Estetik Kalkışma (Roman – Öykü Nasıl Yazılmalı, Nasıl Okunmalı) – Cengiz Gündoğdu

Bu yapıtta iki amaç güttüm. İlki, gerçeki bir roman gerçekçi bir öyküyü estetik konuma getiren öğeleri örneklerle göstermek. Ama şu bilinmeli. Gerçekçi öykü, gerçekçi roman yazmak için bunlar yeterli değildir. Yazarda gerçekliği derinden kavrama gücü, sağlıklı tür bilinci, bir de düş gücü olmalıdır.

İkinci amaç okurlar için. Türkiye’de okur, bir romanı, bir öyküyü değerlendirecek ölçütlerden yoksundur. Dolaysız algılama, hoşlanma yetisi yeterlidir okur için. Oysa hoşlanma estetik bir değer değildir.

Hoşlanan okurla, hoşlanılan romanlar, öyküler yazan yazar, bu okur-yazar ilişkisi Türkiye’de yazını estetik değerden düşürmüştür.

Bu yapıt, Türkiye’de yazını estetik değerden düşüren okur-yazar ikilisine karşı estetik kalkışmadır.
(Arka Kapak)

Cengiz Gündoğdu: ?1980?den sonra roman ve öykü iyice öznelleşti? ? Söyleşi: Volkan Alıcı

Edebiyat yapıtının estetik nesne değil pazardaki bir meta sayıldığı, niteliğinden çok, satış rakamları ve yayıncıyla yazara kazandırdığı para kadar konuşulduğu bir dönemde ?yazarlık?, ülkenin ve dünyanın toplumsal, politik ve ekonomik durumundan bağımsız değerlendirilebilecek bir uğraş değil. Her toplumsal-ekonomik düzen, kendi değerlerini, ilişki biçimlerini yaratıyor ve dayatıyor. Örneğin, edebiyatta ödül lobileri, adam kayırmacılık ve klikleşme, bu alanda herkesin az çok bildiği-duyduğu ama kimsenin açıktan konuşmaya cesaret edemediği bir ilişki biçimi. Yazarlar bu ilişki biçiminin içinde olduğu, ona uyum sağlayıp sürekliliğine katkı sunduğu oranda kendine kültür-sanat dergilerinde, burjuva gazetelerin kitap eklerinde yer bulabiliyor. Bir yığın laf salatasından oluşmuş öyküleri, şiirleri ya da romanları böyle gün yüzüne çıkıyor; dahası yerlere göklere sığdırılamıyor, üç gün sonra unutulacak ?şaheserler? arasına giriyor. Kısacası, kitapçı, dağıtımcı, düzeltmen vs. bu alanda çalışan birçok kişinin sıkça dile getirdiği gibi, ?Edebiyat dünyası çok kirli!? Ne var ki, umutta inat edenler, direnmeyi yaşam ve sanat biçimi getirenler, ?Edebiyat da felsefe de insan içindir? diyerek yola çıkan ve bu yolda değerleri harcamak bir yana dursun, değer yaratarak yürüyüşünü sürdürenler de var. 21 yıldır aralıksız İnsancıl dergisini çıkarmak da başlı başına bir direnme eylemi aslında. Direnmek, sadece kazanılan ya da yoktan var edilen mevziyi koruma çabası değil, aynı zamanda yeni mevziler de kazanmak anlamına geliyorsa, İnsancıl Atölyesi?ni de böyle değerlendirmek gerekir. Dahası, atölyede verilen yazarlık dersleri için de, burjuva edebiyatının egemenliğine ?gerçekçilik? cephesinden verilen bir yanıt, diyebiliriz. Cengiz Gündoğdu, yıllarca yönettiği yazarlık derslerinde çözümlediği, ?Bir öykü ve roman nasıl okunmalı, nasıl yazılmalı?? sorusunu, Estetik Kalkışma kitabıyla daha da derinleştirmiş, geliştirmiş. Edebiyatın egemen ilişki biçimine de, estetik değerden yoksun yapıtlarına da yanıt vermiş; yazar olmaya (ya da iyi bir okur olmaya) soyunanlara gerçekçilik cephanesinden önemli bir mavzer hediye etmiş. Gündoğdu?yla kitabı üzerine konuştuk.

Son yıllarda yazarlık atölyeleri sayıca çoğaldı. Bu alana yönelik ?rehber kitaplar? da yayımlanıyor. Siz de çeşitli kurumlarda ama ağırlıkla İnsancıl Atölyesi?nde uzun yıllar ?Yazarlık? dersi verdiniz; zaten kitabınız da bir anlamda ders notlarınızın düzenlenmiş ve genişletilmiş hali. ?Nasıl yazar olurum?? sorusuna yanıt arayan biri, kitabınızda nelerle karşılaşacak?

İlk elde öykü, roman yazmanın olayları sergileme değil, nedensel ilişkilere dayalı örgeye dayandığını görecek. Her olgu, kesinlikle insanla ilişkilendirilecek. Bir örnek vereyim. Anna Seghers?in Ölüler Genç Kalır romanında genç kadın Marie, sevgili Erwin?den gebe kalmıştır. Ama sevgilisi bir daha görünmez. Erwin, Spartakist hareketini bastıranlarca öldürülmüştür. Genç kadın bunu bilmez. İşinden atılır, derin bir acıyla halasının yanına gider. Halası bir konfeksiyon atölyesinde çalışmaktadır. Orada bir de zımba makinası vardır. Makine çalışınca ortalık sarsılır. Burda duralım, makine yüzünden ortalık sarsılır. Bu sarsıntı bizi niye ilgilendirsin, bu durumda beni ilgilendirmez. Ama Seghers makinenin sarsıntısıyla genç kadınının da sarsıldığını, bu sarsıntıyla genç kadının acısının azaldığını ekler. Buna nesnelerin birliği denir. Bu birlikte her olay insanla ilişkilendirilir. Gerçekçi romanın temel özelliğidir bu. Bizim romanlarımızın çoğunda bu ilişki yoktur. Bir romanda durup dururken yemek yenmez. Yemek yenecekse, ya orda insanın bir yanını öğreniriz ya da bir olay olur yemekte. Söylemek istediğim şu. Nesnelerin birliği olmazsa öykü-roman estetik düzeye yükselemez.

?Roman ve Öykü Nasıl Yazılmalı, Nasıl Okunmalı?? alt başlığını taşıyan yapıtınızın adı, onun aynı zamanda bir tartışma kitabı olduğu izlenimini veriyor. Kitabınızın adı neden Estetik Kalkışma?

Dört kalkışmaya ayırdım insan başarılarını. Pratik, bilimsel, estetik, felsefi kalkışmalar. Kalkışmalar dünyayı insani duruma getirme eylemleridir. Benim görüşüme göre Türkiye?de estetik, 1971?den beri dumura uğratıldı. Bir estetik kalkışmayı zorunlu gördüğüm için kitaba bu adı verdim. Şunu da söylemeliyim. Estetik bilinç yalnız yazın için değil, yaşam için zorunludur. Neyin güzel, neyin güzel olmadığı bilinmezse, güzel yollar, güzel evler yapamazsınız. Güzel yaşayamazsınız. Estetik, insana, güzeli gerçekleştirme yollarını öğretir. Bu, kalkışmadır.

Kitabınızın girişinde, ?Yazarlık doğuştandır? görüşünün geçersizliği üzerinde duruyorsunuz. Bu sav neden yanlış? Yetenek doğuştan değilse herkes öykü ve roman yazabilir mi?

Temel düşüncem şudur. İnsanda gizil güçler vardır. Dolayısıyla her insan yazar, ressam, besteci, bilimci olabilir. Bütün bu ?olmaların? koşulları vardır. İşbölümü bu koşulları budar, gizil güçleri dumura uğratır. Bu durumda insan dikey yükselir. Doğuştancılık bir düşünce değil, dogmadır, insan başarılarını yadsımadır.

Bir edebiyat yapıtının estetik değer/nesne olması gerektiğini söylüyorsunuz. Bir yapıt hangi özellikleriyle estetik değer/nesne olur?

Örge sağlam olmalı, nedenselliğe dayanmalı. Yazar gerçekçiliği doğru değerlendirmeli. Nesneyle ilişkisini doğru kurmalı. Nesnelerin dağılımı rastgele olmamalı. Bir örnek vereceğim. Balzac’ın Goriot Baba adlı romanında kahvaltıda nesnelerin birliğini saydım.14 nesne var. Bu nesneler insanla ilişkili. Bu, estetik değer kazandırır yapıta. Hiç işlevsiz, sayfa dolsun diye anlatılarsa kahvaltı, estetik değer düşer. Yapıtımda bunları gösterdim. Tartışmaya belirsizliğe açık kuramlar yapmadım. Somut bir biçimde gösterdim. Gösterme yöntemini kullandım.

Günümüz edebiyatında “saygı gören”, okunan, tanınan yapıtlara-yazarlara yönelik eleştirileriniz de kitabın dikkat çekici yanlarından. Latife Tekin?den Füruzan?a, Adalet Ağaoğlu?ndan Selim İleri?ye pek çok isim bu eleştiriden payını alıyor. Yani eleştirinizin menzilinde “ünlü” yazarların büyük çoğunluğu var. Hiçbiri estetik değer haline getiremediler mi yapıtlarını?

Getiremediler. Ama sorun bu yazarlarda değil, bir de okur var. Sizin sözünü ettiğiniz yazarlar çok okunan yazarlar. Yüzbinlerce okuru var bu yazarların. Onlardan birini eleştirdikte, ?Bizim okurumuz var, sana ne oluyor? diyorlar. Yayınevi yönetmenleri de bu işin içinde. ?Bu roman, bu öykü güzel olmamış? diyebilecek düzeyde değiller. Estetik düzeyi tutturamamış romanların, öykülerin basılması, okunması olağanüstü bir durum. Yıllardır bu yaşanıyor Türkiye?de. Şarkısıyla, türküsüyle, romanıyla, estetik düzey sıfıra indi. Adalet Ağaoğlu?nda kalsaydık diyorum, kimileyin, şimdi Ayşe Kulin çıktı. Yiğit Bener?in Heyhulanın Dönüşü?nü okudukta Ayşe Kulin?de kalsaydık dedim. Gelecek yıl Yiğit Bener?de kalsaydık diyeceğimden korkuyorum.

Roman ve öykünün Türkiye?deki tarihsel gelişiminde 1980 öncesi ve sonrası arasında keskin bir ayrım olduğunu vurguluyorsunuz. Bu ayrımda ölçütünüz ne?

12 Eylül 1980 sermayenin faşist yönetiminin kurulduğu bir dönem. Bütün değerler sıfırlandı. Gerçekçilikten kaçış başladı. Postmodern akım, mistisizm insanı kuşattı. Estetik değer sıfırlandı. Buluş çağı başladı. ?İlk ben yaptım, ilk ben buldum? diye tarihi başlatanlar çoğaldı. Türkiye?nin entelektüel düzeyi düşürüldü. Halkın örgütlenme gücü sol, budandı. Bir aldırmazlık yaşanmaya başlandı. Buna bir örnek vereyim. Yiğit Bener?in kitabının ön kapağında ?roman? yazıyor, arka kapağında ?antiroman? deniyor. Bu kitap Orhan Kemal Roman Ödülü?nü alıyor.

Tek neden 80 darbesi mi?

Tek neden 80 darbesi değil. Nedenler derinde. Bunu Merdan Yanardağ Kadro Hareketi adlı yapıtında pek doğru anlatır. Kemalist devrim, burjuva devrimi bir aydınlanma başlatıyor. Ama burjuva zayıf, feodallerle, eşrafla işbirliğine giriyor. Türkiye halkı, Kemalist önderlerin özlediği aydınlanmayı yaşamadı. Yazın emekçilerini, düşün emekçilerini hapislere tıkmak, horlamak en büyük işlerimizden oldu. İnsanımızı yarım yamalak yetiştirdi. Felsefemiz, estetiğimiz hep yarım yamalak. Savrulduk durduk? Savruntudan kurtulmak için dogmalara sarıldık. Dogmalara karşı benim bilgim derme çatma dedim, ortalık karıştı. Türkiye?de düşünceler değil, dogmalar çatışır. Onun için çatışma kanlı olur.

Peki, bu konuyu toparlarsak günümüz öykü ve romanının temel özellikleri hakkında ne söylersiniz?

Temel özelliği gerçekçilikten kaçış. Lukacs?a köylü denir böyle toplumlarda. Bir yazar, yıllar önce, ilk çıkışında Oktay Akbal sorusuna ?O kim, tanımıyorum? dedi? 1980?den sonra roman, öykü iyice öznelleşti. Roman için şurası güzel, burası güzel değil denmeye başlandı. Böyle şey olur mu, her roman bir bütündür. Bütünlük yok edildi.

Sözünü ettiğiniz bu durumda eleştirmenlik ?kurumunun?, eleştirmenin rolü nedir sizce?
Çoktandır estetik öğelerle değerlendirilmiyor yazın ürünleri. Bu romanda Kürt sorunu, öbür romanda Ermeni sorunu, şu romanda aydın sorunu ele alınmış diye değerlendirmeler yapılıyor. Bir yazın ürünü ele aldığı sorunla irdelenmez. Yazarlarımız da romanda sorun arandığını anladı, şimdi sorun arıyor. Güncel sorunlar ele alındığı için tarihe gidiyor, oralardan sorun çıkarıyor.

Son olarak, öykü ve roman yazma çabası, isteği olan okurlara neler önerirsiniz?

 Böyle bir çaba içinde olan kişi, ilkin hangi dilde yazacaksa, o dilin yapısını çok iyi bilmelidir. Bir dilin yapısı gündelik bilgiyle öğrenilmez. Yoğun bir çalışma zorunludur. Sözgelimi bizim romanlarımızın çoğu Türkçedir, ama çeviri gibidir. Yazar, Türkçenin yapısını bilmezse Türkçe düşünemez. Yazar adayı gerçekliği doğru kavrayıp, kavramadığını sıkı bir biçimde denetlemelidir. Yazar, gerçekliği yansıtacaktır okura, gerçekliğin doğru yansıtılması zorunludur. En sonu, gündelik bilgiyi, olgusal bilinci aşacak bir çalışma yürütmelidir.

?Kötü roman iyi romanı kovdu? – İsmail Afacan
(28.10.2012, http://evrensel.net)
Estetik Kalkışma Cengiz Gündoğdu?nun son kitabı. Çalışmanın alt başlığı ise ?roman ve öykü nasıl yazılır.? Kalkışma, isyan ve ayaklanma anlamına geliyor. Gündoğdu?nun eseri, estetik kaygı güdülmeden hazırlanan piyasa romanlarına karşı bir kalkışmayı simgeliyor. Gündoğdu, reklamlarla yüz binler satan romanlarda, yazarların roman tekniğinin unsurlarından bihaber olmasına dikkat çekiyor. Estetik Kalkışma, çeşitli romancı ve öykücülerin eserlerinden verdiği pasajlarla da roman ve öykünün nasıl yazılacağına dair yol gösteriyor.

Kitabınızın ismi Estetik Kalkışma. Kalkışma; isyan, ayaklanma anlamına geliyor…

Türkiye?de romanın babası Halit Ziya sayılıyor. 20. yy?ın başında Aşk-ı Memnu ile birlikte Türkiye?de roman hareketi başlar. Bizde roman bir takım gelgitlerin dışında gerçekçi çizgide ilerlediğini görürüz. Ne zamana kadar. 1950?ye kadar. 50?liden önce gerçekçi şair ve yazarların budanması, 50?lide de soğuk savaşın iyice yaygınlaşmasıyla birlikte gerçekçilikten bir kaçış başladı. 60?lı yıllarda 27 Mayıs?tan sonra göreli özgürlük ortamında Köy Enstitülü yazarlar şu ya da bu şekilde bize yine gerçekçi eserler verme kavgasına girdiler.

Benim kuşağım teorik kitaplar okuyarak sosyalist olmadı. Romanları okuyarak sosyalist olduk. Orada Türkiye?nin durumunu köylerin durumunu insanımızın durumunu gördük. Bu sorunların düzeltilmesini düşünmeye başladık. Bunu engellemek için 12 Marttan sonra Türkiye?de yapay bir tartışma başlatıldı. Köy ve kent romanı diye. 71 darbesinin getirdiği bilinçle estetik bilinç dumura uğratıldı. Gerçek dışı, gerçeği saptıran romanlarla. Kentin köyün romanı olmaz insanın romanı vardır. Öyküde romanda insan anlatılır.

1980de gerici çevreler bir adım daha ileriye attı. Türkiye?nin örgütlenme, sorun çözme gücü yok edildi. Romanda, şiirde ve öyküde estetik düzey geriye düşerek hoşa giden yapıtlar üretilmeye başlandı. Bir de bunun okur kanadı var. Estetik değeri sıfır olan yapıtlar 150-200 bin satmaya başladı. Onun için kitabım gerçekçi sanatın ve estetiğin bir kalkışmasıdır. Bu nedenle ?Estetik Kalkışma? ayaklanma ve bir çağrıdır.

NESNE İŞLEVSİZ DEĞİLDİR

Estetik düzeyi yüksek roman ya da öykü nasıl olmalı?

Bir romanın ya da öykünün omurgası örgesidir. Olayların örülmesinin getirdiği sonuç karakterlerde bir nedenselliği ortaya çıkarır. Bu sonuç eserin örgesinden çıkar. Yazar bir sonuç çıkarmaz. Böylece karakter sahicilik kazanır. Örge olayında hiçbir nesne işlevsiz değildir. Romanların örgesinde bir sürü işlevsiz nesneler var. Örneğin, romanda yağmur yağar geçer. Romada yağmur yağdıramazsın. Yağmur yağıyorsa adam ya işe geç kalır, sevgilisine gidemez ya da sorun çıkar. 300 bin basan, ödül alan yazarların kitaplarına baktığımız zaman orada bir sürü gereksiz nesne görürsünüz. Hiçbir işe yaramaz. Sözgelimi tuvalete giderler. Doğal gereksinmeler romanda gösterilmez.

BETİMLEME YAPAMIYORLAR

Roman ve öykü yazan genç yazarlarda ne gibi eksiklikler görüyorsunuz?

Örge yapmıyor, sergiliyorlar. İkincisi nesneler doğru düzgün sıralanmıyor. Bana gönderilen öykülerden birinden örnek vereyim. Öyküde adam İstanbul yaşıyor ve karşıya geçiyor. İstanbul?da karşıya geçmenin anlamı ne öyküde yok. Adam ya Kadıköy?den Karaköy?e geçek vapurla ya da Karaköy?den Kadıköy?e. Neyle geçecek? Vapurla. Bunu söylemiyor. Bu sorun nesne diziminin bozukluğudur. Bizim yazarlarda bir başka eksikliği kişileri konuşturamıyor. Yazar nasıl konuşuyorsa, roman ve öyküdeki herkes öyle konuşur. Kadında öyle konuşur erkekte öyle konuşur. Bu durum sahiciliği yok ediyor. Günümüz yazarları bir de betimleme yapamıyor.

ESTETİK DÜZEY ÇOK DÜŞÜK

Yayınlanan romanları nasıl buluyorsunuz?

Şu an itibariyle Türk romanı ve öyküsünün estetik düzeyi çok düşüktür. İktisatta bir laf vardır kötü para iyi parayı kovar. Kötü roman iyi romanı kovdu. Şimdi moda oldu yığıldı. Şuan Türkiye Edebiyatında baskın olan gerçekçi yazarlar değil. Gerçekçi yazarlar okunmuyor. Roman ve öykülerde hiçbir itki, nesnenin birliği olmayacak, böyle yazmak kolay.

BİRİNCİSİ DOSTLUK İKİNCİSİ ÖDÜL

Romancı ve öykücülerin estetik düzeylerinin düşük olmasının sebepleri ne olabilir?

Birinci sorun dostluk. Eleştirmen dost olmaz. Dost olduğu zaman arkadaşını övüyor o da onu övüyor. İkincisi ödüller. Hiçbir ödülün gerekçesi açıklanmıyor. Yazarda seviniyor. Niye ödül aldığını o da bilmiyor.

GÜZEL OLMAYINI ESTETİK SANIYORLAR

Estetik niçin önemli?

Estetik, evimizde, uyumamızda, yemek yememizde, aşkımızda, dostluğumuzda hatta düşmanlığımızda gereklidir. Çünkü estetik, güzellik yasalarına göre davranmayı, yazmayı ve konuşmayı gerektirir. Çünkü biz estetik olmayan yollarda yürüyoruz, kulağımıza estik olmayan bir müzik gürül gürül gelir, evlerimizin mimarisi estetik değildir. Estetiği bozulan kişiler estetiğin ne olduğunu bilmiyor. Güzel olmayanı estetik sanıyorlar.

Kitabın Künyesi
Estetik Kalkışma
(Roman – Öykü Nasıl Yazılmalı, Nasıl Okunmalı)
Cengiz Gündoğdu
Yönetmen: Cengiz Gündoğdu
Yayımcı: Berrin Taş
Kapak Tasarımı: Deniz Saraç
İnsancıl Yayınları / Deneme-Eleştiri Dizisi
İstanbul, Eylül 2012, 1. Basım
948 sayfa

Estetik Kalkışma (Roman – Öykü Nasıl Yazılmalı, Nasıl Okunmalı) – Cengiz Gündoğdu” üzerine bir yorum

  1. Cengiz Gündoğdu, 22 yıldır İnsancıl Dergisi’nde “star sistemi”ne ve “sentetik edebiyatçılar”a karşı estetik savaşı veriyor. Bu savaşın kıvılcımlarının Anadolu’ya, taşradaki dergilere, yeni eleştirel okuma yapan çevrelere ulaştırılmasında katkı sağlayan biri olarak,”Estetik Kalkışma”nın edebiyatla ilgili kişi ve örgütlerce ele alınmasını sağlamalıyız.
    Beynine ve emeğine sağlık diliyorum Cengiz ağabey.

    Müslüm Kabadayı

Yorum yapın

Daha fazla Denemeler, Eleştiri Kitapları, İnceleme
Şairlerimizin Diliyle Barış – Asım Bezirci

Şairlerimizin Diliyle Barış, Asım Bezirci'nin, yayınevimizin daha önce yayınlanan Halkımızın Diliyle Barış Şiirleri'nin devamı niteliğinde. Kitap, "Şirimizde Barış" ve "Barış...

Kapat