Gönüllü Kölelik Yerine Gönüllü Anarşizm – Elif Kutlu

Ne kadar çok yasa ve kısıtlama olursa,
O kadar yoksullaşır insan,
Ne kadar keskinse silahlar,
O kadar sorunlu olur ülke,
Ne kadar zeki ve hünerli olursa insanlar,
O kadar yeni şeyler çıkar ortaya,
Ne kadar çoksa hükümdar ve kurallar,
O kadar çok olur hırsızlar ve haydutlar.
Lao Tzu

Ağzına bir parmak bal çalındığında her şeyi unutan toplumu yönetmenin kolay olduğunu bilen her yönetici şöyle düşünür: ?Anarşizm insan türüne karşı işlenen bir suçtur ve bütün insanlık anarşistlere karşı birleşmelidir.? Bu söylem belki de yöneticinin konumunun doğal bir sonucudur. Hiçbir iktidar/ tahakküm sahibi bırakın otoritesinin yerle bir edilmesini, kurduğu hâkimiyetin sorgulandığını bile duymak istemez. Çünkü o bu konumu elde etmekle ?yerlerin ve göklerin hâkimi olduğunu? zanneder. Dolayısıyla anarşizm onun kurduğu hegemonya ve hiyerarşiye zarar vereceğinden böyle sözler söylemesi işten bile değil!

Sahi ne oldu da yöneticiler, halkların ?güdülecek koyun? olduğu zannına kapıldılar? La Boetie bunun cevabını ?Gönüllü Kölelik? kavramı üzerinden verir. La Boétie?nin -karanlık çağ olarak yaftalanan Orta Çağ?da aydınlanma uğruna verilen mücadeleleri es geçmeden ? Rönesans ve Reform dönemleri ile birlikte sarsılan otoriteyi (din ve devlet alanında) bir kez daha sarstığı açıktır. İnsanların birçok efendisi olması fikrini eleştirmekle başlar. Ancak işin anarşizme değen kısmı La Boétie?nin bir efendi fikrini de eleştirmesidir. Dolayısıyla henüz bir kavram olarak ortaya çıkmamışsa da anarşizmin kokusu duyulmaya başlanır. La Boétie en çok sayıca iktidardan/ tahakküm sahibi kişiden/gruptan her halükarda daha fazla olduğu halde halkın neden boyun eğdiği konusunda kafa yorar. Bu şüphesini de gönüllü kulluk kavramı ile aydınlatır. Çünkü eğer bu gönüllü şekilde yapılmamış olsaydı halk bir şekilde iktidarı dize getirmeye bilirdi. Oysa toplumun yazgısını yine kendi belirlediği devlet La Boétie için sine qua non değildir. Ancak asıl sorun devletin psikolojik olarak yarattığı gücündedir ve bu güç ?uyanıp yeniden özgürlüğü ele geçirmeyi? engelleyen en önemli etkendir.

Tabi asıl önemli olan bunları söylemenin yanı sıra eyleme geçebilmektir. La Boétie her ne kadar toplumu ve bireyi merkeze alan bir ?devleti değil de- organizasyonu savunuyor gibi görünse de devlet için gönüllü kölelik yapmaktan vazgeçememiştir. Onun gerçekçiliği iktidarın yanında olmayı tercih eder ve vermesi gereken asıl mücadeleye ket vurur. Bu nedenle ?devlet olmazsa insanlar rahat eder ama devlet var öyleyse ona itaat et? diyerek kendini kurtarma mantığının ötesine geçmek gerekiyor. Çünkü OWS ve Arap Baharı olarak anılan halk isyanlarından da anlaşıldığı gibi hala özgürlük uğruna mücadele verilen, devletin zorunlu bir baskı unsuru olmadığının bilindiği, devletin gücünün kaçılmaz olduğu fikrini taşıyan morfini kullanmayanların yaşadığı bir dönemdeyiz. Bu nedenle La Boétie?den başlanan yola Emma Goldman?la devam etmek yerinde olacaktır.

Ha Emma Goldman demişken, öncelikle anarşizmin ne olduğu olmadığı sorunun bir göz atmak gerekir. Malum, La Boétie?de değinildiği gibi, iktidarın olmaması fikrini taşır. Ancak bir kaos ortamının olmadığı, bir organizasyon sorunun yaşanmadığı, şiddet ortamının yaratılamayabileceği her türlü otoriteye karşı olan ?toplumsal düzen?in, özgürlük üzerine kurulan felsefesidir. Dolayısıyla anarşizm dendiğinde kaos, karmaşa, şiddet, terör vb. olayların akla gelmediğini belirtmek gerekir. Bunun yanı sıra her ne kadar burada ?sosyalizm mi, anarşizm mi?? sorusunu yanıtlamayacaksam da anarşizmin toplumcu kanadının sosyalizme değebileceğini söylemek mümkündür.

Anarşizm neyi savunur? Bu sorunun yanıtı Emma Goldman?la açığa çıkar. Anarşizmi bir kalıba koyup tanımlamak mümkün olmasa da sınırlarını çizmek belki de amaçlarını ortaya koymak bu sorunun yanıtlanmasını kolaylaştırır. İlk olarak anarşizmin ?yıkım ve şiddet? olmadığını bunun aksine ?cehaletin yıkım gücüne karşı mücadele ettiğini? tekrar hatırlatmakta fayda var. Lakin genel olarak anarşizm ile ilgili yerleşmiş bu en genel zihniyeti bir şekilde yıkmak gerekir.

La Boétie?nin de bahsettiği gibi halka inandırılan psikolojik güç algısını yıkmaya çalışan anarşizm devletin bireylerin kendi bilincine varmasını engelleme süreci ile mücadele eder. Devletin sunduğu vaatlerin ardında bireyin itaatinin bulunduğunu dolayısıyla asıl gücün bireyin gücü olduğunu ve devletin kaba kuvvetle bireyleri yoksullaştırma ve köleleştirme çabasında olduğunu gösterir. Bu bilinçlenme süreci her ne kadar zor ve devrimlerle gerçekleşecekse de ?şahinin gördüğü ışığı? (s. 38.) görmeye değerdir.

Goldman, mülkiyet, hükümet, kilise (din), militarizm gibi iktidar ürünü kavramlara da karşı çıkar. Çünkü mülkiyet şeyler üzerindeki hâkimiyet gibi görünse de birilerini zengin edip birilerini ?etten kemikten makineler? haline getiren şeylerin insanlar üzerindeki hâkimiyeti haline gelmiştir. Hükümet/devlet de buna hizmet etmektedir. Militarizm ve din de yine devleti dolayısıyla mülkiyeti beslemektedir. Bu kavramları ortak özelliği ise bireylerin özgürlüğüne zincir vurmalarıdır. Bu zincirleri yıkmanın yolu ise bu kavramların yarattığı sistemlerin yıkılması ise ancak devrimlerle mümkün olur. Çünkü ?gerçek toplumsal değişim asla devrimsiz gerçekleşmemiştir.? (s.29.)

Goldman ya da ?Kızıl Emma?, La Boétie?nin ?ya da Thomas More?un- aksine savunduğu fikir uğruna mücadele eder ve yine bu yolda verdiği mücadele uğruna ölür. Bireyin kendi gücünü gördüğünde ve ?ortak amaçlarla hareket edebileceği yoldaşlarını bulduğunda? özgürlüğüne kavuşacağını ve böylece asıl kaos ortamından kurtulacağını belirtir. Goldman bugün yaşasaydı kapitalizmin dayattığı eşitsizliğe karşı ortaya çıkan Wall Street isyanını ve Arapların özgürlükleri uğruna verdiği mücadeleyi nasıl değerlendirirdi bilinmez. Ancak her şekilde özgürlüğe kavuşmanın yolunun sisteme ve iktidara/devlete karşı sesini çıkarmakla ve devrimlerle mümkün olabileceğini söylemesi kimseyi şaşırtmazdı.

Elif Kutlu

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Okumak Hiçbir İşe Yaramaz! ? Onur Caymaz

Okumak muhaliftir. Egemenler hoşlanmaz. Verili olanın bilinmesi yeterlidir. 1071'de Türkler Anadolu'ya geldiyse 1070'te burada kimin olduğu önemsizdir. Madımak'ı hatırlayınız! Türkiye'de...

Kapat