Lucas Diye Biri (Un Tal Lucas) – Julio Cortázar

Julio Cortázar bu kitabında Lucas diye birinin serüvenlerini anlatıyor.
“Yaşlandıkça anlıyor onu öldürmenin kolay olmadığını. Bir ejderha olmak kolay ama onu öldürmek kolay değil, çünkü çok sayıdaki kafasını (bu sayı danışılabilecek yazarlara ve hayvanat kitaplarına göre yediyle dokuz arasında değişiyor) keserek öldürmek gerekiyor, ancak en azından bir tane iyi kafayı alıkoymak zorunluluğu var, çünkü ejderha Lucas’ın kendisi ve Lucas’ın istediği ejderha olmaktan çıkıp kendisi olarak kalmak, yani çok beyinlilikten tek beyinliliğe geçmek…
Lucas banyodaki aynada ejderhayı görüyor, otuz beş dişini göstererek sırıtan yedi kafa, her onyıl için bir tane, en kötüsü de ejderha konusunda uzman olanların dediklerini doğrulayacak biçimde iki kafa daha çıkması kaygısı, sağlığına dikkat etmesi koşuluyla doğal olarak.”

“Lucas, kendi kendine konuşmaları”, s. 29-30
Olur mu ya, erkek kardeşlerinin kafamda boza pişirmelerine bir şey demeden katlandım ama yürüyüşe çıkmak için seni dört gözle beklediğim bir anda sırılsıklam çıkagelmen hiç olmadı, üstelik daha önce çok gördüğüm o asık suratınla. Bu şartlar altında anlaşabilmemiz olası değil anlıyorsun değil mi? Nasıl bir gezinti olacak ki bu çok merak ediyorum, başıma gelecekleri bilmek için sana bakmam yeter, birlikte olduğumuzda iliklerime kadar ıslanacağım, gırtlağıma dek suyun içine gireceğim, tüm kahveler nem kokacak ve allah bilir şarap kadehimin içinde bir sinek olacak.
Öyle görülüyor ki seninle sözleşmek bir işe yaramıyor, oysa her şeyi nasıl da tek tek hazırlamıştım, önce kardeşlerini ortadan kaldırmıştım çünkü her zaman ellerinden geleni yaparlar amaçları canımı sıkmak ve yavaş yavaş içimdeki isteği, senin gelip bana biraz temiz hava, bir parça güneşli sokak, çocuk ve topaç dolu parklar getirmen isteğini yok etmektir. Her birini açıkça görmezlikten geldim, âdetleri olduğu gibi beni oynatmasınlar diye, örneğin durmadan telefon etmeler, özel ulak mektup yollamalar, sabahın sekizinde ortaya çıkıp tüm hasat boyunca ayak altında olmalar. Onlara hiçbir zaman kaba davranmadım, onlara karşı sevecen olmak için elimden geleni yaptım, onlara iyi davranmak için kendimi zorladım bile, bana yaptıkları baskıları, sürekli olarak her konuda önüme sürdükleri zorlukları anlamıyormuş gibi yaptım, sanki seni kıskanıyorlar, sanki seni görmek, seninle çıkmak isteğimi yoketmek için seni gözümde küçük düşürmek istiyorlardı. Hepimiz biliriz ya aile işte, ama şu anda onlara karşı benim yanımda yer alacağına sen de onlarla birlik oluyorsun, bana durumu kabullenip idare edecek kadar bile zaman tanımadan böyle çıkageliyorsun üstünden sular süzülerek, soğuktan ve fırtınadan grileşmiş bir su bu, yavaş yavaş erkek kardeşlerinin üstesinden gelirken beklediğim şeylerin ezici bir yadsıması bu, oysa ben tüm gücümü ve neşemi korumaya çalışıyordum, ceplerimi para dolu tutmaya, izleyeceğimiz yolları planlamaya çalışıyordum, kuşlarla genç kızların arasında yemek yemenin çok hoş olduğu, ağaçların altındaki o lokantada patates kızartması yiyecektik, en iyi provolone peynirini salık veren, bazen akordeon çalıp şarkı söyleyen ihtiyar Clemente’yle birlikte.
Seni gözden çıkartıyorsam kusura bakma ama iğrençsin, şimdi artık bunun tüm aileye özgü olduğuna kendimi inandırmam gerek, sen de farklı değilsin; her zaman senin bir istisna olduğunu, sen gelince tüm ağırlık veren şeylerin silindiğini, hoşlukların, uçucu sohbetlerin, köşe bucak gezintilerin geldiğini umdum ama görüyorsun sonuç daha da kötü, umutlarımın tam tersi olarak ortaya çıkıyorsun, alay eder gibi pencereme vuruyorsun ve orada durup lastik çizmelerimi giyinip yağmurluğumla şemsiyemi bulmamı bekliyorsun. Sen de ötekilerin suç ortağısın, oysa ben pek çok kez seni farklı gördüm ve seni bunun için sevdim, üç dört kezdir bana aynı şeyi yapıyorsun, arada bir arzularıma yanıt veriyor olman ne işime yarar ki sonuç böyle olduktan sonra; seni böyle, saçların gözlerine girmiş, parmaklarından gri bir su akarken, konuşmadan bana bakarken gördükten sonra. Sonuç olarak erkek kardeşlerin neredeyse daha iyi, en azından onlara karşı savaşım vermek zaman geçirtiyor, özgürlük ve umut savunulduğunda her şey daha iyi gidiyor; ama sen, bana yalnızca boşluk veriyorsun, evde kalmak, her şeyden düşmanlık aktığını bilmek, gecenin, rüzgârlı bir perona varan rötarlı bir tren gibi, içilen bir sürü mate’den, bir sürü haber programından sonra geleceğini bilmek, erkek kardeşin Pazartesi’yle birlikte; en kötüsü çalar saatin beni yine kendisiyle yüz yüze getireceği erkek kardeşin Pazartesi’nin kapının arkasında sana yapışmış bekliyor olması, ama sen yine ondan öyle uzaktasın ki, Salı’nın arkasında ve Çarşamba’nın vb…

Kitabın Künyesi
Julio Cortázar (Un Tal Lucas)
Lucas Diye Biri
Metis Yayıncılık
Çeviri: Arzu Etensel İldem
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Mart 1996
2. Basım: Ocak 2003

Julio Cortázar ‘ın Hayatı
1914’te Brüksel’de doğan Julio Cortázar, 1919’da ailesiyle birlikte ülkesi Arjantin’e döndü. 1938’de ilk şiir kitabı Presencia’yı (Varlık) yayımladı. Eğitimini tamamladıktan sonra bir süre ortaokul öğretmenliği yaptı, Fransız edebiyatı dersi verdi ve Cuyo Üniversitesi’nde John Keats üzerine bir seminer düzenledi. 1945’te üniversitelere faşist müdahalenin başlaması üzerine Buenos Aires’e döndü; Sur, Realidad, Verbum gibi edebiyat dergilerinde eleştirel sanat yazıları kaleme aldı. 1951’de bir araştırma bursu ile gittiği Paris’te burs süresi bittikten sonra da kalarak Unesco’da çevirmen olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl ilk öykü kitabı Bestiario’yu (Hayvan Hikâyeleri) yayımladı. 1960’ta ilk romanı Los premios’u (Ödüller), 1963’te en önemli romanı sayılan Seksek’i yayımladı. 1962’de Küba’ya gitti ve Casa de las Américas dergisinin editörlüğünü yaptı. 1970’te iktidara gelen Salvador Allende’yi desteklemek için Şili’ye gitti, General Pinochet’nin darbesinden sonra dünya kamuoyunda Şili davasının önde gelen savunucularından biri oldu. Türkçeye “Büyüdükçe” adıyla çevrilen öyküsü, Antonioni’nin 1966 yapımı Cinayeti Gördüm adlı filmine konu oldu. Yazarlığının yanı sıra amatör cazcı olan Cortázar, Ayakizlerinde Adımlar’da da yer alan “Arayış? öyküsünü Charlie Parker’a adadı. 1981’de Fransız uyruğuna geçtiyse de Arjantin vatandaşlığından ayrılmayan Cortázar, 1984’te Paris’te öldü. Türkçede yayımlanan başlıca kitapları: Bir Sarı Çiçek (Can, 1996), Seksek (Can, 1988), Andres Fava’nın Güncesi (Notos, 2006), Mırıldandığım Öyküler (Can, 1985), Büyüdükçe (Alan, 1984), Açıklayıcı Bilgiler Elkitabı (Altıkırkbeş, 1997), 62 Maket Seti (Ayrıntı, 1997) ve Güney Otoyolu (Gendaş, 1998). Ayakizlerinde Adımlar, yazarın çeşitli öykü kitaplarından yayınevimizce yapılmış bir derlemedir. Cortazar’ın ayrıca Gizli Hava Müzesi (Altıkırkbeş, 1995), Sürgün Edebiyatı, Edebiyat Sürgünleri (Bağlam, 1996) ve Güney Taşı Şiir Anıtları 5 (Çekirdek, 1996) gibi kitaplarda da yapıtları yer almıştır.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Çocuğun Öyküsü – Peter Handke

Yugoslavya'nın bölünmesine yol açan savaşı ve NATO'nun Sırbistan'a olan saldırısını, barıştan yana tutumunu göstermek amacıyla 1974 yılında aldığı George Bueckner...

Kapat