Gustave Flaubert?in Duygusal Eğitim?inden Halit Ziya Uşaklıgil?in Mai ve Siyah?ına

Mai ve Siyah, Halit Ziya Uşaklıgil?in 1896-1897 yıllarında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilen romanının adıdır. Hemen ardından gelen ve yine Servet-i Fünun?da tefrika edilen romanı Aşk-ı Memnu [Yasak Aşk], ilki 1970?li yıllarda, diğeri ise birkaç yıl önce çekilen televizyon dizileri sayesinde hemen hemen herkes tarafından tanınır. Mai ve Siyah?ın lise ve üniversitelerde okutulan bir kitap olduğunu biliyorum. Romanın, yeni edebiyat olarak adlandırılan Edebiyat-ı Cedide?yi tanımak açısından isabetli bir seçim olduğunu düşünüyorum.

Mai ve Siyah?ın kahramanı şair Ahmet Cemil, dehasının bütün yeteneklerini topladığı, yaşamının temel hedeflerinden biri olan eserini, kendi çalıştığı derginin dışındaki bir edebi derginin sahibi, yakın arkadaşı Hüseyin Nazmi?nin Erenköy?deki köşkünde okuyacaktır. Davete gelenlerin özelliklerini sıralarsak dönemin üstatlarının çoğu hakkında bilgi sahibi olacağız: Yazdığı redifli bir gazele yüzlerce nazire yapıldığı için şeref kazanmış olan ve kırmızıya yakın sarı renkli kaplumbağa kabuğundan tarağını, sakalını taramak için sürekli cebinde taşıyan bir şair; yazdığı bahar şiiri ile Nef?i?ye benzediği için Zamanın Nef?i?si diye adlandırılan, fesini daima ensesine doğru taşıyıp kuru havada bile pantolon paçasını kıvıran bir üstat; gösterdiği yükselme gayretiyle Fransa?nın en cesur genç şairlerini bile geçmesi nedeniyle aklında kıtlığa hükmedilmiş bir şahsiyet; kırk altı sayfalık bir şiir mecmuası yayımladıktan sonra Babıali Caddesi?nden telaş ve endişe ile geçen, edebiyat tartışmalarına sükûnetle katılan, tanıyanların kendisine Victor Hugo adını taktıkları bir beyefendi; kısa boyu ve tıknaz vücuduyla koltuğunun altında Fransızca dergiler, gazeteler, kitaplar taşıyan, kırmızı mürekkepli, işlemeli yazısıyla bütün edebi dergilere mini mini manzumeler yetiştiren ama matbuat dünyasında asıl babası sayesinde yer edinen, ipek pantolonu ve Harald?a yaptırılmış potinleriyle ünlü bir edebiyatçı?

Şiirlerini dinleyecekleri Ahmet Cemil ise uzun zamandan beri Batı edebiyatıyla haşır neşir haldedir ve şiir okuma sanatına epey zaman harcamıştır. Corneille?in, Racine?in trajedilerini baştan sona sesli olarak, her kelimenin kuvvetini, her cümleye uygun gelen sedayı, musikiyi düşünerek okumuştur. Ahmet Cemil, Fransız şairlerini o kadar iyi incelemiş ve üzerlerinde düşünmüştür ki, haklarında bazı yargılara dahi varmıştır? Hugo için; ?gözlerinde, eşya ve gerçekleri büyüten bir cam varmış? derken, Lamartine?in, o kadar şiirle yüklendiği için ezildiğini ileri sürer.
Mai ve Siyah romanının karakterleri Fransız yazar ve şairlerle böylesine iç içe ise, romanın kendisinin esinlendiği, benzerlikler taşıdığı başka bir roman olabilir mi diye bakınırken karşıma Gustave Flaubert?in Duygusal Eğitim?i çıktı. Osmanlı?da Tanzimat?ın ilanından sonra başlayan Batılılaşma hareketi, edebiyat alanında Fransız yazar ve şairlere yakınlıkla gelişir. Duygusal Eğitim ile Mai ve Siyah?ın benim görebildiğim bazı kesişme noktalarına geçmeden önce, Duygusal Eğitim?den biraz söz etmek istiyorum.

Flaubert?in 25 yıl süren uzun çalışmaları sonucunda 1869?da yayımlanan Duygusal Eğitim için Kafka, ?Ne zaman sayfalarını çevirecek olsam, hep şaşkınlığa kapılır, teslim oluverir, hikâyeye kapılır giderim? der. Benim buna ekleyeceğim iki nokta var: İlki, romanı çok sevdiğim Cemal Süreya?nın çevirisiyle okumam. İkincisi ise, 1848 Paris Devrimi?ne ve bu devrimin nasıl hor görüldüğüne ilişkin bir çeşit tarihi söylemi, kurmaca içinde görmenin heyecanı, hatta günlerce süren şaşkınlığı.

Mai ve Siyah, Duygusal Eğitim?den 27 yıl sonra yayınlanır. Duygusal Eğitim, kahramanımız Frederick Moreau?nun annesinin bulunduğu şehre giderken bindiği vapurda başlar. Mai ve Siyah, Ahmet Cemil?in, büyük hayal kırıklıkları ve kayıplar sonrasında annesiyle birlikte İstanbul?dan uzak bir ülkeye gitmekte olduğu vapurda sonlanır.
Ana karakterlerin her ikisi de 22 yaşındadır. Babaları hayatta değildir. Oğullarına düşkün anneleri vardır. Daha sonra dergi sahibi ve yayıncı olan yatılı okul arkadaşları vardır. Arkadaşlarıyla birlikte otururlar, gelecek planları yaparlar.

Frederick?in arkadaşı Deslauriers metafizik üstüne yazılmış kitaplara gömülmesine rağmen bir süre sonra tutkusu kaybolur. Ahmet Cemil ve Hüseyin Nazmi, Fransızca?dan tercüme ettikleri metafizik tabirini ve ona eğilimli fikirleri fazla irdelemeyip, kendi deyimleriyle geçmiş zaman mezarı olan tarihe sevk ederler. Frederick ve arkadaşı, Werther, Rene, Franck, Lara, Laila okurken, Ahmet Cemil ve arkadaşı Fuzuli, Baki, Nef?i, Nedim okurlar.
Arkadaşı Frederick?in yazdığı şiirleri beğenmeyip, felsefi açıdan 12. yüzyılı aşamadığı için silkeleyip atmasını söyledikten sonra Frederick, Balıkçının Oğlu Silvio adında bir roman yazmaya girişir; romanında insan hayatını yazmak ister. Ahmet Cemil ise eserinde bir şairin iç dünyasını yansıtmak istemiş ve arkadaşına, ?İşte öyle şeyler yazmak istiyorum ki; yukarı bakılsa mai, daima mai, aşağı bakılsa siyah, daima siyah? demiştir.

Frederick, Arnoux?un karısına âşık olur ve onlarca yıl geçmesine rağmen karşılıksız aşkı roman boyunca sürer. Madam Arnoux piyano çalar ve şarkı söyler. Ahmet Cemil, arkadaşının kız kardeşi Lamia?ya aşık olur; Lamia da iyi piyano çalmaktadır. Romanların ilk bölümünde, Frederick?in vapurda gördüğü kadına âşık olup ayaklarının yerden kesilmesi haline karşılık, Ahmet Cemil?in arkadaşlarıyla gittiği meyhane sonrasında hayalini kurduğu elmas yağmuru altındaki durumu anlatılır. Ahmet Cemil?in hiç söyleyemediği aşkı ise daha sonra gelir.

Romanı yazmaya Duygusal Eğitim?den etkilenerek başladığını düşündüğüm Halit Ziya, Mai ve Siyah ile dönemin edebiyat dünyasını, özellikle Servet-i Fünun dergisi çevresini, kurmaca içerisinde bugünün okuruna aktarır. Kendisinin de daha sonra söylediği gibi, siyasete ilişkin tek bir cümle bile sansür nedeniyle yazılamaz o günlerde. Flaubert?in sayfalar dolusu yazdığı politik görüşler, halk ayaklanmaları ancak özgür Batı?da kalmıştır.

Romanların son sayfalarına doğru her iki kahraman da çocukluk arkadaşlarıyla karşılaşır ve konuşurlar. Frederick ve arkadaşı, hayatlarında aradıklarını bulamamıştır. Anlatıcının sorduğu, bunun sebebi neydi sorusuna, kahramanımız şöyle cevap verir: ?Belki de dümdüz çizgi çekemediğimiz için!? Mai ve Siyah?ın sonu bundan daha farklıdır. Geçen zaman içinde, arkadaşlardan biri kazanmış, diğeri kaybetmiştir. Arkadaşı istediği gibi parlak bir geleceğe doğru yol alırken, Ahmet Cemil, karanlıklar içinde zehir gibi acılarla dolu bir dünyaya girer.

19. yüzyılın Batı edebiyatından etkilenen Edebiyat-ı Cedide?nin önemli romanlarından bir olan Mai ve Siyah?tan Ahmet Cemil?in sözleriyle ayrılmak istiyorum: ?Bilseniz, şiirin nasıl bir lisana muhtaç olduğunu bilseniz! Öyle bir lisan ki? Oh! Saçma söylüyorum, zannedeceksiniz, bir lisan ki sanki tamamıyla bir insan olsun.?

NÜKHET EREN
3 Ağustos 2014 , http://birgun.net/

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Çocukluğu yarım kalanlara adanan bir kitap: Haziran?da Bir Fidan

Ölümün yaşı olmaz elbet; ama ölümün erken geleni olur. ?Devlet Dersinde Öldürülmüş Çocuklar? listesi uzar gider yıllardır Türkiye?de. O listeye...

Kapat