş sanat nedir?? sorusunu daha yeni yeni tartışmaya başlamıştır. Bu tartışmalarda çağdaş sanatın örgütlendiği ortamların incelenmesi kilit yer tutmaktadır. Ali Artun?un yazıları da bu kapsamdadır: sanat yönetiminin yükselişi; bienallerde benimsenen yönetim/işletme modelleri; tasarım ile çağdaş sanatın bağı; sanatın müzayedeleşmesi; çağdaş estetik, realizm ve şiddet; çağdaş himaye sistemleri; sanat tarihinin ve eleştirinin kaderi… Ama bütün bu konuların altındaki asıl tema ortaktır: modernizmin tasfiyesi.

Sanat tarihsel ‘Matrix’ hapı – Evrim Altuğ
(http://sabitfikir.com/elestiri/sanat-tarihsel-matrix-hapi)
İletişim Yayınları?nca basılan SanatHayat dizisi, editörü Ali Artun?un ?Estetik Modernizmin Tasfiyesi?ni büyüteç altına aldığı Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi isimli kitabıyla en sıcak yayınlarından birini kamuoyunun ilgisine sunuyor.

Kitabı daha tanıtmadan, Artun?un son derece analitik ve mesafeli bir duruşla sarf ettiği ?Kültür Endüstrisi?nden ?ekmek yiyen?, yiyemese de üzerine su içen herkesin okuması gerektiği şeklinde bir ?klişe? tavsiye ile sizlere övmekte bir beis yok. Artun?un sıklıkla karşısına kapitalizmin sanatla izdivacını aldığı saptamaları, bugün ?çağdaş sanat? adı altında ileri geri / Batı ? Doğu ekseninde telaffuz ettiğimiz birçok meslekî kavramın da ne kadar netameli olduğunu bizlere hissettiriyor.

Kitabında sıklıkla ?hipergerçeklik? ve ?simulasyon? kuramlarının babası sayılan merhum Fransız çağdaş felsefeci Jean Baudrillard?a övgü yüklü göndermeler yapan Artun, çalışmasına ?Çağdaş Himaye Rejimleri?ni sorguladığı ve sanat tarihinin ilk sanat hamileri olarak varsaydığımız Floransalı Medici?ler ile bugünün Dubai şeyhleri arasındaki ironik benzerlikleri masaya yatırdığı uzun soluklu metni ile başlıyor.

Halen Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi?nde ?Müze ve Modernlik? üzerine dersler de veren Ali Artun?un kitabında genel olarak, Türkiye ve Dünya ölçeğinde kapitalizmin neo-liberal ?densizlikleri?nde gelinen son nokta, ibretlik vakalar eşliğinde dikkate çekilmeye çalışılıyor.

Meraklılarının ?bir gecede? okuyabileceği kitabında özellikle ?Sanat Yönetilebilir mi?? sorusunun üzerinde duran Artun, kapitalizm denen ?dinsiz dinin? Taylorizm, Fordizm ve Post-Fordizm gibi ?işletme mezhepleri?yle kültür ve sanat endüstrisini nasıl kendine mal ettiğini ve Faust?vari bir kötücül işbirliğiyle sanat profesyonellerini kapitalin nasıl olup da kuralsızca baştan çıkarabildiğini, bariz örnekleriyle sorguluyor. Kitabında Türk sanat camiasının yakından tanıdığı Beral Madra, Vasıf Kortun, Kerimcan Güleryüz, Yahşi Baraz ve Oktay Duran gibi birçok küratör, koleksiyoner ve galericiden, tarihten cımbızlanmış eleştirel örneklerle bahseden Artun, eserin 125nci sayfasında başlayan ?Küresel Şirketler, Küresel Bienaller ve Sanat Yönetimi? başlıklı bölümünü, bugün İstanbul Modern?i kuran isimlerin başını çeken ve geçen aylarda Fransa?dan Legion d?Honneur nişanı ile tebrik olunan koleksiyoner ve işkadını Oya Eczacıbaşı?nın şu sözü ile başlatıyor: ?(Sanat işletmesinin) herhangi bir işletmeden farkı yok aslında. Ürün olarak sanat yapıtları var.?

Kitabın tam da bu bölümü, içinde bulunduğumuz bienal sürecine alternatif bir okuma getirmesi açısından burada en geniş içeriğiyle alıntılanmayı sanırız hak etmekte. Artun şöyle diyor:

?Sanat yönetimi?, sanat etkinliklerinin veya kurumlarının idaresine indirgenemez. ?Sanat yönetimi?, sanatın korporasyonlara özgü yönetim dokusuna eklemlenmesi, esnek işletim sistemlerine emilmesi, veya başka terimlerle post-Fordist sevk ve idare disiplinine soğurulmasıdır. Kültürün özelleştirilmesi süreciyle birlikte, bütün sanat kurumları da işletmeleşmeye başlar; ancak bu dönüşümün en çağdaş, en belirgin ortamları, bienallerdir.

Ali Artun, bugün Koç Holding sponsorluğunda ve Ford Foundation?un da büyük ve ironik desteğiyle (!) tecrübe ettiğimiz İstanbul Bienali?ni izlediğimiz şu günlerde, bienalin netameli ?Bakmadan göremezsin, görmeden bilemezsin? sözünü ironik biçimde anımsatırcasına, kitabın aynı kısmında şu tespitleri de yapmadan bırakmıyor okurunu:

(?) ?Bienaller küresel bir sanat ve sanatçı havuzundan yararlanır. Yeryüzünün bütün sanatçıları, hatta sanatçı adayları, potansiyel olarak bienaller için çalışmaya hazır, üstelik bunun için çalışmaya can atan bir marifet pazarı gibidir.?

?Sanatçılar bir bienalden ötekine turlayıp dururlar. Göçebelik, yersiz-yurtsuzluk, melezlik (hybridity) efsaneleştirilir.?

(?)?Bu mesai onlara bir istikbal vaat etmez. Bienallerde bugün var, yarın yokturlar.? (?)?Çalışmaları esnekleştirilmiştir. Stil, özgünlük, sahihlik gibi modern sanata özgü ve bir süreklilik gerektiren tarihsel kategoriler onları bağlamaz. Aynı sanatçının bir bienaldeki işi ile, bir diğerindeki işi arasında, estetik bir ilinti, tutarlılık olması beklenmez. Aksine, her defasında ayrı bir marifet göstermesi beklenir. Çağdaş değil de, ?güncel? olması yeğlenir: Bir aktüalite, gelip geçici bir haber, bir reklam spotu, bir klip, bir şaşırtmaca?(s.126)

?Sanatçının sanatını, sanat hayatını ve geleceğini yönetme konusunda yitirdiği bütün zihnî yetiler ve iktidar, Taylorist kurallar gereği, bienal yönetiminde, yani büyük ölçüde küratörde yoğunlaşır. Elitizm sanatçının tekelinden küratörünkine devrolur. Bütün dünyada bir avuç sanat seçkinininden oluşan bienal küratörleri, kültür endüstrisini yöneten artokrasinin en güçlü, en otokrat kesimidir. Kurumlar adına kullandıkları egemenliğin sınırları, maddi üretimi yöneten teknokratlardan ve devleti yöneten bürokratlardan çok daha esnek ve geniştir.? (s.127/128)

Ali Artun?un dinamit lokumu lezzetindeki dinamik saptamaları, yer yer sanat tarihsel vecizelerle de şenleniyor. Bir başlıktan diğerine kaotik bir sarhoşlukla gezindiğiniz kitap sayfaları arasında örneğin, çağdaş sanat öncüsü Marcel Duchamp?ın ?Bütün diğerleri gibi kendi kendimi taklit etmek istemiyorum. Aynı şey elli defa veya yüz defa boyamaktan hoşlandıklarını mı sanıyorsunuz? Hiç değil; artık resim yapmıyorlar; çek yapıyorlar.? Gibi bir sözüne rastlayıp yutkunmamak işten değil.

Situasyonistlere selam duran Artun?un kitabındaki çerçevelik en sıkı sözlerden birini seçmem istenseydi; kitabın 49ncu sayfasında ?Eleştirinin Anlamsızlaşması?nı bahse açan yazar ve akademisyenin Kant?tan dem vurarak aktardığı, ?Kültürün Özelleştirilmesi?ne meydan okuduğu şu satırları seçerdim:

?(?)Baudelaire de (Bkz. İletişim Yayınları / Modern Hayatın Ressamı) burjuvalara kamu adına seslenir ve eleştirilerini onlara ithaf eder. Çünkü evrensel anlamda neyin güzel olduğunu bildiren onlardır ve ?kamu?, evrensel olan aklın türevidir (Kant). Kamusallık, insanların, aklın öngördüğü özgürlük ve eşitlik çerçevesinde ilişkiye girmeleridir ve bu ilişkinin sanata ve edebiyata özgü tarzı da eleştiridir. Oysa, kültürün özelleştirilmesi sonucunda kamu kadar, onun bağlaşığı olan evrensellik de hükmünü yitirir. Çünkü özelleştirme herşeyden önce bir hükümranlık devridir, bir iktidar devridir. Bir yetki devridir. Basit bir mülkiyet devri değildir. Ekonomik bir hadise değil, öncelikle siyasî bir hadisedir.?

Türkiye?deki sanat sahnesinde rol alan galericiler, bankalar, koleksiyonerler, sanatçılar, müzayedeciler ve bienal organizasyonu parantezi içinde kalanlar hakkında farklı bilgiler edinmenizi kolaylaştıracak bir kitap, ?Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi?.

Mamafih kitabın okurda açacağı yeni ufkun çok da güllük gülistanlık olmayacağını bir kenara not alırsak fena olmaz. Ama tam da bu karanlığın farkındalığı nedeniyle kitabın genel tezinin, çağdaş sanatın örgütlenmesinden çok, çağdaş sanatta bu kapitalist esaret altında iken nasıl devrim yapılabileceği olarak tarif edilmesi muhtemel.

Sanat tarihinin isyanlar tarihi olduğunu, o tarihin süreksiz kuşkuyla yazıldığını unutturmayacak potansiyeldeki bu kitabı okumak, en popüler tabirle ?Matrix?te doğru hapı yutmaya ve bir farkındalık ?big bang?ı yaşamaya benziyor. Kitabın hangi renk hapı temsil ettiğine kimin karar vereceğini tahmin etmek haddimize değil.

Bu durumda işbu kitabı okuduktan sonra olacaklardan, tabii ki bugüne kadar okumadıkları veya bilerek okumaktan caydıkları kıymetinde, yine aynı okur veya okurları tümüyle sorumlu tutmak, bu aşamada en politik, en kişisel ve en iyimser tavır olarak bile alınabilir. Bu durumda bu kitabı okumayarak bile zaten bu koşullarda farkında olmaksızın bir nevî hapı yuttuğunuzu bile teyit etmek mümkün. Ama karar sizin.

Hem ne diyordu kalitesini çoktan Nobelli etmiş bir Türk yazarı, bir romanında? ?Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti?.?

Akıntıya karşı sanat – Gökhan Gençay
(07/10/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
Ali Artun kitabında, çağdaş sanatın ayırt edici özelliklerine odaklanarak, sanat piyasasının içinde yer tutan öznelerin ve onların arasındaki ilişkilenme tarzlarının bütünsel bir analizini sunuyor.
Günümüz sanat sahnesi, tüm aktörleri ve ilişki ağlarıyla bir bütün olarak, kitle kültürünün tüketim kalıplarına angaje olmuş durumda. Bu düzlemde dolaşıma giren, ?tasarlanan? sanat da, piyasa normlarıyla anlam kazanmakta artık. Sanatın, özerkliğini yitirmesinin üzerinden çok zaman geçti tabii, ama sanat üretimi hiçbir tarihsel dönemde, 2000?li yıllarda olduğu gibi, değerini gösterge ekonomisine tabi bir skala üzerinden belirleyecek kadar tekdüzeleşmedi. Çağdaş sanat adıyla kodlanan popüler sanat akımlarının dünyevi saltanatı, kendi etik ve estetik anlayışı kadar dağıtım-pazarlama-finansmana öncelik veren bir kurumlaşmaya dayanıyor ve bu bağlamda kendi sözünü, medyasını da yaratıyor. Küresel çapta egemenliğini ilan etmiş olan çağdaş sanatın geçerli kodlarını sorgulama, çağdaş sanat dünyasının arkeolojik temellerine dair derinlikli, kökten analizler ortaya koyma çabalarına da son yıllarda pek sık rastlanmaz oldu.

Ayırt edici özellikler
İletişim Yayınları?nın bu boşluğu doldurma motivasyonuyla Sanat/Hayat dizisinden yayımladığı birbirinden kıymetli kitaplar, sanata içkin özgürlükçü dinamikleri tekrar hatırlamamıza vesile oluyor uzun zamandır. Söz konusu dizi kapsamında Ali Artun?un ?Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi? başlığıyla biraraya topladığı metinleri, çağdaş sanatın ayırt edici özelliklerine odaklanarak, sanat piyasasının içinde yer tutan öznelerin ve onların arasındaki ilişkilenme tarzlarının, tarihselliğe önem veren bir yaklaşım dahilinde, bütünsel bir analizini sunuyor. Sanat muktedirlerinin anaakım kıldıkları konformist, teksesli, tekboyutlu sanat eleştirisinin şişirilmiş genel kabullerini deşifre eden Ali Artun, yeni kitabıyla, avangardın arkaik addedilerek tarihin tozlu sayfalarında unutturulmaya yeltenilen devrimci cephanesini güncelliyor.

Alınır/satılır meta!
?Estetik Modernizmin Tasfiyesi? altbaşlığıyla yayımlanan çalışma, çağdaş sanatın örgütlenme sürecini Romantizm, Dadaizm, Sitüasyonizm gibi modern dönemin avangard akımlarının sahneyi terk edişi üzerinden okuyor. Avangardın ?modasının geçmesine? paralel olarak şekillenen küresel sanat piyasasının kurum ve değerlerini somut örnekler üzerinden işleyerek, her düzeyden okuyucu için mevzuyu anlaşılır kılıyor Artun. Halihazırdaki mevcut sanat habitusuna dair yerli yerinde eleştirel tespitlerden güç alan kitap, söz konusu piyasayı var eden kurumsal ilişki biçimlerinin tümünü teker teker ele alıyor. Müzayedelerin, galeri sisteminin, koleksiyonculuğun tarihsel kökenlerini ve küresel sanat ağının, küresel neo-liberalizmle atbaşı, nasıl adım adım kapitalist ekonominin bankacılık sistemine has bir yapılanma içine girdiğini yalın bir dille anlatıyor. Özel müzelerin, fuarların, spekülasyona dayanan işleyişleri ekseninde sanatı alınır/satılır bir meta haline dönüştürmelerini, neden-sonuç ilişkileri düzleminde görünür kılıyor.

Yüzeysel güzellemeler
?Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi?, İstanbul Bienali?nin tüm şaşaasıyla sürdüğü, bienal türü etkinliklerin yüzeysel güzellemelerinin sanat eleştirisi namına üretilen her satır metni kapladığı günümüz konjonktüründe, ziyadesiyle zorlu bir işe soyunuyor ve bienallerin sanat piyasasında oynadığı gerçek rolü yalın ve net biçimde gözler önüne seriyor. Salt bu ayrıksı cüreti bile ?Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi?ne ilgisiz kalmamak için yeterli aslında; ama kitabın bundan çok daha fazlasını içerdiği, ?Sanat A.Ş.?lere karşı bağımsızlığını korumak, kendi yolunu çizmek isteyenlerin ihtiyaç duydukları temel bilgileri içeren bir kılavuz işlevi taşıdığı da bir gerçek.

Kitabın Künyesi
Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi
(Estetik – Modernizmin Tasfiyesi)
Ali Artun
Kapak Hakkında: “Nude Man Running”
İletişim Yayınları
1.Baskı Eylül 2011, İstanbul,
224 sayfa

Ali Artun Hakkında Bilgi
1972’de Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu. Mimarlar Odası’nda bilim ve teknoloji konuları ile mimar ve mühendislerin toplumsal konumları üzerine araştırmalar yürüttü, çeşitli makalelerin yanı sıra Fordizmin ve Mühendisin Dönüşümü adlı kitabı yazdı. 1980’den sonra Ankara Çağdaş Sahne Kültür Merkezi?ni yönetti ve burada 500 Yıllık Bilmece programı çerçevesinde sanat tarihi, edebiyat ve müzikle ilgili etkinlikler düzenledi. 1984’te Galeri Nev’in kuruluşuna katıldı. Bu zamandan başlayarak Galeri’nin Ankara’daki sergilerini düzenledi ve aralarında Resme Bakan Yazılar, Arslan-Defterler ve Tiraje-Zamanların Hafızası’nın da bulunduğu yüzü aşkın Galeri Nev yayınının editörlüğünü yaptı. Galeri sergilerinden başka, Ankara’da Cobra ve 1950-2000, Kopenhag’da Ben Bir Başkası, İstanbul’da Mübin Orhon-Sainsbury Koleksiyonu sergilerini hazırladı. Sanart’ın kuruluşunda ve yönetiminde görev aldı. Halen, kültürel eleştiri alanında eserlerin derlendiği “Sanathayat” dizisini yönetiyor ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde “Müze ve Modernlik” dersini veriyor. Son yayınlanan kitapları: Modernliğin Sınırında Sanat-Eleştiri, Özerklik, Siyaset (2006), Müze ve Modernlik (2006).

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Sanat
Marx’ı Okuma – Emmanuel Renault, Gerard Dumenil, Michael Löwy

Elinizde tutuğunuz kitap bir Marksizm el kitabı değil! Bu konuda da haklı gerekçelerimiz var: Marx'ın düşüncesini tanımanın en iyi yolunun,...

Kapat