Kaplumbağalar – Fakir Baykurt. Sayıların dünyasında yer almayan yoksul köylülerin romanı

Fakir Baykurt, “Kaplumbağalar” adlı romanını: “…her türlü teknik ve elektronik araçların büyük gelişmeler gösterdiği ve üretkenliğin alabildiğine arttığı bu dün­yada, yiyeceği yıllık zahireyi, yanıp kül olmuş topraklardan parmaklarıyla toplamaya çalışan ve varlığını sürdürebilmek için istekle üreten…” köylülerin hayatından bir kesit olarak tanımlamaktadır.
Roman, tarihimizde yer etmiş ama bugün hala varlığını sürdüren sorunlara değinen, yalın ama zengin bir dille yazılmış, özgün ve aydınlık bir edebiyat eseri olarak, yaratıcı ülkemiz köylüsünün olduğu kadar, onun bürokrasi karşısındaki çaresizliğinin ve cehaletinin de hikayesini anlatıyor.
Bugün tarih kitaplarından okuduğumuz modernleşmenin insanlara ödettiği ağır bedellerinin belleklerimizde bir karşılığı yok, çünkü geçmiş hakkındaki ‘bilimsel’ bilgilerde geçmişin ruhunu, atmosferini, insanların acılarını hissetmemize yarayacak imgeler yer almıyor. Sayılar, istatistikler, köy ve köylülerin sayısı, tarım ürünlerinin fiyatları ve geçim standartları kaydedilmiştir elbette. Ne var ki, insanların yeni yaşam tarzlarına duydukları tepkiler, çektikleri acılar, karşılaştıkları aşağılanmalar ve açlık sınırına dayanan yoksulluk hiçbir zaman ‘bilimin’ nesnesi olmamıştır.
İşte bu yüzden, geçmişin uçucu imgesini yeniden canlandırmak için sanata, edebiyata -en çok da romana- başvurmak zorundayız. Cumhuriyet tarihinin nerdeyse elli yıllık bir döneminin toplumsal hayatını en iyi resmeden metinlerse Fakir Baykurt ismiyle bütünleşen ‘köy romanları’ konusuna aittir. Fakir Baykurt, eserlerinde köy sorunlarını ve gerçeklerini gözler önüne sermeye çalışır. Sosyal yaralara parmak basar. Kaplumbağalar romanında da bu anlayışının tezahürü görü­lür.

Fakir Baykurt´un olağanüstü gözlemciliğiyle biçimlenen dilinde, Türkçenin bütün renkleri gizlidir sanki. İşte bu dili, Kaplumbağalar adlı yapıtının giriş bölümünde, karanlık bir gecede gökyüzünü süsleyen yıldızlar gibi ışıl ışıl görürüz. Çoğu yazarın aksine yazacağı yapıtlarla ilgili alan çalışması yapan Baykurt´un bu çabasını, şu betimleme ne güzel anlatır:

“Güneş Tozak kırına kocaman bir ateş dağı gibi çöktü. Tozak kırı yanıyor. Taçları gonca iken solmuş gelingüvey otları, kuşekmekleri, çobançantaları, koyungözleri tamtakır kurumuşlardı. Bir deri bir kemik yılanlar, tarla sıçanları, emecenler, zavallı yelistan böcüleri sinecek bir gölge girecek bir delik arıyorlar. Kanları buhar olup uçmıış serçe kuşları ateşler içinde yanan toprağa düşüyor. Lokma lokma ölüyorlar. Toprak yanıyor… “

?Anadolu köylerinin durumunu, gelişmesini, tarımsal meseleleri, köydeki sınıf ve güç ilişkilerini gerçekçi bir biçimde yansıtmaya çalışan Köy romanlarının sosyolojik önemi edebiyata oranla ağır basar; çünkü o yıllarda köy sorunlarını işlemeyi ‘bizim sosyologlarımız, bizim tarihçilerimiz, bizim filozoflarımız, diğer böyle sosyal işlerle uğraşan düşünürlerimiz henüz daha yapmış değiller’ken, köy romanları bir tanıklık, bir otobiyografi tarzında yazılmış, ‘icabında otuz sene içinde politikacılara, iş sahiplerine, mesuliyet sahiplerine faydalı olacak döküman durumunda’dırlar. Behice Boran’ın sözleriyle özetlersem; “Ekonomik-sosyal meselelerin bilimsel açıdan incelenmesi, tartışılmasının yasaklandığı uzun yıllarda Türk solu ifadesini sanatta bulmuş, sol fikirler en fazla sanat yoluyla toplumu etkilemiştir.” Diyor A. Ömer Türkeş, Literatür Yayınevinin, Fakir Baykurt külliyatına ‘Kaplumbağalar’ ile başlaması nedeniyle Radikal?e yazdığı bir yazısında.. Ve ekliyor: ?Bu eserler, Türk toplumunun aynaya yansıyan suretidir aynı zamanda? (Radikal Gazetesi?nin Kitap Eki, 13.10.2006)

Tanıtım Yazısı
“Tozak köyü şu koca yeryüzünde, kıyıda köşede kalmış bin yamalı bir yoksul yorganı, alabildiğine kurak, bakımsız, unutulmuş. Ahalisi desen günümüz köylüsü: Hâlâ devletten medet uman, “Hökümetimiz en iyisini bilir” diyen, cahil, kaba saba ama bir o kadar çalışkan, sahici ve vicdanlı. Köyün Eğitmen Rıza’sı, Muhtar Battal’ı ve akıllı delisi Kır Abbas’ı gün olur akıl yürütür, el ele verir, köylüyü de peşine takıp bir bağ kurar, hem de taşlı bir tarlada, bin bir emekle, özveriyle ve gece gündüz çalışarak. Tam ağızları üzümlerle tatlandı, yürekleri umutla doldu derken, hiç ummadıkları bir anda hükümetin tokadını yerler… ama ne tokat! Bir anda, bürokrasinin çarkında bir çapak olup çıkarlar. Hak hukuk ararlar aramasına ama neyin hakkı, neyin hukuku?

Mazimizde yer etmiş ama bugün hala varlığını sürdüren sorunlara değinen, yalın ama zengin bir dille yazılmış, özgün ve aydınlık bir edebiyat eseri olan Kaplumbağalar, yaratıcı ülkemiz köylüsünün olduğu kadar, onun bürokrasi karşısındaki çaresizliğinin ve cehaletinin de hikayesini anlatıyor.

Kitabın Künyesi
Kaplumbağalar
Fakir Baykurt
Literatür Yayıncılık
Kapak Tasarımı: Mithat Çınar
Resimleyen: Kubilay Dağbatıran
Eylül 2006,
370 sayfa

A. Ömer Türkeş’in 13.10.2006 tarihli Radikal Gazetesi’nde Fakir Baykurt’a ilişkin Yorumu

‘Köy romanı’
Toplumsal sorunlara getirdiği eleştiriler ve çözümler köy-köylü gerçeğinden hareketle incelediği için Fakir Baykurt için köy yazarıdır diyoruz, ancak köy romanları onunla başlamıyor. Osmanlı’da, köyde geçen ilk romanının Nabizade Nazım’ın Karabibik’i (1890) olduğunu biliyoruz. Ancak sayısal azlıkları, köye yönelik romanların ilgi çekmediğinin işaretidir. Cumhuriyet dönemini romanlarına gelince; İstanbullu aydının Anadolu’nun tozlu yollarında, yoksul köylerinde dolaşıp cahil bırakılmış, dini istismarlara uğramış ve köy ağası tarafından sömürülüp devlet görevlileri tarafından ezilmiş köylü milletiyle kucaklaşması -aslında kucaklaşmadan çok el öptürmesi- Çalıkuşu ile başlar. Türk aydınının Osmanlı’dan devraldığı vatan kurtarma görevi, bundan böyle köyü kurtarmak biçiminde simgelenecektir Masa başında üretilmiş köy/köylü romanlarında köye su, elektrik, adalet ve eğitim getirmeye çalışan pek çok aydın roman kahramanı icat edilmiştir. Ne var ki, misyoner tavrıyla kendilerini feda eden bu aydınlarla, konuk oldukları, yaban kaldıkları, kuş uçmaz kervan geçmez memleket köşeleri arasında aslında pek bir bağ yoktur. Anadolu’yu dışarıdan bir bakışla yazan ilk yazarlar için sorun ‘ben’ merkezlidir; bu, aydınların içinde oldukları düşünsel ve ruhsal vaziyetin ‘Ütopyacı Bireysellik’ olduğunu gösterir. Sonuç olarak, aydınların bir türlü sevemedikleri, ilişki kuramadıkları ama aşkın değerler adına sevmeleri gerektiğine iman ettikleri uzak bir diyardır diyebiliriz Anadolu için.
1950-70 yılları arasında genelde sanat ve edebiyata, özelde romana yansıyan aydınlanmacı ve kalkınmacı ütopyaların cisimlendiği mekân yine köylerdi. Köy hayatını, köy gerçeğini, köylünün sorunlarını, baskı ve sömürüyü en iyi bilenlerse, bu köylerden sıyrılıp Köy Enistitüleri’nde eğitim görme şansı yakalamış Köy Enistitülüler oldular. Fakir Baykurt ve kuşağı içerden yazdılar o coğrafyayı. Edebi alanda topyekûn bir seferberlik başladı. Dönem, çıplak gerçeklerin -romanlarla- yine çırılçıplak ortaya serildiği bir dönemdi. Böyle gerçekler de -gerçekten- boldu Türkiye’de. Pek çok yazar siyaseten yazdı romanlarını; romanlar köyün kalkınması için -tıpkı elektrik gibi, su gibi, yol gibi, traktör ve okul gibi- birer araçtılar. “Kişileri, çatışmaları ve çözümleri belirleyen de yazarın toplumcu çizgideki bu görüşleri olunca, yaşamı ete kemiğe büründürecek insan yerine, Fethi Naci’nin de dediği gibi, “koşulların betimlenmesinde araç” sayılan kişilerle yürütüldü roman. Romanlardaki sterotiplerin toplumsal sınıf ve katmanları simgelediği, roman kahramanlarının giriştiği mücadelenin, mücadelenin verildiği mekânla sınırlı olmayıp bütün bir ülkeyi ifade ettiği kolaylıkla fark edilebilir. Üstelik çok farklı ideolojilerin çatışma, dışlama, birbirlerini içerme, yer değiştirme, yeni bir biçim alma tarzındaki karmaşık ilişkilerinin kesiştiği mekândır ‘köy romanları’.
Anadolu köylerinin durumunu, gelişmesini, tarımsal meseleleri, köydeki sınıf ve güç ilişkilerini gerçekçi bir biçimde yansıtmaya çalışan Köy romanlarının sosyolojik önemi edebiyata oranla ağır basar; çünkü o yıllarda köy sorunlarını işlemeyi ‘bizim sosyologlarımız, bizim tarihçilerimiz, bizim filozoflarımız, diğer böyle sosyal işlerle uğraşan düşünürlerimiz henüz daha yapmış değiller’ken, köy romanları bir tanıklık, bir otobiyografi tarzında yazılmış, ‘icabında otuz sene içinde politikacılara, iş sahiplerine, mesuliyet sahiplerine faydalı olacak döküman durumunda’dırlar. Behice Boran’ın sözleriyle özetlersem; “Ekonomik-sosyal meselelerin bilimsel açıdan incelenmesi, tartışılmasının yasaklandığı uzun yıllarda Türk solu ifadesini sanatta bulmuş, sol fikirler en fazla sanat yoluyla toplumu etkilemiştir.”

Fakir’in farkı
1950’li yılların sonuna gelindiğinde, Yılanların Öcü (1959) yayımlandı ve edebiyat dünyasının hararetle konuştuğu isim Fakir Baykurt oldu. Gerek konusu gerekse de Anadolu kadını Irazca Ana’sı ile köy romanlarında çığır açan Yılanların Öcü, DP iktidarı tarafından mahkeme kapılarına taşınmıştı. Elbette yılmadı; art arda yazdı hikâye ve romanlarını. Hikâye ve romanlarındaki insanlar ne kurtarılmayı bekleyen kurbanlardır ne korkak ne de haindirler; kişilikleri, eylem ve eğilimleri, ahlak ve alışkanlıkları toplumsal ve ekonomik nedenlerle belirlenen bildiğimiz insanlardır. Bu insanların din adamı, ağa, bürokrat işbirliği karşısındaki çaresizliğini, çaresizliğin başkaldırıya nasıl dönüşebileceğini, Anadolu kadının direnişini, ezilmişliğinin altındaki öfkesini sergilerken arka plana her zaman ekonomik eşitsizliği de yerleştirmiştir.
Toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatı yansıtmaya çalışıp kanonun bildik temalarını tekrarlarken Baykurt’un köylüleri idealize edilmiş iyi veya mutlak kötü kategorileri içinde hareket eden sterotipler durumuna düşmezler. Sadece konularıyla değil, roman kişilerinin iç dünyalarını çelişki ve değişimleriyle yansıtabilmesiyle de farklıdır Baykurt’un romanları. Sade ama hikâyesini iyi anlatan, ayrıntıları yakalayan, canlı diyaloglar kuran bir dille Irazca Ana gibi, Kara Bayram gibi unutulmaz karakterler yaratmıştı.
Romanlarından uyarlanan sinema filmleriyle daha da popülerleşen Baykurt’un metinlerinin içeriği, TÖS’ün, DISK’in, TIP’in kurulması ve gençlik hareketlerinin başlamasından sonra siyasallaşır, sosyalizm vurgusu giderek artar. Kaplumbağalar (1967) romanından sonra çelişkiyi ağa-köylü ilişkisinin dışına çıkaracak, devlet ve bürokrasi eleştirisini ağırlaştıracaktır. Köylünün otoriter, bürokratik memurlara karşı hak arayışını anlatan Kaplumbağalar, o dönem solunun devlete olan tepkisinin özeti gibidir. 70’li yıllarda köyden kente göçün yarattığı sıkıntıları işleyecek, 80’lerden sonra ise Almanya’daki Türk işçilerinin sorunlarını dillendirecektir.
Okumayabilirsiniz, anlatılan mekânlar sizin kentli yaşantınıza uygun düşmeyebilir ya da kaçmak istediğiniz gerçeklerin çıplaklığı vicdanlarınızda gedikler açabilir. sanat ve edebiyatla ilgili ürünlerde ne yoksul köylüleri ne varoşlardaki insanları ne de Güneydoğu’da yaşanan acıları görmek, duymak, düşünmek istemeyebilirsiniz. Ne var ki gerçekliği değiştirmek gelmez elinizden; bugün her biri bir tarihsel/toplumsal belge niteliği taşıyan Fakir Baykurt külliyatı, sizin hikâyeniz, sizin aynanızdır; aynaya yansıyan suretinizi değiştiremezsiniz!

Türkiye gerçeğini yazdı
Gözaltılar, tutuklanmalar ve baskılarla dolu yaşamında doğrularından ödün vermeyen, hikâye ve romanlarıyla bir dönemin simgesi haline gelen Fakir Baykurt, 1929’da Burdur’un Akçaköy’ünde doğdu. 1948’de bitirdiği Gönen köy entitüsünün ardından beş yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. Daha sonra Ankara Gazi Eğitim Enistitüsünü tamamladı; Sivas, Hafik, ve Şavşat’ta ortaöğretim kurumlarında çalıştı. Bu sırada yazmaya da başlamıştı. Türkiye gerçeğini en çıplak biçimiyle yazıya, edebiyata dökerken, romanlarına yansıyan muhalifliğini hayatına da taşımayı bilmiş, hepimizin muhaliflik kültürüne bir şeyler katmayı başarmıştı. 12 Mart öncesinde TÖS, sonrasında TÖB-DER’de genel başkanlık yapan Baykurt, 12 Eylül darbesinden sonra Almanya’ya göçmek zorunda kaldı. Ancak yaşadığı mekân neresi olursa olsun, bu ülke gerçeklerinden, siyasi ve toplumsal mücadeleden hiç vazgeçmedi.

Fakir Baykurt’un Yaşam Öyküsü
(15 Haziran 1929, 11 Ekim 1999)

Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir’dir) Burdur?un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy’de doğdu, Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber şu sözleri ile 1929 yılında haziran ortası olduğu varsayılmaktadır; ?1929 doğumlu olduğum doğru. Ay, gün bilinmiyordu. Anamla konuştuk. Köyde orak mevsimi. Tarlada sancılanıp eve gelmiş. Haziran ortasıdır…? Tahir Baykurt?un annesinin adı Elif ve babasının adı Veli?dir. Doğduğunda ona savaşlarda vurulup geri dönmeyen Amcasının adı olan Tahir adı verilir. Tahir 1936 yılında Akçaköy İlkokulu’na başlar ve iki yıl sonra babasını kaybeder. Babasının ölümünden sonra dayısı Osman Erdoğuş tarafından Aydın iline bağlı Burhaniye köyüne götürülür ve orada dayısının yanında dokumacılık yapmaya başlar. II. Dünya Savaşı?nın başlaması ile dayısı askere alınır ve Tahir Akçaköy?e dönerek okula devam etme imkanı bulur. 1942 yılında ağır bir sıtma geçirir bu dönem aynı zamanda şiir yazmaya başladığı dönemdir.

Köy Enstitüsü yılları
Fakir Baykurt çocukluğundaİlkokulu bitirdikten sonra İsparta Gönen Köy Enstitüsü’ne yazılır. Köy enstitüsü yıllarında özellikle şiire olan ilgisi artar. Köy Enstitüsü yıllarında kendini okumaya verir. Bu dönemde özellikle Türkçe’ye çevrilen klasikleri okur. Fakir Baykurt Köy Enstitüsündeki yıllarını ve kendisine kazandırdıklarını şu şekilde anlatmıştır;

? …Köy Enstitüsü benim için olağan üstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum Enstitü benim gibi köy çocuklarını çağırıyordu… ?

? …Klasiklerin en iyi okuru enstitülü gençlerdi. Ceplerimizi ona göre yaptırırdık, kitap sığsın. Kız arkadaşlarımız koyun kuzu gütmeye giderken, torbaya azıkla birlikte kitap da katardı… ?

Bu yıllarda Bursa Cezaevi’nde olan Nazım Hikmet?in şiirleri ise gizli gizli yayılmaktadır. Tahir Baykurt?da bu dönem Nazım Hikmet?in şiirlerini bulur ve gizli gizli okumaya başlar.

? …Kitaplıkta Nazım Hikmet?in kitapları yoktu. Yasaklandığını öğrenince Civril?in bir köyüne gidip onları buldum. Nazım?ın yedi kitabını kendi yaptığım defterlere kitap harfleri ile yazıp defalarca okudum. ?

Köy Enstitüsü yıllarında ilk şiiri Fesleğen Kolum Eskişehir?de çıkan Türke Doğru dergisinde çıkar. Edebiyata olan ilgisinden dolayı Enstitüde de kitaplığın yönetimine seçilir ve daha fazla okuma fırsatı bulur. 1947 yılında Köy Enstitüleri ve Kaynak Dergisi’nde şiirleri çıkar ve bu yıllarda once şiirlerinde daha sonra tüm yazılarında Fakir Baykurt adını kullanmaya başlar. Köy Enstitüleri üzerindeki baskıların artması ile birlikte tüm enstitülere daha baskıcı yönetimler atanmaya başlar. Bu dönemde Enstitüler daha önceki bir çok özelliğini yitirmeye başlarken eski öğrencilerin yaşam alışkanlıkları da bu yeni yönetimlerce sorun olmaya başlar. Fakir Baykurt da yeni atanan müdürle sorunlar yaşar ve defalarca kovuşturmaya maruz kalır. Ancak 1947 yılında Köy Enstitüsünü başarı ile bitirir ve Yeşilova?nın Kavacık Köyü’ne öğretmen olarak atanır.

Öğretmenlik ve yazarlık yılları
Fakir Baykurt Öğretmenlik yıllarında 1951 yılında ölene kadar birlikte olacağı Muzaffer Hanım?la evlenir. Bu yıl ayrıca körbağırsağı patlar ve iki kez amelliyat olur. Öğretmenliği Dereköy?e aktarılır. Üzerindeki baskılar devam eder, savcılıkça evine baskın yapılır ve koğuşturma geçirir. 1953 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü?ne girer ve bir sene sonra bu sefer Gayret Dergisi?nde çıkan bir yazısı nedeni ile yargılanır. 1955 yılında Gazi Enstitüsü’nü de başarı ile bitirirerek Hafik?de açılan ortaokula atanır. Aynı yıl ilk kitabı olan Çilli yayınlanır. 1957 yılında askere alınır ve Ankara Piyade Yedek Subay Ortaokulu?na öğretmen olarak atanır. İlk kızı Işık da bu yıl dünyaya gelir. 1958 yılında ilk romanı Yılanların Öcü Cumhuriyet Gazetesi?nin açtığı Yunus Nadi Roman Ödülleri’nde birinci olur. Ancak roman nedeni ile hem Baykurt hem Cumhuriyet koğuşturma geçirir. Baykurt bu dönemden sonra Cumhuriyet Gazetesi?nde yazmaya başlar. Askerlikten sonra Şavşat Ortaokulu’na öğretmen olarak atanır ve ikinci kızı Sönmez dünyaya gelir. Yılanların Öcü adlı romanı da Remzi Kitapevi tarafından basılır. Ardından Köy ve Eğitim Yayınları tarafından Efendilik Savaşı adlı kitabı yayımlanır. Cumhuriyet?teki bazı yazıları yüzünden öğretmenlikten alınıp Ankara?da Milli Eğitim Bakanlığı Yapı İşleri Bölümü?nde görevlendirilir. Sürüp giden yazıları ve Yılanların Öcü romanı yüzünden Bakanlık buyruğuna alınarak cezalandırılır. Altı ay açıkta kaldıktan sonra 27 Mayıs 1960?da Ankara İlköğretim müfettişliğine atanır ve aynı yıl Efkar Tepesi adlı kitabı basılır. 1961 yılında yazarın Yılanların Öcü adlı romanı tiyatroya ve filme uyarlanır. Tiyatro gösterimi yasaklanır, film ise ancak Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel?in konuya el koyması ile gösterime girer ancak filmin gösterimi sırasında olaylar çıkar. Bu yıl ayrıca yazarın Onuncu Köy, Karın Ağrısı, Irazca?nın Dirliği kitapları yayımlanır. Bir sene sonra yazarın oğlu Tonguç dünyaya gelir. Baykurt Amerika?ya giderek, Bloomington?daki Indiana Üniversitesi?nde göze kulağa hitap eden ders araçları ve yetişkinler için yazma öğrenimi görür. 1963 yılında yurda dönerek Ankara İlköğretim müfettişliği görevini sürdürür. Onuncu Köy Bulgarca?ya çevrilir ve kitapları Bulgaristan?da Türkçe olarak da basılır. Yılanların Öcü ile Irazca?nın Dirliği de Almanya?da, ?Die Racheder Schlangen? adıyla basılır. Yılanların Öcü Rusça?ya çevrilir.

Türkiye Öğretmenler Sendikası
Fakir Baykurt 1965 yılında TÖS?ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. 1966 yılında İlköğretim müfettişliğinden uzaklaştırılarak yeni kurulan Milli Folklor Enstitüsü?nde uzman olarak atanır. Kaplumbağalar ve Amerikan Sargısı romanları yayımlanır. 1967 yılında Onuncu Köy adlı eseri de Rusça?ya çevrilir. Yazıları ve TÖS?teki çalışmaları yüzünden sık sık koğuşturma geçiren Baykurt Gaziantep?in Fevzipaşa bucağına sürülür. TÖS ?Devrimci Eğitim Şurası? nı düzenler. Bir yıl sonra da TÖS ?Büyük Eğitim Yürüyüşü? nü bir sene sonra da Genel Öğretmen Boykotu?nu düzenler. Bu faaliyetlerinden sonra tekrar görevden alınarak bakanlık emrine alınır ancak Danıştay kararı ile görevine geri döner. 1970 yılında Fevzipaşa?dan Ankara?ya Ortadoğu Teknik Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Yayın Müdürlüğü görevine getirilir. Anadolu Garajı ve Tırpan kitapları yayımlanır. Tırpan ve Sınırdaki Ölü ile TRT Ödülleri’ni kazanır. Ardından Onbinlerce Kağnı adlı kitabı yayımlanır.

Sıkıyönetim yılları

1971?de ordunun yönetime el koyması ile başlayan sıkıyönetim döneminde Baykurt iki kere gözaltına alınır. Aynı yıl Tırpan ile Türk Dil Kurumu Ödülü’nü kazanır. Kitaplarının yeni basımları yapılırken yazar askeri tutukevinden Ankara Merkez Cezaevi’ne aktarılır. 1973 yılında Can Parası ve Köygöçüren basılır. Baykurt?un yurt dışına çıkışı da yasaklanmıştır. 1974 yılında İçerdeki Oğul basılır. Keklik romanını yazar. Can Parası ile Sait Faik Ödülü’nü kazanır. Askeri Yargıtay?da TÖS Davası?ndan beraat etder. Sınırdaki Ölü ve Keklik kitap olarak basılır. 1976 yılında Sakarca basılır.

Emeklilik Yılları
1970 Yılında Fakir Baykurt Sosyal Sigortalar Kurumu?ndan emekli olan Baykurt Madaralı Roman Ödülü?nün kuruluşuna yardımcı olur. 1977 yılında İsveç?te öğretmen yetiştirme çalışmalarına katılır ve Yayla romanı basılır. Frankfurt Uluslar arası Kitap Fuarı?na katılır ve Almanya, Hollanda ve İsviçre?ye geziler yapar, göçmen işçilerle iletişim kurar. 1978 Yılında Sakarca sahneye uyarlanarak İstanbul Şehir Tiyatroları’nca oynanır. Kara Ahmet Destanı ile Orhan Kemal Ödülü?nü kazanır ve Kültür Bakanlığı’na danışman olur. 1979 yılında Tırpan adlı eseri de tiyatroya uyarlanır. Devlet Tiyatrosu tarafından İzmir, Ankara ve Antalya?da oynanır. Baykurt, göçmen işçi konusunu incelemek üzere tekrar Almanya?ya gider. Duisburg şehrinde yaşamaya başlar. Yandım Ali kitap olarak basılır. Bu dönemde ODTÜ?de öğrenci olan oğlu Tonguç da tutuklanır. 1980 yılında Tırpan İstanbul Şehir Tiyatroları’nca da sahneye konulur ve iki mevsim oynanır. Tırpan?dan ötürü Baykurt ve Taner Barlas, ?Avni Dilligil En Başarılı Yazar? ödülü kazanırlar. Suna Pekuysal?da ?En Başarılı Oyuncu? seçilir. Rur Havzası?nda Türk işçi çocukları için başlatılan RAA programında görev alır ve bir İngiltere gezisi yapar. Kızı Işık da bu yıl tutuklanır. Baykurt, Taner Barlas ve oyunda rol alan sanatçılar ?İsmet Küntay Ödülü? kazanırlar. Tırpan?daki oyunu nedeniyle Suna Pekuysal ?Ulvi Uraz Ödülü?nü kazanır.
1981?de Sakarca İsveç?te çizgi film yapılır ve Macarca?ya da çevrilir. DDR?de bir inceleme gezisi yapar. Öyküleri Gürcistan?da da kitap olarak basılır. Kaplumbağalar filminin senaryo çalışmalarına katılmak üzere İsviçre?nin Neuchatel şehrine gider. Almanya?daki göçmen işçilerin yaşamını konu alan öyküleri Gece Vardiyası adıyla basılır. İşçi çocuklarının yaşamını dile getiren öyküleri de Barış Çöreği adıyla basılır. Kitaptan yapılan seçmeler Almanya ve Hollanda?da iki dilli olarak yayımlanır. 1983 yılındaYüksek Fırınlar kitap olarak basılır. Oğlu Tonguç?la birlikte Sovyetler Birliği gezisi yapar. Moskova, Bakü, Batum ve Leningrad şehirlerine ve Yasnaya Poliana?ya giderek Tolstoy?un Yurtluğu?nu ziyaret eder.
1984 yılında Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü?nü kazanır. Gece Vardiyası ve Kara Ahmet Destanı Almanca, Yılanların Öcü ile Irazca?nın Dirliği Bulgarca basılır. Türkiye?de ?Barış Derneği İkinci Davası?nda sanık olarak aranır. 1985 yılında Gece Vardiyası ile Alman Endüstri Birliği BDI?nin Yazın Ödülü?nü alır. Dünya Güzeli ve Saka Kuşları adlı Kitapları Türkçe ve Almanca olarak basılır. 1986 yılında Duisburg?ta öğretmenliğe başlar ve yurt dışında oluşan Türkiye Aydınlarıyla Dayanıma Girişimi?nin yönetiminde görev alır. Duisburg Treni adlı eseri basılır. Kopenhag?ta Dünya Barış Kongresi?ne katılır aynı yıl Koca Ren basılır.
1987 yılında Keklik romanı 20 öyküsüyle birlikte Rusça?ya çevrilip basılır. Londra?ya bir gezi yaparak Highgate?te Karl Marks?ın gömütünü ziyaret eder. Aynı yıl aralarında bir çok yabancı dile çevrilen kitabının da bulunduğu 19 kitabı Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Halikarnas Balıkçısı, Şolohov, Hemingway, Gonçorov, Tolstoy, Gogol, Panait Istrati gibi yazarlarla beraber gerekçe göstermeden yasaklanır. Aynı yıl Sakarca adlı eseri de Hollandaca ve Almanca olarak basılır. Türkiye ? Yunanistan Dostluk Gelişimi?nin Avrupa?da kuruluşunda görev alır. Tiflis?te İlaya Cavcavadze?nin 150?nci doğum yıldönümü konferansına katılır.
1988 yılında İçerdeki Oğul?u oyun olarak tekrar yazar. A. Çetinkaya ile birlikte Fridan Halvaşi?nin şiirlerini Türkçe?ye çevirir; Kitap Eninde Sonunda adıyla Almanya?da basılır. 1989 yılında Kuru Ekmek romanını yazar. İçerdeki Oğul, Amersfoort Halk Tiyatrosu?nda oynanır. Şiirleri de Bir uzun yol adıyla basılır. Moskova?ya yeni bir gezi yaparak Nazım Hikmet?in evinde ve arşivinde çalışır.
Baykurt ders vermeyi Pestalozzi Okulu?nda sürdürür. Şiirleri Hollanda?da ?Vuurdoorns ? Ateşdikenleri? adıyla basılır. 1991 yılında Ortaokul öğrencileri için, ?KALEM ? Schreiber? dergisini çıkarmaya başlar aynı yıl boynundan bir ameliyat geçirir. 1992 yılında Bir Uzun Yol?un Almanca?sı ?Ein langer Weg? adıyla çıkar. Yazar bu yıl bir de Çin gezisi ertesi yıl da Avustralya gezisi yapar. 1995 yılında Almanya?da öğretmenlik yaptığı çalıştığı Pestalozzi Okulu?ndan emekliye ayrılır. Öykü Kitabı bizim İnce Kızlar basılır ve 7 kitaptan oluşan Özyaşam öyküsünü bititir. 10 Mart’da Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Yardımlaşma Vakfı tarafından ?Fakir Baykurt?a Saygı Gecesi? düzenlenir. Bu yıl Yarım Ekmek romanı da yayımlanır. 1998 yılında Telli Yol öykü kitabı ile birlikte, ?Özyaşam? dizisinin ilk cildi ?Özüm Çocuktur? yayımlanır. Gezi yazılarının bir bölümünü Dünyanın Öte Ucu (Avustralya Gezi İzlenimleri) adıyla yayımlanır. Benli Yazılar deneme kitabıyla birlikte ?Özyaşam? dizisinin ikinci ve üçüncü ciltleri (Köy Enstitülü Delikanlı; Kavacık Köyünün Öğretmeni) çıkar. Nisan genel seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi İzmir Milletvekili Adayı olur.11 Ekim Pazartesi günü, 6 Ekim?den beri tedavi gördüğü, Almanya?da Essen Üniversitesi Kliniği?nde yaşama veda eder.

Romanları

Yılanların Öcü (1954)
Irazcanın Dirliği (1961)
Onuncu Köy (1961)
Amerikan Sargısı (1967)
Tırpan (1970)
Köygöçüren (1973)
Keklik (1975)
Kara Ahmet Destanı (1977)
Yayla (1977)
Yüksek Fırınlar (1983)
Koca Ren (1986)
Yarım Ekmek (1997)
Kaplumbağalar (1967)

Öyküleri

Çilli (1955)
Efendilik Savaşı (1959)
Karın Ağrısı (1961)
Cüce Muhammet (1964)
Anadolu Garajı (1970)
On Binlerce Kağnı (1971)
Can Parası (1973)
İçerdeki Oğul (1974)
Sınırdaki Ölü (1975)
Gece Vardiyası (1982)
Barış Çöreği (1982)
Duirsbug Treni (1986)
Bizim İnce Kızlar (1992)
Dikenli Tel (1998)

Toplum ve Eğitim Yazıları

Efkar Tepesi (1960)
Şamaroğlanları (1976)
Kerem ile Aslı (1974)
Kale Kale (1978)
Kaplumbağalar (1967)

Çocuk Kitapları

Topal Arkadaş
Yandım Ali
Sakarca
Sarı Köpek
Dünya Güzeli (1985)
Saka Kuşları (1985)

Şiir

Bir Uzun Yol
Dostluga Akan Şiirler

Aldığı ödüller

1958 Yunus Nadi Roman Ödülü (Yılanların Öcü)
1970 TRT Sanat Ödülleri (Tırpan)
1970 TRT Sanat Ödülleri (Sınırdaki Ölü)
1971 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü (Tırpan)
1974 Sait Faik Hikâye Armağanı (Can Parası)
1978 Orhan Kemal Roman Armağanı (Kara Ahmet Destanı)
1979 Tiyatro 79 Dergisi tarafından Yılın Oyunu Ödülü (Sakarca)
1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülü (Tırpan)
1984 Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü (Barış Çöreği)
1985 Alman Endüstri Birliği (BDI) Yazın Ödülü (Gece Vardiyası)
1998 Sedat Simavi Roman Ödülü (Yarım Ekmek)
1998 Yaşam Radyo Ustalara Saygı Onur Ödülü
1999 Pir Sultan Abdal Derneği Ödülü

Fakir Baykurt’un yaşam öyküsü http://tr.wikipedia.org sitesinden alınmıştır.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Stefan Zweig ‘in Clarissa Romanına Dair – Ceylan Koryürek

Hitler insanları ölüme susatan cinayetle beslenen bir şeytandı. İnsanlar çaresizlik, korku ve dehşet içinde ölüm istediler. Bir yatakta henüz sıcaklığı...

Kapat