M. Şehmus Güzel ile Söyleşi: Yüzyüze – Nilüfer Yalız

« Niye Yazdım »
Adil Okay İle Geçerken isimli yeni kitabı Ütopya Yayınları tarafından eylül sonunda okuyuculara sunulan ve bu kitbın tanıtımını cumartesi 5 kasım 2011?de Paris Kürt Enstitüsü?nde sıcak, dost ve cömert bir ortamda gerçekleştiren M. Şehmus Güzel ile kitabının oluşumu, yazımı, amacı ve ilgili meseleleri konuşmak için pazar öğleden sonra buluştuk. Hüznün sinsice sindiği bir sonbahar öğleden sorasında Paris?in kendine özgü minik, sessiz, sakin cafélerinden birinde. Bir kenar mahallede ve gözlerden ve dikilmiş kulaklardan ötelerde. Çok ötelerde. Bizbize. Sohbetimizi olduğu gibi aktarıyorum :

Nilüfer Yalız : Hocam dün bir parça söz ettiniz ama ben yine de bir kez daha sormak istiyorum : bu kitabı ne zaman yazmaya karar verdiniz ve gelişmeler nasıl seyretti ?

Fotoğraf: M.Şehmus Güzel ve Adil Okay
M. Şehmus Güzel
: Adil?i 1991?de tanıdım. O yıllarda otuzlu yıllarının başında ve son derece saygılı bir genç olarak dikkatimi çekti. Bir kapıdan geçerken kendinden yaşlı kim olursa olsun yol veren türden saygılı bir genç. O günlerde akan zaman duran zaman içinde değişik sohbetlerimizde hayatından kimi sayfaları açınca hayatının epey girdili çıktılı ve son derece ilginç olduğunu farkettim. 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde ve hemen sonrasındaki militan yaşamı, eylemleri, militanlık deneyimleri, başından geçen bin bir serüven, dert, suikast, öldürülme girişimleri, öldü diye bırakılması, hapishaneler, firar, Suriye?ye çıkışı, Lübnan?da Filistin halkının özgürlük mücadelesine savaşçı olarak katılması ve daha pek çok macera mutlaka daha geniş biçimde bilinmeli, en iyi ve en uygun biçimde kamuoyuna yansıtılmalıydı. Bu yaşamın hele Antakya, Adana, Mersin, Antep, Kayseri gibi 1980 öncesinde siyasetin yoğunlaştığı büyük kentlerden (İstanbul, Ankara ve bir ölçüde İzmir?den) ötelerde olması ve bilhassa, siyaset bilimciler başta, konunun uzmanlarınca irdelenmemesi de bu incelemeyi, bu çalışmayı önemli kılıyordu. Bunlar ve başka nedenler sonucu bu hayatın romanını yazmaya karar verdim…

NY : Peki hocam, yazma aşamasında ne tür bir yöntem izlediniz ?

MŞG : Hayatını yazmak istediğim insan yaşadığı için, bir anlamda kaynak sorunumun neredeyse yüzde yüz çözülmüş olduğu sonucunu çıkarmak mümkün. Onunla uzun bir söyleşi, nehir söyleşi yaparak meseleyi sonuçlandırmak olasıydı. Birçok kişi bu çalışmanın bu biçimde yapıldığını bile düşünebilir. Ama böyle düşünenler yanılırlar. Çünkü böylesi bir hayatı, yakın çok yakın siyasi geçmişimizi ilgilendiren, onun bir parçasi da olan, birçok insanı ve birçok olayı kapsayan hareketli, kırılmalı, değişik yönleriyle epey karmaşık bir yaşamı, sadece olayları yaşayanın anlattıklarıyla yetinerek yazamazdım. Çünkü insanlık halidir, kimi şeyleri unutmamız, kimi şeyleri biraz abartmamız, kimilerini sadece kendi açımızdan görmemiz ve benzeri riskler bulunuyor. Bunları aşmak için konuyla ilgili kitapları, makaleleri okumam gerekiyordu. Bunu yaptım. Adil?in silahlı bir militanı olarak görev üstlendiği THKP-C Acilciler örgütünün kurucularından bugün hayatta olan Engin Erkiner?in birçok makalesi ve yönettiği iki ayrı sitedeki birçok yazı, tanıklık ve belge bu konuda çok işime yaradılar. Dahası « thkp-c-acilciler.blogspot.com »da yayınlananlar da son derece kolaylaştırıcı oldular. Elbette 1960?lardan günümüze kadar olup biten siyasi gelişmelerin derin tarihini de bilmek ve o yıllardaki değişik devrimci örgütleri ve liderlerini de bir parça tanıyor olmak gerekiyordu. 1960?ların ikinci yarısında genç bir üniversite öğrencisi, hem de Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) ögrencisi ve 1978?den 1982 sonuna kadar yine SBF?de öğretim üyesi olarak bizzat yaşadıklarım, bizzat tanık olduklarım ve bildiklerim de yararlı oldu. 1970?den 1975 sonuna kadar Fransa?da yaşadığım yıllardaki gözlemlerim, incelemelerim ve kendi deneyimlerim de işime yaradılar. 1977 ve 1978?de Antalya ve Isparta Meslek Yüksek Okulları?ndaki müdürlük ve öğretim üyeliği yaptığım günlerde gördüklerim, yaşadıklarım da. Nihayet o yıllarda bizzat THKP-C Acilciler?in yayınladığı az ama öz birkac yayın da işimi kolaylaştırdı. Bütün bunların ötesinde siyaset biliminden gelen araştırma, söyleşi yapma, dinleme, okuma ve analiz tekniklerini ve yöntemlerini de en iyi biçimde kullanmaya çalıştım. Bu tam anlamıyla başarılı oldum demek değil. Bu noktayı en iyi biçimde okuyucu söyleyebilir. Ben elimden geleni en iyi biçimde yapmaya çalıştım demek istiyorum. Eksiklerimi, terslikleri, varsa yanlışları okuyucularımdan gelecek uyarı, gözlem ve saptamalara göre ikinci baskısında veya daha sonra düzeltmek elbette mümkün olacaktır. Bu açıdan okuyucularımın aktif katılımını bekliyorum. Nitekim kitabın yayınlanmasından hemen sonra ilk gözlemler, ilk tepkiler, ilk etkiler gelmeye başladı. Eleştirisel makaleler yayınlanmaya başladı. Bu çok olumlu ve umarım devam eder…

NY : Hocam, uzun söyleşiyi veya söyleşileri hangi koşullarda, nerede ve nasıl gerçekleştirdiğinizi anlatabilir misiniz ?

MŞG : Elbette. Söyleşiler dizimize 2007?de başladık, o yıl ve 2008?deki birkaç uzun söyleşi seansıyla çalışmamız sürdü. « Ben tanınan biri » değilim diyen birinin hayatını yazmak kolay değil. Hele geçmiş militanlık yıllarının verdiği alışkanlıkla her sorunuza kolayca yanıt vermek istemeyen veya sorunuzu alıp evirip çevirdikten sonra yanıtlamaya çabalayan birinin hayatını yazmak ! Adil?i konuşturmak için zorluk çekmedim, çünkü o da yaşadıklarını anlatmak istiyordu. Ama her şeyi değil. Elbette her soruya ille yanıt verilir diye bir kural yok. Dahası o da kimi meseleleri ilk sorduğum anda anımsamıyordu. Bu nedenle bizzat kendim de devreye girip kendi anılarımı aktarmak gereğini duydum. Anı anıyı açar ya da açmalı umudu ve arzusuyla. Bu alanda başarılı olduğumu sanıyorum. Böylece kitapta özellikle çocukluğuma ve ilk gençliğime ilişkin epey anı yer aldı. Yine kimi şeyleri anımsaması veya daha iyi anımsaması umuduyla aynı veya benzeri soruyu söyleşilerimizin sürdüğü değişik günlerde ve zamanlarda yeniden ve yeniden sorduğum oldu. Ancak bu yöntemle kimi anıların anımsanmasını sağlamak, meseleleleri derinleştirmek ve daha kapsamlı bir biçimde ortaya çıkarmak olanağı buldum.

Yinelemekte yarar var : Adil?i konuşturmak kolay oldu. İlk söyleşimizdeki başlanğıçtan itibaren açıldı ve sorulara etraflıca yanıtlar verdi. Çünkü o da hayatının yirmiüç veya yirmibeş yılının hikayesini bizlerle paylaşmak istiyordu : Amaç çünkü bunların bilinmesi, yaşananların unutulmamasıdır. Ancak bir konudaki bütün ayrıntıları öğrenmek, kimi ayrıntıları anımsamak için onu daha çok konuşturmam gerekti. Bu amaçla onu nasıl konuşturduğumu, bir konuda, bir soruda arzulanan sonucu alabilmek için aynı konuyu değişik açılardan, değişik söyleşilerimizde kaç kez sorduğumu, bir sonraki buluşmamızda yeniden ve yeniden aynı meselelere döndüğümü ve soruları hazırlamak için birçok şeyi okuduğumu, söyleşi için önceden hazırlandığımı en iyi Adil bilir. Birçok şeyi o da söyleşilerimizin ilerleyişine koşut olarak anımsadı. Kimi noktaları ağabeyi Arif Okay?a sormak gereğini duydu. Böylece anılar anıları izledi, konularımız çoğaldı, araştırma ve çalışma alanımızın kapsamı genişledi. Nitekim ortaya epey hacimli bir kitap çıktı.

Burada hemen yeri gelmişken eklemeliyim : Bu çalışmanın bütün aşamalarında yanı başımda bulunan ve desteğini asla eksik etmeyenlerden biri de Arif oldu. Kitaptaki fotografların birçoğunun ve kimi belgelerin bulunmasında ve bu sayede tarihlerde kesinlikliklere ulaşmamda Arif?in yardımı belirleyicidir. Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır. Arif Okay sadece Okay ailesinin değil, Antakya toplumsal tarihinin de vazgeçilmez kaynaklarından biridir. Geçerken bu noktayı da belirteyim.

Söyleşilerimizin tümü kasetlere kaydedildi. Sonra bu kasetler çözüldü. Daha sonra kaset çözümlerini ele aldım, yazılanların tümünü okudum ve kitap biçimine sokmak için şunları yaptım :

Önce konuşma dilini yazı diline çevirmek gerekiyordu. Bunu en iyi biçimde gerçekleştirmeye çalıştım. Okuduğunuz zaman göreceksiniz.

Sonra değişik ve farklı zamanlardaki söyleşilerimizde konuştuğumuz ama aynı olayla ilgili bilgileri biraraya getirdim. Gereksiz yinelemeleri metinden çıkardım. Bütün metne yeni bir biçim verdim ve arabaşlıkları, altbaşlıkları, notları ve benzeri vurgulamaları yaptım. Kaset çözümlerinden yoğunlaştırarak, Fransızların dediği gibi rédigé veya réécriture (rewriting) işlemlerini bitirip, metni yayınlanabilir hale getirdim. Kaynakçayı ekledim. Sunu ve sonsözü yazdım. Bütün metni Arif Okay yeniden ve baştan sona okudu, özellikle Adil?in çocukluk ve ilk gençlik günlerine ilişkin kimi katkılarıyla metni zenginleştirdi, bunların tümüne yakınını aldım ve metinde parantez içinde sundum. Arif?in önerdikleriyle zenginleşen metni birinci satırından sonuncu satırına kadar yeniden okudum, her şeyi yeniden düzene soktum ve metin işte o zaman yayınlanabilir aşamasına geldi. Yani kitapta okunan metin konuşulanların ilk kağıda dökümünden yazım bakımından tamaman veya neredeyse tamamen ayrıdır.

NY : Basbayağı uzun iş …

MŞG : Hem de nasıl ! Birara bu iş bitmeyecekmiş gibi karamsarlıklara bile kapıldım. Sonuçta bitti. Ancak kitap bütün iş bittikten iki-üç yıl sonra ancak yayınlanabildi. Kitapta Adil?in bir sayfa veya ender olarak iki sayfalık bir yanıtını okuduğunuzda belki şaşırabilir ve vay anasını bütün bunları bir soru üzerine anlatmış diyebilirsiniz. Ama gerçekte hiç te öyle olmadı : O bir sayfalık veya iki sayfalık hatta bazen bir paragraflık yanıtı alabilmek için beş, altı veya sekiz soru sormak zorunda kaldım. Ama kitap haline getirirken o ara ve konuyu açmaya yönelik soruları çıkardım ve tek soru ile ona verilen tek ve uzun yanıt kaldı. Bu arada bazen Adil?in yerine geçtiğim bile oldu : Konuşma dili yazı diline uysun diye ve aynı zamanda anlatılanın daha önce konuştuklarımızla ilintisini belirtmek, anımsatmak, vurgulamak için böyle davranmam gerekliydi. Böylece kitabın okunmasında kolaylık ve akıcılık kazandırmak istedim. Bana ulaşan haberlere göre amacımıza ulaşmışız. Kitabın akıcı bir biçimde okunduğunu söyleyenler oldu. « Elime alır almaz bırakamadım » diyenler de. Bizi coşturmak için bile söylenmiş olsa bunları söyleyen dillere, yazan ellere burada da teşekkürlerimi sunuyorum.

NY : Bu anlamda bu kitap söyleşi yaptığınız kişi için bir tür terapi biçimini aldı diyebilir miyiz?

MŞG : Yok canım, bu iş için böyle kavramlar kullanmak yerinde olmaz sanıyorum. Bir defa söyleşi yaptığımız mekanda herhangi bir divan yoktu. Söyleşileri Paris?teki büromda yaptık. Son derece rahat bir biçimde geçti. Her seferinde saatlerce sürdü. Arada bir veya iki bardak çay veya kahve, bazen bir bardak viski içtiğimiz bile oldu. Ama işin ciddiyeti gereği sağımızı solumuzu ama bilhassa solumuzu asla yitirmedik. Nereye ve niçin gittiğimizi çok iyi biliyorduk. Ve sonuçta bir kişinin yaşamı çevresinde ve onun 1957?deki doğumundan ülkeyi ikinci kez terkediş tarihi olan aralık 1980?e kadar ki zaman cetvelinden iyi bir anılar derlemesi çıkardık sanıyorum. Ancak hemen söyleyeyim Adil Okay?ın hayatının bütün yönlerini ve kişiliğinin bütün cephelerini bilmiyorum ve tanımıyorum. Böyle bir amacım da zaten yoktu. Kitapta onun gençlik yıllarındaki militanlığı ile Adana, Mersin, Antakya, Antep, Kayseri bölgelerindeki devrimci faaliyetlerini aktarmaya çalıştım. Bu bölgedeki devrimci örgütlenmeler ve eylemler siyaset bilimcilerince yeterince irdelenmediği için bu kitapta bu boşluğu kısmen bile olsa doldurmak istedim. Bir kişinin yaşamı etrafında Antakyalı bir çocuğun nasıl devrimci olabileceğini, olduğunu, nedenleriyle, bölgesel, ailesel, toplumsal ve siyasal belirleyicileriyle bir parça anlatma fırsatı buldum sanıyorum. Tabii bunu kitabı sıkı bir biçimde ve eleştirisel gözle okuyanlar farkedeceklerdir.

NY : THKP-C Acilciler?in o bölgelerdeki örgütlenmesi, eylemleri konusunda herşeyi yazdığınız sonucunu çıkarabilir miyiz ?

MŞG : Hayır bu sonucu çıkarmak doğru olmaz. Birçok nedenle : En başta böyle bir amacımız veya niyetimiz yoktu. İkincisi kapsamlı ve sözünü ettiğiniz gibi bir çalışmanın yapılabilmesi için birçok insanla daha söyleşi yapılması, Adana, Mersin, Antep, Kayseri, Antakya illerinde ve çevresindeki siyasi örgütlenmeleri, kendi yayınlarından, dönemin günlük gazete ve haftalık ya da aylık dergilerinden ve haklarında açılan dünya kadar dava dosyalarından izleyerek incelemek gerekiyor.

Benim bu çalışmada yapmak istediğim çok daha mütevaziydi ve özetle şuydu : Nasıl oluyor da, bir çocuk, Antakyalı bir çocuk kendi döneminin koşulları içinde devrimci oluyor, silahlı militanlığı benimsiyor. Kitapta bunun altında yatan bölgesel, çevresel, ailesel ve toplumsal meseleleri araştırmak ve kimi yanıtlarını sunmak istedim.

Yine aynı bağlamda 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesinde çok az sayıda silahı olan, epey mütevazi bir örgütün ille silahlı eylemle iktidarı, şaka değil ülke düzeyinde siyasi iktidarı, almak için eyleme kalkışmasının naifliğini, saflığını göstermeye çalıştım. Amaçları ne olursa olsun bu amaca ulaşmak için seçtikleri yolun ne denli zor olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor nitekim. İrdelemem sübjektif bir yaklaşımla yapılmadı, böyle bir şey bilimsel bir çalışmaya yakışmazdı da, devrimci bir yaşamın kendine özgü, zorlu ve kimi zaman ölümcül devinimleri içinde objektif bir biçimde, yani yaşanılanlar ve yapılanlarla her şey, mümkün olanlar ve olmayanlar kendiliğinden ortaya çıkıyor. Devrimci gençlerin inancı, alabildiğine saflığı ve kararlılığı anlatılanlar sayesinde anlaşılıyor. Hüzünlenmemek te elde değil. Ama bunu burada sadece size söylüyorum. Kitapta bu tür sübjektifliklerden uzak durdum.

Yapılanlara övücü bir yaklaşım da söz konusu değil : Bizzat Adil anlattıklarıyla darbe öncesinde yapılanların her zaman çok ta yerinde olmadığını, örgütlerdeki bölünmelerin yersizliğini, sudan nedenlerini, örgüt içindeki öldürmeleri, değişik ihtilalci örgütler arasındaki hesaplaşmaları ve öldürmeye kadar giden çatışmaları ve buna benzer birçok eleştiri ve özeleştiri öğesini dile getiriyor. Hatta « kolektif özeleştiri » önerisi yapıyor. Bunlar hiç mi hiç göz ardı edilmemeli.

Adana?da Adana İTİ Akademisi?ndeki, devrimci gençlerin oturdukları mahalledeki, hemen yanı başındaki Sebze Hali?ndeki, sonra ÇUKO-BİRLİK ve İSDEMİR?deki genç ve neredeyse aynı yaşlardaki emekçi kadın ve erkekler arasındaki örgütlenmeler ve yapılan eylemler küçük ve mütevazi bile olsa devrimci bir örgütün « halkını », « zeminini », « tabanını » bulduğu zaman epey etkili olabileceğini de gösteren son derece önemli deneyimler olarak anılmaya değer. Siyaset bilimcilerin ve geleceğin siyasetcilerinin mutlaka üzerinde durması gereken noktalardır bunlar. O günlerden günümüze bunlardan ders çıkaranlar da var elbette.

Dahası adı geçen mütevazi ama silahlı örgütün devrimci militanları arasında kadınların, diğer devrimci ögrütlerle kıyaslanınca daha çok sayıda kadının, kadın öğrencinin, kadın emekçinin birer figüran olarak değil birer sorumlu olarak, il ve bölge düzeyinde son derece önemli yöneticilik görevleri üstlenmiş, eylemlere fiilen katılmış olarak siyaset ve bugünden bakarsak tarih sahnesinde yer almış olmaları da çok önemlidir ve bunun bilinmesinde de yarar vardır. THKP-C Acilciler ögütü içinde önemli sorumluluklar üstlenen Belma Gürdil, Hilal Göker, Ömür Karamollaoğlu (« İç Anadolu sorumlusu »), Gülay Kerimoğlu (« Adana kent sorumlusu ») burada mutlaka anılmalı. Bu göstergeler, bu veriler ve bu gerçekler kadınların devrimin ilkelerine inanmalarını göstermesi yanında onların kurtuluşun, kadınların, erkeklerin ve çocuklarının ve toplumun kurtuluşunun, özgürlük alanlarının bir bir açılmasının yollarının buradan geçtiğinin farkına vardıklarının, bilincine ulaştıklarının en açık ve kesin ispatıdır. Kulaklara küpe olsun ! Devrimci örgütlenmelerdeki kadınlar üzerine genç ve meraklı kadın ve/veya erkek bir araştırmacının kolları sıvaması gerektiğini de geçerken vurgulamak istiyorum. Yine geçerken evet …

Bütün bunların öneminin ve değerinin zaman içinde anlaşılacağını umuyorum. Çalışmam bu konuda bir adım olabilirse benim için en büyük mutluluk.

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
Karşı Anlar – Andre Malraux

Karşı Anılar 20. yüzyılı şekillendiren büyük tarihsel olayların birçoğuna ya aktif olarak katılmış ya da yakından tanık olmuş bir büyük...

Kapat