Kayıp Söz – Oya Baydar ?Bir söz arıyordum, bir ses duydum. Bir çığlığın peşine takılıp uzaklara gittim.”

Oya Baydar, ?Kayıp Söz?de, şiddetten kaçarak kurtulmaya çalışanların, bu çabalarının başarılı olmasının olanaksızlığına işaret ediyor
?Bir söz arıyordum, bir ses duydum.
Bir çığlığın peşine takılıp uzaklara gittim.
Duyduğum sesin, şiddetten doğan acının sesi olduğunu bilmiyordum, öğrendim.
Söyleyecek bir sözüm var artık.?

Savaş ve şiddetin dört bir yanımızı sardığı bir dönem yaşıyoruz. Bugün egemen olan kültür açısından bakıldığında hiç şaşırtıcı olmayan bir süreç bu. Ancak insanlığın bu kültüre-sisteme karşı mücadelesi sayesinde oluşmuş ?insanlık kültürü? açısından baktığımızda ise olup bitenler hepimize acı veriyor; ?biz bunu hak etmiyoruz? dedirtiyor. Ama, şaşırmanın ya da acı duymanın yetersiz tepkiler olduğunu da biliyoruz. Yani bu duygular sorunun çözümüne katkı sunmuyor. Tıpkı anlamanın tek başına yetersizliği gibi… Ama asla anlamsız değil bu tepki ve çaba. Anlamak, bilmek, hem her türlü sorunun kaynağını, bağlantılarını ortaya çıkarmayı gerektirir, hem de sorunun çözümüne dair bir plan ya da projeye ihtiyaç duyar. Daha açık söylemek gerekirse, örneğin şiddet kötüdür demek; bir başkasını, farklı olanı yok etmenin ?doğallaştırıldığı? bir ortamda kuşkusuz önemlidir ve cesaret gerektiren bir iştir. Dönemsel olarak bakıldığında toplumu farklı bir düşüncenin varlığına, bir sorunun değişik şekillerde çözülebileceğine ikna etmekte belirli ölçüde yarar da sağlayabilir. Ancak, bunun kaynağı, bağıntıları gerçek yönleriyle ele alınmadan bir varsayım olmanın ötesine geçmez. Daha kötüsü bu biçimde söylenen her söz kaybolmaktan kurtulamaz.

Bir kez daha Kürt sorunu
Oya Baydar?ın son romanı ?Kayıp Söz? şiddet ekseninde, şiddetin dönemsel ?kaynağı? saydığı Kürt meselesini ele alıyor. Gerçekçiliğinden kuşku duyulmayacak karakterlerin, zaman zaman gerçek üstüne çıkan bir olay örgüsünde bir araya getirildiği roman, Türk edebiyatında son beş yılda, Kürt sorununun bir terör sorunu olarak değil de, toplumsal bir sorun olarak ele alındığı ender ürünlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Orhan Pamuk?un ?Kar?ı, Vedat Türkali?nin ?Kayıp Romanlar?ı yola çıktıkları nokta bakımından ?Kayıp Söz?le benzerlikler taşıyan romanlar olarak sıralanabilir. Her iki edebiyatçı da Kürtleri kendi yaşadıkları coğrafyada anlamaya çalışmışlardı. Daha doğrusu okura anlatmaya çalışmışlardı.
Gerek Kar, gerek Kayıp Romanlar Türkiyeli aydının, edebiyatçının Cumhuriyet tarihi boyunca yok sayılan Kürtleri anlama çabasının ürünleri oldular.
Kayıp Romanlar ve Kayıp Söz arasında roman adlarından başlayarak, karakterlerde de bir benzerlik olması, sorunun sonuçlarının artık herkes tarafından benzer biçimde algılandığını gösteriyor.

Tanıdık karakterler
Kayıp Söz, dört farklı kişinin ağzından şiddeti tartıştıran, bunun insanlığa verdiği zararları ele alan bir roman. Her bir karakter aslında bugün herhangi bir yerde karşılaşabileceğimiz ölçüde gerçek; yaşamın içinden.
Gençlik dönemlerinde devrimci bir faaliyet yürüten ancak, özellikle darbeden sonra farklı bir yönelime giren bir yazar Ömer Eren. Üstelik sıradan bir yazar da değil. Kitapları kapış kapış satılan popülerliği yakalamış bir yazar. Bir dönemden sonra ise kitapların okurunun beklentisine göre, onların ilgisini çekebilecek şekilde yazmaya başlayan ama bir noktadan sonra tamamıyla tıkanan, yazamaz hale gelen bir yazar. Ömer Eren?in, ilişkileri rutinleşmiş, zaman zaman imza günlerinde ya da çeşitli toplantılarda halkla buluşmanın ötesinde gerçek yaşamla bir ilgisi kalmamış. Ve Eren?in yaşamı, bir otogarda bir ?serseri kurşun? sonrasında değişiyor. Biri memleketinde kim olduğunu bilmediği kişilerin tecavüzüne uğramış, hamile kalmış bir kadın; Zelal, diğeri tıp fakültesini yarıda bırakarak çıktığı dağlarda umduğunu bulamadığı için kaçan bir Kürt genci; Mahmut. Birlikte şiddetten kaçarlarken şiddete yakalanan iki genç. Ve onların hikayesini dinleyip etkilendiğinden, bu gençleri bildikleri, bütün hayatlarını geçirdikleri topraklarından kaçıran nedenleri yerinde görebilmek için yollara düşüyor Ömer Eren.
Diğer taraftan Ömer Eren?in eşi, tanınan bir bilim kadını olan Prof. Elif Eren ise, yıllar önce ülkede kendince bir kaçış sonucunda Norveç?te kimsenin kapısını kilitleme gereği duymadığı ve çok az kişinin yaşadığı bir adaya hapseden oğlunun, Deniz?in peşinden Avrupa?ya gidiyor. Deniz hem anne ve babasının kendisinden beklentilerini karşılayamamış olması, hem de kısa bir süre Irak?ta foto muhabirliği yaparken tanık olduğu vahşete dayanamaması nedeniyle küçük bir adaya sığınıyor. Orada tanışarak evlendiği eşiyle yaptığı bir Türkiye ziyaretinde ise, eşi, bir canlı bombanın hedefi olarak hayatını kaybediyor.

Kaçış çözüm değil
Oya Baydar, şiddetin sonuçlarını, şiddetsiz bir çözümün olanaklı olduğunu göstermeye çalışırken, bunun her kesimin içselleştirdiği bir yöntem olduğundan hareketle, olabildiğince ?tarafsız? bir hikaye anlatıyor kitabında. Şiddetten kaçmanın olanaksız olduğunu, ne kadar kaçılırsa kaçılsın şiddetin bir yerde kaçanı yakalayacağını göstermeye çalışıyor. Tıpkı, tarafsızlığın, tarafsız sözün suya yazılmış olması gibi…
Evet, şiddet kötüdür… Ama bunu söylemekle yetinmek de her şeyin birbirine karıştığı, ortalığın toz-duman olduğu bir dönemde, şiddetin, savaşın, terörün görünümlerinin ötesinde gerçek kaynaklarını ortaya çıkaracak bir çaba haline dönüşemiyor.
Romanın kahramanlarından Zelal, ünlü yazara söylediği şu sözler nasıl bir yaşam istediğini göstermesinin yanında, kaçışa dayalı olduğu için bunun olanaksızlığını da ortaya koyuyor:
?Bana bir kaçış hikayesi anlat. Bir kaçış hikayesi ki acıklı olmasın, kimse ölmesin, kimse aglamasın. Mademki masalcısın sen, güzel bir masal anlat bana. Sevenler kavuşsun, kardeşler barışsın… Bir güzel hikaye ki kaçanlar menzile sağ salim ulaşsın, çocuklar ölmesin, sevenler ayrılmasın, kimse aç kalmasın. Umut olsun, barış olsun sonunda… sonu iyi bitsin?


Şiddetsiz bir dünya mümkün mü?

Türkiye Cumhuriyeti kurulalı beri çözülmemiş bir sorun olarak değişik biçimlerde varlığını sürdüren Kürt sorununa edebiyatın ilgisinin artmasının çözüm için çeşitli olanaklar yaratabileceği ortada. Anlaşılmaz, halkın yaşadığı sorunlardan habersiz görünen edebi eserler yerine, toplumun gerçek sorunlarını konu edinen ve dönemsel olarak bakıldığında cesurca sayılabilecek adımların atılmasına, toplumun bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.
Üstelik bu artık ertelenemez bir sorumluluk olarak herkesin önünde duruyor. Şiddetsiz, savaşsız, kayıpsız bir yaşam için gerçek bir mücadeleden başka bir yol görünmüyor. Ve bunu yaparken asıl olarak sınıflı bir toplumun kaçınılmaz bir sonucu olan bu ?kötülüklere? ?sistem içinde iyileştirilmesi mümkün olmayan hastalıklara? karşı, gerçek toplumsal-politik öznelerle birlikte hareket etmek, sonuç almanın da tek yolu.

Oya Baydar?ın yıllar önce ?Türkiye İşçi Sınıfının Doğuşu? konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından kabul edilmemesi üzerine öğrencilerin üniversiteyi işgal ettiği hatırlandığında ya da Baydar?ın genel yayın yönetmenliğini yaptığı Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi?nin temel mantığı düşünüldüğünde gerçek toplumsal öznelerin kimler olabileceği de ortaya çıkıyor zaten.
Son olarak, Baydar?ın romanı boyunca anlatmaya çalıştığı Kürt sorununun çözümü içinse, bugün her şeyden önce, gemi azıya almış ırkçılığa, şovenizme karşı Kürt ve Türk emekçilerinin kardeşliğini sağlamak için, onların birbirlerini anlamaya çalışmasına yardımcı olabilecek adımlara, şu sıralar ihtiyaç duyduğumuzu bir kez daha hatırlamakta yarar var. Hem söyleyecek sözlerimiz hem de sözün yanında yapabileceklerimiz var bugün.
Mutlu insanlarla dolu bir dünyayı bir ütopya olmaktan kurtaracak olan da bu çabalar olsa gerek.

Nurettin Öztatar’ın 25/10/2007 tarihli “Şiddetten kaçarak kurtulmak zor” adlı yazısı
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=19391

Kayıp Söz
Yazar: Oya Baydar
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 352 sayfa
Basım Yılı: 2007

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Nadja – Andre Breton “Güzellik ya çırpınmalı olacaktır ya da hiç olmayacaktır…”

André Breton, 1928'de yayımlanan gerçeküstücü romanı 'Nadja' ile 20. yüzyılın en tutkulu ve 'çırpınmalı' arayışlarından birini başlatır. *Nadja' her şeyden...

Kapat