Hukuk Ahlak Ve Siyaset Üzerine – Schopenhauer

?Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine?, Alman filozof Arthur Schopenhauer?un iki makalesini bir araya getiriyor. İnsanı en ahlaksız ve en bencil varlık olarak tanımlayan Schopenhauer, günümüz dünyasını maskeli baloya benzetir. Filozof, maskeli balonun devam ettiğine dair en iyi işaretin de, ?Alçaklığın gördüğü himaye, erdemin çektiği aldırmazlık, hakikate ve büyük yeteneklere tahammülsüzlük hatta garazkârlık, bilim adamlarının kendi sahasındaki cehaleti, halis mamullerin neredeyse her zaman aşağılanması ve sadece sahtelerinin baş tacı edilmesi?dir. Schopenhauer, böylesi bir toplumda ahlak, hukuk ve siyasetin nasıl hayat bulacağını irdeliyor.

“Bir insanın hayata daha adım atar atmaz kendisini içinde bulduğu maskeli balodan haberdar edilmesi çok önemlidir. Aksi halde karşılaştığında anlayamayacağı ve tahammül edemeyeceği, hatta şaşkınlıktan donup kalacağı birçok şey vardır; ve aslında en uzun ömürlü olanlar onlar olacaktır. Alçaklığın gördüğü himaye, erdemin çektiği aldırmazlık, hakikate ve büyük yeteneklere tahammülsüzlük hatta garazkârlık, bilim adamlarının kendi sahasındaki cehaleti, halis mamullerin neredeyse her zaman aşağılanması ve sadece sahtelerinin baş tacı edilmesi böyle bir şeydir sözgelimi.
O yüzden gençler bu maskeli baloda elmaların balmumundan, çiçeklerin ipekten, balıkların mukavvadan yapılma ve istis-nasız her şeyin oyun ve oyuncaktan ibaret olduğunu mutlaka öğrensinler. Birbirleriyle ciddi ciddi iş yapma azmi içerisindeki iki insandan birinin sahte mallar tedarik ettiğini, diğerinin de bunun karşılığında ona kalp paralar ödediğini onlara zamanında söylemek gerekir.” Tanıtım Yazısı

ASLI SEMİZ 20/03/2009 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki
Schopenhauer?e göre: Maddi güç, saygıyı elde etmekte tek başına da yeterlidir; ancak böyle bir güç cehalet, haksızlık ve ahmaklık ile nihayet bulur. Bu güce sahip devlet adamı, çok dikkatli olmalıdır. Mutlak güçle donatılmış devlet adamının ana hedefi, maddi gücü ahlak ve zihinsel üstünlüğe karşı galip getirmek ve bunların hizmetine boyun eğdirmektir.
Hukuk, ahlak ve siyaset… Teoride birbirlerine muhtaç, pratikte birbirlerini reddeden; tek tek bakıldığında yozlaşmış, bir araya getirilmeye çalışıldığında ise birbirlerini dışlamış mefhumlar. Bu kavramları bir de, her insanın tabiatında müspet mânâda kötü olan bir şey barındırdığına inanan, pesimistliğiyle malum Schopenhauer ile anlamaya, birbirleriyle olan ilişkilerini çözmeye çalışmak oldukça ilginç bir deneyim. Schopenhauer ?Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine? isimli eserinde bu kavramlar üzerine düşündürücü fikirler sunuyor.
Schopenhauer?e göre bir insanla diğeri arasındaki farklılık hesaplanamayacak kadar büyüktür. ?Her insanın içinde, en başta ve en önde, muazzam bir bencillik barınır, ki günlük hayatta küçük ölçekte ve tarihin her sayfasında büyük ölçekte görüldüğü üzere, hak ve adaletin hudutlarını en büyük serbestlikle ihlal eder.? Her insan, doğasında var olan davranışları yapar. Bir insan nasılsa o şekilde hareket etmek zorundadır; dolayısıyla kusur ve erdem onun eylemlerinde değil, fakat gerçek doğasına ve varlığına izafe edilir. Dolayısıyla Schopenhauer der ki; ?Ne olduğumuzu ne yaptığımızdan biliyoruz, tıpkı neyi hak ettiğimizi duçar olduğumuz şeyden bildiğimiz gibi.?

Karakterin doğası sabittir
Bütün bunları göz önüne alan filozof, aynı koşullar altında bulunan kişilerin bir kısmının suç işlemesi, bir kısmının ise suç işlemeyi aklından dahi geçirmemesi karşısında meselenin özünü kişisel, ahlaki karaktere, yani ?karakterin sabit? doğasına bağlar. Karakter, hiçbir şart altında değiştirilemez. Bundan dolayıdır ki kişinin ahlaken ıslah edilmesi fiiliyatta mümkün değildir. Mümkün olan, kişiyi korku sayesinde eylemi tekrar etmekten kaçınma konusunda caydırıcılığa itmektir.
Bu düşüncelerle ceza hukukuna el atan Schopenhauer, hapishanelerin ıslah edici alanlar olduğunu savunanları ise hapishanlere giriş izninin ancak önüne geçilmek istenen suçlar sayesinde elde edilmesi sebebiyle alaycı bir üslupla eleştirir. İdam cezası hususunda da çok ilginç fikirlere sahip olan Schopenhauer, bu türde bir cezalandırmanın gerekliliğinden yanadır. Scopenhauer, idam cezasının kaldırılmasını isteyenlere ?Önce dünyadan cinayeti kaldırın, ardından idam cezası onu takip edecektir.? diye kafa tutarak, bu suçların cezalandırılmasında bir çeşit ?kıssasa kıssas?ı savunur.
Hukuk alanında günümüz düşünce tarzına ters olan ama filozofun yaşadığı dönem göz önünde tutulduğunda normal olarak karşılanabilecek çoğu görüşüne, benimsediği devlet yönetimi sistemini de eklemek yerinde olacaktır. Schopenhauer, kendi içinde tutarlı ama uygulamada imkânsız olan tek başlı, tüm yetkileri elinde tutan devlet otoritesi karşısında, Cumhuriyet yönetimine kesinlikle karşı çıkar. Devletin başında, bütün yetkilerin toplandığı bir ?monark? olması gerektiğini savunur. ?Yeryüzünde hükümran olan hak değil, güç ya da kudrettir? der. Hak kendi başına güçsüzdür; doğası gereği yöneten kuvvettir. Devlet adamının önündeki sorunun özü, ilki sayesinde ikincinin hâkim olabileceği tarzda kuvvet ile hakkı bir araya getirmektir. Maddi güç, saygıyı elde etmekte tek başına da yeterlidir; ancak böyle bir güç cehalet, haksızlık ve ahmaklık ile nihayet bulur. Bu güce sahip devlet adamı, çok dikkatli olmalıdır. Mutlak güçle donatılmış devlet adamının ana hedefi, maddi gücü ahlak ve zihinsel üstünlüğe ve bunların hizmetine boyun eğdirmektir. Schopenhauer her türlü kanun ve hakkın üzerinde, bütünüyle sorumsuz olan bir gücün gerekliliğini vurgular. Bu, herkesin kendisine boyun eğdiği, daha yüksek türde bir şey olarak görülen bir güç, Tanrının inayetiyle yöneten bir yöneticidir. O?na göre, insanlar ancak bu şekilde yönetilebilir ve zaptedilebilir. Kısaca, Schopenhauer?in benimsediği yönetim tarzı ?Devlet Benim? düşüncesi kaynaklı ve yönetileni teba gözüyle gören bir idaredir.
Cumhuriyet yönetiminin sakıncalarını ise, bayağı ve beceriksiz kişilerin yüksek zekâlı ve beceriklilerden elli kat fazla olduğundan dem vurarak, bu kişilerin kendilerini gölgelememesi adına, üstün zekâlı kimselerin yolunu kesip onları saf dışı bırakma hedefine, bu tarz bir yönetim sisteminde daha kolay ulaşabileceklerini belirterek açıklamaya çalışır. Halbuki krallık rejiminde kral, herhangi birinin rekabetinden korkmayacak kadar yüksektedir ve yerine sağlam bir şekilde yerleşmiştir.
Scopenhauer, ?monarkhia? ilkesine o kadar sıkı bağlıdır ki, gezegenlerin hareketinde, canlıların organizmasında bile bu sistemi arar. Sahip olduğumuz organlar her ne kadar bütünün hayatta kalmasına çok büyük katkıda bulunuyorsa da ayak takımının önder ve yönetici olmasına izin verilmemelidir.Yönetmek, münhasıran beyine ait bir iştir ve tek bir merkezi noktadan kaynaklanmalıdır. Bu, filozofun ?nasıl bir devlet sistemi? olmalıdır? sorusunun da cevabıdır: ?Çokluğun yönetimi iyi bir şey değildir; sadece tek bir yönetici, tek bir kral olmalıdır.? (İlyada, II, 204-5)

Arthur Schopenhauer Hayatı
(22 Şubat 1788 – 21 Eylül 1860), Alman filozof. Felsefe tarihi’nde irrasyonalist ve karamsar olarak bilinir. En ünlü yapıtı henüz 30 yaşına varmadan yayınladığı İstenç ve Tasarım Olarak Dünyadır.
Schopenhauer, görünen dünyanın ardında yatan esas gerçekliğin İstenç (irade) olduğunu ileri sürdü. Schopenhauer’a göre bu İstenç akılsız, bilinçsiz bir öze sahipti ve kendisini Fenomenler dünyasında gösteriyordu. Bütün görünenlerin kaynağıydı. İnsan bedeni de onun eseriydi. Aklın denetimde olmayan bu istenç, insanları parmağında oynatıyor ve geçici tatminlerle veya ulaşılamayan hayâllerle, insanı hiçbir zaman dışına çıkamayacağı bir bıkkınlık ve acı döngüsüne sokuyordu . O’na göre; anlamsız, boş, acı-dolu, kötü bu hayattan kaçınmanın tek yolu vardı; o da istencimizi öldürmek. Bu onu Hinduizm, Budizm gibi dünyevi bir yaşamdan el çekmeyi ve bir keşiş gibi yaşamayı, başkalarına yardım etmeyi, mutluluğumuzu olabildiğince arttırmayı değil, acılarımızı olabildiğince azaltmayı öneren bir yaşam şeklini önermeye yöneltti. Felsefesi, aklın (Rasyonalizm) temele oturtulduğu felsefe tarihinde yeni bir bakış açısı anlamına geliyordu ve psikoloji, psikanaliz, müzik, edebiyat gibi entelektüel ve sanatsal alanlarda büyük etki gösterdi.

Schopenhauer, Danzig’de doğmuştur. Banker olan babasının, çocukluğunda ölmesi üzerine annesiyle birlikte Weimar’a göç etmiş, öğrenimini bu şehirde tamamlamıştır. Uzun yıllar Berlin Üniversitesi’nde okutmanlık vazifesinde bulunmuş, 1831 tarihinden itibaren Frankfurt’a çekilerek eserleriyle uğraşmağa başlamıştır. Çok çalışkan ve enerjik bir insan olan Schopenhaur, pesimist filozoflardandır. Bütün felsefesini tasarım ve irade üzerinde kurmuştur. Ona göre dünya, ancak bir zekâ içinde tasarlanmış olarak kabul edilebilir. İrade, bu tasarlanmış dünyanın dayanağıdır. Bu irade, yaşamak isteği eğilimi ile kendini gösterir, fakat bu gayretin yanında ıstırap vardır. Hegel, Scheling ve Fichte’ye karşıt bir filozoftur.

Nietzsche üzerinde büyük etkisi olduğu bilinir. Kendine özgülüğü ve düşünce yapısının çarpıcılığı ile felsefe tarihinde yerini alır. “İstenç ve tasarım olarak dünya” ve “Aşkın metafiziği” gibi yapıtlarıyla tanınır.

Felsefesinin ilkesel bir kavramı irade kavramıdır. Dünyanın özü ve gerçekliği irade iken, fenomenlerden oluşan dünya, tasarımdan başka bir şey değildir. İrade, Schopenhauer felsefesinde kendini bir zorunluluk olarak gösterir, ki onun düşüncesindeki kötümserliğin ve karamsarlığın kaynağı da esas olarak budur. İnsan, tamamen kurtulamayacak olsa da istencin/iradenin emrine boyun eğerek acı ve kederden kısmen kurtulabilir. Bu noktada Schopenhauer’ın düşüncelerinin belirli ölçüde, kaderciliğin ağır bastığı Doğu felsefelerine yakınlaştığı söylenebilir. Schopenhauer’a göre; birbirlerini en çok teshir edenler (büyüleyenler) birbirlerini en çok itmam edenler (tamamlayanlar)’dır.

İrade kavramı ile içgüdüsel bir anlatıyı ifade etmiştir. İrade kavramı fiziksel ve sosyal yapımızı şekillendiren bir durum gibi gözükse de Doğadan, özümüzden gelen bir enerjidir.Bu enerji yaşamı, toplumsalı, adaletsizliği döngüsel olarak sürdüren güçtür. İnsan bu enerjiden kaçamaz,içseldir ve doğanın bir parçası olan isan yaşarken aslında cinsel ve yaşamsal enersiyle bir yeni anlamlandırmalar silsilesi ile İrade’ye hizmet eder. İrade; yaşamı sağlayan bir enerjidir.

İnsanın kontrolsuz biçimde irade içinde hareketi; uygarlıkları, acılarıları, kötülüğü doğurmuştur. Çünkü irade hep ister, yaşam için talep eder. Birey iradenin kontrolündeki yaşamda sorunsalın içinde iradenin karşısına merhamet ve acı duygusunu koyaraktan bir nebze de olsa dışına çıkabilir ve birey olarak kendini gerçekleştirebilir.

Dünyanın düzenini sağlayan bu idea ve doğa fenemonenleri bütünün enerjinin dışına çıkmak; insana acı verir. güçlü bir münzevi yaşam gücü ve karşı direnç ile gerçeğin karşısında yaşanabilinir….

Kitapları
* Aşkın Metafiziği, Çeviren: Selahattin Hilav, Sosyal Yayınları.
* İstenç ve Tasarım Olarak Dünya, Çeviren: Levent Özşar, Biblos Kitabevi yayınları.
* Parerga ile Paralipomena, Çeviren: Levent Özşar, Biblos Kitabevi yayınları.
* Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Çeviren: Mustafa Tüzel, Kabalcı Yayınevi, İst.1998
* Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi, Çeviren: Mustafa Tüzel, Türkiye İş Bankası Yayınları, İst. 2005.
* Okumak Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Çeviren: Ahmet Aydoğan, Şule Yayınları.
* İrade Felsefesi
* Aşka ve Kadınlara Dair, Toplu Eserleri-1, Çeviren: Ahmet Aydoğan, Say yayınları, İst 2006.
* Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine, Toplu Eserleri-2, Çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, İst. 2007.
* Hayatın Anlamı, Toplu Eserleri-3, Çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, İst. 2007.
* Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Toplu Eserleri-4, Çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, İst. 2007
* Üniversiteler ve Felsefe, Toplu Eserleri-5, Çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, İst. 2008

Hukuk Ahlak Ve Siyaset Üzerine – Schopenhauer
Toplu Eserleri ? 6
İngilizceden çeviren: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 1.Baskı, İstanbul 2009

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe, Politika
Sermaye Birikirken / Osmanlı, Türkiye, Dünya – Oya Köymen

Oya Köymen'in Sermaye Birikirken / Osmanlı, Türkiye, Dünya adlı kitabı, kapitalist sistemin can damarı olan sermayenin birikim süreçlerine yoğunlaşıyor. Sermaye...

Kapat