İşliklerden Edebiyata Celal İlhan…

Babasının, Karabalam diye sevdiği bir çocuktan, sendikacılığa ve yazarlığa uzanan bir yaşam…
Anadolu’da Bir Nokta, Ateşle Dans, Dokunan, Grevden Dönenin, Dili Yüreğinde, kitaplarıyla tanıdığımız yazar Celal İlhan’ın, Ocak 2020’de Kanguru Yayınlarından çıkan son kitabı “Türkü Yarası”dır.
Celal İlhan, ilkokulu köyündeki ahırdan bozma bir okulda okur. Ardından, Yozgat Erkek Sanat Enstitüsünü bitirir. Bu dönemler, birden çok öyküyle yer alır kitaplarında. Ankara’da Tekniker Yüksek Okuluna devam ederken bir yandan da çalışıp ekmeğini kazanır.
Toplumsal konular oluşturur onun yazarlığının eksenini. Bireyin var olma savaşımı da oldukça geniş yer tutar öykülerinde. İlhan’ın yazdıklarının, bir yanı işliklerde, bir yanı kent ortamında, bir yanı da kırsaldadır.
Kahramanlarının belirleyici özelliği üreten insanlar olmasıdır. Hemen tümü, insanca yaşamak için direnirler. Bu kişiler yakınlarıdır, sevdikleridir, özendikleridir ve olumlu olumsuz yanlarıyla içini acıtan, kişiliğini oluşturan insanlardır.
Son kitabı Türkü Yarası’ndaki Tetanos; birbirinden güzel öykülerinden en etkileyicisi. ‘Tatenos’ta, aklı bir şeye ermez diye önemsemediğimiz çocuklarımızın içsel, çatışmalarını yalın bir dille anlatmış yazarımız.
Bu öyküde, çocuklarının eğitimi için tüm güçlükleri göze alıp kente göçen bir aileyi; babasının Karabalam diye sevdiği küçük oğlanın bakış açısından okuruz. Kentten alınan yıkık bir dükkânın onarımı sırasında, babasının ayağına paslı bir mıh batmıştır. Mıh batmasının tetanosa çevirmesi durumunda, onun bacağının kesilebileceğini öğrenen çocuk evi dolduran kalabalıktan sıyrılıp kendini bağlara, bahçelere vurur. Çok büyük, taşıyamayacağı kaygılar içindedir.
Öykünün satır aralarında; gölgesi ağır, dingin, hoşgörülü olmasına karşın, öfkelenince gözü kimseyi görmeyen, onu korkutan babasına hayranlığı sezdirilir.
İlhan, kitaba adını verdiği Türkü Yarası öyküsünde, babasının büyük acıyla sonlanan gençlik sevdası, folklorik ve destansı bir dille anlatılır. O dönemlerin yaygın kültür etkinliklerinin başında gelen halk ozanlarının köy ziyaretlerinden birine götürür okuru.
Ünü tüm Anadolu köylerine yayılmış Refik Ustanın türküsünde, kendi sevdiği kızın adının geçmesiyle (aslında bu, Feride / Ferize benzerliği yanılsamasıdır.) iyice esriyen, coşan baba, o türkünün etkisiyle ölümüne bağlanır sevdiğine.
Refik Usta“Ne ağladım ne güldüm oy oy / Ben bu aşka düşeli nenni de Feridem nenni” diye sazıyla birlikte inlemektedir. Yazar o anki duyguyu “Doğrudan sevenlerin, yaşamı boyunca bir kez olsun yüreğinde sevgiye yer vermişlerin içine işleyen bir ince çığlıktı!’ diye anlatır.
Öteki öykülerinde de doğa aşkı, ülkemizdeki baskıcı ortam, yurtsever insanların tutuklanması, işten çıkarmalar, göz göre göre ölüme sürülen emekçiler, arkadaş ilişkilerindeki beklenmedik düş kırıklıkları yer alır.
Yazarımız, Türkü Yarası’nı da öncekilerde olduğu gibi ilkin, emeğe ve sevgiye sonra da kızlarına adamıştır.
İlk kitabı, “Anadolu’da Bir Nokta” doğduğu, büyüdüğü Yozgat’ın merkez köylerinden, Köçekkömü Köyünü anlatır. Köylüsünü sevgi ve içtenlikle kucaklayan Celal İlhan, kitabın önsözünde şöyle der: “Bu kitabı okuyan çevre köylülerimizin, ‘bizim niye böyle bir kitabımız olmasın’ diye düşüneceklerini, bu yolla köy yaşamı ve geçiş dönemleriyle ilgili özgün eserlerin yazılabileceğine inanıyorum.
Köyünün tarihsel gelişimi, çalışma ve sosyal yaşamı, cem törenleri, gazileri, ozan ve şairleri, soyağacını, köklü aileleri, Çapanoğlu İsyanlarının köye yansımalarını anlatır.
Köyden kopuşla başlayan kimlik savaşını irdeler.
“Anadolu’da Bir Nokta” yazarımızın ilk kitabı olma özelliğini taşır ve belgesel bir yapıttır.
İlk öykü kitabı “Ateşle Dans”ta; “Üretim, ne pahasına olursa olsun üretim!” anlayışıyla çalıştırılan, güvenlikten yoksun işçilerin ateşle sınavıdır anlatılan.
Gübre ve çelik üretilen fabrikalarda, iş güvenliği alanındaki yetersizliklerin, işçilerin yaşamlarına olumsuz etkileri, ustaca, duygusal ve direniş ruhuyla sunulur okura. Sendika yöneticilerinin, yıllardan sonra bugün de işçinin sosyal ve yaşamsal haklarını korumak ve geliştirmekte yaya kaldığını görmekteyiz. Ne ki İlhan’ın öykülerinde, elli yıl önce işçi hakları ve dayanışması konusunda, bugüne göre çok daha ileri kazanımlar elde ettiklerini görerek şaşırmaktan kendimizi alamıyoruz.
“Dokunan” adlı kitabında, salt emekçilerin yaşam savaşı değil, insana ilişkin her durumla ilgili öykülerle karşılaşıyoruz.
Aşk, kadınlarımızın umarsızlığı, erkeklerimizi hoyratlığı, kente göçle başlayan ailelerin uyum sorunları öykülerinde en çok yer verdiği temalardır.
Çocuklukta yaşanılan acı tatlı coşkular bize de yansır. Bu alandaki öyküleri, doğadaki tüm canlıların güzellemesidir. Düşündüren, güldüren, kimi zaman da ağlatan…
Ateşle Dans ve Dokunan’ı ikinci baskısında, tek kitapta toplayan yazarımızın öyküleri, insan sevgisini, umudu, direnişi öne çıkarır. Tümceleri içten ve yalındır.
Askerliğini Antakya’da yedek subay olarak yapan İlhan, bölgenin iklimini o denli sever ki Mersin Akdeniz Gübre Sanayisinde iş bulunca, Yozgat’ı da Ankara’yı da unutmakta hiç zorlanmaz. On yıla yakın çalıştığı gübre fabrikasında, işyeri baş temsilciği düzeyinde sendikacılık yapar.  İşçi temsilciliği, onun toplumsal duyarlılığına ve savaşkan kimliğine uygun bir ortamdır. Bu mücadeleden “Grevden dönenin!” adlı bir roman çıkar.
Bu kitabında, hak savaşındaki işçileri; öncülerini, sendika temsilcilerini, gözü kara sendika başkanlarının direnişlerini, bir döneme ışık tutarak anlatır Celal İlhan.
Emekçilere adanmış bir romandır bu. 2008 Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Birincilik Ödülü’nü alarak hak ettiği yeri bulur.
Kitap; tümüyle direnmeden, savaşmadan hiçbir hakkın kazanılamayacağını vurgular.
İkibinli yıllar, işçi sınıfının yok sayıldığı, emekçilerin haklarını arayamadıkları, iş kazalarının arttığı ve önlenemediği zamanlardır. Günümüzde taşeronlara teslim edilmiş, boğaz tokluğuna çalışanları gördükçe, geçmişte mücadeleden sakınmayan sendikacıları ve tüm emekçileri gönülden kutlamak gerektiği sonucuna varıyoruz.
Dili Yüreğinde; köyden, kentten, gecekondulardan insanı anlatır ama yine emekten söz eder. Yüreğe işleyen öykülerini okurken, kendimizden, bizden insanlarla birlikte yaşarız acıyı, sevgiyi ve özlemi…
Yazarımızın en duyarlı yanı, yazılarındaki dil ve anlatım biçemidir.  Her kitabında, yalın, arı bir dille yazmanın, yeni sözcükler bularak onları öykülerinde kullanmanın peşinde başarılı bir yol izlemektedir.
Kitaptaki, Turna Görmek adlı öyküsünde:
Bizim oralarda turna kuşuyla göz göze gelen ilk çocuktum belki de. Arkadaşlarıma anlatırken duyduğum gurur ve mutluluk doyumsuzdu. Eğer turnam kanatlanıp havalansa, gökyüzünde bulutlara karışsaydı, gördüklerime kimseyi inandıramaz, yalancı olarak damgalanabilirdim,” diyor türkülerde adını duyduğu turnayı gören çocuk.
Bu çocuk; babasının ‘Karabala’sı Celal İlhan’dır.

Hatice Sönmez Kaya

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here