Kan Çiçekleri – Ngũgĩ wa Thiong’o

Neden sömürgeci yerleşimciler ve onların polis gücü gençlerin peşine düşmüşlerdi? Tarlalarını ekip biçsin, ineklerine göz kulak olsunlar diye. Avrupa’dan gelen yabancı kurnazdı. Topraklarını, alınterlerini, ve servetlerini almış, onlara da, yanında getirdiği yenilip içilemeyen paranın gerçek servet olduğunu söylemişti!

***

Kenya’da kavurucu sıcak ve kuraklığa terk edilmiş yoksul, geri kalmış bir köy: Ilmorog. Masumiyetin ve unutulmuşluğun simgesi Ilmorog… Ve Ilmorog’u kendilerine yurt edinmek üzere gelen dört yabancı: Abdulla, Wanja, Munira ve Karega. Herkes gibi onların da bir hikâyesi var. Onlar kendi hikâyelerini, gerçekleşmemiş hayallerini, yarım kalmış düşlerini, en çok da kendilerini geride bırakıp yeni bir başlangıç yapmak istiyorlar. Binbir güçlük ve mücadeleyle sömürgeciliği topraklarından defetmiş ve bağımsızlığını kazanmış bir Afrika ülkesinin, Kenya’nın “tutunamayanları” onlar… Ilmorog ise hem bir sığınak hem de bir son durak…

Ancak el değmemiş hiçbir şey bırakmamaya ant içmiş kapitalizmin, bu saklı cenneti keşfetmesi de uzun sürmeyecektir. Nitekim, sahne hızla değişir. Saflığın ve kendi kaderine terk edilmişliğin sembolü eski Ilmorog gitmiş, yerine, kapitalizmin açgözlüce yağmaladığı, masumiyetini yitirmiş yeni bir Ilmorog gelmiştir. Yeni Ilmorog’da her şey mümkündür. Cinayet de… Ülkenin önde gelen üç ismi, kapitalizmin üç sadık kölesi Ilmorog’da yakılarak öldürülünce tüm gözler kahramanlarımıza çevrilir. Polis, cinayeti örten sis perdesini aralamaya çalışırken, bizler de, kahramanlarımızın ve kurbanların birbiriyle iç içe geçmiş ve tesadüflerle örülü yaşamlarına ve Kenya tarihine tanıklık ederiz.

***

Çağımızın en büyük yazarlarından Ngũgĩ wa Thiong’o 1977 yılında yayımlanmış olan bu son derece güçlü romanıyla, “Afrika edebiyatı da var” diyor. Kan Çiçekleri, hiçbir müdanası ve korkusu olmayanların haksızlığa ve sömürüye isyanı. Bütün gücüyle, “Evet, başka bir dünya mümkün!” diye haykırıyor…

ÖNSÖZDEN BİR BÖLÜM
Önsöz
Karibu Kenya, Karibu Afrika
Ngũgĩ 1959 yılında yaşamını değiştiren bir tren yolculuğu
yapar Uganda’ya, sevdiği çevreden, aile ocağından, halkından
ve ülkesinden uzaklara yapacağı çok sayıdaki yolculuğun ilkidir bu. Ardında, Mau Mau olarak da bilinen Kenya Vatan
ve Özgürlük Ordusu’nun, kudretli sömürge yönetimine karşı
yürüttüğü savaşın enkaza çevirdiği bir ülke bırakır. Halkın düş
gücünü etkileyen, Kenya’nın ve İngiliz idaresi altındaki çok
sayıdaki ülkenin kaderini ilelebet değiştirecek bir savaştır bu.
İlk kez, köylüler, yeryüzünün lanetlileri, uzun askerî geçmişe
sahip oldukça gelişmiş bir ülkeye karşı savaşa girişmişlerdir.
Pek çokları isyanın kısa sürede sona ereceğini düşünür. Britanya galip gelecektir. Ancak, olağanüstü hal kanunlarına ve
Ngũgĩ’nin kitaplarından birinde, “Kenyalılara yönelik toplu
yargılamalar, katliamlar ve işkence dönemiydi” diyerek gayet
14
isabetli bir biçimde tariflediği zalimce yürütülen bir askerî
harekâta rağmen yenilen taraf olur.
Mau Mau adı, kalpleri düş, umut ve korkuyla titretir.
Ngũgĩ’nin ağabeyi savaşçıların arasına katılır, annesi tutuklanır ve işkence görür, köyü yerle bir edilir. Mau Mau lideri
Dedan Kimathi, Ngũgĩ’nin ve pek çok Kenyalının gözünde
neredeyse efsanevi bir paye kazanır. En nihayetinde, bir kuşa,
taşa, Beyaz Adama ya da herhangi bir şeye dönüştüğü söylenir.
Yalnızca, savaşın kasıp kavurduğu zamanlarda büyümüş olanlar, kalplerinin derinliklerinde bir yerlerde savaşların asla sona
ermeyeceğini, değişime uğrayarak başka başka biçimlerde
yaşamaya devam edeceğini bilirler. Ngũgĩ için savaş hâlâ sürmektedir, edebiyatını böylesine zengin kılan da bundan doğan
vazife bilincidir. Ngũgĩ okumak, tıpkı ateşi hissetmek, ruhunun, yüreğinin ve varlığının kavrulduğunu duyumsamak gibidir.
Merkezi, Avrupa’dan dünyanın diğer yerlerine taşımaya
girişmiş bir adam için, yazarlık kariyerinin iki roman yazdığı
Uganda’da başlamış olması olağandır. Moving the Centre adlı
kitabında Uganda’ya yaptığı yolculuğu “eve dönüş” olarak
adlandırır. Uganda, Kenyalı olma duygusunu, bilhassa da
Kenya’nın, kişisel aydınlanması gerçekleşmeden önce düşündüğü gibi, Beyaz Adamın değil, Siyahların ülkesi olduğunu
kavramasına yardımcı olmuştur. Bu nedenle de sömürgecilik,
kimi savunucularının mazur göstermeye çalıştığı gibi bir çeşit
kendi kendini tatmin değil, tecavüzdür, suçtur; insanların
mallarına mülklerine el koymuş, onları yerlerinden yurtlarından etmiş ve kültürlerini ayaklar altına alıp, yerine sömürgecinin kültürünü koymaya çalışarak insanların benlik
algılarını yıkmıştır. Sömürgecilik aynı zamanda iki ayrı tarih
anlamına da gelir: Yönetici sınıfın kapı kapı dolaşıp sattığı
aklanmış resmî tarih ve yabancı hâkimiyetine karşı mücadele
eden köylü ve işçilerin yaşayan gerçek tarihi. Tepeden tırnağa
bu gerçeklerle silahlanmış olarak, bir roman daha yazdığı ve
evrenin merkezinin, Afrikalılarla Asyalıların kendilerini ve
evrenle olan ilişkilerini Afrika ya da Asya’daki merkezlerinden
tanımlama hakkını talep ettiği ya da etmeye çalıştığı gibi,
15
Avrupa’dan başka yerlere taşınmasına tanıklık ettiği İngiltere’ye,
Leeds’e doğru bir sonraki yolculuğuna çıkar. Franz Fanon
dünyayı sarsan bu hareketin peygamberidir. Afrika bağımsızlığını kazanmaktadır ve bu, Ngũgĩ için, kendisini sömürge
kültürünün yükünden kurtarmak anlamına gelmektedir. Olması gerektiği gibi, Afrika, Asya ve Güney Amerika edebiyatlarının ön plana çıkmaları ve dünya edebiyatıyla
bütünleşmeleri anlamına da gelir bu. Öte yandan, 1967 yılında, sanki dünyada hiçbir şey olmamış ya da olmuyormuş gibi
Nairobi Üniversitesi’nde İngilizce Bölümü’nün oluşturulduğunu gördüğünde büyük bir şaşkınlık yaşar. O ve birkaç meslektaşı bölümün kapatılarak yerine başka bir bölümün
açılmasını isterler. Asla tek bir merkezin olamayacağını düşünmektedirler. Sorun, bir merkezin diğer merkezlerle ilişkisinin nasıl olacağı sorunudur. Ngũgĩ, 1977 yılında, yazarlığını
büyük ölçüde Kikuyu dilinde sürdürmeye karar verir, böylece
kavgalarını yazdığı köylüler kitaplarını okuyabilecek, böylece
giderek şiddetlenen kültürel mücadelede en değerli neferleriyle, kitlesiyle, tarihsel kökleriyle temas halinde olabilecektir.
Detained adlı kitabında, sömürge eğitimi yıllarında mahkûm
edilmiş olduğu yabancılaşmanın aşılmasını sağlayan bir eve
dönüş, bir yeniden doğuş olarak adlandırır bunu.
Kan Çiçekleri, Ngũgĩ’nin, kitabı yazana kadar, yıllar içerisinde yapmış olduğu çok sayıdaki iç yolculuğunu yansıtır.
Daha karmaşık karakterler, daha keskin bir siyasi, fikrî ve
kültürel ortam, daha sert bir ritim ve daha derin konularla
erken dönem çalışmalarından farklıdır. Daha gergin, daha
derin, yeteneği, kararlılığı, hedefi ve yazgısına dair en küçük
bir şüpheye mahal vermeyen, iyi bilinen bir yolda sürülen bir
yarış arabası gibidir. Çarpıştığı ve sağ çıktığı bitmek bilmeyen
savaşları yansıtır ve de gelecekte onu bekleyen sonsuz savaşları… Zaman, kahramanca çarpışmış, ancak çok acı bir biçimde ihanete uğramış Kenya halkının yaralarını sarmadığından,
kendi olağanüstü halini ilan ediyormuşçasına, yeni çarpışmalar için fazlasıyla bitap düşmüş bir yanını geride bırakarak
kabuk değiştirmiş ve kendisini aciliyetin dayattığı yeni bir
vizyon ve tavizsiz bir duruşla silahlandırmıştır. Ngũgĩ’nin
16
anlattığı Kenya, kimsenin elinden alamayacağı Kenya, “tüm
uluslardan emekçi insanların yüzyıllar boyunca tabiat ve diğer
insanların hâkimiyetine karşı kahramanca sürdürdüğü mücadelenin Kenya’sıdır.” Yerleşimcilerin yasal hale getirdiği
vahşet, korku, sükûnet ve baskı kültürünü göklere çıkaran
Robert Ruark ve Karen Blixen gibi erken sömürge dönemi
hikâyecilerinin ayaklar altına aldığı muhteşem büyüklükteki
Kenya’dır. Kan Çiçekleri’nde olayların merkezi, yüzünü
Ilmorog’a yansıtılmış olarak gördüğümüz bir Kenya’dır. Ngũgĩ,
çiftçilerin ve sığırtmaçların, tıpkı ataları gibi bir yandan tabiat şartlarıyla, diğer yandan da onları kendi kaderlerine terk
etmiş olan politikacılarla mücadele ettiği, çorak, kuraklığın
kasıp kavurduğu bir bölgesini seçer Kenya’nın. Ilmorog’un
yolculuğu, neokolonyal giysilerini kuşanıp yabancıların ve
hainlerin çıkarlarını ön planda tutan, vatanı için acı çekmiş
ve ölmüş halkını yüzüstü bırakmış bağımsızlık sonrası Kenya’sının yolculuğudur. Toprak sorunu, Ngũgĩ’nin önceki kitaplarında olduğu gibi, bu kitapta da çok önemli bir yere
sahiptir. Toprak, kurtuluş, ruh, kadın, Tanrı, bir kehanet öznesi, kültürel ve siyasal kimliğin temeli olarak sunulur. Halkın,
topraklarını ele geçirmek ya da geri kazanmak için yapmayacağı şey yoktur. Devil on the Cross adlı kitabında Ngũgĩ,
Ilmorog’da işlediği konuya döner yine: Eski işadamlarından
oluşan bir grup hırsız ve soyguncu, geniş çaplı bir hırsızlık ve
yağmayı kutlamakta, insanların topraklarını, diğer mallarını
ve kaynaklarını ellerinden alacak daha etkili bir sistem üzerinde çalışmaktadır. Her iki kitap da, köylüler ve işçiler sefalet
içinde, hapishanelerde, varoşlarda sürünmeye devam ederken,
siyasi elitin çatlayıncaya kadar tıkındığı ve “kadınların kalçalarının, üzerlerinde sözleşmeler imzalanan masalara döndüğü”
bir ülke için aynı yakıcı, ateşli endişe havasını solur.
Kan Çiçekleri, bir yandan da, kimlik sorunuyla meşguldür:
Mazlumun, şatodaki insafsız prens yüzünden hiçbir zaman
ödülünü almayı başaramamış isimsiz kahramanın kimliği,
onun arzuları, hayalleri, düş kırıklıkları, ölümüne mücadelesi… Ngũgĩ, şerefli olanla alçak olan, işçi ile işveren, politikacı
ile seçmen arasındaki ilişkinin ürkütücü bir biçimde iğrenç

Künye
Kitabın Adı: Kan Çiçekleri
Baskı: 1.Baskı – 2019
Özgün Adı: Petals of Blood
Yayın No: 1318
Dizi No: 243
Sayfa: 480
Dizi: Edebiyat
Yazar: Ngũgĩ wa Thiong’o
Çeviri: Seda Ağar
Yayıma Hazırlayan: Efe Pötöy
Son Okuma: Ahmet Batmaz
Kapak Tasarımı: Arslan Kahraman
Dizgi: Esin Tapan Yetiş
Ayrıntı Yayınları

Yazar Hakkında
Ngũgĩ wa Thiong’o
1938 Limuru, Kenya doğumlu roman, hikâye ve oyun yazarı Ngũgĩ wa Thiong’o, 1972’den 1977’ye dek Nairobi Üniversitesi Edebiyat Bölümü’nü yönetti. 1977 yılında Ngaahika Ndeenda (İstediğim Zaman Evleneceğim) isimli oyununun köylüler ve işçiler tarafından canlandırılmasının ardından, oyundaki politik göndermeler dolayısıyla tutuklandı ve bir yılı aşkın bir süre cezaevinde kaldı. Cezaevindeyken Caitaani mũtharaba-Inĩ (Çarmıhtaki Şeytan) isimli, Gikuyu dilinde yazdığı ilk çağdaş romanı tasarladı. 1982 yılında siyasi baskılar nedeniyle Kenya’dan ayrıldı ve Amerika’da birçok üniversitede dersler verdi. 1992 yılında New York Üniversitesi’nde karşılaştırmalı edebiyat ve performans çalışmaları dalında profesörlüğe yükseldi. Halen New York Üniversitesi’nde ders vermektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here