Kelt Masalları – Joseph Jacobs “Roma İmparatorluğuna kafa tutmuş Keltlerin masalları”

Avrupa tarihinin en eski ve en savaşçı halkı olan Keltlerin masalları…

Edebiyat ve kültürleriyle Avrupa uygarlığının gelişiminde büyük rol oynayan Keltlerin sözlü geleneği çok güçlüdür. Başta Kral Arthur olmak üzere pek çok anlatının kökeni Kelt kültürüne dayanır. Elbette ki bu geleneğin en önemli ürünlerinden biri de masallardır.

Kelt efsanelerinin engin dünyasından beslenen ve Keltlerin ince mizahıyla yoğurulmuş masalların en iyi 24 örneği bu kitapta bir araya getirildi.

Dilden dile aktarılarak yüzlerce yılı aşıp günümüze kadar gelen bu masallarda güçlü savaşçılardan büyük krallara, sıradışı yaratıklardan sihirli varlıklara kadar pek çok figürle karşılaşacaksınız.

Geçmişle geleceği birbirine bağlayan bu masallar, masal seven herkesin kitaplığında bulunmalı.


ÖNSÖZ

Yayımlayacağımız kitapları seçerken göz önüne aldığımız pek çok ölçüt var: Söz konusu kitabın yayın ilkelerimize ve çizgimize uygunluğu, daha önce dilimize çevrilmemiş
olması, yayın dünyasında bir boşluğu dolduracak olması ve
elbette ki bizi heyecanlandırması.
2018 yılı için yayın programımızı şekillendirirken bir
Japon masalları seçkisiyle karşılaştığımızda ölçütlerimizin
hepsine ziyadesiyle uyduğunu fark ettik ve hemen bir masal
dizisi çalışmalarına başladık.
Dizi için öncelikle Japonya, Hindistan ve Rusya’yı seçmiştik. Sonrasında diziye nasıl yön vereceğimiz ve hangi
kültürlerle devam edeceğimizi uzun uzun tartıştık ve kendi
ülkemizle devam etmeye karar verdik. Türk Masalları’nın
ardından Norveç Masalları, Kore Masalları, Çingene Masalları ve Eskimo Masalları’nı okurlarımızla buluşturduk. Sırada Kelt Masalları var.
Yayımlayacağımız versiyonu bulmaya çalışırken pek
çok masal seçkisini inceledik ve en sonunda içimize en çok
sinen, okurken en çok keyif aldığımız ve okuyuculara ulaştırmayı en çok istediklerimizi belirledik. Bolca araştırma
içeren çeviri ve düzelti sürecinin ardından bu kez “Bu masalları en iyi yansıtan kapak nasıl olmalı?” sorusunun peşine
düştük. Bu kültürlerin en önemli figürlerinin kapakta bulunmasını istedik. Uzun bir hazırlık süreci ve pek çok denemenin ardından hayalimizdeki kapaklara ulaştık.
Masal, sözlü anonim halk edebiyatıdır. Anlatı yoluyla
nesilden nesle ulaşmış, nihayetinde de bir yazar tarafından
yazıya dökülerek kalıcı hâle gelmiştir. Her ne kadar masal
kahramanları ve yaratıkları doğaüstü, masallardaki olaylar
ise gerçekdışı olsa da, masalların o toplumun bir yansıması
olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Öyle ki her ülkenin masalları tıpkı kültürleri gibi diğerlerinden tamamen farklıdır.
Bizim seçkimizdeki ülkelerde olduğu gibi. Kimisinin ana teması dostlukken diğerininki korku ve ölüm olabiliyor. Fakat
bir zamanlar hiçbir teknolojik ürünün olmadığını düşünürsek, masalların toplumların sosyal hayatlarında ne kadar
önemli bir boşluğu doldurduğunu tahmin etmek zor değil.


Connla ve Genç Peri Kızı 

Ateş Saçlı Connla, Yüz Savaş Galibi Conn’un oğluydu. Bir gün Usna Tepesi’nde babasıyla birlikteyken
tuhaf elbiseler içindeki genç bir kızın kendisine
doğru geldiğini gördü.
“Nereden geliyorsun genç kız?” diye sordu Connla.
“Ebedi Yaşam Düzlükleri’nden geliyorum,” dedi kız,
“Orada ne ölüm vardır ne de günah. Orada her günümüz
bayramdır, neşelenmek için kimseye ihtiyaç duymayız. Zevk
içinde yaşarız, hiç sorunumuz yoktur. Evlerimiz, yuvarlak
yeşil tepelerin üstünde olduğundan insanlar bize Tepe Halkı
derler.”
Kral ve beraberindekiler, bir ses duydukları halde kimseyi göremedikleri için meraklanmışlardı. Çünkü Connla
hariç hiçbiri Genç Peri Kızı’nı göremiyordu.
“Kimle konuşuyorsun oğlum?” diye sordu Kral Conn.
O esnada genç kız cevap verdi: “Connla, ne ölümün ne
de yaşlılığın uğrayacağı genç bir peri kızı ile konuşuyor.
Connla’yı seviyorum ve onu, Boadag’ın hükümdarlığı süresince hiçbir dert ve keder görmeyen Sefa Düzlüğü Moy
Mell’e çağırıyorum. Lütfen, bir şafak gibi canlı sarı tenin
ve kırmızı saçlarınla bana eşlik et Connla. Orada seni, zarif
yüzünü ve asil karakterini şereflendirmek için, bir peri tacı
bekliyor. Gel ve kıyamet gününe kadar ne zarafetin ne de
gençliğin solsun.”
Kral, genç kızın söylediklerinden ürkmüştü, çünkü onu
duyabildiği halde göremiyordu; bu yüzden Coran isimli druidini1
çağırdı.

1 Kelt topluluklarında bulunan bir rahip sınıfı. (ç.n.)

“Birçok büyünün ustası Coran, yardımına ihtiyacım
var,” dedi. “Bu, benim yeteneğimi ve bilgeliğimi aşan bir vazife; öyle ki krallığı devraldığımdan beri böylesiyle karşılaşmadım. Görünmez bir genç kız bizimle konuştu ve gücü ile
biricik güzel oğlumu benden alacak. Eğer yardım etmezsen
bu kadın hile ve büyüyle çocuğumu benden çalacak.”
Bunun üzerine Druid Coran ileri atıldı ve genç kızın
sesinin geldiği noktaya doğru büyülerini yaptı. Artık kızın
sesini duyan yoktu, Connla bile kızı göremiyordu. Ancak
Druid’in güçlü büyüsü sebebiyle yok olmadan önce genç kız,
Connla’ya bir elma fırlatabilmişti.
Connla, o günün ardından neredeyse bir ay boyunca o
elma dışında bir şeyi ne yedi ne de içti. Connla elmayı yedikçe elma tekrar büyüyor ve hep bir bütün olarak kalıyordu.
Bu süre boyunca, gördüğü genç kıza karşı güçlü bir özlem ve
arzu duymaya başladı.
Connla, bir aylık bekleyişin son gününde, kral olan babasıyla birlikte Arcomin Düzlüğü’ndeyken genç kızı tekrar
gördü ve kız Connla’yla tekrar konuştu.
“Connla’nın ölümlüler arasında ölümü beklediği bu yer
gerçekten muhteşem bir yer. Ancak artık yaşamın halkı,
yani ebedi yaşayanlar, seni Sefa Düzlüğü Moy Mell’e gelmen için davet ediyorlar ve hatta yalvarıyorlar, çünkü seni
tanımak ve değerli insanların bulunduğu evlerinde görmek
istiyorlar.”
Kral Conn, genç kızın sesini duyunca yüksek bir sesle
adamlarına seslendi:
“Çabuk Druid Coran’ı çağırın, belli ki kız tekrar konuşma gücüne kavuşmuş.”
O sırada genç kız, “Ah, yüz savaşta savaşmış yüce Conn,
Druid’in gücü hoş karşılanmıyor; nezih insanlarla dolu yüce
topraklardaki itibarı iyi değil. Adalet geldiğinde, yalancı
kara iblisin dudaklarından dökülen Druid’in büyülerini ortadan kaldıracak,” dedi.
O zaman kral fark etti ki genç kız geldiğinden beri oğlu
Connla kimseye tek kelime dahi etmemişti. Bu yüzden Yüz
Savaş Galibi Conn, “Bu kadının söyledikleriyle ilgileniyor
musun oğlum?” diye sordu.
“Bu benim için de zor,” dedi Connla. “Kendi halkımı
her şeyin üstüne koyuyorum; ama gelin görün ki genç kıza
olan arzum beni günden güne sarıyor.”
Genç kız bunu duyunca “Okyanusun dalgaları bile arzunun dalgaları kadar güçlü değildir. Benimle birlikte su üzerinde süzülen parıltılı kristal kayığıma gel. Çok geçmeden
Boadag’ın topraklarına varırız. Biliyorum parlak güneş batıyor, ancak ne kadar uzakta olursa olsun karanlıktan önce
oraya ulaşabiliriz. Ayrıca seyahate değer başka bir yer daha
var. Orası öyle bir yer ki onu arayana sevinç verir. Orada
yalnızca eşler ve genç kızlar yaşar. Eğer istersen orayı buluruz; böylece keyif içinde, baş başa orada yaşayabiliriz,” diye
cevap verdi.
Genç kız konuşmasını bitirince Ateş Saçlı Connla, beraberindekilerden koşarak ayrıldı ve su üzerinde süzülen
parıltılı kristal kayığa doğru koştu. Sonra, kral ve maiyeti,
kayığın pırıl pırıl deniz üzerinde batan güneşe doğru yol
alışını izlediler. Kayık nihayet gözlerden kaybolana kadar
uzaklaştıkça uzaklaştı. Connla ve genç peri kızı ise yollarına
devam ettiler ve bir daha hiç gözükmediler. Kimse de nereden geldiklerini bilmedi.


KANARYAOTU TARLASI

Hasat zamanının güzel bir gününde ki sözkonusu
gün herkesin bildiği gibi yılın en iyi bayram günlerinden biri olan Meryem Ana Yortusu’ydu, Tom Fitzpatrick toprak zeminde geziniyordu ve çitin güneşli kısmına doğru yürüyordu. Birden çitin önünde bir çeşit çıtırtı
duydu. “Olur şey değil,” dedi Tom, “Sezonun bu zamanı, taşkuşlarının ötmesi için çok geç değil mi?” Bu sebeple dikkat
çekmeden, parmakuçlarında ilerleyerek sesi çıkaran şeyin
ne olduğunu görmeye çalıştı. Acaba tahmini doğru muydu?
Ses durdu, ancak Tom çalılıkların arasından keskin gözleriyle baktığında gördüğü şey, çitin kenarında duran ve aşağı
yukarı beş litre içkiyle dolu kahverengi testiden başka bir
şey değildi; yanında da kenarları kalkık katlanmış şapkası
ve önünde asılı deri önlüğüyle mini minnacık yaşlı bir adam
duruyordu. Küçük adam tahta bir oturak çıkardı ve üstüne
çıktı, küçük tahta maşrapasını testinin içine daldırıp dolu
bir halde çıkardı; sonra bu maşrapayı oturağın hemen kenarına koyup çitin altına oturdu ve tam kendisine uygun
olan ayakkabısına bir topuk çakmak için çalışmaya başladı.
“Şaşılacak şey,” dedi Tom kendi kendine, “Leprikonları hep
duyardım, aslını söylemek gerekirse hiçbir zaman onların
varlığına inanmadım, ancak gel gör ki bir tanesi tam karşımda duruyor. Eğer bu şansı değerlendirirsem zengin oldum
demektir. Gözlerini asla üstlerinden çekmemen gerektiğini
söylerler, yoksa kaçarlarmış.”
Tom azıcık daha ilerledi, tıpkı bir kedinin bir fareye baktığı gibi, gözlerini küçük adamın üstüne sabitlemişti. Ona iyice yaklaşınca “Tanrı yardımcın olsun komşu,” dedi.
Küçük adam, kafasını kaldırıp “Çok teşekkür ederim,”
dedi.

“Bayram günü neden çalışıyorsun ki?” dedi Tom.
“Bu beni ilgilendirir, seni değil,” cevabını aldı.
“Öyle mi, umarım bana testinin içinde ne olduğunu söyleyecek kadar naziksindir,” dedi Tom.
“Bunu zevkle yaparım, testi iyi bir birayla dolu,” dedi
adam.
“Bira mı?” dedi Tom. “Üstüme iyilik sağlık! Nereden
buldun onu?”
“Nereden mi buldum? Ben yaptım, peki sence neyle
yaptım?”
“Hiç mi hiç bilmem, ancak arpa diye tahmin ediyorum,
başka ne olabilir ki?” dedi Tom.
“Al işte yanıldın. Çalılardan yaptım.”
“Çalılardan mı?” dedi Tom, gülmekten ölecekti. “Buna
inanacak kadar aptal olduğumu düşünmüyorsun değil mi?”
“İster inan ister inanma, fakat sana söylediğim şey doğru. Danları hiç duydun mu?”
“Ne olmuş onlara?” diye sordu Tom.
“Ne mi olmuş, olan şey şu, onlar buradayken bize çalılardan bira yapmayı öğretmişler, o zamandan beri ailem bu
işin sırrını biliyor.”
“Biranı tadabilir miyim peki?” diye sordu Tom.
“Sana şunu söylemeliyim genç adam, kendi halinde sessiz sakin insanları aptal sorularınla bunaltacağına babanın
mülküne göz kulak olman senin için daha iyi olur. Al işte,
sen zamanını burada boşa harcarken inekler yulaflara dalmış, mısırları da mahvetmiş.”
Tom bu laflara o kadar şaşırmıştı ki tam arkasını dönecekken kendine geldi. Böyle bir şeyin tekrar olma ihtimaline
karşı leprikona doğru atıldı ve onu elinden yakaladı. Ancak
acele ettiğinden testiyi devirdi ve tüm birayı döktü. Artık
biranın tadına bakıp nasıl bir şey olduğunu bilemeyecekti.
Hemen ardından eğer paranın nerede olduğunu söylemezse
onu öldüreceğine dair yemin etti. Tom o kadar kötü ve zalim
görünüyordu ki küçük adam bayağı korkmuştu, bu yüzden,
“Benimle birkaç tarla boyunca gel, sana bir çanak dolusu altının yerini göstereceğim,” dedi.
Böylece yola çıktılar. Çitleri ve hendekleri geçmelerine,
bataklıkları aşmalarına rağmen Tom, leprikonu eliyle sıkı
sıkıya tutuyor, gözlerini de ondan hiç ayırmıyordu. En sonunda kanaryaotları ile dolu kocaman bir tarlaya vardılar.
Leprikon büyük bir kanaryaotunu işaret edip “Şu kanaryaotunun altını kaz, böylece kocaman bir çanak dolusu altın
senin olacak,” dedi.

Tom, aceleyle yola çıktığından yanında bir kürek getirmeyi akıl edememişti. Hemen eve gidip bir kürek almayı
düşündü; kırmızı çorap bağlarından birini çıkarıp kanaryaotunun etrafına bağladı, böylece altının yerini kaybetmeyecekti.
Sonra leprikona dönüp “Çorap bağını o kanaryaotundan çıkarmayacağına dair yemin et,” dedi. Leprikon da çorap bağına dokunmayacağına dair yemin etti.
“Sanıyorum ki…” dedi leprikon nazik bir şekilde, “benimle bir işin kalmadı.”
“Kalmadı,” dedi Tom. “Eğer dilersen artık gidebilirsin,
Tanrı seninle olsun ve nereye gidersen git şans yanında olsun.”
Leprikon, “Öyleyse kendine iyi bak Tom Fitzpatrick,
umarım altının sana çok faydası dokunur,” diye cevap verdi.
Bunun üzerine Tom canını dişine takıp koştu, eve gidip
küreği aldı ve yine aynı şekilde kan ter içinde kanaryaotu
tarlasına ulaştı. Ancak oraya geldiğinde bir de ne görsün!
Tarlada çorap bağı bağlanmamış tek bir kanaryaotu bile
yok, üstelik hepsi de birbirinin tamamen aynısı. Tüm tarlayı
kazmak da saçmalık olurdu, çünkü tarla neredeyse 30 hektardı. Bu yüzden Tom küreği omzunda eve döndü, giderkenki heyecanından eser yoktu, sonrasında başına gelen şey ne
zaman aklına gelse leprikona bela okudu.


KÜNYE
Kelt Masalları
(Özel Ayracıyla)
Özgün Adı: Celtic Fairy Tales
Yazar: Joseph Jacobs
Maya Kitap
Çeviren: Ahmet Eliuz
Orijinal Dil: İngilizce
Editör: Selin Saraçoğlu Bayraklı
Katkıda Bulunanlar: Duygu Şimşek
Kapak Tasarımı: Gülay Tunç
Sayfa Sayısı: 192
Ebat: 13,5×21
Basım Tarihi: Şubat 2020


İçindekiler
Önsöz 7
Connla ve Genç Peri Kızı 9
Kanaryaotu Tarlası 13
Boynuzlu Kadınlar 17
Conall Sarıpençe 21
Hudden, Dudden ve Donald O’Neary 33
Myddvai Çobanı 42
Hayat Dolu Terzi 45
Munachar Ve Manachar 49
Altın-Ağaç ve Gümüş-Ağaç 53
Kral O’Toole ve Kazı 58
Olwen’in Talibi 63
Jack ve Dostları 76
Shee an Gannon ve Gruagach Gaire 84
Zorda Kalan Hikâyeci 92
Denizkızı 104
Knockmany Efsanesi 115
Fair, Brown ve Trembling 126
Jack ve Efendisi 139
Beth Gellert 148
Ivan’ın Öyküsü 151
Andrew Coffey 156
Kuşların Savaşı 161
Yumurta Kabuğu Çorbası 177
Keçi Postlu Genç 180

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here