Mutluluk / Bir hayal mi yoksa beyin kimyası mı?

Dünya genelinde yapılan araştırmalar, mutluluğun soyut bir kavramdan çok öte, birçok fiziksel etken neticesinde ortaya çıkan bir duygu durumu olduğunu ortaya koyuyor. Bu duygu, beyin kimyasallarının ve fiziksel durumumuzun doğrudan bir etkisi gibi görünüyor.
Mutluluk, hakkında oldukça fazla düşünülen ve herkesçe arzulanan bir olgu. Felsefi yaklaşımlar bir yana, mutluluğa ulaşmak için bazı nörokimyasal ve fiziksel mekanizmaların iyi işlemesi gerekiyor. Beyin kimyasında meydana gelen bozulma ve yetersizlikler, koşullar ne olursa olsun, bir insanın mutlu olmasına engel teşkil edebiliyor.

Pozitif psikoloji ve mutluluk alanında yapılan araştırmalar mutlu bir insanı genellikle neşe, ilgi ve gurur gibi sık yaşanan olumlu duyguları ve üzüntü, anksiyete (kaygı bozukluğu) ve öfke gibi daha az yaşanan olumsuz duyguları deneyimleyen biri olarak tanımlar. Mutluluğun, yaşamsal tatmin, hayatın takdiri ve keyif anlarıyla ilişkili olduğu söylenir; fakat genel olarak bu, duyguların olumlu biçimde deneyimlenmesiyle ilgilidir.

“Mutlu bir insan”, diğer herkes gibi duyguların çeşitli biçimlerini deneyimler ancak olumsuz olanları deneyimleme sıklığı farklılık gösterebilir. “Mutlu insanların”, algıları farklı bir şekilde işlediği ya da başkalarının yapamadığı bir şekilde anlam bulabildikleri için, çok fazla olumsuz duygu yaşamaması mümkündür. Aslında, “mutlu insan” ifadesini kullanmak da muhtemelen yanlış çünkü bu tanım, doğal olarak mutlu olduklarını veya hayatlarında daha çok olumlu şeylerin gerçekleştiğini varsayar.

MUTLULUK ÖLÇÜLEBİLİR Mİ?

Mutluluk soyut bir kavramdan fazlasıdır; onu cebinize koyamaz ve daha sonrası için saklayamazsınız da. Peki, gerçekten de ölçülebilir ve bilimsel olarak çalışılabilir mi? Yanıt, evet. Araştırmacılar, mutluluk durumumuza ilişkin samimi bir kişisel-rapor aracılığıyla bunu yapabileceklerini düşünüyorl.

Asya Psikiyatri Dergisi’nde yayımlanan 2015 tarihli bir araştırma, 403 lise öğrencisi örneğinde öğrencilerin mutluluğunu ve psikolojik olarak ne kadar iyi hissettiğini ölçmüştür. Öğrencilerin genel sağlık durumu, mutluluk, kendine-yeterlik, maruz kalınan stres, umut ve yaşamsal tatmin durumları, kendileri tarafından bildirilen yazılı anketler aracılığıyla ölçüldü.

Araştırma neticesinde, mutluluk ve psikolojik açıdan iyi hissetme arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varıldı. Araştırma sonucuna göre, “İyi ilişkilere sahip olan ve sosyal etkinliklere katılmayı sevdiklerini bildiren öğrenciler daha olumlu bir ruh sağlığı durumu gösterdi.”

MUTLULUĞUN KİMYASI

1. Endokanabinoidler: “Mutluluk molekülü” adı verilen endokanabinoidler, kanabinoid sisteminin CB-1 ve CB-2 reseptörleri üzerinde çalışır. Anandamide, en çok bilinen endokanabinoiddir. İlginç bir şekilde, kenevir bitkisinden en az 85 farklı kanabinoid izole edilmiştir. Bunların her biri, kanabinoid sisteminin farklı bir kilidine giren ve çeşitli şekillerde algı ve bilinç durumlarını değiştiren bir anahtar gibi davranır. Endokanabinoidlerin birçok varyasyonunu kendimiz üretebiliriz ancak nörobilimcilerin onları izole etmesi onlarca yıl gerektirir.

Nisan 2012’de yayımlanan ve Arizona Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, endokanabinoidlerin büyük ihtimalle koşucuların yaşadığı sarhoşluk hissinin sebebi olduğunu ileri sürüyor. Bu çalışma, hem insanlarda hem de köpeklerde sürekli fiziksel hareketi takiben endokanabinoidlerin anlamlı bir oranda arttığını gösteriyor.

2. Dopamin: “Ödül molekülü.” Dopamin, ödül odaklı davranış ve zevk arayışından sorumludur. Her ödül arayışı davranışı, beyindeki dopamin iletiminin seviyesini artırıyor. Bir dopamin dozu almak istediğinizde, bir hedef belirlemek ve başarmak yeterli oluyor.

Bağımlılık yapan bazı ilaçlar, doğrudan dopamin sistemine etki eder. Bunların bir kısmı, beyindeki bu kimyasalları sinaptik aralıkta daha uzun bırakarak dopamin geri alımını bloke eder. Dışadönük veya ilgisiz kişilik tiplerine sahip insanların, içe dönük kişiliğe sahip insanlardan daha yüksek dopamin seviyelerine sahip olduklarına dair kanıtlar bulunur. Daha fazla dışa dönük ve engellenmemiş hissetmek için, günlük yaşamda dopamin sevisini artırmaya çalışmak, kimi hedefler belirleyerek ve bunları gerçekleştirerek beyni düzenli olarak dopaminle doldurmak gerekir.

3. Oksitosin: “Bağlanma molekülü.” Oksitosin, insani bağlantılarla doğrudan ilişkilidir; güven ve sadakati artıran bir hormondur. Bazı çalışmalarda, yüksek düzeydeki oksitosinin romantik bağlılıkla ilişkisi keşfedilmiştir. Fiziksel temasın olmaması oksitosini azaltır ve tekrar bu kişiyle bağ kurulması ihtiyacını hissettirir. Ancak oksitosinin kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de aynı etkiye sahip olup olmadığı konusunda bazı tartışmalar buluyor. Erkeklerde, vazopressin (oksitosine oldukça benzeyen bir molekül) asıl “bağlanma molekülü” olabilir. Fakat yine de, en temelde, bedensel temas, aşk, sevgi, yakınlık ve mutlu hissetmenin anahtarlarından biridir.

Dijital çağda, birçok insanın telefonlar ve sosyal platformlar üzerinden sosyalleşmeye çalıştığı bir ortamda, toplum bağları ve “aile” ilişkilerini korumak her zamankinden daha önemli. Bir spor salonunda, arkadaş ortamında ya da koşucu bir arkadaşla birlikte çalışmak, bu insani bağları sürdürmek ve oksitosin salmak için ideal bir yoldur.

2003 yılında yapılan bir çalışmada, “sarılmayla” geçen bir zamanın ardından hem köpek hem de sahibinin oksitosin seviyelerinin yükseldiği gözlemlenmiş. İnsan ve köpekler arasındaki güçlü duygusal bağ, oksitosin için biyolojik bir temel oluşturabilir. Sevgiyi paylaşacak ve oksitosini artıracak başka bir insan yoksa, sevdiğiniz bir hayvan da aynı molekülü salgılatabilir.

4. Endorfin: “Ağrı kesici molekül.” Endorfin ismi “vücudun kendisinin ürettiği morfin” anlamına gelir. Endorfinler opiatları (rahatlatıcı, sakinleştirici) kimyasal yapılarına benzetir ve analjezik özelliklere sahiptirler. Cinsel tatmin ve orgazm hissi, endorfin salgılamak için en doğal yollardandır.

Klinik araştırmacılar, 1999 yılında, akupunktur iğnelerinin belirli vücut noktalarına yerleştirilmesinin endorfin üretimini tetiklediğini keşfettiler. Başka bir çalışmada, akupunktur uygulandıktan sonra serebrospinal (bir beyin salgısı) sıvıda daha yüksek seviyelerde endorfin tespit edildi. Akupunktur, endorfin salınımını uyarmanın en kolay yollarından biridir.

5. GABA: “Kaygı önleyici molekül.” GABA, nöronların ateşlenmesini yavaşlatarak sakinlik hissi yaratan inhibitör bir molekül. GABA’yı yoga, meditasyon ya da gevşeme egzersizleriyle doğal yollardan artırmak mümkün. Benzodiazepinler (Valium ve Xanax vb) türü ilaçların birçok yan etkisi ve bağımlılık riski bulunur ancak hâlâ yaygın olarak reçete edilmekteler.

“Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp Dergisi”nde yayınlanan bir çalışma, 60 dakikalık bir yoga seansının ardından, yogiler arasında GABA düzeylerinde yüzde 27’lik bir artış tespit edildiğini ortaya koyuyor. Çalışma, yoganın doğal GABA seviyelerini artırabileceğini düşündürtüyor.

6. Serotonin: “Güven molekülü.” Serotonin vücudumuzda o kadar çok farklı rol oynar ki onu tek bir ifadeyle anlatmak gerçekten çok zor. Yüksek serotonin ile reddedilme hassasiyeti arasındaki bağlantı, insanların benlik saygısını artırır, kendini değerli görme duygularını yükseltir ve çevresindeki olaylara dâhil olma güvenini sağlar. Serotonini artırmak için, kendimize düzenli biçimde meydan okumak ve amaç, anlam ve başarı duygusunu pekiştiren şeyleri takip etmek gerekir. “Başardım!” diyebilmek, benlik saygısı yaratan, güvensizlik hissini azaltan ve daha fazla serotonin salgılanmasını sağlayan davranışları güçlendirecek bir geri bildirim döngüsü üretir.

Bilim insanları, duygudurum bozukluklarında serotoninin rolünü henüz tam olarak anlamıyorlar; bu nedenle, en iyi şekilde çalışacak bir reçeteli ilaca ihtiyaç duyulan durumlarda, güvenilir bir psiko-farmakologla yakın bir şekilde çalışmak çok önemli. Ayrıca, bu alanda kullanılan ilaçların birkaç hafta sonra işe yaramaya başlaması gerçeği, etkilerinin nöronlar ile de ilgili olabileceğini ve bunun da yeni nöronların büyümesinden kaynaklandığını düşündürmekte. Bu bulgular, anti-depresanların her bireyin beyninde çalışma biçiminin büyük ölçüde farklı olduğunu ve bilim insanları veya araştırmacılar tarafından tam olarak anlaşılmadığının da bir göstergesi.

7. Adrenalin: “Enerji molekülü.” Teknik olarak “epinefrin” olarak bilinen adrenalin, mücadele veya esrime/sarhoşluk hissi mekanizmasında büyük rol oynar. Epinefrin salınımı canlandırıcıdır ve enerjide bir dalgalanma yaratır. Adrenalin, kalp hızında, kan basıncında bir artışa neden olur ve daha az önemli kan damarlarının daralmasına ve daha büyük kaslara kan akışının artmasına yol açar.

Bir “adrenalin atağı”, sıkıntılı zamanlarda veya korkutucu durumlarla karşı karşıya kaldığımızda yaşanır. Bizi korkutan veya tehlike altında hissettiren bir duruma iten şeyleri tekrarlayarak, bilinçli biçimde de tetiklenebilir. Ayrıca kısa ve hızlı nefes almak ve hızlı kasılma hareketleri yaparak da adrenalin atağı tetiklenebilir.

Bir adrenalin dalgası, insanlara kendilerini oldukça canlı hissettirir. Sıkıntı, halsizlik ve durgunluk hisleri karşısında etkili bir panzehir olabilir. Risk almak ve konfor bölgenizden ayrılarak sizi zorlayan ürkütücü faaliyetler gerçekleştirmek, insani potansiyelinizi en üst düzeye çıkarmanın da anahtarıdır.

GENETİK ETKENLER

Son yıllarda insan psikobiyolojisine ilişkin olarak yeni bir araştırma dalı ortaya çıktı: Esenliğe ve mutluluğa genetik bir yaklaşım. İkizlerle yürütülen çalışmalarda, genetik etkenlerin mutluluğun yüzde 35 ilâ 50’si için geçerli olduğunu öne süren araştırmalar yapıldı.

Kapsamlı bir araştırmada, “Çok Boyutlu Kişilik Anketi”nin “İyi Hissetme Ölçeği” kullanılarak, orta yaştaki binlerce ikizin doğum kaydı temelli bir örneğinde mutluluk (öznel iyi oluş) seviyeleri ölçüldü. Sosyoekonomik statü, eğitim düzeyi, aile geliri, medeni durum, inançsal durum, refah düzeyindeki değişimlerin yaklaşık yüzde 3’ünden fazlasını oluşturmuyor. Bununla birlikte, iyilik durumundaki değişimlerin yüzde 44 ilâ yüzde 52’sinden genetik varyasyonların sorumlu olduğu keşfedildi.

Ne tür genetik mekanizmaların insanı mutlu ettiği, bu alanda önemli bir soru. Mutlulukla bağlantılı özel genler bulmak zor bir iş; ancak yakın zamanda moleküler genetikte yaşanacak ilerlemeler, nörobiyolojinin mutluluğun belirleyicilerini tespit etmesi için yeni yollar açabilir.

FİZİKSEL SAĞLIKLA İLİŞKİSİ

Tıbbi ve psikolojik bulgular, yaşamsal olaylara karşı olumlu duygusal tepkilerin, fizyolojik özelliklerle çeşitli şekillerde bağlantılı olabileceğini düşündürüyor. Bu nedenle, çeşitli çalışmalar fiziksel sağlık ve mutluluk arasındaki ilişkiyi araştırmaya devam ediyor.

Son zamanlarda sonuçlanan birkaç çalışma, bireylerde olumlu duygudurumun fiziksel sağlığın güçlü bir ön göstergesi olduğu ve pozitif duygudurum ile fiziksel sağlık arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna vardı. Araştırmacılar, mutlu hisseden insanların uzun bir yaşam sürdüğünü belirtiyorlar. Mutlu insanlar, diğerlerine göre daha sağlıklı (kilo kontrolü ve pratiği) yaşarlar. Dahası, mutlu insanlar, riskli davranışlardan daha fazla kaçınır.

Olumlu duygudurum ve mutluluk hissi, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar ve şişmanlık gibi bazı sorunların azalmasıyla ilişkilendiriliyor. Araştırmacılar, kilo ve metabolizmayı yöneten beyin bölgeleri ile biliş ve duyguları kontrol eden alanlar arasında güçlü bir ilişki saptıyorlar. Şişmanlık, muhtemelen depresyon açısından bir risk faktörü ve yaşam kalitesini önemli ölçüde azaltıyor.

Araştırmacılar, ayrıca, mutlu toplumlarda hipertansiyon oranının düşük olduğunu da keşfettiler: Korku, öfke ve mutluluk gibi özel duyguların, psikopatolojide ve kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde açık ve önemli bir rol oynadığı sonucuna vardılar.

Son zamanlardaki çalışmalar, mutlu hisseden insanların kanserle mücadelede daha başarılı olabildiğini ve hayatta kalma oranının artabildiğini gösteriyor. Bazı araştırmacılar, kanser hastalığıyla mücadele eden bireylerdeki olumlu duyguları arttırmak için müzik terapisi kullanıyor ve müzik terapisinin kanserle başa çıkmada önemli bir etkiye sahip olduğu görüşünü savunuyorlar.

Fiziksel sağlık ve çekicilik hissi de mutluluk üzerinde etkili ve mutluluğu içerecek şekilde önemli bir faktör gibi görünüyor.

Tarkan Tufan
(gazeteduvar.com.tr)

Kaynaklar:

https://www.psychologytoday.com/us/blog/the-addiction-connection/201506/whats-your-definition-happiness

http://www.thepositivepsychologypeople.com/happiness-happiness-mean/

https://www.huffingtonpost.com/entry/what-is-happiness_us_57b9df84e4b029a9a4667a02

https://journal.thriveglobal.com/the-brain-chemicals-that-make-you-happy-and-how-to-trigger-them-caa5268eb2c

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4449495/

Yorum yapın

Sitemizi sürdürebilmek için reklam gösterimine ihtiyacımız var.

Sitemizin içeriği ile ilgilendiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Afiş, Flash, animasyon, iğrenç ses veya açılır pencere reklamımız yok. Bu sinir bozucu reklam türlerini uygulamıyoruz!

Lütfen www.insanokur.org'u reklam engelleme listenizden çıkarırsanız seviniriz.

Close
Daha fazla Psikoloji
Modern Dünya’nın Dehası – 3 – Sigmund Freud (Video Belgesel)

Kapat