L’Ordino Nuovo’dan esarete Gramsci – Zeynep Altıok

9 Kasım 1926’da faşist rejim, Mussolini’ye yapılan bir saldırıyı neden göstererek olağanüstü hâl yasalarını uygulamaya koydu. Antonio Gramsci, parlamenter dokunulmazlığı olmasına rağmen diğer komünistlerle birlikte tutuklandı ve Roma hapishanesi Regina Coeli’ye götürüldü. Davada faşist rejiminin savcısı Michele Isgro, şöyle dedi: “Bu beynin çalışmasını yirmi yıl süreyle durdurmalıyız.” Gramsci’nin 1929-1935 arasında yazdığı “Hapishane Defterleri”ne bakacak olursak o beynin çalışmaya devam ettiğini görürüz. Bu yazının konusu ise Isgro’nun bu ünlü sözleri sarf etmesinde etkili olduğunu düşündüğümüz Gramsci’nin hapishane öncesi yazıları.

Kalkedon Yayınlarından çıkan “Hapishane Öncesi Yazılar”, Antonio Gramsci’nin cezaevine girmeden önceki yazılarının tamamından oluşuyor. Gramsci’nin en bilinen eseri “Hapishane Defterleri” olmasına karşın 1914-19 arası dönemde Avanti ve II. Grido del Popolo’da, daha sonra 1919’da Gramsci’nin çıkarttığı L’Ordine Nuovo’daki makaleleri ve ilk dönem yazışmalarının hiç de yabana atılır bir tarafı yoktur. Kitapta bu yazılar 4 bölümde verilmiş, bunlar sırasıyla: Bizim Marx’ımız, Yeni Düzen, Sosyalizm ve Faşizm, İtalyan Komünist Partisi’nin Kuruluşu. Gramsci, yazılarını kronolojik sırayla yer vermişse de bu yazının daha anlaşılır olmasını gözeterek ben konularına göre bir sınıflandırma yapmayı gerekli gördüm.

Gramsci’nin, Ekim Devrimi’nden sonra Avanti gazetesinde kaleme aldığı “Kapital’e Karşı Devrim” yazısı, çeşitli düşünürler tarafından eleştirilir. Gramsci’nin bu başlığı atacak kadar ileri gittiğini, onun pasifist Kapital yorumlarını, Kapital’in gerçek anlamı gibi kabul etme saflığını gösterdiğini söylerler. Söylenenin aksine Gramsci bu yazısında, Rusya’da devrimin Batı tipi kapitalistleşme olmadan mevcut düzende kendini gösterdiğini ve bu açıdan Kapital’e karşı olduğunu ileri sürmüştür. Gramsci’nin deyişiyle, onlar Marksist düşünceyi, Alman ve İtalyan idealizminin mirasını sürdüren ancak Marx’ta pozitivist ve natüralist bir kabukla kaplanmış olan gerçek, ölümsüz Marksist düşünceyi yaşıyorlar.

Gramsci’ye göre Marksizm, salt ve vazgeçilemez normlar değildi. Gramsci yazdıklarıyla, özellikle “Hapishane Defterleri”ndeki tezleriyle, Marksizm’e önemli katkılarda bulundu. Eric Hobsbawm; Gramsci’nin sadece Marx’ın fikirlerini geliştirmekle kalmadığını, aynı zamanda politikanın anlamını yeniden tanımlayarak onun ötesine geçtiğini ileri sürer1. Gramsci’nin Marksizm’e karşı bu tutumunu, II Grido del Popolo’da yazdığı “Bizim Marx’ımız” adlı yazısında da görebiliriz. “Marx” der Gramsci, “öyle küçük-güzel bir doktrin yazmadı; bize zaman ve mekân kategorilerinin dışında kalan, kategorik zorunluluklar ve mutlak karşı çıkılamaz normla yüklü bir dizi kıssa bırakmış bir Mesih değil.”

Gramsci’nin hapishane öncesi yazılarında fabrika konseyleri denemesi önemli bir yer tutar. Gramci öncelikle geleneksel sendikalist hareketin yeterli bir devrimci tartışma alanı oluşturmadığını anlamıştı. Sendikalist hareketin amacı her ne kadar bireysel karları ve insanın insanı sömürmesini ortadan kaldırmak olsa da bu hedefe ilk elden ulaşamayacaklarını ifade eden Gramsci; bu yönüyle hareket, işçilerin hayat koşullarını görece iyileştirse de proletaryaya ilk baştan önermiş olduğu o yüce ve evrensel amaca doğru götürmek kapasitesine sahip değildir, der. Gramsci, Bolşevik Devrimi’nin etkisiyle İtalyan işçi sınıfının kendi Sovyetlerini örgütlemesi gerektiğini benimsedi. Konseyler aslında bu anlayışla basitçe sendikaları değiştirmek değildi ve Gramsci’nin olağan sendika eleştirilerinin dışında gelişmişti. Gramsci bu konseylerin en önemli kuramcısıydı.

Öncelikle fabrika konseyleri fikrinin ana hatlarını çizmek gerekir. İlk olarak, konseyler burjuva kurumu olmadığı için sendikalara içkin yapısal ve düşünsel sınırlamalardan etkilenmeyecekti. İkincisi, yapıları ve örgütlenmeleri durağan değil; esasen organik olduğu için fabrika konseyleri temsilcisi olduğu şeyin değişen ihtiyaçlarına çok daha çabuk cevap verecekti. Üçüncüsü, işçi ile toplumsal öznenin rolü arasında güçlü bir süreklilik duygusunun beslenmesinde konseyler hem yapay hem ekonomik ve siyasal kurum ayrımının hem de kavramsal olan düşünce ve eylem ayrımının aşılmasının yolunu oluşturuyordu. Son olarak fabrika konseyleri, bünyesinde işçi sınıfının ekonomik üretimle siyasal önderlik ve örgütlenme deneyimine ilk elden sahip yeni organik aydınlar yetiştirebileceği ideal bir ortam sağlayacaktı.2

Konsey hareketinin 1920’de çökmesine ilişkin ileri sürülen sebepler arasında hareketin Kuzey ile sınırlı kalması ve tarım emekçileri ve köylülerle kurulan başarılı bir siyasal ilişkiden söz edilememesi gibi etkenler gösterilebilir. Ayrıca partinin konseylere sıcak bakmayışı, üstelik hareket içerisinde etkili olmasına rağmen L’Ordine Nuovo grubu içerisindeki anlaşmazlıklar da işin siyasal boyutuydu. Fabrika işgallerinin sona ermesi ve artan faşist baskıyla birlikte konsey deneyimi en sonunda yok edildi.

Gramsci’nin İtalyan Komünist Partisi kurucularından birisi olduğunu ve bir süre de partinin liderliğini yaptığını biliyoruz. Bu bakımdan sosyalist partiden kopuş ve komünist parti üzerine yazdıkları önemli bir yer teşkil ediyor. Gramsci, İtalyan Sosyalist Partisini özellikle kitlelere önderlik sağlamadaki yetersizliğinden dolayı eleştiriyordu. Partinin, proletaryanın çabalarını koordine etmekte ve birleşmekte başarısız olursa hiçbir ruhu ve iradesi olmayan salt bürokratik bir kurum olmanın ötesine geçemeyeceğini ifade eder. Gramsci’ye göre parti; kendine ait doktrini, kendine ait stratejisi olan ve sıkı, sarsılmaz disiplin sahibi olmalıdır. Böyle bir parti kitleye güven verecektir. Diğer türlü baktığımız zaman, “yegâne siyasal faaliyeti hafif bir iniltiye indirgenmiş ve sadece ve sadece Parlamento’da vekillerinin yaptığı ‘muhteşem’ nutuklarıyla ilgilenmekte olan bu parti, kitlelere nasıl güven verecektir?”

Son olarak Gramsci’nin “İtalya’nın Durumu Üzerine Bir İnceleme” yazısında ele aldığı “Birleşik Cephe Taktikleri” üzerinde durabiliriz. Bu görüş 1926 Lyon Kongresi’nde Komitern’in temsilcilerinin de desteğini sağlamıştı. Birleşik cephe taktiğinin, faşizmin giderek arttığı koşullar altında işçi sınıfını tekrardan güçlendirmesi düşünülmüştür. Gramsci bu yazısında, taktiğin sağladığı olumlu ilerlemeden bahseder ve gençlik örgütlenmesinin oynayacağı role dikkat çeker. Genç komünistler için şöyle der Gramsci: “Doğaları gereği, genç komünistler Parti’nin oluşumunda ilk evreyi temsil ederler. ‘Gençlik hareketi’ne katılmak, bir insanın kelimenin tam anlamıyla komünist olmasını gerektirmez, o insanın mücadele etmek ve bir komünist olmak istediğini gösterir. Bu unsur genç komünistlere uygun taktikleri daha net bir şekilde tanımlamak için bir genel referans noktası olarak alınmalıdır.”

Gramsci şüphesiz ki savaşın hemen ardından gelen dönemin kitle mücadelelerinde önemli bir rol oynamıştır. 1919-1920 yıllarında Torino fabrikası konseylerinin örgütleyicisi ve teorisyeni, L’Ordine Nuovo’nun da yayımcısı olan Gramsci, ertesi yıl İKP’nin kurucu üyelerinden biri olmuş ve yavaş yavaş yükselerek, İtalya’da faşizmin güçlenmesine karşı çetin bir savunma mücadelesi verirken 1924’te partinin en etkili önderi durumuna gelmişti.3 8 Kasım 1926’da tutuklandı. Bu tarihten sonra Gramsci, hastalıklı ve zorlu bir hapishane yaşam sürmesine rağmen etkinliğini sürdürdü. İtalya’nın “durdurulamayan beyni” bugünlerde hiç olmadığı kadar güncel.

Zeynep Altıok
23-05-2021 ilerihaber.org

Anne Showstcak Sassoon, Gramsci’ye Farklı Yaklaşımlar, Dipnot Yayınları

Paul Ransome, Antonio Gramsci Yeni Bir Giriş, Dipnot Yayınları

Perry Anderson, Batı Marksizmi Üzerine Düşünceler, İletişim Yayınları

Künye: Hapishane Öncesi Yazılar, Antonio Gramsci, Çev. İdem Erman, Kalkedon Yayınları, 2021.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here