Kategori: Sigmund Freud

Kolektif Suçluluk ve Sosyal Adalet Hareketleri

Kolektif Suçluluğun Uygarlıktaki Rolü Freud, Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları’nda kolektif suçluluk duygusunu, uygarlığın gelişiminin temel bir dinamiği olarak ele alır. Ona göre, uygarlık, bireyin Eros (yaşam içgüdüsü) ve Thanatos (ölüm içgüdüsü) gibi ilkel arzularını bastırırken, bu bastırma süreci bireyde ve toplulukta suçluluk duygusu yaratır. Bu suçluluk, özellikle Thanatos’un dışa vurumu olan

OKUMAK İÇİN TIKLA

Uygarlığın Dijital Zincirleri: Freud’un Özgürlük Eleştirisi ve Gözetim Toplumunun Gözcü Kuleleri

Uygarlığın Özgürlüğü Bastıran Doğası Freud, Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları’nda, uygarlığın bireysel özgürlükleri Eros (yaşam içgüdüsü) ve Thanatos (ölüm içgüdüsü) gibi temel içgüdüleri bastırarak kısıtladığını savunur. Toplum, bireyin cinsel ve agresif arzularını ahlaki normlar, yasalar ve süper-ego aracılığıyla dizginler; bu, düzenin bedeli olarak özgürlüğün feda edilmesidir. Günümüzün teknoloji odaklı gözetim toplumlarında, Freud’un

OKUMAK İÇİN TIKLA

Freud’un Karamsarlığı: Uygarlıkta Huzursuzluk ve İnsan Doğasının Trajedisi

İnsan Doğasının Çelişkili Kaderi Freud’un Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları adlı eserinde insan doğasına dair karamsar bir bakış açısı sunduğu söylenebilir. Ona göre, insan psişesi, Eros (yaşam içgüdüsü) ve Thanatos (ölüm içgüdüsü) arasındaki amansız bir çatışmanın arenasıdır. Uygarlık, bu içgüdüleri bastırarak toplumsal düzeni sağlar, ancak bu süreç bireyin özünü zedeler ve kaçınılmaz

OKUMAK İÇİN TIKLA

Eros ve Thanatos’un Dansı: Uygarlığın Birey Üzerindeki Çelişkili Tahakkümü

Eros ve Thanatos’un Zıtlığı Freud’un Eros (yaşam içgüdüsü) ve Thanatos (ölüm içgüdüsü) kavramları, insan psişesinin temel itici güçlerini temsil eder. Eros, cinsellik, yaratıcılık ve birleşme arzusunu; Thanatos ise yıkım, saldırganlık ve nihayetinde kendi kendini yok etme eğilimini ifade eder. Uygarlık, bu iki içgüdüyü de bastırarak bireyi toplumsal düzenin bir parçası

OKUMAK İÇİN TIKLA

Freud’un Eleştirisi ve Seküler Çağda Yankıları

Dinin Rolü: Uygarlığın Süper-Ego’su Freud, Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları adlı eserinde dini, uygarlığın birey üzerindeki kontrol mekanizmalarından biri olarak ele alır. Ona göre din, süper-ego’nun toplumsal bir yansımasıdır; bireyin ilkel içgüdülerini—cinsellik (Eros) ve saldırganlık (Thanatos)—bastırmak için ahlaki normlar ve kozmik bir otorite sunar. Din, insanlara evrensel bir baba figürü (Tanrı) aracılığıyla

OKUMAK İÇİN TIKLA

Freud’un Görüşleri ve Günümüz Toplumlarında Mutluluğun Kurban Edilişi

Uygarlığın Kurbanı: Bireysel Mutluluk Karşısında Düzen Freud, Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları adlı eserinde, uygarlığın bireysel mutluluğu feda ederek toplumsal düzeni sağladığını savunur. Ona göre, insanın temel içgüdüleri—cinsellik (Eros) ve saldırganlık (Thanatos)—uygarlığın ahlaki, hukuki ve kültürel normlarıyla bastırılır. Bu bastırma, kaosu önlemek ve toplumu bir arada tutmak için gereklidir; ancak bireyin özgürce

OKUMAK İÇİN TIKLA

Uygarlığın Huzursuzluğu: Freud’un Perspektifinden İnsan Doğası ve Toplum

İçgüdülerin Zincire Vuruluşu: Uygarlığın Temel Çelişkisi Freud, insan doğasının temelinde iki güçlü içgüdünün, Eros (cinsellik, yaşam dürtüsü) ve Thanatos (saldırganlık, ölüm dürtüsü) yattığını savunur. Uygarlık, bu ilkel dürtüleri dizginlemek için karmaşık bir baskı mekanizması inşa eder. Toplum, bireyin cinsel arzularını ahlaki normlar, tabular ve yasalarla sınırlandırır; saldırganlığını ise hukuk, ahlak

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin Karakterleri: Devlet, Yabancılaşma ve Ahlaki İsyan

Bireyin Yabancılaşması ve Devletle Çatışma Psişik Yabancılaşma: Freud’un Merceği Dostoyevski’nin karakterleri, özellikle Budala’daki Prens Mışkin, Suç ve Ceza’daki Raskolnikov veya Karamazov Kardeşler’deki Ivan, modern toplumun bireyi yalnızlığa ve yabancılaşmaya iten dinamiklerini yansıtır. Freud’un psişik teorileri, bu karakterlerin içsel çatışmalarını anlamak için bir çerçeve sunar. Freud’a göre, bireyin bilinçdışı, toplumun normlarıyla

OKUMAK İÇİN TIKLA

Prens Mışkin’in Budalalığı: Freud, Nevroz ve Toplumsal Patolojinin Dansı

Saflığın Patolojisi: Mışkin’in Budalalığı ve Freud’un Nevrozu Prens Mışkin’in “budala” sıfatı, Dostoyevski’nin Budala romanında yalnızca bir lakap değil, aynı zamanda toplumun ona biçtiği bir kimliktir. Mışkin’in saflığı, çocuksu dürüstlüğü ve empatiyle yoğrulmuş kırılganlığı, Freud’un nevroz kavramıyla çarpıcı bir kesişim noktası oluşturur. Freud, nevrozu bireyin içsel çatışmalarının, bastırılmış arzuların ve toplumsal

OKUMAK İÇİN TIKLA

Karamazov Kardeşler’de Oidipus Çatışması: Dimitri’nin Babaya İsyanı ve Devletin Rolü

Oidipus Kompleksi: Dimitri’nin Babaya Karşı İçsel Çatışması Freud’un Oidipus kompleksi, çocuğun bilinçdışında anneyle cinsel bir bağ kurma arzusu ve babaya karşı rekabet hissettiği bir psikolojik durumu tanımlar. Dimitri Karamazov’un babası Fyodor Pavlovich ile çatışması, bu kompleksin derin bir yansımasıdır. Dimitri, babasının ahlaksızlığı ve annesine duyduğu ilgisizlik nedeniyle ona öfke duyar;

OKUMAK İÇİN TIKLA

Raskolnikov’un Zihinsel ve Toplumsal Çatışması: Freud’un Psikanalitik Merceğinden Bir İnceleme

İçgüdülerin Fırtınası: İd’in Cinayete Çağrısı Raskolnikov’un cinayet kararı, Freud’un id kavramıyla başlar: saf, dizginlenmemiş arzuların karanlık kuyusu. İd, Raskolnikov’un yoksulluk, çaresizlik ve toplumsal dışlanmışlık karşısında biriken öfkesini ve üstünlük arzusunu körükler. Onun “sıradan insanlar” ve “üstün insanlar” teorisi, id’in bencil ve yıkıcı enerjisini rasyonelleştirme çabasıdır. Cinayet, id’in “güçlü olan her

OKUMAK İÇİN TIKLA

Jung, Freud ve Adler’e Göre Libido Kuramı

GirişPsikoloji tarihinde, libido ve insan motivasyonları üzerine farklı görüşler öne süren üç önemli kuramcı vardır: Sigmund Freud, Carl Gustav Jung ve Alfred Adler. Her biri, insan davranışını, içgüdüleri ve enerjiyi farklı biçimlerde anlamlandırmaya çalışmıştır. Aşağıda, bu üç kuramcının libido kavramına bakış açılarını özetleyerek, benzerliklerini ve ayrıldıkları noktaları ele alacağız. 1. Sigmund Freud ve Libido

OKUMAK İÇİN TIKLA

“Günümüz Nevrozları: Ego Story’de, Superego Like’ta” Freud Bugün Yaşasaydı…**

😮‍💨 Bilinçdışı Hâlâ Konuşuyor—Ama Emojilerle Freud, bilinçdışını keşfettiğinde insanın aklıyla sandığından çok daha az ilişkili olduğunu gösterdi. Bugün yaşasaydı, muhtemelen şöyle derdi: “İnsan akıllı bir canlı değildir. O, arzularının esiridir. Ve şimdi bu arzuları sürekli ifşa ederek tatmin arıyor. Ama bastırılmamış bir arzu, bilinçdışı değildir. O sadece çiğdir.” Bugünün hızlı paylaşım,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dil Sürçmeleri, Küfürler, Şakalar ve Kompleksler Arasındaki Bağlantı : Freud ve Jung Arasında Bir Karşılaştırma

Dil Sürçmeleri, Küfürler, Şakalar ve Kompleksler Arasındaki Bağlantı Jung ve Freud, dilin bilinçdışı ile olan bağlantısını incelerken dil sürçmeleri, küfürler ve şakaların aslında bireyin bastırılmış komplekslerinin bilinçdışı ifadeleri olabileceğini öne sürmüştür. 1. Freud’un Görüşü: Dil Sürçmeleri ve Bastırılmış Dürtüler Freud’un “Gündelik Yaşamın Psikopatolojisi” (1901) adlı kitabında, dil sürçmelerinin (Freudian slip / parapraxis)bastırılmış bilinçdışı dürtülerin ve

OKUMAK İÇİN TIKLA

Süperegonun Gölgesinde: Bireyin Arzuları, Toplumsal Baskı ve June Osborne’un İsyanı

Süperego ve Toplumsal Normların İçselleşmesi: Freud’un Kuramsal Çerçevesi Sigmund Freud’un “süperego” kavramı, bireyin ahlaki ve toplumsal normları içselleştirerek kendi arzularını denetim altına almasını açıklar. Süperego, aile, din ve toplum gibi kurumlar aracılığıyla bireyin bilinçdışına yerleşir; birey, bu normlara uyarak “doğru” bir özne olmaya çalışır. Ancak bu süreç, bireyin id’den (temel

OKUMAK İÇİN TIKLA

Otto Rank ve Freud’un Doğum Travması Yorumlarındaki Farklılıklar

Otto Rank ve Freud’un doğum travması yorumlarındaki farklılıklar konusundaki soruyu kitaptaki bilgilere dayanarak detaylandırayım. Otto Rank’ın “Doğum Travması” adlı kitabı, psikanaliz çevrelerinde, özellikle de Freud ve Viyana Psikanaliz Derneği üyeleriyle arasının bozulmasına ve dernekten atılmasına yol açan temel farklılıkların başlangıcı olmuştur. Rank’ın bu eseri 1924’te yayımlanmış ve bir “bomba gibi”

OKUMAK İÇİN TIKLA

Freud’un Serbest Çağrışım Yöntemi ve Jung’un Çağrışım Deneyleri

Freud ve Jung’un çağrışım testleri konusundaki görüşleri bazı açılardan örtüşse de, Freud’un çağrışım testleriyle ilgili spesifik olarak Jung’a doğrudan söylediği bilinen net bir ifade bulunmamaktadır. Ancak, Freud’un serbest çağrışım yöntemi ile Jung’un çağrışım deneyleri arasında bazı farklar ve Jung’a yönelik eleştirileri olduğu biliniyor. 1. Freud’un Serbest Çağrışım Yöntemi ve Jung’un Çağrışım Deneyleri 2. Freud’un

OKUMAK İÇİN TIKLA

James Joyce, Ulysses: Bloom ve Stephen’ın Çatışmalarının Karşılaştırmalı Analizi

James Joyce’un Ulysses’ini psikanalitik bir çerçevede incelediğimizde, Leopold Bloom ve Stephen Dedalus’un bilinçaltı çatışmaları, Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung’un teorileriyle derin bir şekilde ilişkilendirilebilir. Her iki karakterin iç monologları, bilinç akışı tekniğiyle açığa çıkan zihinsel süreçler, bastırılmış arzular, arketipsel imgeler ve kimlik arayışları üzerinden bu teorilere bir pencere sunar.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Psikanaliz ve Yahudilik Meselesi

Yahudi vurgusu, Freud’un yaşadığı tarihsel ve kültürel bağlamı anlamak açısından önemli bir unsurdur. Ancak bu vurgunun neden bu kadar baskın olduğu ve gerçekten neyi açıklamaya çalıştığı sorgulanabilir. 1. Yahudilik ve Freud’un Konumu: Neden Önemli? Freud, Yahudi olduğu için bu önyargılarla doğrudan karşı karşıyaydı. Dolayısıyla, psikanalizi inşa ederken sadece bilimsel değil, aynı

OKUMAK İÇİN TIKLA

Masud Khan’ın Winnicott ve Freud Üzerine Katkıları

Masud Khan, özellikle Donald Winnicott’un öğrencisi ve destekçisi olarak bilinir, ancak kendi teorik katkılarıyla bazı yönlerden Winnicott’tan ayrılır. Freud’un klasik psikanalizinden de uzaklaşarak, psikanalitik kuramda bağlanma, regresyon ve terapist-hasta ilişkisi gibi konularda yeni perspektifler sunmuştur. 1. Masud Khan vs. Winnicott: Farkları ve Yaklaşımları a. “True Self & False Self” Üzerine Farklılaşmaları b. Bağımlılığa Gerileme

OKUMAK İÇİN TIKLA