Dişlerimin Hikâyesi – Valeria Luiselli “anlatmak için yaşayanların ve anlatıdan beslenerek yaşama tutunanların kitabı.”

Çağdaş edebiyatın en yaratıcı, en ayrıksı ve özgün seslerinden biri olan Valeria Luiselli’den karnaval ayarında muazzam bir roman: Dişlerimin Hikâyesi. Alçaklığın gizli tarihinden ağız boşluğuna uzanan, sanattan sepete türlü yaşamsal mevzuya dokunan bir baba-oğul öyküsü ve dahası, daha fazlası… Luiselli, edebiyatın olanaklarını kutsadığı ve hikâyecilik sanatını müthiş bir maharetle masaya yatırdığı bu romanıyla okuruna hodri meydan diyerek kurmacayla dansa kalkıyor: Ama ne dans! Virginia Woolf’un depresyonundan Marcel Proust’un öğütlerine varana değin, hayatta önem arz eden her şeyden ve herkesten bir parça barındıran Dişlerimin Hikâyesi, yazarı kestirilebilir sınırlar içinde kalem oynatırken görmek isteyenlere inat kelimenin tam manasıyla bir cümbüş koparıyor ve okurunu bu şenlikli oyuna davet ediyor.

Dişlerimin Hikâyesi, anlatmak için yaşayanların ve anlatıdan beslenerek yaşama tutunanların kitabı. Gerisi mi? Gerisi safi edebiyat.

BASINDAN
Dişlerimin Hikâyesi ve Valeria Luiselli – TUĞÇE YILMAZ

Tuğçe Yılmaz’ın kaleminden Dişlerimin Hikâyesi ve Valeria Luiselli: “Nizami kurguya sıkışıp kalmamış bir yazar.”

Bir baba-oğul hikâyesi olarak kurulan Dişlerimin Hikâyesi, aslında bambaşka bir hikâyeyi barındırıyor içinde. Çirkinlik, insanın karakterini yontan bir şeydir, diyor Otoban ve serüven başlıyor.

“Woolf daha otuz yaşındayken psikiyatrı, depresyonun sebebinin diş köklerinin çevresindeki bakteri öbekleri olduğu yolunda bir teori ortaya attı. Çözümü –bu durumdan en çok etkilenen– üç tanesini çekmekte buldu. Faydası olmadı. Ağzında bir dolu takma diş olan Bayan Woolf intihar etti.”

Otoban, gerçek adıyla Gustavo Sánchez Sánchez, kendi deyimiyle dünyanın en iyi müzayedecisi. Otoban, bizden biraz “farklı.” Doğuştan dört dişi var ve bu kitap, Otoban’ın dişlerinin hikâyesi.

Amerikan Ulusal Kitap Vakfı’nın 2014 yılında belirlediği, gelecek vadeden “35’inden Genç 5 Yazar”dan biri olan Luiselli, 1983 yılında Meksika’da doğmuş. Felsefe eğitimi almış. Biz onu, yine Siren Yayınları tarafından yayımlanan Kalabalıkta Yüzler romanından tanıyoruz. Kalabalıkta Yüzler’de kendine iki temel anlatıcı seçmişti yazar: Meksika’da yaşayan ve bir dönem New York’taki bir yayınevinde editörlük yapmış bir kadın ve ölüme artık çok yakın bir şair. Dişlerimin Hikâyesi’nde yine çok katmanlı ve çok anlatıcılı bir yol izleyen Luiselli’nin bu romanı, Uluslararası Dublin Edebiyat Ödülü adayları arasına girmiş.

Bir baba-oğul hikâyesi olarak kurulan metin, aslında bambaşka bir hikâyeyi barındırıyor içinde. Çirkinlik, insanın karakterini yontan bir şeydir, diyor Otoban ve serüven başlıyor. Kitabın kapağında Marilyn Monroe olmasına pek anlam veremeyenler arasında ben de varım, evet.

Geçmişe yakalanmak
Toplumun diğer üyelerine göre çirkin ve/ veya “normal” olmayan bir insan ne yapabilir? Kendi yolunu çizebilir, kimseyi umursamayabilir veya kendine yeni bir uğraş edinebilir. Akla gelen ilk ihtimaller. Otoban ise doğuştan kusurlu olan dişlerini onarıp, yeni dişlerine kavuşmak için para kazanmaya çalışıyor ve kendince para kazanmanın en kolay yollardan birini seçip, müzayedeci olmaya karar veriyor. Para kazanmaya başladıktan bir müddet sonra, bir müzayedede sigaradan sararmış; ama “Evet, benim” diye bağıran Marilyn Monroe’nun dişlerini görüyor Otoban. Satıyorum, satıyorum, sattım!

Marilyn Monroe’nun dişleriyle örülen güneşli günlerden birinde geçmişine yakalanıyor Otoban. Müzayedeci olmadığı günlerdeki evliliğinden bir çocuğu var: Siddhartha. Evet, bir Hermann Hesse kitabı. Otoban, Siddhartha 18 yaşına gelinceye değin ona düzenli olarak para yolluyor. Baba Otoban’ın yine bir müzayedede kendinden geçtiği esnada Siddhartha çıkageliyor ve Otoban’ın kendinden geçiş ânında, onu açık arttırmaya bile gerek kalmadan, 100 peso karşılığında satın alıyor.

Siddhartha ve Otoban arasındaki ilişki, yara almış bir baba-oğul ilişkisinden fazlası değil. Otoban, düzenli olarak oğluna para gönderse de nihayetinde onun için pek bir şey yapmayan bir baba. Kendi hayatı, işi ve dertleri var. Siddhartha ise bu hayatın hiçbir yerinde değil. Dolayısıyla babasından alacağı intikam da kendi hayatını geri almak üzerine kurulu. Otoban’ın o meşhur dişleri şimdi yok. Belki, birlikte kaldıkları süre içinde Siddhartha onları çaldı; ama bunun yanıtını bilemeyiz çünkü Siddhartha sabahın ilk ışıklarıyla gitti. Belki de Otoban uyur uyumaz. Tabii, Siddhartha’nın gitmesiyle meydana gelen kayıplar dişlerden ibaret değildi.

Kurgu ve gerçeklik ya da doğru mu, yanlış mı?
Otoban kaybettiği dişlerini ararken başka çıkış yolları arasa da fazla ilerleyemedi. Yorulmuştu. Yapacağı tek bir şey olabilirdi, bu dünyaya, açık arttırmada türlü hikâyeler uydurarak sattığı dişlerinden başka, somut bir şey bırakmak. Mesela, yaşam öyküsünü birine yazdırabilirdi; ama ne dediğinin anlaşılabilmesi için önce yeni dişlere ihtiyacı vardı. Bir arkadaşının tavsiyesiyle kendine yeni dişler yaptırdıktan sonra, şanslı karşılaşması sayılabilecek Jacobo de la Vorágine ya da Vora ile tanıştı. Vora, iyi bir dinleyiciydi ve yazardı. Dişlerin hikâyesini yazacak olan nihayet oradaydı…

Kitap yedi bölümden oluşuyor: Hikâye, Hiperbolik, Parabolik, Çembersel, Alegorik, Eliptik ve Doğru mu Yanlış mı? Sırasıyla Otoban, Vora, Luiselli’ye geçiyor anlatı. Kitabın sonunda ise Luiselli’ye hayran kitap editörünün hazırladığı “Doğru mu Yanlış mı?” bölümü var. Kurmacanın içinde sizi sürükleyen Luiselli’nin, aslında kitapta aktardığı bilgilerin çoğu doğru. Örneğin “Pastörize Operatörlüğü” diye bir meslek gerçekten var ve papağanlar gerçekten depresyona girebilen hayvanlar. Kitapta yer alan Bay Cortázar, Bay Sartre ve Bayan Woolf gibi karakterler gerçek hayatta da var ve haklarında verilen bilgilerin çoğu doğru. Amca James Sánchez Joyce tarafından aktarılan “Tarih uyanmaya çalıştığım bir kâbustur” alıntısı dâhil.

Kelimelerle nasıl oynanabileceğini en iyi gösteren yazarlardan ve kitapları sayesinde hayal görmeyi öğreten yazarlardan biri Luiselli. Nizami kurguya sıkışıp kalmamış ve her şeyden önemlisi bugüne dek okuduğunuz en özgün yazarlardan.

Dişlerimin Hikayesi
Melisa Kesmez, Sabit Fikir için Valeria Luiselli’den Dişlerimin Hikâyesi‘ni yazdı:

“Dişlerimin Hikâyesi, tadı damağımızda kalan Kalabalıkta Yüzler’in ardından kalbimizi bir kez daha çalmaya kararlı.”

Dünyamıza Kalabalıkta Yüzler ile hızlı bir giriş yapan Luiselli, ikinci romanıyla hem başarısının tesadüfi olmadığını hem de efsanevi Latin Amerika edebiyat geleneğinin yeni nesilden bir yazarla sürdüğünü kanıtlıyor.

Hikaye anlatıcılığına kafa yoran, hikayenin edebiyatın türcü doğasının ötesinde, gündelik hayatın tam da ortasındaki esaslı yeri üzerine düşünen her türlü esere merakım büyük. Hikaye olmasaydı, dünya nasıl bir yer olurdu? Yeryüzünde cereyan eden herhangi bir şey, hikaye edilmeseydi neye benzerdi? Hikaye anlatıcılarının sürekli atıfta bulunduğu gerçek yaşam, eğer hakkında konuşulmasaydı/yazılmasaydı –beşerin hem kişisel hem kolektif süzgecinden geçmeseydi– kayda nasıl geçerdi? Belki de hiç geçmezdi.

Valeria Luiselli, ikinci romanı Dişlerimin Hikâyesi’nde işte tam da bu konunun çevresinde dolanıyor. Hikaye ile hikayenin konu ettiği “şey” arasındaki yakınlık veya uzaklık, benzerlik ya da alakasızlık üzerine düşündüren roman, protagonisti müzayedeci aracılığıyla nesnelerin kendisinin bir değeri olmadığını, onlara taşıdıkları değeri ve manayı hikayeler/söylem sayesinde bizim verdiğimizi söylüyor. Söylem, gerçeği nasıl yönlendirir, bir nesnenin olduğundan tamamen farklı bir şekilde algılanmasına sebep olur mu? Bu haliyle, kahramanımız hikaye anlatıcılığının bazen diğerini ikna etmek üzere “uydurmak” ya da “yalan söylemek” olduğu fikrini ortaya koyuyor.

Kitabın ortaya çıkış fikrini anlatan Luiselli, Meksiko’nun dışında metruk bir bölgedeki Galería Jumex’te açılan bir serginin küratörlerinin kendisinden sergi kataloğu için bir metin istediklerini söylüyor. Serginin amacı galerinin bir parçasını oluşturduğu bu bölge ile arasındaki bağlantı noksanlığına dikkat çekmekmiş ve bu galeri yine bu bölgede bulunan Jumex Meyve Suyu Fabrikası tarafından maddi olarak desteklenmekteymiş. Bu iki dünya arasındaki uçurumu alegorik bir metinle anlatmaya karar veren Luiselli, fabrika ve işçiler hakkında yazmak yerine onlar için yazmaya karar vermiş ve işçilerin okuyabilmesi için her hafta kitabın bir bölümünü teslim etmeyi önermiş. Günün sonunda meyve suyu fabrikası işçilerinin yüksek sesle okuyabilecekleri, her hafta bir bölümü yayımlanan süreli bir roman çıkmış ortaya; hatta bu metin, fabrikada kurulan bir okuma grubunun yazara geri dönüşlerinden de beslenmiş. Bir yazar olarak bu alışverişin sonunda şöyle bir şey fark etmiş Luiselli: “Akıllarındaki temel soru sanat eserlerinin nasıl değer kazandığıydı, kitabın temel meselesi de bu zaten. (…) Ben bu soruyu, çok daha genel bir anlamda ele alıyorum: Bir söylem, belli bir obje üzerinde ne gibi bir rol oynar ve yaratıcısının omuzlarına nasıl bir yük bindirir? Bu kitabın asıl amacı, objeleri onlara değer ve itibar sağlayan bağlamdan uzaklaştırmak ve bunun anlam ve anlamlandırma bakımından onları nasıl etkilediğini görmektir.”

Hikayenin merkezinde müzayedeci Otoban var: “Dünyanın en iyi müzayedecisiyim ama kimse bilmez, çünkü ihtiyatlıyımdır. Adım Gustavo Sánchez Sánchez, gelgelelim herkes bana Otoban der, beni sevdiklerinden olsa gerek. İki kadeh rom içtikten sonra Janis Joplin taklidi yapabilirim. Kısmet kurabiyesi yorumlayabilirim. Tıpkı Kristof Kolomb gibi bir yumurtayı masanın üstünde dikine durdurabilirim. Japonca sekize kadar sayabilirim: ichi, ni, san, shi, go, roku, shichi, hachi. Sırtüstü yüzebilirim.”

Otoban hem okuluna gidip eğitimini aldığı hem de kendine has bir satış tekniği geliştirdiği mesleğinde adını duyurmuş, başarılı biri. Otoban’ın mesleki sırrı şu: Normalde satın alınması pek de olası olmayan nesnelerin, oldukça ilginç ve karşı konulmaz hikayelerle değerini artırarak –bir şekilde– satın alınmasını sağlamak. Bu konuda o kadar tuhaf bir beceriye sahip ki, kendi sararmış dişlerini bile müthiş yaratıcı hikayelerle başkasının dişiymiş gibi (mesela Montaigne’in ya da Rousseau’nun, hatta Virginia Woolf’un) anlatarak yüksek fiyata satmayı başarıyor. Otoban, nesneler hakkında anlattığımız hikayelerin –ister gerçek ister uydurma olsun– o nesnelerden daha önemli olduğuna inanan biri. Kendine aşırı derecede güveniyor ve onu dinleyen herkesi anlattığı hikayeler –ve dolayısıyla kurduğu uydurma gerçeklikler, mış gibilikler– karşısında savunmasız bırakıyor. Nesnelere değil, onlar hakkında anlatılan hikayelerin gücüne inanan biri olarak öyle hikayeler anlatıyor ki her şeyi ama her şeyi satabiliyor, ta ki kendisine dahi aynı tavırla yaklaşana dek: Otoban tıpkı değerini artırmak için haklarında hikayeler uydurduğu nesnelere yaptığı gibi, kendi hikayesini de baştan yazıyor, kendini efsaneleştiriyor, yeni bir gerçeklik yaratıp her şeyi olduğundan farklı bir şekilde kayda geçiriyor.

Müthiş bir yazar zekası

Dişlerimin Hikâyesi, farklı bölümlerden oluşan, yapısal olarak oldukça zengin, edebiyat ve felsefe evrenine dair sayısız referanslarla dolu bir roman. Keyifle okunacak, bir sonraki sayfada neler olacağını hep merak ettirecek, müthiş bir yazar zekasının ve sıkı bir çalışmanın ürünü olduğunu her fırsatta hissettiriyor… Güncel sanat tartışmalarından günümüzde söylemin önemine kadar pek çok konuda zihin açıyor. Bir okur olarak tek bir pürüze işaret etmem gerekirse, o da ancak şu olabilir: Roman –Meksikalı bir yazar tarafından kaleme alındığından mütevellit– sadece Meksika hakkında belli bir noktaya kadar bilgisi olan okur tarafından layıkıyla anlaşılabilecek yoğun referanslar barındırıyor. Edebiyat, felsefe ya da ülkenin kültürüne dair çok sayıda isim, olay vs okuru ara sıra raydan çıkarabilecek olsa da günün sonunda doğru yere götürüyor.

Dünyamıza Kalabalıkta Yüzler ile hızlı bir giriş yapan Luiselli, ikinci romanıyla hem başarısının tesadüfi olmadığını hem de efsanevi Latin Amerika edebiyat geleneğinin yeni nesilden bir yazarla sürdüğünü kanıtlıyor. Dişlerimin Hikâyesi, tadı damağımızda kalan Kalabalıkta Yüzler’in ardından kalbimizi bir kez daha çalmaya kararlı.

Afyonlu Satırlar
Ayşen Güven, Posta Kitap’ta Valeria Luiselli’den Dişlerimin Hikâyesi’ni yazdı: “Afyonlu satırlar.”

Okuru tel cambazı yapıyor
Valeria Luiselli, ‘Dişlerimin Hikâyesi’ ile alçaklığı, çirkinliği, yokluğu, zenginliği, değişimi, tekrarı ile insan anlatıyor ama etrafını bugüne kadar hiç rastlamadığımız renklerde örerek“Dişlerimin Hikâyesi” tekinsiz bir roman, çünkü sürekli gerçeklik arayışımızla alay ediyor Valeria Luiselli. Bunu büyük bir hazla geçiyoruz afyonu bol satırlarda. Roman, okuru adeta tel cambazı kılıyor; yüksek doz adrenalin ve bırakıp güvenli sahaya dönme hissi ama ipin sonuna varmaktan kendini alıkoyamama arzusu… Luiselli, okur için gerçek bir deneyim.
Bir talihsizlik gibi hayata gelen Gustavo Sanchez Sanchez’in yaşam öyküsünü anlatıyor roman. Namı diğer Otoban, dört dişle başladığı hayatına güvenlik görevlisi, dansçı, eş, baba olarak devam ederken nasıl müzayedeci oldu? Üstelik çembersel, eliptik, parabolik ve hiperbolik müzayede yöntemlerini de aşarak. Kendi yorumunu getirdiği yeni mesleğinde nesneleri değil hikâyeleri satacaktır Otoban. Alegorik yöntemiyle yeni hayatı dişlerini yaptırma hayaline eş gider. Hem de cümbüş cemaat bir atmosferde…Özetlediğimizde çok sıra dışı görünen yaşam öyküsü bir o kadar tanıdık olaylar ve karakterler barındırıyor. Çevre, sınıfsal izler, aile, karakterler hepsi çok başarılı biçimde çiziliyor. Mesela, “Annem başka evlere temizliğe giderdi burada. Babam kendi tırnaklarını bile temizlemezdi. Tırnakları kalın, pürüzlü, kapkaraydı. Yerdi tırnaklarını, öyle kısaltırdı. Kaygı bozukluğu değildi sebebi; tembelliğinden, kibrinden böyle yapardı” diyor Otoban. Baba-oğul ve aile yapısına dair güçlü bir anlatının sinyallerini daha kitabın ilk bölümlerinde bize böyle veriyor yazar.

Felsefe ve edebiyattan konuklar
Felsefe ve edebiyat sahnesinden gerçek isimlerin Otoban’ın yaşamındaki karakterlere dönüşümü de başka bir akıl oyunu çıkarıyor karşımıza. “Dişlerimin Hikâyesi”, tam ayaklarımız yere basacakken halıyı altımızdan yeniden çekiyor. Sonra Cortazar, Ruben Dario, Virginia Woolf, Borges, Enrique Vila-Matas, Proust, Mahler, Primo Levi’den mürekkep kumpanyada buluyoruz kendimizi. Şüphelerle ilerleyen romanın sonunda sürprizli bir sağlama yapma fırsatı da var. Tabii içinizdeki tekinsizlik müsaade ederse.
Nihayetinde bu değerli okumanın tüm sırlarını dökmeyelim ortaya. Ancak yazarın Türkçe’de okuduğumuz ilk romanı “Kalabalıkta Yüzler”i de çeviren; yazarın anlatı gücünden, dilinin zenginliğinden hiç eksiltmeden bize bu özgün romanı da kazandıran Seda Ersavcı’ya teşekkür etmeyi es geçmeyelim.
Edebi duvarları yıkıyor
Valeria Luiselli, “Dişlerimin Hikâyesi” ile alçaklığı, çirkinliği, yokluğu, zenginliği, değişimi, tekrarı ile insan anlatıyor ama etrafını bugüne kadar hiç rastlamadığımız renklerde turuncu, mor, mavi sarmaşıklarla örerek. Edebiyatın duvarlarına yaslanmakla kalmıyor yazar, çağının edebi duvarlarını yıkıyor aynı anda.
Bir sürü değer ve kavramın kartlarını yeniden dağıtıyor yazar, anlattıkça çoğalıyor, edebiyat müzik oluyor. Yazarla okur o müzikle restleşiyor oyun biraz da dans oluyor.

Postmodern Şahikalardan Biri
Metin Celâl, Cumhuriyet Kitap yazısında Dişlerimin Hikâyesi‘ni öneriyor: “(Luiselli) Yine postmodern romanın şahikalarından birini yazmış.”

Valeria Luiselli’den ‘Dişlerimin Hikâyesi’
Valeria Luiselli,Türkçe’de okuduğumuz ilk romanı “Kalabalıkta Yüzler”den sonra “Dişlerimin Hikâyesi”yle şahıs isimlerinin tanıdıklığı yer ve zamanla ilgili olarak verilen bilgiler hakkında okuru şüpheye düşürmeye devam ediyor. Arka kapakta belirtildiği gibi “şenlikli bir oyun” Dişlerimin Hikayesi. Seda Ersavcı’nın titiz çevirisi ve güzel Türkçesi ile daha da şenlikli olmuş.“Dünyanın en iyi müzayedecisiyim”
Valeria Luiselli Türkçe’deki yeni romanı Dişlerimin Hikayesi’nde (Eylül 2017, çev. Seda Ersavcı, Siren yay.) “Dünyanın en iyi müzayedecisiyim ama kimse bilmez, çünkü ihtiyatlıyımdır” diyen Gustavo Sanchez Sanchez’in yaşam öyküsünü anlatıyor.

Gustavo ağzında dört dişle doğmuştur ve yaşamı boyunca hep diş sorunu ile yaşayacak, dişlerini yaptırmadan rahat etmeyecektir. Yaşamın sonuna geldiğini hissettiğinde de yazdıracağı yaşam öyküsünün adı “Dişlerimin Hikayesi” olacaktır. Dişleri, dişlerini yaptırmak için yaptıkları, yaşadıkları hayatında belirleyici olmuştur.

Otoban diye bilinen Gustavo Sanchez Sanchez, bir meyve suyu fabrikasında güvenlik görevlisi olarak çalışmaktadır. Panik atak geçiren bir iş arkadaşına yardımcı olunca 19 yıl sonra terfi eder. Artık şirket elemanlarının şahsi krizlerinin yönetiminden sorumludur. Bu görevde yapacak pek iş olmadığı anlaşılıp iş arkadaşlarının gözüne batınca ortada görünmesin diye çeşitli kurslara yollanır. Doğaçlama Temas Kursu’nda tanıştığı ve sıska adını taktığı kadınla evlenir. Karısı Otoban’ın çok iyi bir modern dansçı olacağına inanmaktadır. Babasından kalan para ile geçinebileceklerini söyleyerek Otoban’ın işten ayrılmasını sağlar. Ama Otoban çeşitli dans gruplarına başvursa da dansçı olarak iş bulmayı başaramaz. İşini de kaybetmiştir. Geçici işlerde de tutunamaz.

Bu arada karısı hamile kalmıştır ve doğacak çocuklarına güzel öyküler anlatması gerektiğini söyleyerek Otoban’ı üniversiteye derslere dinleyici olarak katılmaya zorlar. Otoban, çağdaş edebiyat derslerine katılır. Bu arada oğlu Siddharta doğmuştur.

Ziyaretlerine gelen bir arkadaşlarından kendinden sonra güvenlik görevlisi olan Hochimin’in müzayedecilik yaparak çok para kazandığını öğrenir. Bu haber onun tüm yaşamını değiştirecektir.
Dişlerini yaptırabilmek için müzayedeci olmaya karar verir. Önce yaşadığı yerde bir kursa katılır. Ardından bir burs kazanıp ABD’ye Missouri’ye gider. Mezat Okulu’nda iki hafta ders alır. Sonra da karısını ve çocuğunu terk edip müzayedecilik yapmaya başlar.

Otoban’ın aldığı derslerden öğrendiğine göre çeşitli tiplerde müzayedeler vardır; çembersel, eliptik yani eksiltili, parabolik ve hiperbolik. Missouri’de katıldığı kurs beklentilerini karşılamamış ama onun yeni bir teknik geliştirmesine ilham vermiştir. Otoban “alegorik yöntem”i kullanacaktır müzayedelerinde. Otoban’a göre yöntemi bir devrimdir. Çünkü o nesneleri değil hikayeleri satacaktır.
Müzayedede satışa çıkarılan şey değil onun hakkında anlatılan hikaye önemlidir Otoban’a göre. Ne kadar etkileyici bir öykü uydurursa alıcılar o denli etkilenip satın alma arzusu ile dolacak ve fiyatları artıracak o da olabilecek en yüksek fiyattan müzayedeye konulan şeyi satacaktır.

“Alegorik yöntem” başarılı olur. Otoban akla gelen ya da gelmeyen her şeyi bu yöntemle satar. Değerli kitapları ya da tabloları olduğu gibi damperli kamyonları ya da kimsenin görmediği arazileri de satar. İsimlerin bile müzayede ile satılabildiğini söyler. İşi diş müzayedesine kadar varır. Dünya’nın her yerinde müzayedeler yapar ve çok para kazanır.

Otoban aynı zamanda doğuştan bir koleksiyoncudur. Çocukluğundan beri bulduğu her şeyin koleksiyonunu yapar. Bunlar babasının dişleri ile kestiği tırnakları ya da içeceklerde kullanması için verilen pipetler bile olabilir.

Devasa bir koleksiyon birikmiştir. Kazandığı para ile bu koleksiyonu yerleştirebileceği bir depo ve bir malikhane yaptırır. Ev memleketinde, Disneylandia Caddesi’ndedir.

EDEBİYAT VE FELSEFEDEN ÇAĞRIŞIMLAR

Dikkatli okur Otoban’ın öyküsünü anlatırken hep bir yerlerden çağrışım yapan isimler kullandığını fark edecektir. “Disneylandia” bunlardan biri. Ama çağrışımlardan çoğunun edebiyat ve felsefeden olduğunu söylemeliyim. Otoban’ın ilk işi gazete bayii Ruben Dario’nun yanında çocukken yaptığı çıraklıktır. Ruben Dario Latin Amerika şiirinin en büyük adlarından. Ruben’in eşi Azul’ün sevgilisinin adı Unamuno. Daha sonra öyküye Cortazar, Montaine, Petrarca, Virginia Woolf, Borges, Enrique Vila-Matas, Proust, Mahler, Primo Levi, Robert Walser gibi tanıdığımız bir çok isim çeşitli karakterlerin adı olarak ya da onlarla ilgili öykü ya da alıntılarla katılır. Otoban’ın yaşam öyküsü inandırıcılığını kaybeder.

Şahıs isimlerinin tanıdıklığı yer ve zamanla ilgili olarak verilen bilgiler hakkında da okuru şüpheye düşürür. Otoban’ın mezatlarda anlattığı öyküler de şüpheli hale gelmiştir. Ne kadar doğrudur ne kadar uydurma?

Valeria Luiselli’nin Türkçe’de okuduğumuz ilk romanı “Kalabalıkta Yüzler”de de (Ocak 2016, çev. Seda Ersavcı, Siren yay.) benzer bir durum vardı. “(Romanın kahramanı) William Carol Williams, Ezra Pound ve Lorca da dahil bir çok kişiyi olmamaları gereken yerlerde görüyor. Roman boyunca Roberto Bolano, Andre Gide gibi birçok yazara gönderme de var” diye yazmıştım. Romanın kahramanı Gilberto Owen da kurmaca bir kahraman değildi.

Valeria Luiselli aynı yöntemi bu kez farklı bir biçimde kullanıyor. Yine postmodern romanın şahikalarından birini yazmış. Bunu da öyküsü bittikten sonra tüm anlatıklarının Otoban’ın uydurması olabileceğini fark ettiğimizde anlıyoruz. Otoban bu öyküyü kendi evinde bedava barınma karşılığı genç bir yazar adayına, Vora’ya anlatmıştır. Vora onun kompülsif bir yalancı olduğunu düşünse de yazdıklarını tekrar okuyunca Gustavo’nun anlattıklarının yalan olmadıklarına “sadece gerçeği gölgede bıraktığına” karar verir.

Valeria Luiselli bizi, okurları öyle bir kuşkuya düşürür ki kitabın sonuna eklenen Gustavo’nun öyküsündeki mekanların fotoğraflarına, hatta kitabın en sonunda yer alan “Doğru mu Yanlış mı?” başlıklı bölüme bile kuşku ile bakarız. Bu bölümde yayınevinde stajyerlik yaptığı sırada Luiselli’nin kitabındaki bilgilerin doğruluğunu araştırdığını söyleyen Aoife Roberts’in notları var. Tek tek tüm alıntıları, adları, şarkı sözlerini ve fotoğrafları kontrol edip doğruluklarını notlamış. Peki Aoife Roberts diye biri var mı? Var. Hatta, Goodreads’de Luiselli’nin romanı hakkında bir değerlendirme bile yazmış (goodreads.com/review/show/1238570786). Tabii aynı Aoife Roberts’se ya da Aoife Roberts, Luiselli’nin takma adı değilse. Bu yazı da oyunun bir parçası olabilir, diye düşünüyorum.

Valeria Luiselli, romanın sonunda yer alan fotoğraflardan birinin altına Voltaire’den olduğunu belirttiği şu alıntıyı yapmış; “Orijinallik makul bir taklittten başka bir şey değildir, en orijinal yazarlar hep birbirini taklit etmiştir.” Bu cümle sanırım romanın da cümlesi. Tamamen alıntı bir malzemeden yeni bir anlatı kurmuş Luiselli. Arka kapakta belirtildiği gibi “şenlikli bir oyun” Dişlerimin Hikayesi. Seda Ersavcı’nın titiz çevirisi ve güzel Türkçesi ile daha da şenlikli olmuş.


KÜNYE
Dişlerimin Hikâyesi
Valeria Luiselli
Sayfa Sayısı: 190
Çeviren: Seda Ersavcı
Özgün Ad: La Historia de mis dientes
Siren Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here