Demir Ağlarla Gelen Sürgünün Romanı – Mazlum Vesek

İsmail Taylan Kaya’nın ‘Vagon’ adlı romanını elime aldığımda genç bir yazarın kendi hikâyesine doğru bir yolculuk yaptığını ‘sezdim’. Sezdim diyorum, çünkü 30’lu yaşlarının ilk yarısını süren sendikacı ve Dersimli bir yazarın kendi hikayesinin zengin olacağını düşünmek zor olmuyor. Kaya, kendi ailesinden yola çıkarak 1938’i anlatıyor. Devlet eliyle, planlanarak yapılan bir katliamın dört dağ içindeki Dersim’den Anadolu’nun dört bir yanına hatta dünyanın çok farklı coğrafyalarına artçı ve sarsıcı hikayeleriyle ulaşabildiğini okuyoruz.

Vagon’da sadece Dersim katliamı anlatılmıyor. 1915 Ermeni katliamının kılıç artığı Hovhannes aracılığıyla 20. asrın belki ilk büyük yerinden etme olayını ve onun yarattığı travmaya gidiyoruz. Dersim dağlarının çocuklarının 40 yıl sonra devrimci mücadele içinde yer alışlarını ve 12 Eylül Darbesi’ne uzanıyor hikaye. Kitabı okurken, arada bir durup düşününce , 1915’te 1 milyon Ermeni’yi bu topraklardan sürüp öldürenler ile 12 Eylül Darbesi’nde 1 milyondan fazla insanı dolaysız olarak baskı ve zulümle sınayan sistemin aynı sistem olduğunu görüyoruz. Bir devletin adının imparatorluktan cumhuriyete evirilmesi pek bir şey ifade etmiyor.

Romanın en önemli özelliği de, bir asırdır bu coğrafyada yaşanan acıları tarihsel süreklilik içinde ele almasıdır. Tarih, kötü yöneticilerin veya tesadüflerin değil; tam da egemen sınıfların bu coğrafya için uygun gördüğü kurgunun karşılığıdır. O nedenledir ki bugün burjuvazinin farklı eğilimlerinden temsilcileri, Dersim’den söz ederken bir masaldan, basit bir hatıradan veya istatistik konusu bir meseleymiş gibi çok rahat konuşmaktadırlar. Dersim’deki katliam nasıl egemenliği pekiştirme hedefi üzerine yapılmışsa bugün Dersim’den ‘gerekirse’ özür dilemek aynı zihniyetin karşılığıdır.

Kitap aslında birden fazla kahramanın sürgünler ve katliamlar nedeniyle kesişen hikayesini anlatıyor. Düşünsenize, faşist bir partinin milletvekilinin torunu yıllar sonra Dersim sürgünü Zeyni’nin çalınan çocuğunun kızı olarak karşınıza çıkıyor. Ancak acının ortaklığı sarılmaya vesile oluyor. “Ne zaman bitecek bu sürgünün acısı” diyen bir ihtiyarın sorusuna ne cevap verilebilir ki? Ya da bırakalım kara bir vagonda doğanları, ölenleri, kaçırılanları; Dersim nere İzmir nere? Dersim nere Paris nere? Şüphesiz yurdun dört bir tarafına seyahat ve her tarafında hayat kurma hakkı var. Ancak, bir devletin istediği zaman on binlerce insanı yerinden yurdundan etme hakkı olunca işte o zaman bir Ege kasabasında Dersim sürgünü Kürtlerin kuyruğu var mı diye bakan insanlar karşımıza çıkar.

Roman, yazılması çok zor bir konudan başarılı bir anlatı ile oluşturulmuş diyebiliriz. Bahçeye gömülü kitapların arasından çıkan bir fotoğrafın peşine düşüp bir asrı yazmak kolay değil. Yazar, hikayeleri gerçekten tarif edilemeyecek insanların bir vagon ile başlayan; ardından dağılan, uzak coğrafyalara uzanan yaşanmışlığını bir araya getirmek dikkat isteyen bir çalışma. Her coğrafyanın özelliğini ve kültürünü gerçeğe ve doğruya yakın yansıtma konusunda yazar gayet başarılı. İnsanları hiç ummadıkları bir coğrafyada ancak sesler buluşturabilir. “Çay Berbebana” türküsü böyle bir buluşmaya vesile olan türküdür. Tam da iki Dersimli bu türküde Dersim acısı için buluşabilir.

“Kevengin Yolları” ise hatıraları uyandıran bir türküdür. Taksim’de bir otel odasının yalnızlığında ve uzun yolculuklarda anımsanan bir türkü.

Romanın son paragrafı bütün Dersimlileri ya da demir ağlarla örülen bir memlekette demir ağların üzerinde salınan kara vagonlarla sürgüne gönderilen, sürgün acısını hala hafızalarında tutan bütün sürgünleri anlatıyor:
“1938’de bizi bindirdikleri trenden aslında hiç inmemiştik. Hayatımız o trende, o vagonda, geldiğimiz yer ile sürüldüklerimiz arasında salınıp duruyordu. Katliamlardan kurtulmanın, nefes almanın bedeli buydu belki de bizim için…”

Vagon romanı genç bir yazarın bir hafızayı canlı tutması adına kaleme aldığı kıymetli bir çalışma. Bazı tarihsel hatalar olduğunu belirtmemde fayda var. Roman sanatı adına eksik diyebileceğim noktalar da var. Ancak, yazarın heybesinde beklettiği yeni konularla bu eksiklikleri aşacağına da inanıyorum.

Mazlum Vesek
BirGün Kitap Eki, 159.sayı

VAGON, İsmail Taylan Kaya, Dersim Yayınları, 2015.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Sınırdaki Ölü – Fakir Baykurt

İlk basımı 1975'de yapılan Sınırdaki Ölü'yü yeniden okurla buluşturuyoruz: "Yokluğun anasını avradını sinkaf edeyim candarmalar!" diye sövdü muhtar. "Na bu...

Kapat