Gerçeğin peşinde bir yaşam – A.Kadir Şahin

Gerçek bir şairin eseri çağının hareketli, canlı, doğrulardan ses veren bir resmiyse eğer, onun kadar da, şairin yine öylesine canlı, öylesine geniş kapsamlı bir kendi portresidir.” (1)
Yevtuşenko 18 Temmuz 1923 yılında kendi deyimiyle, köy ağasının evine “kırmızı horoz” koyan bir dedenin torunu olarak Sibirya’da doğar. Ondandır der ne zaman toprak ağası suratlı biriyle karşılaşsam elim, o kırmızı horoza gidiyor.(Kırmızı Horoz Rus köylü dilinde kundak koymak)
Yevtuşenko’yu hayatını yazmaya zorlayan et-menlerin başında Batı Medyası’nın, onu Sovyet düşmanı olarak göstermeleri. Aynı medyadır, anne ve babasının boşanmalarını bile Sovyetlere karşı siyasi malzeme olarak kullanmıştır.

Kültürlü bir ailenin çocuğu olarak doğan Yev-tuşenko okuma alışkanlığını babasından, toprak, doğa, çalışma sevgisini annesinden almıştır. Bundan kaynaklı “Hayatımın sonuna kadar yarı aydın. Yarı köylü kalacağım,” demiştir. Yan aydın olmanın insanın kimi insani yönlerini bozmasına karşın, köylü yanının onu aydın ukalalığından koruduğunu söyler. Babasının okumaya düşkünlüğü sayesinde Yevtuşenko beş yaşlarında okuma yazmayı öğrenir. Eline aldığı ilk yazarlar. Dumas, Flaubert, Shiller, Balzac, Dante, Tolstoy, Boccacıo. Cervantes…
1940 Yıllarında, yani henüz sekiz yaşındayken, ilk sürgününü yaşar. Zorunlu bir sürgündür bu. İkinci Paylaşım Savaşı başlamış, Almanlar Sovyetlerde ilerliyorlardır. Yevtuşenko bu zorunlu Sibirya sürgününde savaşı iliklerine kadar hisseder. Gencecik askerler ellerinde tüfekleriyle belki de bir daha göremeyecekleri tek gecelik sevdikle-riyle evlenirken, iyi bir dansçı olan Yevtuşenko askerlerin bu ilk belki de son gecelerinde, karşılığında bir parça ekmek ya da patates alarak dans eder.
…komşu köydeki düğüne gidiyorum Alnıma dökülmüş dağınık saclarımla.- Dans etmede kimse yoktur üstüme.
_birkaç güne kalmaz kaputunu geçirip- sırtına. Giyinir, giyinir de savaşa gider.
.evliliğinin ilk gecesi bu.
Yoksa son gecesi mi? Kim bilir? (2)

Ülke, vatan kavramlarını sık sık duyar bu sa¬vaş yıllarında. Yıllar sonra bir yazısında ulusları aşan bir milliyetçilik tanımı yapar. ?Benim için yeryüzünde iki millet vardır: iyiler ve kötüler. Ben, iyi milletin milliyetçisiyim.”
Yazı yazmaya savaş yıllarında başlar. Kâğıt bulmanın hemen hemen imkânsız olduğu bu yıllarda Yevtuşenko eline geçirdiği kitapların satır aralarına yazar. İlk yazıları köylülerden öğ¬rendiği hikâye ve atasözleridir. Rus dilinin çok yönlü¬lüğünü mecazlarını keşfeder, bu yazılarda. Şiiri¬ne kaynaklık eden damarı bulmuştur Yevtuşenko. Rus halkının damarından çıkıp gelişen halk şiiri ve deyişler tüm yazınına kaynaklık edecektir.
1941’de Moskova’ya döner. Anne ve babası ayrılmış. Annesi mühendisliği bırakmış şarkıcı olmuştur. Yevtuşenko’nun eğitimi sokaklara kal-mıştır. Sokaktan, görmesini, cigara içmesini, kavga etmesini ve kendi sözleriyle “Yumruklarımı hep sıkılı tutmasını? öğrenir. Bir şey daha öğren-miştir. Hiç kimseden, hiçbir şeyden korkmamasını.
Okuldaki derslerle arası hiç iyi olmayan Yevtuşenko sokaklarda hayat derslerini öğrenir. Şairlikten ilk kazancı, bir sokak kabadayısına yazdığı şiirden ötürü kafasına yediği muska` olur.
Bu arada annesi cephede askerlere şarkı söylüyordur. Zaferden sonra eve dönen annesi okul ile ilgili sıkıştırsa da Yevtuşenko yolunu seçmiştir. Ders kitaplarının arasına şiir kitaplarını koyar, her gece saatlerce şiir okur ve yazar. Yazdıklarını dergilere gönderir. Fakat olumlu bir yanıt alamaz.
O yıllarda masasında hiç kapanmayan bir roman vardır, Jack London?un, Martın Eden?i. Kitabın ilk sayfalarından çok etkilenir. Martin Eden gibi yılmak bilmez bir çalışkanlıkla şiirlerini yazmaya devam eder. Annesi Yevtuşenko’nun şiir yazmasını istemez. Bunun haklılığını kendince gösterecek yığınla örnek şair hayati vardır. Puşkin ve Ler-montov düzmece düellolarda öldürülmüşlerdir. Yesenin kendini asmıştır. Mayakovskı kendini vurmuştur ve daha nicelen Stalin’in kamplarında ölmüştür.
Gel gör ki deyim yerindeyse Yevtuşenko şiirin şarabını içmiş, kanında dolaşmaya çıkmış söz-cüklerin esiri olmuştur. Yazmadan duramaz. Mayakovski’den çok etkilenir fakat onun uyağa önem vermeyişini ?şiirin musikisini öldürmekle eleştirir.
Uzun yıllar uyak üstüne çalışır. Sonunda daha sonra ?Yevtuşenko Yöntemi? diye adlandırılacak bir şiir biçimi geliştirir. Fakat kendisinin bir şey yapmadığını sadece Rus folklorunun kimi ilkelerini yeniden canlandırdığını söyler ki, bunlarında neler olduğunu çeviriyle anlatmanın zorluğundan dolayı yazmaz.
Bu arada okulda durum gittikçe kötüleşmektedir. Ders notlarının çalınmasını bahane eden okul idaresi, Yevtuşenko?yu okuldan atar. Yevtuşenko bunu bekler gibidir. Hiç zaman kaybetmeden Kazakistan’a babasının yanına gider. Baba oğul olduklarını kimseye söy-lemezler, çünkü Yevtuşenko hiçbir konuda kayrılmak istemez ve babasının mühendis olduğu taş ocağında ameleliğe başlar. Kendi sözleriyle ‘Adam olmak” için başının çaresine bakması gereken yıllardır Kazakistan yılları. Yıllarca taş ocaklarında çalışır. Elleri nasırlaşırken Yevtuşenko?nun yüreği, insana olan inançla dolacaktır. Bedenen kabalaşmış yüreği incelmiş, cebi biraz para görmüş. Annesi sevinçle karşılar dönüşünü. Biriktirdiği paralarla kendisine bir daktilo alır, gerisini annesine verir. Bundan sonra tamamen şiire verir kendisini. İlk şiiri bir Spor gazetesinde yayımlanır. Daha sonraları bu gazete sayesinde tanıştığı yayımcı Torosov, şairin kişiliği üzerinde büyük etki bırakacaktır. İlk şiirinin yayınlandığı gün Torosov’dan şu nasihati alır ‘Aklından çıkarma. Bundan böyle yalnız kendine ait olmaktan çıkıyorsun.” Bu nasihat sanatçının toplumla olan ilişkisini açıkça sezdirir genç şaire. Sevinç içinde annesine koşar Şiirini okuyan annesi “Evet, artık hiç ümit kalmadı senden” der. Yevtuşenko şiirin şarabın’ içmiştir. Kendinden öncekilerin bedelini ödedikleri şiirin toplumsal yönünün mirasını almaya ısrarlıdır. Bu sıralarda Hemingvey okumaya başlamıştır. Joyce, Proust, Steinbeck. Faulkner, Thomas Mann, Rimbaud. Baudelaire, Rilke, T.S.Eliot… Dünya edebiyatının kurucularıyla yolculuğu başlamıştır. Okul Eğitiminin insanı edebiyattan, okumaktan uzaklaştırdığını söyler.Okul yıllarında kötü öğretildiği için okumadığı Tols-toy’u, Dostoveysky’yi, Çehov’u yeniden keşfeder.. Şiirleri günlük gazetelerde yayımlanmaya devam eder. 0 dönem yazdığı şiirleri için “Şiir pazılarımı geliştiriyordum.”der. Henüz şiirini oluşturamamış, uyak-ların, mecazların arasında şiirini arayan bir yolcudur.
İlk sansürü de bu yıllarda yaşar. Yazdığı bir şiirinde Stalin’in ismi geçmeyince Torosov ufak bir dörtlük ekler şiirine öyle basarlar. Oyunun kuralı bellidir, bir iki denemeden sonra bunu anlar Yevtuşenko. Bir şiirin basılması için mutlaka Stalin’i öven bir iki mısra olmalıydı. Henüz ne yaptığının farkında olmadan gazete dergi sayfaları arasında sıkışıp kalmıştır. Çok sevdiği kendisine “üstadım? dediği Kırsonav’a bu sıralarda rastlar. Kırsanov, sert mizaçlı, doğruyu dolandırmadan söyleyen biridir. Biçim arayışının ağır bastığı ilk şiirlerini okuyunca “Kaç yılın biçimcisi olarak sana derim ki, biçimciliği unut oğlum! Bir şairin vazgeçemeyeceği iki şey vardır: ister sade olsun, ister karışık, halk ona ihtiyaç duymalı, istemeli onu. Şiir, gerçekse eğer, kapalı saha surat dönen bir yarış arabası değil birinin yardımına koşan bir cankurtaran arabasıdır” der.
Herkesin övdüğü yeni basılmış kitabına getirilen bu eleştiri Yevtuşenko?yu sarsar. Eve gider, kitabını(Geleceğin Madencileri) yeniden okur.?Biçim arama çabalarına öyle dalmıştım ki yolun sonuyla, yolu birbirine karıştırmışım? diyerek o dönemini özetler.
Bundan sonrası gerçekçilik perspektifiyle hüzün dolu şiirler yazmaya başlar. Şiiri dönemin siyasi söyleminin üstünde sokağa, sokakta dolaşanın gerçek dünyasına yönelir. Sovyet Edebiyatı idealleştirilmiş proleter karakterlerden geçilmez olmuş, hemen her roman ve şiirin konusu mutlu sonla biten hayatta karşılığı olmayan sanal işçilerin yaşamıydı. Ressamlar sadece resmi şölenleri, düğünleri ve toplantıları konu ediniyorlardı. Sosyalizme giden yolda kaçınılmaz bir yol gibi bir yanılsama yaratılmıştı sanat dünyasında. Bu iyimserlik, yanılsama güden güne büyüyen sorunlara karşı duyarlılığı kırmış hem sanata hem gerçeğe ihanet edilmişti. “Roman kahramanları çelik ordular, ev yaparlar buğday ekerlerdi. Hiç düşünmezlerdi, hiç sevmezlerdi. Düşünüp sevseler bile tahtadan kuklalar gibi düşünür, severlerdi. Şairler ise birer mühendis gibi fabrikalarda şantiyelerde dolaşır makineleri işleten insanları değil makineyi yazarlardı. 5 Mart 1953’te Stalin ölür. Yevtuşenko nedenini bilmeden her Sovyet yurttaşı gibi gözyaşı içindedir. İçindekileri tam olarak dökemeden kaybettiği birinin ardından gelen ıstırabı çeker gibidir. Her konuda olduğu gibi Edebiyat alanında da yeni şeylerin söylenmesi zamanı gelmişti. Önü kesilmiş şair geleneği olan Rusya’nın damarını bulup devam etmesi gerekiyordu. “İnsanın yurttaşları güç bir devreden geçerken insanın durup yalnız doğadan, kadından ya da evrensel kederden söz açması, üç aşağı beş yukarı ahlaksızlıktır.” Yevtuşenko Mayakovski’nin “Kalemle süngüyü bir kılmalı diyorum.”Öğüdünü almış. Şiirinin duruşunu belirgin kılacak savaşçı damara, yine gerçekçi geleneğin önde gelenlerinden birinde bulmuştur. (Zima kavşağı şiirinden) Anlıyorum, yirmi yılım Toyca geçmiş biraz, gözden geçirirsem, söylemişim söylememem gerekenleri Söylemem gerekenleri söylememişim.(3)
Stalin’in ölümüne kadar bastırılan gerçekliğin, devrimin günden güne çöküntüye gittiği, üstündeki perdenin aralanma zamanıydı.

Halktaki homurdanmayı hisseden Kruşçev 20. kongrede Stalin iktidarının yanlışlarını halka anlatan bir söylev verdi. Gençlerin geçmişe yönelik kuşkuları iyice arttı. Kimi gençler Nihilist bir ahlâkın çöküntüsü içindeydi. Avrupa basınının abartarak anlattığı kişiler azınlık olan bunlardan oluşuyordu. Asıl çoğunluk “Ne Yapmalı” sorusunun sancısını yaşıyordu. Sorun büyüklerinin başlatıp, ileriye götüremedikleri devrime sahip çıkmak ve devrimi ileriye taşımaktı. Yeni mücadele bu genç kuşak ile kendilerini devrimin sahibi olarak gören ve ayrıcalıklarını yitirmek istemeyen çürümüşler kuşağı arasında başlamıştı. Yazık ki bu çürümüşler kuşağı her köşe başını tutmuştu.
“Devrim hasta bizden yardım bekliyor” diyen, Şair Bella Ahmadullina bu sıralarda Yevtu-şenko’nun hayatına girer. İki şairin bundan sonraki şiirleri hasta düşen devrim şiirinin iyileştirilmesine yönelik çabalarından doğar. “Flütten yana zengindik, şimdi bir borazana ihtiyacımız vardı.” Ve ilk borazana ses vermek yine bir şaire düşmüştü… Yevtuşenko’nun şiirleri basıldıkça köşeleri tutmuş bu yağmacıların saldırısına uğrar. Öte yandan gençlerden büyük destek alır bu şiirler. İlerleyen günlerde Yevtuşenko önce Edebiyat Enstitüsü’nden atılır. Sonra da komsomoldan* atılır. Yalnızlaştırılmıştı. Yevtuşenko, halktan koparilrnış kendi içine sürgün edilmişti. Yanlız korkunun sınırından çoktan geçmişti. Yevtuşenko, uzaklaştırıldıkça sokaklardan, sokağı yazan şiirleri geziniyordu caddelerde fabrikalarda gençlerin elinde. Eleştirmenler “Salon zamparası”, suçlu aydınların ideolojik önderi”,”burjuva soysuzu” gibi sıfatlar takmışlardı ona.
Bir yerde ekmek varsa orada gerçek vardır. Sen ekmeği yaratmaya bak Gerçek nasılsa yaratır kendini…
Şiirini yazan şaire gelen bu saldırılara kulak asmaz Yevtuşenko. Şiir gecelerinde, sokaklarda, fabrikalarda her yerde şiirlerini gençlere ulaştırmak için koşturur. Şiirlerini okuduğu bir fabrikada yaşlı bir işçi usulca köşesinden kalkar ve ona doğru yürür. Önünde açılan bedenlerin şaşkın bakışları arasında Yevtuşenko’nun oturduğu masaya doğru gelir, ellerini masaya koyar ve şairin gözlerinin içine bakarak. “Dikkat et her zaman gerçekleri yaz, evlât. Ama gerçekten şaşmayasın, kendinden olan gerçeği bul ve onu başkalarına aktar. Başkalarında gerçeği kendinde biriktir.” Yaşlı Sovyet işçisi, Yevtuşenko’nun sırtını dayadığı Rus şiir geleneğinin bir sözcüsü gibi konuşmuştu. Bayraktarlığını yaptığı, uğruna yaşamlarını veren gerçekçi şair geleneğinin bir sözcüsü olarak Yevtuşenko şiiri ve savaşçı kişiliğiyle hala bize sesleniyor.
Gençlere Yalan Söylemek Yanlıştır
Gençlere yalan söylemek yanlıştır.
Yalanların doğru olduğunu göstermek yanlıştır.
Tanrı?nın gökyüzünde oturduğunu ve yeryüzünde
işlerin yolunda gittiğini söylemek yanlıştır.
Gençler anlar ne demek istediğinizi. Gençler halktır.
Güçlüklerin sayısız olduğunu söyleyin onlara,
yalnız gelecek günleri değil, bırakın da
yaşadıkları günleri de açıkça görsünler.
Engeller vardır deyin, kötülükler vardır.
Varsa var, ne yapalım. Mutlu olamazlar ki
değerini bilmeyenler mutluluğun.
Rastladığınız kusurları bağışlamayın,
tekrarlanırlar sonra, çoğalırlar
ve ilerde çocuklarımız, öğrencilerimiz
bağışladık diye o kusurları, bizi bağışlamazlar.

Dipnotlar

1.Yevtuşenko,”Yaşantım”. e yayınları, Çeviri: Tektaş AGA0ĞLU,İstanbul

2.babı yar, Çevirenler: ülkü TAMER-Nesrin ARMAN, Broy Ya. yı nevi, Ekim 1997 İstanbul

3.a.g.e

4.a.g e ‘Muska. Sert tahtadan veya demirden yapılmış bir çeşit silah ‘ Tam adı İzabella Ahatovna Ahmadulina ( 1937 2010), Stalin sonrası Sovyet edebiyatında özgün bir ses olarak dikkat çeken Tatar ve İtalyan kökenli şair. 1960’ta Gorki Edebiyat Enstitüsü?nde eğitimini aldı. Yapıtlarındaki ödünsüz bireycilik yüzünden resmi eleştirilere hedef olmasına ve bazen eserlerini yayınlanmakta güçlük çekmesine karşın, sonunda Sovyet Yazarlar Birliği’ne kabul edildi 1950?lerde evli kaldığı şair Yevtuşenko gibi Ahmadulina da yapıtlarını binlerce kişinin izlediği toplantılarda okudu.

*komsomol: Sovyet gençlik örgüt.

A.Kadir ŞAHİN

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Edebi eserler ve televizyon dizileri – Sadık Güvenç

Edebi eserler sinemaya kaynaklık eder. Ölümsüz eserler, geniş kitlelere ulaşmak için bir yol daha bulmuş olur. Okuma oranının düşüklüğü, geniş...

Kapat