Neoliberalizm ile faşizm arasındaki bağlantı – Henry A. Giroux

Mark Karlin: Yeni kitabınız “Amerikan Kâbusu: Faşizmin Meydan Okuyuşuyla Yüzleşme”de neoliberalizm ile faşizm arasında bir bağlantı olduğunu savunuyorsunuz. Bu bağlantıya değinebilir misiniz?

Henry A. Giroux: Aslında, iki terimi, hem bir proje hem de hareket olarak tanımladığım “neoliberal faşizm” tabirinde bir araya getiriyorum. Neoliberalizm, demokrasinin en değerli ilkelerinin altını oyarken, etkili kurumlarını yok etmese bile zayıflatan kolaylaştırıcı güçtür. Bu, Sheldon Wolin’in, demokrasiden devrimci bir kopuş teşkil eden totaliter hayal olarak adlandırdığı şeyin bir parçasıdır. Bu, devlet egemenliğinin yerini şirket egemenliğinin ve korku kültürünün aldığı; güvensizliğin ve güvencesizliğin yürütme yetkisini ve cezalandırıcı devletin yükselişini harekete geçirdiği bir faşizm biçimidir. Sonuç olarak, neoliberalizm, gangster kapitalizmin bir biçimi olarak, faşizm altında onaylanan ve üretilen ideolojik mimarinin, zehirli değerlerin ve ırkçı toplumsal ilişkilerin açığa çıkması için verimli bir zemin sağlar. Neoliberalizm ve faşizm, kapitalizmin en kötü aşırılıklarını faşist ideallerle birleştiren, rahat ve karşılıklı olarak uyumlu bir proje ve harekette bağlanır ve ilerler: Savaşa saygı, akıl ve gerçekten nefret; aşırı milliyetçilik ve ırksal saflığın popülist kutsanışı; özgürlüğün ve fikir ayrılığının baskılanması; yalanları teşvik eden bir kültür; aşağılama gösterisi ve diğerlerinin şeytanlaştırılması; bir çöküş söylemi; vahşi sömürü ve nihayetinde heterojen biçimlerde devlet şiddeti. Toplumsalın tüm izlerinin yerini bireyciliğin idealleştirilmesi alıyor ve her türlü sorumluluk bireysel aktörlere indirgeniyor. Neoliberalizm, başarısız bir demokrasi yaratıyor ve bunu yaparken istisnai bir durumu olağanüstü hale dönüştürmek için faşistlerin korku ve terör söylemini geliştiriyor. Bir proje olarak, demokrasinin tüm ana kurumlarını yok ediyor ve iktidarı finansal elitin ellerinde topluyor. Bir hareket olarak, kitlesel ekonomik eşitsizlik ve ıstırap üretiyor ve bunu meşrulaştırıyor; kamu mallarını özelleştiriyor; temel devlet kurumlarını ortadan kaldırıyor ve tüm toplumsal sorunları bireyselleştiriyor. Buna ek olarak, siyasal devleti şirket devletine dönüştürüyor ve eleştirmenleri sansürler ve onlarla alay ederken eleştirel basını ve medyayı itibarsızlaştırmak ve sivil özgürlükleri zayıflatmak için denetim, militarizm ve “yasa ve düzen” araçlarını kullanıyor. Dahası, neoliberal faşizme oldukça özgün olan şey, gençlere yönelik agresif savaşı, özellikle siyah gençlere, kadınlara karşı savaşı ve gezegeni yağmalaması.

Ayrıca, kültürel aygıtların kurumsal denetimi; halka şiddetin, toksik ve banal illüzyonların, piyasa odaklı değerlerin kutsanışının ve şöhret kültürüne fos bir saplantı ve tapınmanın sonsuz gösterisini sunuyor. Sosyal devletin çöküşüyle, cezalandırıcı neoliberal faşist devlet, aslında, evsizlik ve yoksulluk gibi toplumsal sorunların ifadesi olan bir dizi davranışı suç haline getirerek tam güç ortaya çıkıyor. Hapishane modeli ve devlet destekli şiddet ve hukuksuzluk; gençlik, renkli insanlar, kayıtsız göçmenler ve elden çıkarılabilir tüm diğerlerine karşı şimdi fütursuzca uygulanıyor. Temel sosyal hizmetleri, ihtiyaç duyulan altyapıyı ve temel kamu mallarını yok eden neoliberal politikaların, korkunç bir şekilde ortaya çıkardığı muazzam eşitsizlik; beyaz üstünlük ideolojisini, devlet şiddetini ve otoriter inançları kucaklamaya gönüllü yakın zamanda uyarılmış popülizme açık kolektif öfke ve kine kötü bir dönüşü hızlandırmak için verimli bir zemin sağlıyor. Neoliberalizm yeni bir faşizmin yüzüdür. Hem ABD’de hem de yurtdışında onlarca yıllık neoliberal kâbustan sonra faşizmin harekete geçirici tutkuları açığa çıktı ki bu 1930’lardan ve 1940’lardan beri gördüğümüz her şeyden farklı. İleri kapitalizm, gerçek demokrasinin tüm izlerini yok etti, kitlesel ekonomik sıkıntılar üretti, korku ve katartik zalimliğin birleşiminden faydalandı ve “elden çıkarılabilir” olarak düşünülenleri amaçlayan vahşi kanunsuzluğu teşvik etti. Kapitalizm ve demokrasinin aynı şey olduğunu reddetme, demokratik sosyalizmin vaatlerine inancı yenileme, farklı toplumsal hareketlerin birliği etrafında yeni politik oluşumlar yaratma ve eğitimi politikanın kendisinin merkezine koyma ihtiyacını ciddiye alma zamanıdır. Walter Benjamin’in bize hatırlattığı gibi, faşizm genellikle başarısız demokrasilerin ürünüdür ve neoliberalizmin egemenliği altında, sadece işlevsiz bir demokrasinin tam ortasında değiliz. Fakat refah ve iktidar anlamında muazzam eşitsizlikler üreten ve canlı bir demokratik toplum için hayati olan her şeye saldırganca savaş açan tekelci iktidarın küstah modellerine kendini adamış gangster kapitalizmin aşırı bir biçiminin pençesindeyiz.

[truthout.org’daki İngilizce orijinalinden Banu Servetoğlu tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here