Macellan – Hikmet Temel Akarsu

Stefan Zweig tarafından kaleme alınan, ?Dünyanın çevresini dolaşan ilk insan: Macellan? adlı kitap sadece insanlığın yaşadığı en büyük serüvenlerden birini bir film gibi gözlerimizin önüne sermekle kalmıyor aynı zamanda ?biyografi? türünün yetkin bir örneğiyle bizi karşı karşıya getiriyor. Macellan okuyanlarda büyük duygular, yüksek idealler, coşku, heyecan ve erdem duygularını harekete geçiren son derecede nitelikli edebi bir yapıt.

Aslında Zweig?in biyografilerine yabancı değiliz. Ondan okuduğumuz Rotterdam?lı Erasmus?un Zaferi ve Trajedisi de bizi büyülemiş, büyük duyguların içine sokmuştu. Benzer şekilde Zweig?in Balzac biyografisi ve diğer önemli biyografik yapıtları da CanYayınları tarafından yayımlandı. Amerigo, Marie Antoinette vs.

Büyük bilimsel keşifleri, insanlığın zafer ve trajedilerini, görkemli kahramanlık öykülerini yazık ki son yıllarda post-modern roman anlayışının ortaya çıkardığı tarihi romanlardaki acıklı tahrifatlarla okumaktaydık. Zweig?in Macellan biyografisi ise, roman türü ile biyografi arasındaki katmerli sınırın ehemmiyetini tüm edebiyatçılara ibretle hatırlatan üstün bir yapıt.

Macellan biyografisi bizlere etkileyici bir insanlık destanı sunuyor. Erdemin, kahramanlığın, adanmanın, yüce ideallere bağlanmanın ne tür yükselişlere ve tatminlere yol açtığını, insanlığın nasıl insanlık olduğunu mükemmel bir şekilde anlatıyor. Sadece biyografi türünün kalıpları içine sığamayacak kadar büyük bir yazar olduğunu, zaten okumuş olduğumuz diğer büyük yapıtlarından bildiğimiz Zweig hiçbir entelektüel kibire saplanmaksızın oturup biyografi yazıyor ve kitabının önsözünde belirttiği gibi bunu ?mahcubiyet? duygularıyla yapıyor. Bu konuyu açmakta yarar var; çünkü duyduğu bu mahcubiyet, bunun nedenleri ve bu uğurda yapılanlar artık unutulmakta olan şükran gibi duyguları da hatıra getiriyor ve Zweig?in Macellan?a duyduğu şükranı bizim de Zweig?e duymamız kaçınılmaz oluyor. Hulasa, insanlık bu duygularla insanlık oluyor ve gözyaşartan yücelikteki eserler işte böyle ortaya çıkıyor. Hem Macellan için, hem de Zweig için…

Yapmakta olduğu bir seyahatta, bir transatlantik içinde binbir konfor içinde Macellan?ın keşiflerini yaptığı rotalarda ilerleyen Zweig, o koşullar altında bile bitmek bilmeyen bu seyahate katlanmakta zorlandığı anda bu yolları ilk geçen kaşiflerin çektiği acıları, ödediği diyetleri düşünür ve utançla karışık, hayranlık ve şükran duyguları içine girer. Sonra da bunu yazmaya karar verir. Macellan?ın biyografisinin 20.Yüzyılı?ın büyük bir yazarı tarafından kaleme alınmasının öyküsü böyle başlıyor.

Macellan (Fernao de Magalhais) 1480 yılında Portekiz?in (muhtemelen) Porto kentinde doğar. Hindistanda askerlik yapar, Afrika?da askerlik hizmeti verir. Büyük keşifler çağı yaşanmaktadır. Colombus devamlı batıya giderek Hindistan?a ulaşılacağını iddia ederek yola koyulmuş Amerika kıtasının açıklarındaki adalara kadar ulaşmış, burayı Hindistan sanmıştır. (O yanılsamayla birlikte gömülecektir). Yetişmekte olan büyük kaşiflerin çağında Okyanus kıyısındaki küçük ülke Portekiz?de ve İspanya?da büyük hareketlilik, coşku vardır. Öngörülü Prens Enrique?nin yüz yıla varan ekinleri, yatırımları ürün vermeye başlamıştır, Portekiz dönemin en güçlü denizci milletlerinden biri haline dönüşmüştür. Baharatın olağanüstü değerli olduğu, Uzakdoğu?daki zenginlik öykülerinin dilden dile dolaştığı, zenginleşmenin tek yolunun aylar, yıllar süren serüven dolu kervan yolculuklarıyla Doğu?dan Batı?ya mal getirmek, ticaret yapmaktan geçtiği o yıllarda Batı?nın zenginleşmesinin ve Doğu?nun zenginliklerini Batı?ya taşımasının önünde büyük bir engel vardır: Müslüman Dünyası. Kızıldeniz?e, İskenderiye?ye gelene kadar binbir noktada vergi, haraç, navlun vs. ödeyen, sayısız talana, gaspa, saldırıya uğrayan Avrupalı yine de Doğu ile ticaretten vazgeçmemektedir. Çünkü o dönem için zenginleşmenin tek hızlı yolu budur. Fakat, ticaretin önünde bunca engel varken insan yaratıcılığının devreye girmesi kaçınılmazdır. Yüzyıllık yatırım sonucunda dünyanın en etkili denizci milleti olan Portekiz?in acar gemileri başlarında Vasko de Gama olduğu halde Ümit Burnu?nu dolaşarak Baharat Adaları?na ulaşırlar. Müslüman alemine haraç vermeden ticaret yapmanın yolu açılmıştır o noktadan sonra. Yani zenginleşmenin yolu açılmıştır. Portekiz ani bir yükselişe geçer. Hindistan, Uzakdoğu, Baharat Adaları her yıl muson rüzgarlarıyla beraber sayısız geminin Okyanusa açılıp Avrupa?dan Asya?ya tarak, ayna, bıçak vs. götürüp baharat, ipek, vs. getirmesiyle olağanüstü bir ticaret yolu haline gelir. O yıllarda Portekiz donanmasının girdiği sayısız savaş, çatışma, işgal, sömürgeleştirme, yağma eylemlerinde ketumluğu, görevine bağlılığı, cesaret ve ciddiyetiyle bir asker sivrilmektedir. Bu, büyük kaşifler çağının en cüretkar ismi Macellan?dan başkası değildir.

Macellan, Hindistan yollarında, sayısız savaş ve serüvende sayısız yararlılıklar göstererek tam bir deniz kurdu olarak yetişir. Normal şartlarda Portekiz donanmasında hızla yükselmesi gerekirken bu olmaz. Çünkü o, bütün yaratıcılarda olan bir niteliğe sahiptir. Dalkavukluk ve fesat bilmez. Cüretkar ve açık sözlüdür. Kararlı ve serttir. Kralın gözüne girmek için gerekli ?sırnaşıklıkları? yapmaz, yapamaz. Giderek gözden düşer. Dışlanır. Aşağılayıcı koşullara mahkum edilir. Fakat o bir yaratıcıdır. Ve engellenemez idealleri vardır. Dönemin coşkulu, hezeyanlı, duygusal entelektüel Ruy Faleiro ile bir şeye inanmaktadırlar. Büyük Okyanus?a bir geçit, bir paso vardır. Bunun yerini onlar bilmektedirler.

Colombus devamlı batıya giderek Hint adalarına ulaşılacağını iddia etmiş ama başaramamıştır. Çünkü bulduğu yer Hint adaları değil Amerika idi. Üstelik buranın Amerika olduğunu ve anakaranın daha ilerideki büyük kıta olduğunu Amerigo Vespuci kanıtlamıştı. Demek ki, iki Okyanus arasında bir bağlantı yoktu. Atlantik?i aşıp Büyük Okyanus?a geçmek olanaksızdı. Arada koca, aşılmaz bir kıta vardı. Dönemin inanışı bu idi. Oysa Macellan ve Faleiro bunun tersini kanıtlayacaklarını, devamlı batıya giderek Hint adalarına ulaşabileceklerini ve pasoyu bulabileceklerini iddia ediyorlardı. Portekiz?de bu fikirlerine destek bulamayıp aşağılanınca İspanya?ya gider ve İspanya Kralı?nı bu işe ikna ederler. Burada başarılı olmalarının nedeni tamamen Portekiz?in elinde olan Baharat Adaları yoluna alternatif bir yol buldukları taktirde Portekiz?in üstünlüğüne son verecek olmalarıdır. Yani İspanya için büyük bir fırsattır bu. Macellan yapısındaki bir yaratıcı ülkesinin en büyük rakibi olan İspanya Kralı?nın emrine girmekte tereddüt etmez. Uzun ve entrikalı bir hazırlık göneminden sonra, Portekiz?in tüm engelleme çabalarına rağmen Macellan 20 Eylül 1519?da beş gemilik bir donanmayla okyanusa açılır: Trinidad (Amiral Gemisi), Santiago, Conception, San Antonio ve seferi tamamlayabilecek tek gemi olan Victoria…

İnsanlık tarihinin en büyük serüveni böyle başlar. İkiyüz atmış beş mürettebatın katıldığı büyük devrialemden geriye, üç yıl sonra, sadece bir gemi (Victoria) ve on sekiz adam dönebilir. Olayların bize aktarılabilmiş olması şansını ise, dönenler arasında vakanüvis, gezgin, maceraperest ve bir Rodos Şövalyesi olan ve günlük yazmayı asla aksatmayan sempatik yazar Pigafetta?nın da olmasına borçluyuz.

Dünyanın yuvarlak olduğunu, devamlı batıya giderek yola çıkılan yere varılabileceğini, Amerika kıtasından Büyük Okyanus?a bir geçit olduğunu (Macellan Boğazı) olağanüstü bir irade ve kahramanlık sergileyerek başaran Macellan insanlık tarihinin yetiştirdiği en büyük kaşiflerden biridir. Gel gör ki o, aynı zamanda dünyanın en büyük kaybedenidir. Çünkü, eserini ortaya koyduğu anda, başarısı kanıtlandığı, ilk fetihlerini yapıp krallığını bulduğu sırada, binbir serüvenden, isyandan, çatışmadan, fırtınadan, aylar süren okyanus açlıklarından sağ salim çıktıktan sonra basit bir çatışmada, haritada ancak büyüteçle görebileceğimiz bir adada saçma sapan bir tedbirsizlik sonucunda çapul yerliler tarafından tesadüfen öldürüldü. Başardığı anda öldü. Dünyanın en zor keşfini yaptığı ortaya çıktığı, servet, şöhret ve liyakatın hepsini birden kazandığı anda bir hiç uğruna öldü. Zaferin tadını çıkaranlar yolda ona ihanet eden, keşfin gerçekleşmemesi için isyan çıkaran, ona muhalif olan İspanyol Amiraller oldu. Bu şekilde o, tüm zamanların en büyük kaybedeni olarak anılmayı hakkıyla ?kazanmış?(!) bir büyük insan olarak tarihe geçti.

Kaybedenin laneti bununla bitmedi. Hayatın bazı kişilere ne denli nekes, özellikle de en büyük yaratıcılara ne kadar zalim davrandığının bir kanıtı olarak olayların sonrasını da büyük edebiyatçı Zweig ve onu taktire şayan bir çeviri ile Türkçe?ye kazandıran Zehra Aksu Yılmazer?in kaleminden dinleyelim:

…/..

Daha da trajik olan şudur: Macellan?ın uğruna bütün bu kişileri ve kendini feda ettiği girişimi de boşa çıkmışa benzer. İspanya?ya baharat adalarını kazandırmak isteyen Macellan, hayatını ortaya koymak pahasına başarılı da olmuştu, ama onun kahramanca bir görev olarak başlattığı şey, acınası bir simsarlıkla son bulur: İmparator Karl Baharat Adaları?nı üç yüz elli bin duka karşılığında Portekizlilere geri satar. Macellan?ın batıya açılan yolu pek az kullanılır, keşfettiği boğaz ne para getirir ne de kazanç. Felaketler Macellan?a güvenenlerin peşini ölümünden sonra da bırakmamıştır; gözüpek girişimini tekrarlamak isteyen hemen hemen bütün İspanyol filoları Macellan Boğazı?nda başarısızlığa uğrarlar; bir süre sonra da denizciler bu boğazdan uzak durur, Patagonya?nın karanlık fiyortlarına girmektense, mallarını uzun kervanlarla Panama Kanalı üzerinden taşımayı tercih ederler. Keşfini tüm dünyanın coşkuyla kutladığı Macellan Boğazı, tehlikeli olması nedeniyle sonunda o kadar gözden düşer ki, daha aynı kuşakta bile tümden unutulur ve yeniden bir mit haline gelir. Macellan Boğazı o kadar unutulur, o kadar efsaneleşir ki, yarım asır sonra korkusuz korsan Francis Drake boğazı güvenli bir korsan yatağı haline getirecek batı kıyısındaki İspanyol sömürgelerine buradan bir atmaca gibi saldırıp gümüş gemilerini talan edebilecektir. Burayı ancak o zaman anımsayan İspanyollar, Hint Adaları?ndan başka korsanların da gelmesini engellemek için alelacele bir kale inşaa ederler. Fakat Macellan?ın izinden gidenler felaketlerden kurtulamaz. Kralın görevlendirdiği Sarmiento?nun filosu boğazda batar, kurduğu kale harap olur ve kalenin adı Porto Hambre, Açlık Kalesi, açlıktan ölen sömürgecilerin dehşetle anımsanmasını sağlar. Macellan?ın Avrupa?nın doğudan sonra en büyük ticaret yolu olacağını hayal ettiği boğazdan bir iki balina avcısı, ara sıra da cüretkar bir gemiden başka geçen olmaz. Ve 1913 yılının son baharında Washington?da Başkan Wilson, Panama Kanalı?nın kapaklarını açan ve Pasifik ile Atlantik Okyanusu?nu sonsuza dek birleştiren elektirikli bir düğmeye bastığında Macellan Boğazı tümden gereksiz hale gelir.

…/..

Macellan?ın yolunu bekleyenlerin hali bambaşka bir trajedidir. Karısı ve iki oğlu Victoria Sevilla limanına ulaşamadan ölmüştür. Fethettiği ülkelerden dolayı hakettiği miras ve geliri alacak hiçbir yakını hayatta kalmamıştır. Seferin onurunu Basklı bir asilzade olan ve devrialem esnasında Macellan?a isyan başlatan grubun elebaşlarından olan Del Cano?ya maledilmeye çalışılmıştır. Portekiz kralının hizmetinden ayrılmış ve İspanya kralının hizmetine girmiş Macellan, insanlığın düşleyebileceği en büyük keşiflerden birini yapmış olmasına rağmen hep dışlanmaya çalışılmıştır. Macellan Boğazı keşfedilmek üzereyken donanmadan kaçan ve geri dönen San Antonio?nun isyankar kaptanları bile onurlandırılmıştır. Macellan trajik bir karakter olarak bir yaratıcının uğrayabileceği tüm haksızlıklara istisnasız uğrayarak bütün zamanların en büyük kaybedeni olmuştur.

Bu görkemli ve fakat hazin öyküyü altın kalpli kahraman yazar, Rodos Şövalyesi Pigafetta olmasa sonsuza kadar bilemeyecektik.

Kimbilir belki de insanlık Macellan kadar ?şanslı?(!) olmayan nice değerlere onurunu teslim edememiş, kimbilir ne haksızlıklar etmiştir. Belki de Macellan?ın yitirdikleri karşısında yüzyıllar sonra kazandığı onur, bir edebiyatçıyı seyrüseferinde yanında taşımayı akıl edebilmesinden dolayıydı… Bunu bilmek ne güzel…

Yazan: Hikmet Temel Akarsu

Kitabın Künyesi
Dünyanın Çevresini Dolaşan İlk İnsan Macellan
Stefan Zweig
Biyografi
Çeviren: Zehra Aksu Yılmazer
Kabalcı yayınları
277 sf.

Yorum yapın

Daha fazla Biyografi Kitapları
Akıntıya Karşı… Behice Boran – Güzella Bayındır

Bu kitap, SineGöz Film Atölyesi?nin ?Akıntıya Karşı... Behice Boran: Tek Başına Bir Koro? film çalışmasından yola çıkarak hazırlandı. Kitabın ekinde...

Kapat