Hegel?in Türkiye?deki serüveni – Yücel Kayıran

Hegel?le ilgili temel klasik metinler, bu kitapla bir araya toplanmış oluyor. Ama burada asıl önemli olan, bu metinlerin Türkçeye çevrilmesi değil, bu çeviri metinler bağlamında, Hegel?in, Türkiye?deki felsefe kamuoyunda gündeme geliyor oluşudur.

?Ben Georg Wilhelm Hegel, 27 Ağustos 1770?te Stuttgart?ta doğdum. Anne ve babam, Georg Ludwig Hegel, gelir bağlama sevkıyat dairesi muşaviri ve Christine Louise, bana hem özel dersler aldırarak hem de beni yeni ve eski dillerin öğretildiği ve bilimlerin kaynağının anlatıldığı Stuttgart Lisesi?ne göndererek bilimsel alanda eğitim almamı sağladılar. 18 yaşında Tübingen?deki teoloji okuluna kabul edildim.? Hegel, Tübingen?deki teoloji okulunda, Hölderlin ve Schelling?le karşılaşacaktır.

Burada ilginç olan, Hegel?in bu özgeçmişi neden yazmış olduğudur. Metnin tamamı, editörlüğünü Güçlü Ateşoğlu?nun yaptığı Alman İdealizmi II: Hegel kitabında yer alıyor.

Güçlü Ateşoğlu, Baykuş: Felsefe Yazıları dergisinin kurucusu ve editörü. Aynı zamanda, Alman İdealizmi I: Fichte (Eyüp Ali Kılıçaslan?la birlikte) ile Tarih Felsefesi: Seçme Metinler (Doğan Özlem?le birlikte) çalışmalarıyla tanınıyor. Alman İdealizmi II: Hegel, 800 sayfa civarında bir kitap. Eser ?Önsöz? den sonra, ?Sunuş? yazısını Uluğ Nutku?nun yazdığı girizgâh diyebileceğimiz bir kısımla açılıyor. Bu kısımda, Güçlü Ateşoğlu?nun ?Hegel?in Erken Dönem Siyaset Felsefesinden Bir Kesit? başlıklı yazısı ile Hegel?in ?Kronoloji?si yer alıyor. Kitabın birinci bölümü, Hegel?den yapılmış seçme metinleri içeriyor: ?Hegel?in özgeçmişi?, ?Eleusis Hölderlin?e?, ?Alman İdealizminin En eski Sistem Programı?, ?Kim Soyut Düşünüyor??

Kitabın ikinci bölümü ise, ?Hegel?in Felsefesi Üzerine Yorumlar? başlığını taşıyor. Bu bölümde yer alan yazılar şu düşünürlere ait: H. S. Harris, Otto Pöggeler, Hans-Georg Gadamer, Georg Lukács, Frederick C. Beiser, Gustav Emil Müller, Françoise Dastur, Théodore F. Geraets, Alexandre Kojève, Klaus Hartmann, Allen W. Wood, K.H. Ilting, Domenico Losurdo, Louis Althusser, Shlomo Avineri, Robert R. Williams, Walter Jaeschke, Dieter Henrich, Stephan Houlgate, Richard J. Bernstein, Lucio Coletti, Bernard Bourgeois, Howard P. Kainz, Michael Inwood.

Baykuş ve MonoKL dergileri, daha önce Hegel özel sayıları yayımlamıştı. MonoKL?un, Hegel sayısı kuşkusuz modern klasik bir sayı. Ateşoğlu?nun, Alman İdealizmi II: Hegel?ini ayırıcı kılan ise, Hegel?in felsefesiyle ilgili daha önce yazılmış metinlerin çevirisini içeriyor oluşudur. Örneğin Pöggeler?in, Lukács?ın, Kojève?nin, Althusser?in yazıları bu türden. Dolayısıyla Hegel?le ilgili temel klasik metinler, bu kitapla bir araya toplanmış oluyor. Ama burada asıl önemli olan, bu metinlerin Türkçeye çevrilmesi değil, bu çeviri metinler bağlamında, Hegel?in, Türkiye?deki felsefe kamuoyunda gündeme geliyor oluşudur. Ama daha önemli ve ayırıcı olan, Hegel?in Türkiye?deki akademik çevrenin ilgisi ve yöneliminde, felsefi gündem oluşturmuş olmasıdır. Neden??e geleceğim.

Güçlü Ateşoğlu, kitabın ?Önsöz?ünde, Hegel?le ilgili bu çalışmanın tamamlanması sürecinde kendisinde meydana gelen değişimlere değinirken, akademik ilgi/konu alanının ?tarih felsefesi?nden ?metafiziğe? dönüştüğünü dile getiriyor. Bu durum, Türkiye?deki akademik felsefenin doğası bakımından önemli bir kırılma noktasıdır. Hem Hegel bakımından hem de sanırım Güçlü Ateşoğlu bakımından.

Collingwood?un, henüz çocuk denilebilecek bir yaşta, babasının kütüphanesindeki felsefe kitaplarıyla ilk karşılaşmasını anlattığı etkileyici bir betimlemesi vardır: ?Bu kitabın içeriğinin anlayamadığım halde, nasıl bilmem, beni ilgilendirdiğini duyumsadım: bir bütün olarak beni, ya da yalnızca gelecekteki beni ilgilendiren bir sorundu bu. Sanki bir tül perde aralanmış ve yazgım açığa çıkmıştı.?

Bir kuşağı yetiştirenler…
Bu betimleme, beni kuşağımın Hegel?le karşılaşmasını da dile getirir. Bizi yetiştiren akademik nesil, Hegel?den pek söz etmez, açıkçası Hegel?i pek sevmezlerdi. Dile getirilmiyordu ama, örneğin Kant?ın yanında Hegel?den söz etmek, sanki akademik felsefe etkinliğinin görgüsü dışında sayılıyordu. Kaçınılmaz bir durum olduğunda, ?Hegel?in metinlerinin, bilgisel temelde, açık seçik olmadığı, dolayısıyla anlaşılamadığı? dile getiriliyordu. Olgusal olan, sanki destekliyordu bu durumu. Örneğin Kant?ın temel yapıtları Türkçeye tercüme edilmiş iken, Hegel?den yapıla çeviriler, metin bütünlüğünden çok, ?parçalar? niteliğindeydi. Bir filozofun felsefesinin anlaşılmasını sağlamaya yönelik kaleme alınmış ikinci el metinler bakımından da durum benzerdi. Örneğin Kant?la ilgili olarak Heinz Heimsoeth?ün, Immanuel Kant?ın Felsefesi kitabı çevrilir iken, Hegel?le ilgili olarak Walter Terence Stace?ın Hegel Üzerine kitabı çevriliyordu. Buradaki sorun; Kant?ın, Alman bir Kant uzmanı tarafından tanıtılırken, Hegel?in, İngiliz bir Grek felsefesi uzmanı tarafından tanıtılıyor oluşudur. Burada gözardı edilmemesi gereken bir diğer önemli husus da, Kant üç ana yapıtı bağlamında anlatılmaya çalışılırken, Hegel?in, üç ana yapıtı olan Tinin Fenomenolojisi, Mantık Bilimi ve Hukuk Felsefesi Anahatları bağlamında değil, yaygın olarak uzun yıllar boyunca, diyalektik meselesine indirgenerek ele alınmış olmasıdır. Hegel, neredeyse sadece sola terk edilmiş gibi görünüyordu o yıllarda. Akademik kariyeri olmayan, dahası Marx?ın ayakları üzerine oturttuğu filozoftu Hegel. Daha sonra, Hegel?le ilgili sorunun, sadece bizdeki akademiye mahsus olmadığını da anladık. Büyük filozoflar arasında karşıtlık yoktur. Filozoflar arasındaki karşıtlık sorunsalı, sofistlere ve modern epistemolojiye ait bir tutum olagelmiştir.

Collingwood?un betimlemesiyle söylemek gerekir ise, Hegel?in felsefesinde, ?tül perde aralayan? ve ?yazgıyı açığa çıkaran? bir yaklaşım söz konusuydu. ?Köle-efendi diyalektiği?, ?tinin açılımı?, ?aklın hilesi?, ?öz-bilinç?, ?fenomenoloji? gibi kavramlar, gerek sosyolojimizin, gerek biyografimizin üzerindeki tül perdeyi aralıyor, sürekli rasyonelleştirilmeye çalışılan varoluşumuzun yazgısını açığa çıkarıyordu. Hegel?i, Alman idealizmini hesaba katmadan, varoluş felsefesini ayakları üzerine oturtmak mümkün değildir.

Bugün nereden başlamak gerekir?
Uluğ Nutku, ?Sunuş? yazısında, Hegel?in, Tarih Felsefesi?nin, onun Mantık Bilimi?nden Avrupa?da dahi fazla ilgi bulmuş olmasına işaret etmekte. Bu ilginin, bugün de devam ettiğini söylemek mümkün. Söz gelimi, Peter Sloterdijk, İlahî Kapitalizm?de, hayal kırıklığının en önemli teorisyeninin Hegel olduğunu söyler: Hegel, Modern Avrupa?nın doğuşunu Haçlı Seferleri?nden sonraki hayal kırıklığı ruhundan hareketle anlayıp sonuç çıkarmıştır. Sloterdijk?in vurgusu, Tarih Felsefesi?nin, gerek günümüz bakımından ve gerekse Avrupalılar için neden bu önemli olduğuna açıklık getirici nitelikte. Tinin Fenomenolojisi, bir Hegel okuma programı için, kuşkusuz ana uğrak olarak kabul edilir. Tarih Felsefesi, bu ana uğrak için, bir başlangıç kapısı olarak görülebilir.

Yücel Kayıran
(14.01.2014, http://kitap.radikal.com.tr/)

HEGEL
Alman İdealizmi 2
Editör: Güçlü Ateşoğlu
Doğu-Batı Yayınları
2013, 794 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Biyografi Kitapları, Felsefe, Makaleler
Aşk, lüks ve kapitalizm? – Dağhan Dönmez

Birincisi o incecik, o dal gibi kız, Şimdi galiba bir tüccar karısı. Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir. Ama yine de...

Kapat