Eski Beyoğlu’nu Anlatan Okumanız Gereken 11 Öykü

beyoğluİçinde Beyoğlu geçen ünlü edebiyatçılarımızın yazdıkları öykü kitaplarını derledik.

1. Sait Faik Abasıyanık (1906 – 1954) – Tüneldeki Çocuk

Tüneldeki Çocuk öykü kitabı, Sait Faik’in ölümünden 1 yıl sonra, 1955 yılında basıldı. İçinde 9 öykü ve 1947 yılında aralıklarla Yedigün Dergisi’nde tefrika edilmiş sekiz röportaj yer aldı. Tüneldeki Çocuk öykü kitabında yer alan aynı adlı öyküde Sait Faik, Karaköy-Beyoğlu arası çalışan tünele binen fakir bir çocuğun onda bıraktığı izlenimleri, 1942 şartlarında Tünel’e binen bir çocuğun sevinci ve şaşkınlığını anlatır.

2. Ziya Osman Saba (1910 – 1957) – Kış Gezintisi

1959 yılında, Ziya Osman Saba’nın ölümünden iki yıl sonra yayımlanan Değişen İstanbul adlı kitabında yer alır bu öykü. Kitapta altı öykü bulunmaktadır: Ev, Misafirlikler, Yaz Gezintileri, Kış Gezintileri, O Sınıf, O Banka. Kitabın sonunda da şairin ölümünden sonra hakkında yazılanlardan seçmeler yer almaktadır. Bu altı hikaye 1954-1957 yılları arasında yazılmıştır.

Hikayelerinde, geniş ölçüde, şiirlerinde de en çok işlediği temalardan biri olan çocukluk anılarına yer verdiği görülüyor. Bunun yanı sıra İstanbul sevgisi, okuduğu okul olan Galatasaray sevgisi, sakin ve huzur dolu bir yaşayış özlemi, sürekli olarak barış içinde yaşayan ya da öyle yaşaması istenen insanlar hikayelerinin konularını oluşturur.

3. Cihat Burak (1915 – 1994) – Geçmiş Zaman Olur Ki

Geçmiş Zaman Olur Ki, 1992 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü kazanan Yakutiler kitabında yer alan bir öyküdür. Cihat Burak’ın Geçmiş Zaman Olur Ki öyküsünde anlattığı Beyoğlu, bugünden bir hayli farklı, karakola düşen Sait Faik’i hayranlıkla karşılayan, sokak kapısından onu öperek uğurlayan komiserlerin olduğu bir Beyoğlu.
Haydar Ergülen, Cihat Burak hakkında şöyle diyor: “O kendisini “Bir koltuğuma mesleğim olan mimarlığı ve sokak arkadaşı olan resmi sıkıştırdım, öteki koltuğuma da boş kalmasın diye yazarlık sıkıştırmışımdır” dese de özel kitaplara özel bir önem veren özel okurlar için çok özel bir hikayecidir Cihat Burak aynı zamanda. Gizli hikayeci diyeceğim, ama değil, gizli tanımında onu hikayeci saymayan bir anlam var gibi, o yüzden açık hikayeci diyeyim ki, resmiyle hikayesini aynı zamanda tanıdığım için ikisinin de birbirlerinin içinde mevcut olduğu anlaşılsın bundan biraz da. Cihat Burak’ın resimlerine baktığınızda, ondaki hikayeciyi de görmüş olursunuz. Dilerseniz bir resminin başında uzunca durup, o hikayeyi kendiniz yazabileceğiniz gibi, yazılmış bir hikayeyi de içinizden okuyabilirsiniz. Böyle bir duygu uyandırır resmiyle hikayesi, iç içe iki aşk gibi. Ya da iki yol gibi.”

4. Oktay Akbal (1923 – 2015) – Türk Köylüsü

Oktay Akbal, öyküleri için, “Okurlarda bir gerçeklik, bir yaşanmışlık duygusu uyandırır. Bu yüzden yaşanmış öykülerdir onlar diyorum. Öykülerimin hemen hepsinde yaşantımdan izlere rastlanır, ama tümüyle ben hiçbirinde yokum.” der. 1977’de yazdığı İlk Yaz Devrimi öykü kitabında yer alan bir öyküdür Türk Köylüsü. Oktay Akbal’ın bu öykü kitabında olduğu gibi 1970’lerdeki yazdığı öykülerinde toplumsal endişe, kaygı, umut ve umutsuzluk artan biçimde yer alır. Salt bireye odaklanmaz, bireyi toplumsal bir bağlama yerleştirmeye çalışır. Bireyi ele alan öykülerinde toplumsal bir endişenin yattığı sezinlenmektedir. Ama Oktay Akbal’ın öykülerinin yine en temel kavramlarından biri nostaljidir.

Oktay Akbal, İstanbul Köylüsü öyküsünde, İstanbul’un taşralaşması olgusunu direkt olarak ele alır. İstanbul’un köylüler tarafından istila edilmesinden dolayı rahatsız olmakta, İstanbul’un yeni çehresinden hüzünlenmektedir, korkmaktadır.

5. Naim Tirali (1925 – 2009) – Büyük Cadde

1940 kuşağı öykücülerinden Naim Tirali öykülerinde ya kendisini ya da çok iyi bildiği, yakın çevresini, o çevrenin insanlarını, günlük yaşayışları içinde anlatmıştır. Çevre betimlemelerinde bir belgesel titizliğine rastlanır. Öykülerindeki karakterler, siyasal ve toplumsal sınıflandırmalarla değil, insancıl yönleriyle belirginleşirler. 1947 yılında yayınlanan, Yirmibeş Kuruşa Amerika öykü kitabı konularını Naim Tirali’nin üniversitede öğrencilik yıllarındaki İstanbul yaşantısından alır. Kitaptaki sekiz hikayede olaylar, insanlar, eşyalar, gençliğin yaşama sevinci ve mizahi bir dille anlatılır. Kitabın altı öyküsünde olaylar Beyoğlu’nda geçer. Büyük Cadde adlı öyküsünde ise 1940’lı yılların İstiklal Caddesi’ni, kalabalıkları, sinemaları, vitrinleriyle anlatır Naim Tirali.

6. Bilge Karasu (1930 – 1995) – Beyoğlu Üzerine Metin

Bilge Karasu’nun ölmeden önce Füsun Akatlı’ya teslim ettiği metinlerden oluşan Lağımlaranası Ya da Beyoğlu 1999’da yayınlandı. Füsun Akatlı şöyle diyor: “Bilge, ölümünü ütülü bir mendil gibi hep cebinde taşıyan bir insandı. Başladığı her yazıyı, her kitabı, bitiremeden ölmesi olasılığına karşı; sanki benim ondan çok yaşayacağımın garantisi varmış gibi, bana emanet ede ede yaşadı. Büyütemeden terk etmek zorunda kalacağı evladını, kurda kuşa yem olmasın diye, dostuna emanet eden sorumlu bir baba tedbirliliğiyle. Kitaptaki ana metnin adını kitap için kullandık. Bu, Bilge Karasu’nun, içinden bir yola çıktığı ve araya başka öyküler, başka metinler, romanlar girdiğinde ara verip sonra aynı yola yeniden taş döşemeye başladığı bir çeşit büyük proje. İzleri başka kitaplarında da yer yer bulunabilecek bu projeden, aramızda şaka ile opus magnum diye söz ederdik. Oradan başka metinlerine, başka metinlerinden oraya su taşıdı durdu.”

Karasu kitapta lağımlaranası olarak adlandırdığı Beyoğlu semtini “Eski her büyük şehrin, neredeyse temeli atılırken açılmış lağımının, ana lağımının yanı sıra, büyümenin her zaman daha çok istemenin yavaş yavaş oyup açtığı bir düş döküntüsü, istek artıkları yatağı vardır. Beyoğlu böyle akaklardan biridir. Bir düşkünlük söylencesidir” diye nitelendirir.

7. Demir Özlü (1935 – ) – Beyoğlu’nda Bir Öğle Vakti

Demir Özlü’nün 1993 yılında basılan İstanbul Büyüsü adlı öykü kitabı çeşitli tarihlerde yazılmış, İstanbul’la ilgili 15 öyküden oluşuyor. Kimi öykülerde İstanbul’un semtleri, kiliseleri, caddeleri ayrıntılı bir şekilde uzun uzadıya betimlenmiş. İstanbul, kimi öykülerde öykünün kahramanı olmuşken kimilerinde arka planda kalmış olsa da bir şekilde hep öykünün içerisinde. Özlü’nün öykülerinde insanı sürükleyen, merak uyandıran bir anlatı söz konusu değil, sıradan şeyler anlatılıyor. Beyoğlu’nda Bir Öğle Vaktinde ise sıradan bir Beyoğlu öğleden sonrası anlatılıyor.

8. Tezer Özlü (1943 – 1986) – Café Boulevard

Tezer Özlü’nün 1964 ile 1982 arasında yazdığı öykülerinden oluşan iki kitapta, yazarın otobiyografik olarak nitelendirilen öyküleri yer alıyor. Aslında Cafe Boulevard adlı öykü 1978 yılında yayınlanan Eski Bahçe’de yer alıyor. Daha sonra 1987 yılında tüm öyküleri Eski Bahçe Eski Sevgi başlığıyla yayınlanmıştır. Eski Bahçe’deki öykülerde fazlasıyla ölüm konusu işlenmiş. Kitabın yazım yıllarına bakılırsa Tezer Özlü’nün ilk intihar girişiminden sonrasına denk geliyor. 1973 yılını anlatan Café Boulevard, içten ve gerçekçi anlatımı, olaylardan ve kişilerden çok bir mekanın birleştirici özelliğine vurgu yapılması, satır aralarında iki farklı kesimden insanların karşılaştırılması ve dönemin siyasi özelliklerinin insanlar üzerindeki olumsuz etkisine değinilmesi gibi özellikleriyle Tezer Özlü’nün en başarılı öykülerinden biri olarak kabul edilebilir. Daha önce yazdığı öykülerde, olaylar Özlü’nün yaşamından derin izler taşıyan bir anlatıcı etrafında şekillenirken Café Boulevard’da yine kahraman anlatıcı kullanılmasına rağmen, anlatıcının gözlemcilik niteliği ön plandadır. Öyküde doğrudan kişilere değil, bir mekana odaklanılmıştır.

9. Nazlı Eray (1945 – ) – Mösyö Hristo

Rüya ile gerçeğin, değişik mekanlar ile zaman dilimlerinin iç içe geçtiği eğlenceli metinleriyle Nazlı Eray, fantastiği okurlara sevdirmiş ve ilgi çekici bir anlatı olarak sunmuştur. Öte yandan Eray’ın metinlerindeki fantastik unsurların büyülü gerçekçi olup olmadığı da sıklıkla tartışılmıştır. Şöyle bir tanımlama daha doğru olur, Eray öykülerini çoğunlukla büyülü gerçeklik ve fantastik unsurları birleştirerek yazmıştır. Mösyö Hristo’nun da yer aldığı Ah Bayım Ah adlı ilk öykü kitabı 1975 yılında yayınlandı. Nazlı Eray bu kitabıyla ilgili şöyle diyor: “1959’da yayınlanan Mösyö Hristo, ilk öyküm ve öykü kahramanım. Güvercin olup, bütün bir gün boyunca Pera’nın üstünde uçan ve yaşamının muhasebesini yapan bir kapıcı. En unutulmayan kahramanlarımdan birisi o. Gerçekti Mösyö Hristo. Aşağıda, kapıcı dairesinde yaşayan bir adamdı. İleride, benim yazın hayatımda bu kadar önemli bir yerde olacağını düşünebilir miydi acaba? Sanmıyorum. 16 yaşında bir çocuktum, etkilemişti bu yaşlı kapıcının hayattan fırlayıp, özgürlüğüne kavuşmak isteği. Hissetmiştim bunu. Onun bunalımını, o kapıcı dairesine sıkışmışlığını, kaldırıma bakan basık penceredeki pembe çiçekli, saksıdaki begonyayı. Onu her sabah sulardı Mösyö Hristo. İşte böyle çıkıyor roman veya öykü kahramanlarım. İlk öykü, ilk kahraman… Onun için Mösyö Hristo çok önemli benim için. Büyülü gerçekçi çizgimin başlangıcıdır o.”

10. Erendiz Atasü (1947 – ) – Toz

Hikaye, roman ve deneme türlerinde eser veren Erendiz Atasü, edebiyat dünyasına öyküyle giriş yapmıştır. Yazarın dördüncü hikaye kitabı Onunla Güzeldim 1992 yılında basılmıştır. Feminist bir yazar olan Atasü, bu öykülerde kendi yaşamından da izler taşıyan kadınlığı, yalnızlığı ve toplum içinde kadın olma hallerini, kadın erkek ilişkilerini, cinselliği yalın bir şekilde irdeler.
Erendiz Atasü, Onunla Güzeldim’de yer alan, Toz’da aynı mekanın zaman içinde olumsuz yönde nasıl değiştiğini aşamalı bir şekilde anlatır. Bir kadının bakış açısıyla, onun küçük bir kız çocuğu iken anne babasıyla geldiği İstiklal Caddesi’nin zamanla geçirdiği değişim ortaya koyar. Öyküde bir cadde aracılığıyla toplumsal değişme, tarihi dokunun ve dilin bozulması, geçmişin unutulması gözler önüne serilir.

11. Hulki Aktunç (1949 – 2011) – Beyoğlu’nun Kirli Tarihi

Hulki Aktunç, çok yönlü bir sanatçıdır. Şairlik, yazarlık, ressamlık gibi alanlarda eserler vermiştir. Türk öykücülüğüne üslubuyla farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Öykülerinde gelenek ve geleceğe ait unsurları başarılı bir şekilde sentezleyerek öykülerinin çok yönlü bir yapı kazanmasına olanak sağlamıştır. 15-16 Haziran 1970’te büyük bir yürüyüş ve fabrikalarda direnişlerle başlayan Türkiye tarihindeki en büyük işçi eylemi gerçekleşmiştir. Hulki Aktunç’un 1977 yılında yayınlanan öykü kitabı Kurtarılmış Haziran, ismini bu işçi hareketinden alır, zaten kitabın içindeki öykülerin konusu 15-16 Haziran işçi hareketleri ile ilgili. Hulki Aktunç, Kurtarılmış Haziran’ın ilk öyküsü Beyoğlu’nun Kirli Tarihi’nde, Beyoğlu’nu ve bankerler çevresindeki kirli oluşumları anlatırken, buraya gelebilecekler mi” sorusunu farklı dillerde sorup, hareketin gelişmesini habercilerin ve haberlerin anlatımıyla verir.

Yorum yapın

Daha fazla Listeler
7 Maddede Savaş ve Barış’ı Niçin Okumalısınız?

Kapat